Resulullah’ın (s.a.a) Ciğer Paresi Fatımatü’z-Zehra (A.S)

Yirmi üç yıl Kureyş müşrikleri ve Arab’ın kâfirlerine karşı fedakârca çaba harcayan, o kadar cefâ ve zahmetlere katlanan, Habeş’e hicret etmeye mecbur bırakılan ve sonunda da vatanını terk ederek Mekke’den Medine’ye göçerek kavim ve kabilesinden ayrılan Resulullah (s.a.a), bu kadar cefâ ve zahmetler sayesinde İslâm âlemini meydana getirdi. Çekirge ve kertenkele yemekte olan Arapları naz-u nimete kavuşturdu. Ağaç ve taşa tapmakta olan insanlara hak ve hakikatin ne olduğunu gösterip, insanları ortağı olmayan, âlemin tek ve yüce yaratıcısı Allah Teala’ya tapmaya davet ve irşat etti.

Bu sevgili Peygamberimizin dünyada hiçbir şeye alâkası olmamıştır. Ancak bir nur-i didesi ve ciğer paresi vardı ki, o da biricik evlâdı Fatıma-ı Zehra idi. İşte bu nedenle Fatıma-ı Zehra’yı her mümin ve Müslüman can ve malından fazla sevmelidir; çünkü Peygamberimiz şöyle buyurmuştur:

“Fatıma benden bir parçadır; kim ona eziyet ederse, bana eziyet etmiş olur.”

Sahabeden birisi “Aişe”den, “Resulullah’ın yanında insanların en sevimlisi kimdi?” diye sorunca, Aişe, “Kızı Fatıma’ydı.” cevabını verdi. Adam yine, “Ya erkeklerden kimdi?” diye sordu; Aişe, “Ali idi.” cevabını verdi.

Hz. Fatıma’nın azamet ve yüceliğinde o kadar hadis ve rivayetler vardır ki onların sadece az bir bölümünü burada zikretmeğe kalksak bu eserimizin hacmi yetersiz kalır. Fakat biz yine teşrih ve muhakememizin kaynağı olan Fedek meselesine müracaat edip bu acı ve yürek yakıcı olay konusunda fikrimizi açıklayacağız.

“Fedek” Ne Oldu?

Fedek, Medine-i Münevvere’nin etrafında Yahudilerin emlâkinden olup Hayber’in fethedildiği yılda sulh şartlarından birisi olarak Resulullah’a (s.a.a) verilmişti. Ordu ve cihatla alınmadığı için hiçbir Müslüman’ın orada bir hakkı yoktu; orası Resulullah’ın (s.a.a) özel mülküydü. Bunun gibi Resulullah’a (s.a.a) has olan Fedek’ten başka, birkaç özel mülk daha vardı; “Benî Kurayza” emlaki ve Medine içerisindeki birkaç emlâk da bu türdendi. Resulullah (s.a.a) bu emlâkin geliri ile hem zevcelerinin masraflarını karşı-lıyor, hem de akrabalarından fakir olanlara yardımda bulunuyordu.

Resul-i Ekrem’in (s.a.a) bir süre sonra Fedek’i, gözünün nuru Fatıma’ya hibe etmesiyle Fedek Hz. Fatıma’nın özel mülkü oldu. Fatıma (a.s), Fedek bağı gelirini kendisine ve iki nur-i didesi olan Hasan ve Hüseyin’e harcıyordu. Resulullah (s.a.a) ahiret yurduna göçünce, Fatıma (a.s) bu kadar ağır ve dehşetli hüzün ve acı içerisindeyken kendisine Halife Ebu Bekir Kuhafe’nin, işçilerini Fedek bağından çıkardığını haber verdiler. Fatıma (a.s) bu yersiz harekete kırılıp birini halifeye göndererek işçilerini niçin Fedek’ten çıkardığını sordu. Halife, Fedek bağının beytülmale ait olduğunu ve Fatıma’nın onda hiçbir hakkı olmadığını söyledi! el-Hükmü lillah. İnna lillah ve inna ileyhi raciûn. Bu kadar biçimsiz ve yersiz bir hareket olur mu?!!!

Biz, Fatıma’nın (a.s), Fedek bağının kendi hakkı olduğuna dair getirdiği delillere değinmeden önce burada kendi duygu ve üzüntümüzü beyan etmeyi gerekli görüyoruz:

1-  Halife, Resulullah’tan (s.a.a) gördüğü dünya ve ahi-ret nimetlerini göz önünde bulundursaydı, Fatıma’ya karşı bu kadar kaba ve kötü davranmaması gerekirdi. Acaba halife, çekirge ve kertenkele yiyen bir Arap iken Müslümanların halifesi olarak âleme hüküm sürdüğünü hatırlamıyor mu? Acaba halife, taşlara, ağaçlara secde edip Allah yerine putlara taptığını hatırlamıyor mu? Onları zilletten izzete ve şirkten imana irşat eden Fatıma’nın babası değil midir? Acaba bunun mükafatı, gözünün nuru olan biricik evlâdını, bir parça bağ için aylarca kan ağlatmak mıdır?!!!

Oysa Resulullah’ın (s.a.a) o yüce hizmeti karşısında yakınlarına sevgi beslemeyi Allah Teala, “De ki: Ben buna karşılık sizden yakınlarıma sevgiden başka bir ücret istemiyorum.” ayetiyle biz ümmete farz-ı ayn kılmıştır. Acaba halifelere yüz binlerce bağları bırakıp giden Resu-lullah (s.a.a), biricik kızı ve gözünün nuruna bir Fedek’i hibe etme hakkına sahip değil miydi?!!!

2-  Fatma, Allah Teala’nın, “Allah sizden her türlü çirkinliği uzak tutmayı diler.” ayetiyle, her türlü çirkinlik ve kötülükten temizleyip en mükemmel şekilde tertemiz kıldığı saygın ailenin fertlerinden birisidir. Böyle birisi, hakkı olmayan bir malın kendisine ait olduğunu iddia eder mi?!!! Hâşâ! Fatıma’nın bütün sözleri, davranış ve hareketleri hak ve hakkaniyetin delilidir. Fatıma haksız olarak Fedek’i iddia etseydi, bu bir çirkinlik olurdu; böyle bir şey Fatıma hakkında imkânsızdır.

3-  Kendisi ışık tutup hidayet etmede Kur’ân’la eşit ve delil kaynağı olan Fatıma, delil ve ispatla iddiasından nasıl men edilebilir?!…

4-  Fatıma’nın davası nasıl haksız olabilir ki; oysa Re-sulullah (s.a.a), “Fatıma benden bir parçadır.” buyurmuştur. Sürekli Resul-i Ekrem’in (s.a.a) bir parçası olan Fatı-ma, batıl bir iddiada bulunur mu hiç?! Hâşâ! Fatıma haksız iddialardan uzak ve arıdır.

5-  Resulullah (s.a.a), “Ben sizinle savaş hâlinde olanlarla savaş hâlindeyim.” buyurmuştur. Bundan, Fatıma’nın haklı davasında Resulullah’ın (s.a.a) da kendisine ortak olduğu anlaşılmaktadır.

Evet, Fatıma’yla savaşmakta olan birisinin, Resulullah-la savaşmış olacağında hiçbir şüphe yoktur. Çünkü, “Ben sizinle savaş hâlinde olanlarla savaş hâlindeyim.” hadisinin sıhhat ve doğruluğunda bütün ümmet ittifak etmiştir. Resulullah (s.a.a) Ali’yi, Fatıma’yı, Hasan ve Hüseyin’i (hepsine selâm olsun) toplayarak, “Ben sizinle savaşanla savaş ve sizinle barış içerisinde olanla barış içerisindeyim.” buyurmuştur.

6-  Açıktır ki, Fatıma (a.s) hakkından alıkonduğu için rencide olacaktır. Çünkü insanın tabiatı bundan olumsuz yönde etkilenir. Sahih-i Buharî’de, Aişe’den rivayet edilen hadisin anlamı şöyledir:

“Fatıma, babam Ebu Bekir’den Fedek bağını kendisinden niçin aldığını sordu ve Fedek’i babası Resulullah’ın (s.a.a) kendisine verdiğini söyledi. Ebu Bekir, Fatıma’yı Fedek’ten men etti. Fatıma da ümitsizlik içerisinde evine döndü ve babam Ebu Bekir’e öfkeli olduğu hâlde vefat etti.”

Bu hadise bütün kitaplarda rastlamak mümkündür; fakat ben Sahih-i Buharî’de gördüğüm için oradan naklettim. Buradan Fatıma’nın halifeye öfkelendiği ve ondan incindiği anlaşılmaktadır. Oysa Resulullah (s.a.a), “Fatıma benden bir parçadır, ona eziyet eden bana eziyet etmiş olur” buyurmuştur.

Evet, bu davanın aksini iddia etmek zordur; yani Fe-dek olayında Fatıma’nın rencide olmaması imkânsız olduğu gibi Fatıma’nın rencide olmasıyla da Resulullah’ın (s.a.a) rencide olduğu açıktır.

Şimdi asıl iddia sahibinin delillerine gelelim:

Allâme Ebu Abdullah Buharî’nin, Sahih-i Buharî adlı kitabının “Kitabu’l-Feraiz” bölümünde naklettiği rivayetin manasını aktarıyorum:

Fatıma (a.s) Ebu Bekir’e sordu:

– Ey Ebu Bekir! Senin baban ölürse mirasçısı kim olur?

– Oğlu olan ben olurum.

– Ya benim babamın mirasçısı kim olur?

– Kızı olarak sen olursun.

– O hâlde niçin Fedek’i benden alıyorsun?!

– Resulullah, “Biz peygamberler miras bırakmayız.” buyurmuştur.

– Fedek bağını babam hayattayken bana hibe etmişti ve şimdi de benim elimdedir.

– Buna şahit getirmelisin.

Fatıma şahit olarak Ali’yle Ümm-ü Eymen’i getirdiyse de halife, sözde Ali’nin tek kişi ve Ümm-ü Eymen’in de tek kişi olduğunu göz önünde bulundurarak kabul etmedi. Bunun üzerine Fatıma meyus olarak evine döndü…

Biraz da bu olayın hukuk yönünü muhakeme edelim:

1-  Halifenin istidlal ettiği hadis (sıhhat bakımından bile) haber-i vahid olup Kur’ân karşısında bir hükmü ispatlama gücüne sahip değildir.

2-  Bu hadisin (doğruluğunu kabul etsek bile), maksat mal mirası değil, peygamberlik mirasıdır. O dönemde Re-sulullah (s.a.a) Yahudi’lere ve Hıristiyan’lara karşı delil olarak, “Peygamberlik mirasla olmadığı için benim İsrail-oğulları’ndan olmam gerekmiyor.” buyurmuştur. Eğer pey-gamberlik mirasla geçseydi, Resulullah’ın da İsrailoğulla-rı’ndan olması gerekirdi. Resulullah (s.a.a), onların iddialarını bu buyruğuyla defetmiştir.

3-  Bu hadis mal mirasıyla ilgili olsaydı, bu durumda, bütün peygamberlerden miras alınmaması gerekirdi. Fakat bütün peygamberlerin bıraktıkları malların, mirasçıları tarafından miras alındığını görmekteyiz. Naklî delilimiz de bunu ispatlamaktadır; Allah Teala Kur’ân-ı Kerim’de, Ze-keriyya’dan (a.s) bahsettiği ayette, Zekeriyya’nın evlât isterken onun hem kendisine ve hem de Yakub oğullarına mirasçı olmasını dilediğini vurgulamaktadır: “Benden ve Yakuboğulları’ndan miras alsın.” Çünkü Yakuboğulla-rı’ndan peygamber olmayan da vardı. Ve yine Allah Teala buyuruyor ki: “Süleyman Davut’tan miras aldı.”

4-  Bu hadis nasıl olursa olsun Fatıma’nın (a.s) davasıyla ilgisi yoktur; çünkü Fatıma, Fedek’i miras olarak değil, hibe olarak istiyor ve müdafaa ediyordu. “Biz peygamberler miras bırakmayız.” hadisi ise hibeyi değil, mirası men etmektedir.

5-  Fatıma’nın şahid getirmesi gerekmiyordu. Çünkü Fatıma (a.s) Fedek’i iddia etmeyip, tasarruf etmekte olduğu bir mülkü başkasının eline geçmemesi için müdafaa etmekteydi. Çünkü Fedek Fatıma’nın tasarrufundaydı ve Fatıma “sahibu’l-yed” (malı elinde bulunduran kişi) olarak ilk olarak iddia etmiyordu; dolayısıyla şahid getirmesi gerekmiyordu.

6-  Açıktır ki, İkinci Halife kendi hilâfeti döneminde Fedek’i Ali’ye geri verdi. Fakat Emirü’l-Müminin Ali reddederek, “Hak sahibini, kendisinin kesin hakkından mahrum ettiniz; onun yokluğunda ben Fedek’i kabul etmem.” buyurdu. Bu konuyu bütün biyografi yazarları, tarihçiler ve bu cümleden “Kamusu’l-A’lam” kitabının yazarı eserinin “Fedek” sözcüğünde ispat etmiş ve açıklamıştır.

Şimdi biz diyoruz ki, eğer Birinci Halife’nin getirdiği delil sabit olsaydı, o hâlde niçin İkinci Halife Ömer b. Hat-tap ondan vazgeçerek Fedek’i sahibine geri verdi ve eğer Birinci Halife’nin getirdiği deliller doğru değil idiyse, bu durumda Birinci Halife Ebu Bekir b. Kuhafe’nin bu delille-re istinaden Resulullah’ın (s.a.a) ciğer paresine karşı öyle yersiz ve makul olmayan kötü bir davranış sergilemesinin sebebi nedir?!

7-  Ümeyyeoğulları halifelerinden, geçmiş halifelere o-ranla iyiliğiyle meşhur, ibadet ve hakka eğilimi olan Ömer b. Abdulaziz kendi hilâfeti döneminde Fedek’i Fatıma evlâtlarına geri verdi. Bundan da anlaşılmaktadır ki ümmet, Fedek bağının Fatıma selamullahialeyha’dan haksız yere alındığına ve bunun makul olmayan bir gasp olduğuna ya-kin etmişti.

Biz bu kederli muhakemeyi burada kapatıyoruz. Her yargılamanın sonunda bir karar alınmalı ve bir tarafa kanaat getirilmelidir. Fakat biz şu kadarıyla yetiniyoruz ki, Birinci Halife üç girişiminden dolayı pişman olduğunu söy-lüyordu: Birincisi, hilâfeti kabul etmesi, ikincisi, biat için Fatıma’ya adamlar göndermesi, üçüncüsü, Fedek’ten Fatı-ma’yı men etmesidir. Fakat biz Birinci Halife’nin bu giri-şimlerden dolayı pişman olup olmadığı ile ilgilenmiyoruz. Keşke bu girişimlerden önce iş yoluna koyulmaya çalışılsaydı!

Bütün bunlara rağmen, biz İslâm ümmetinin din ve dünya saadetimizi temin eden ve bu yolda o kadar zahmet ve sıkıntılar çeken Resulullah (s.a.a), ahiret yurduna göçerken, yüce zatının nimet ve minnetlerine borçlu olan biz ümmete, biricik evlâdı olan gözünün nurunu emanet ve hatıra bırakmış ve hepimize o emanet ve hatıraya saygı ve sevgi göstermemizi farz ve gerekli kılmıştır. Resulullah’ın (s.a.a) parçası ve yadigârını üzen kim olursa olsun tarihin yargılamasından ve üzüntülerin müthiş cezasından kutru-lamaz.

Fatıma-ı Zehra, peygamberlerin efendisi Hz. Resul’ün dünyadan göçmesinden hemen sonra, birçok acı ve kederlere ve uygun olmayan saldırılara uğramış ve babasının ölümünden altı ay sonra dünyadan göçmüştür. Alemdeki ka-dınların efendisi Fatıma-ı Zehra, Resulullah’ın (s.a.a) Üm-mü’l-Müminin Hatice-i Kübra’dan olan evlâtlarının sonuncusu olduğu gibi Resulullah’ın (s.a.a) soyundan geriye kalan tek evlâttır. Kendisi Resulullah’tan (s.a.a) bize yadigâr kaldığı gibi, kendisinden de yadigâr ve emanet olarak gözünün iki nuru Hasan ve Hüseyin’i ve iki kızı Zeynep ve Ümm-ü Gülsüm’ü bırakmıştır. Kitabımızın hacmi, Fatıma-ı Zehra hakkında nazil olan ayetleri ve rivayet edilen hadisleri içermeğe yeterli olmadığından onları burada kaydetmekten mazuruz.

Fatıma-ı Zehra’yı (s.a) Emirü’l-Müminin Ali ile gözlerinin nuru olan Hasan ve Hüseyin ve Haşimoğulları’ndan bir grup geceleyin defnettikleri için mezar-ı şeriflerini sadece Ehlibeyt’ten olan bazı özel kişiler bilmektedir; bu gün o hazretin mübarek mezarının birkaç yerde olduğu sanılmaktadır…

Allah’ın selâmı onun üzerine olsun.

Leave a Reply