İkinci İmam, Hasan Mücteba (A.S)

Âl-i Aba’nın cömert zatı ve tertemiz Ehlibeyt’in efendisi ve ikinci imam olan Hasan (a.s), hicretin ikinci yılında dünyaya gelmiş ve dünyanın ziyneti olmuştur. Künyeleri “Ebu Muhammed” olup, cennet hatunu Fatıma-ı Zehra’nın ilk evlâdıdır.

Emirü’l-Müminin Ali (a.s) şöyle buyurmuştur:

“Hasan, yaratılış ve ahlâk bakımından, peygam-berlerin efendisi olan dedesi Resulullah’a benzi-yordu.”

 Resulullah (s.a.a) defalarca hadis-i şerifinde şöyle buyurmuştur:

“Bu iki oğlum Hasan ve Hüseyin, cennet gençlerinin efendileridir.”

Fakat biz burada İmam Hasan Müçteba’nın şan ve şerefi hakkında rivayet edilen hadisleri ve nazil olan apaçık ayetleri zikretmeyeceğiz. O hazret hakkındaki ayet ve hadisleri nasıl zikredebiliriz ki; oysa Kur’ân’ın çeyreği, yani dörtte biri bu nübüvvet ve imamet ailesinin fertlerinin faziletleri hakkında nazil olmuştur. Defalarca dediğimiz gibi, burada amacımız faziletleri saymak değil, nübüvvet ve imamet ailesinin fertleri olan bu yüce ailenin hak ve hukukunu teşrih ve muhakeme etmektir; bu nedenle kısaca değinip geçmek zorundayız.

Evet, Emirü’l-Müminin Ali (a.s) şahadete ulaşınca kendi vasiyeti üzerine, İmam Hasan ve İmam Hüseyin, o hazreti geceleyin gizli bir şekilde, sadece kendilerinin bildiği bir yerde defnettiler. Bunu müteakiben halk Hz. Ali tarafından vasiyet edilen İmam Hasan’a biat ederek o hazreti halife tayin etti.

Burada şunu hatırlatmayı gerekli görüyorum ki, imametle hilâfet arasında birçok farklar vardır. Evet, imamet zahiri hilâfetten farklı olduğu gibi zahiri hilâfet de imametten farklıdır. Zahirî hilâfet hükümettir; imamet ise peygamberliğin mirasçısıdır. Zahirî hilâfete yüz binlerce kişi ulaşmıştır; fakat imamet, Fatıma-ı Zehra’nın evlâtlarından on bir kişi ve bunların babaları Ali b. Ebutalip’ten ibaret olan sadece “on iki” kişiye hastır…

Evet, cemaat İmam Hasan’a (a.s) Allah’ın Kitabı, Re-sulullah’ın (s.a.a) sünneti ve düşmanlarla cihat etme şartı ile biat ettiler. Fakat işin sonundan haberi olan İmam Hasan (a.s) cemaatin sözlerinde durmayıp şartlarından döneceklerini biliyordu. Böylece kırk bin kişilik bir ordu toplanıp İmam’ın itaatinden çıkan hakkın düşmanı Muaviye b. Ebu Süfyan üzerine hareket ettiler.

Medain denilen bölgeye ulaşıldığında, orduda bir düzensizlik baş gösterdi; hatta bir bedbahtın eliyle İmam Hasan (a.s) yaralandı. Böyle bozuk ve müsait olmayan bir durum sonucu İmam Hasan zahiri hilâfeti terk etmek zorunda kaldı… Çünkü İmam, böyle düzensiz ve disiplinsiz bir orduyla düşmana karşı koyacak olsaydı, bütün Ehlibeyt’in ve özel taraftarlarının ortadan kaldırılacaklarını kesin olarak biliyordu; işte bu nedenle zahiri işleri düşmana bıraktı.

İmam Hasan (a.s), Muaviye ile sulh edince, anlaşılan şartların hiçbirine Muaviye uymadı. Bu şartların en önemlisi, Muaviye’nin ölümünden sonra hilâfetin yine asıl yerine dönmesiydi.

Muaviye’nin bu şartlara uymayacağı açıktı. İşte bu nedenle Amr b. As’ın hilesiyle İmam Hasan’ı (a.s) camiye da-vet edip minbere çıkmasını rica etti. Muaviye’nin bu hareketten maksadı, İmam Hasan’ın (a.s) minberde Muaviye-nin hilâfetinin hak olduğunu ikrar ettiğini cemaate göstermekti. Fakat zamanın imamının dilinden hak ve hakikate aykırı bir şeyin dökülmeyeceği açıktı. Dolayısıyla İmam minbere çıkıp Allah’a hamdüsena, Resulü’ne salât ve selâmdan sonra hilâfet ve imametin miras ve vasiyet yoluyla kendisine intikal eden meşru hakkı olduğunu ve kendisinin Muaviye ile sulh etmeye mecbur edildiğini beyan ederek buyurdu ki:

“Eğer Muaviye ile savaşacak olsaydım, Resu-lullah’ın (s.a.a) Ehlibeyt’inin temeli bütünüyle kazınır, özel dostlarımız ortadan kaldırılırdı. Muavi-ye hilâfete lâyık değil, aksine gasıp bir kişidir…”

Bu hak sözü işiten Muaviye ve batıl taraftarları rahatsız olup İmam’ı minberden aşağı çekip yere düşürdüler. Bunun sonucunda İmam’ın başı caminin direğine çarparak yaralandı… O günden itibaren Muaviye, Resulullah’ın (s.a.a) ciğer paresi olan o hazreti şehit etmek için çaba harcadı.

Muaviye, Hıristiyan bir kişi olan özel tabibi İbn-i Asal’ın elmas parçasından hazırladığı zehri Medine valisi Mervan b. Hekem’e göndererek onu İmam’a içirmesini emretti. Mervan da İmam’ın zevcelerinden olan sefil Cu’-de’yi aldatarak Muaviye’nin gönderdiği altınlarla zehiri ona verdi ve Muaviye’nin, kendisini oğlu Yezid’e alacağını söz verdiğini de ona bildirdi. Cu’de zehiri alarak Fa-tıma-ı Zehra’nın (a.s) ciğer paresi olan o yüce zata içirdikten sonra İmam (a.s) kırk gün yürek yakıcı açılar çekerek şehid oldu… Ümmete farz olan Resulullah’ın saygısı bu mudur?!!!

İmam Hasan (a.s) birkaç defa zehir vermişlerse de etkili olmamıştı. Zalimler İmam’ın bir yerde rahat oturmasına bile engel oluyorlardı. Sonunda İmam (a.s) Medine-i Münevvere’den hicret etmeye mecbur oldu. Birkaç defa Musul’a ve Şam’a gitmiş, fakat zalim ve fasık Muaviye ve taraftarları İmam’ın peşine adamlar gönderip yemeğini zehirlemişlerdi. Sonunda Resulullah’ın (s.a.a) ciğer paresinin, Allah’ın nazar ettiği tertemiz kalbini yürek yakıcı zehirle parça parça ettiler. Allah’ın lâneti zalim kavmin üzerine olsun.

Şaşırılacak şey şu ki, bizim Ehlisünnet ulemasının inançlılarından bir grubu Muaviye gibi bir gaddarın, o zalim ve Ehlibeyt düşmanı olan habis kişinin taraftarı olup onun bütün kabahat ve çirkinliklerine birtakım mazeretler getirmişlerdir; Muaviye’nin bu küfrane girişimini Yezid’e istinat ederek onu temize çıkarmak istemişler ve zavallılar bu girişimlerinde dünya ve ahiretleri için hiçbir menfaatin olmadığını idrak etmemişlerdir.

Biz Muaviye’nin kim olduğu, Resulullah’ın (s.a.a) Ehlibeyti’ne ne kadar düşmanlık ettiği, İslâm’da ne kadar bidatler ve küfürler çıkardığı hususundaki delillerimizi ve muhakememizi, bu konuda telif ettiğimiz “İrşad-ı Hamze-vî” adlı kitabımızda bütün ayrıntılarıyla kaydedip ispatlamışızdır. Fakat şimdiye kadar bu kitabı bastırmaya muvaffak olamadık.

Muaviye’nin bu cinayetini ve İmam Hasan Müçteba’yı (a.s) zehirlediğini bütün tarih kitaplarında görmek mümkündür. Fakat biz hak ve muhakeme erbabına, “Minen-u Kebir-i Şa’ranî, Uyûnu’l-Enbiya, Sefinetu’r-Rağıb, Mürû-cu’z-Zeheb, el-Beyan-u ve’t-Tebyin, Ağani Kebir, Haya-tu’l-Heyevan, Kamusu’l-İslâm, Fıtratu’l-İslâm, İkdu’l-Ferid, Şerh-u Nehci’l-Belâğa (İbn-i Ebi’l-Hadid) adlı muteber kitapları incelemelerini tavsiye ediyoruz.

İmam Hasan Müçteba (a.s) kırk altı yaşında, hicretin kırk dokuzuncu yılında dünyadan göçtü. -“Zulmedenler yakında nasıl bir inkılâba uğrayıp devrileceklerini bilecekler.”-

İmam Hasan’ın (a.s) değerli evlâtları Hasan-ı Müsen-na, Kasım, Zeyd, el-Hüseyin ve Ömer’di. İmam Hasan’dan (a.s), Hasan-ı Musenna’nın oğulları Abdullah-ı Mehz, İbrahim, Hasan-ı Müselles geriye kalmıştır; bunların anneleri İmam Hüseyin’in kızı Fatıma’dır. Anneleri Ümm-ü Valid olan Cafer ve Davut isminde diğer evlâtları da vardır. Zey-d’in evlâtlarının hepsinden evlât kalmış, Ömer’den evlât kalmamış, Hüseyin b. Hasan’dan ise, İmam Cafer Sadık’ın ölen oğlu İsmail’in annesi olan Fatıma isminde bir kız kalmıştır.

Leave a Reply