İSLAM’DA CİHADIN YERİ VE ÖNEMİ

Lüğavî olarak, cehd kökünden gelen, “gayret-çaba-müşkilâta karşı direnme-azm-sebat ve uğraş..” gibi anlamları bulunan; ıstılâh olarak da, ‘Din-i İslam’a zıt ve muğayir her türlü iş-söz-fıil-kişi ve şeylere karşı, her türlü ve her yönlü mukabelede ve mukavemette bulunmak ve onların tüm izlerini ve tezahürlerini ref’-ü izâle etmek..” şeklinde geniş manâları olan cihadın [1]enfüsî ve afakî diye , iki boyutu vardır… Ki; biri içe dönük, yani manevî (veya, batınî).. diğeri de, dışa dönük, yani, zahirî (veya, maddî)!…

Manevî (enfüsî) cihad; nefis, heva-hevesat-şehevat ve şeytan ile yapılan cihaddır. Ki bu, nefisle cihad olarak ta’bir edilmektedir. Zira, hevâ-hevesat ve şehevat gibi.. behimî duygular ve temâyüller, nefsin arâzî özellikleri, vasıf ve cilveleri-fiilleridir. Nefsin sağlama alınması, yani tezkiye edilmesi ile tüm bu menfi özellikleri ve temâyülleri de izâle olmuş, müsbet ve meşru-aklî bir yapıya tahavvül etmiş olacaklardır…

Şeytan ise, zaten takva ve ihlastan soyutlanarak zayıflamış olan nefis üzerinde etkili olabilmekte, muttaki mü’minler karşısında, mağlûp duruma düşmektedir. Ve ancak, şeytana uyanlar-zayıf iradeli ve eksik takvalı olanlar, onun tuzağına takılmaktadır. Örneğin;

“… Andolsun, onlardan kim sana ‘tabi’ olursa, cehennemi sizin hepinizle dolduracağım.” (A’raf: 18); “Onlardan ‘güç yetirdiklerini’ sesinle (yalanla-yaygara ile) sarsıntıya uğrat…” (İsra: 64); “Şüphesiz benim kullarıma (gelince): Senin onlar üzerinde hiçbir zorlayıcı gücün (etkin ve hakimiyetin) yoktur. (Onlara) vekil olarak Rabbin yeter!” (İsra: 65);…

(İblis) Dedi ki: ‘Rabbim! Sen beni iğva edip saptırdığın gibi, ben de onlara (Ben-i Âdeme) yeryüzünde (günahları) süsleyip-bezeyeceğim ve (böylece) onları iğva edip saptıracağım. Ancak, onlardan ‘muhlis’ olanlar müstesna! (Ben onları saptıramam).. (Allah) Dedi ki: ‘İşte bu (söz), bana göre dosdoğru olan yoldur! Şüphesiz, ‘ğavin’ (saptırılmış) olanlardan ‘sana tabi olup’ uyanlardan başka, benim hiçbir kulum üzerinde senin hiçbir gücün yoktur’!” (Hicr: 39-42);… Ayet-i kerimelerinden sonra şunların da İlâhî beyanına kulak verelim:

“Ve onlar, mallarını insanlara ‘riyakarlık’ olsun diye infak ederler, (aslında) Allah’a ve ahiret gününe de iman etmezler. Kim de, kendine şeytan arkadaş olursa artık o ne fena bir arkadaştır!” (Nisa: 38);

“Muhakkak ki (israfçı olup da) saçıp-savuranlar, şeytanın kardeşleri olmuşlardır; şeytan ise Rabbine nankör olmuştur!” (İsra: 27);

“Kim Rahman’ın zikrini görmezlikten gelirse (ihmal ederse) biz, bir şeytana, ‘onun üzerini kabukla bağlattırırız’; artık o (şeytan) onun yakın bir dostu olmuş olur!” (Zuhruf: 36);

“Allah’ın kendilerine gazaplandığı bir kavmi ‘veli’ edinenleri görmedin mi? Onlar, ne sizdendir, ne de onlardan! Kendileri de bildikleri halde, yalan üzere yemin etmektedirler…/… Şeytan onları sarıp-kuşatmıştır; böylelikle de onlara Allah’ın zikrini (tamamen) unutturmuştur. İşte onlar, ‘Hizbuşşeytan’dır. Dikkat edin; hiç şüphesiz, ‘Hizbuşşeytan’, hüsrana uğramış olanların ta kendileridir.” [Mücadele(58): 14,19];

(Şeytan) Onlara vaadler ediyor, onları, en olmadık kuruntulara (ümmiyyeye) düşürüyor. Oysa şeytan, onlara bir aldanıştan başka bir şey va’d etmez!” (Nisa: 120) İlaahir… Gibi, nice ayet-i kerimeler; şeytanın misyonunun belirli ve etkinliğinin de sınırlı olduğunu, ancak kendine yatkın ve uygun nefse sahip olan kişileri iğfal ve idlal edebileceğini tasrih ve tebyin etmektedir…

Böylece, manevî cihadın ekseninin ve merkez-i mihrakiyesinin nefis olduğu ortaya çıkmış olmaktadır. Bundan dolayı da, Manevî cihada, tezkiye-i nefs veya nefisle cihad denmekte, Resul-ü Ekrem (as) Efendimiz tarafından ise, cihad-ı ekber olarak tavsif edilmektedir. (Ki bunu, daha önce bahis konusu ettiğimizden dolayı, tekrarının zâid olacağı izahtan varestedir…)

Cihadın afakî boyutuna gelince; bu da üç kategoriye ayrılmaktadır: a-) Kavlî (sözlü) cihad.. b-) Malî (ekonomik) cihad.. c-) Fiilî ve Bedenî cihad!.. Emr-i bil’-maruf ve nehy-i an’il-münker İlâhî umde ve vecibesi; kavlî (sözlü) cihadı da tamamen kapsadığından dolayı, Kur’an-ı Kerim’de cihad terimi ve kavramı içerisinde (ayrıca ve yeniden) tekrarlanmasına ihtiyaç duyulmamış; “Malınızla ve canınızla cihad edin!…” tarzındaki İlâhî emirlerle iktifa edilmiştir..[2]

Malî ve Bedenî (fiilî) boyutlu cihadları, gerek ayrı ayrı, gerekse birarada-birlikte tazammun eden cihadın sırf bedenî boyutu, Kur’an-ı Kerim’de, kıtal ve mukatele diye geçmektedir. Böylece; kıtal ve mukatele kavramları, bedenî cihadın dışında kalan tüm cihad türlerini, kapsamı dışında bırakmaktadır. Ma’lumu i’lam kabilinden olan bu tavzihat muvacehesinde, konuyla alâkalı genel başlığımızın cihad adı altında olacağı, tabiîdir…

Evet;.. İslam’da cihadın çok büyük yeri ve önemi vardır!… Zira cihad, İslam’ın ve imanın korunmasında İlâhî âmil ve nâzım rol oynamaktadır. Hatta, yüce enbiyanın (as) beş temel misyonu olan ‘din, akıl, can, mal ve nesil’ güvenliği ancak, cihadın tüm boyutlarıyla uygulanması sayesinde sağlanabileceği, riyâzî bir gerçek olarak bilinmekte ve tarihten bugüne kadar -bilfıil-gözlenmektedir…

İslamî cihadın uygulandığı zaman ve mekânlarda, tüm insanlık ‘din, akıl, can, mal ve nesil’ emniyeti içerisinde yaşamış, gerçek insanlığın tadını ve zevkini tatmış; cihadın bulunmadığı ve ihmâle uğradığı çağlarda ve yerlerde ise, insanlık, hayatın kendisi olan mezkûr beş temel değerlerini kaybetmiş, insanlığı, hatta tüm varlıkları utandıracak bir vahşet timsâli haline gelmiştir…

Bu İlâhî sır ve hikmet içindir ki; Resul-ü Ekrem (sav): “Ben, insanlarla ‘Lailahe illallah’ deyinceye kadar, savaşmakla emrolundum!…[3] buyurmuş; bazı rivayetlerde “İmandan sonra, en üstün amel Allah yolunda cihad etmektir![4]; “Allah yolunda cihad ve Allah’a iman, amellerin en efdalidir.”[5] tesbitinde bulunmuş, son hadis-i şerifte de cihadla imanın yakın mertebede olduğuna dikkat çekmiştir…

Zira; cihad ile tesis edilecek tevhidî toplum, İslamî cihadın temel kaynağını ve potansiyel gücünü oluşturacak ve onun devamını sağlayacaktır. Bu cihadî süreklilik, tabiatıyla tevhidi düzenin, yani İslamî hükümetin inşa ve ibkasının İlâhî âmili olmuş olacak, böylece; İslam ile cihad, birbirinin (müteselsilen) lazım-ı gayr-ı müfarıkı olarak, varlıklarını (kıyamete kadar) devam ettirmiş olacaktır… İslam’ın devamı ve hükümranlığı ise; gerçek insanlığın huzur ve saadetini, sulh ve selametini, ‘din-akıl-can-mal ve nesil’ emniyetini.. kesinkes garanti altına alacaktır…

Cihadın, akıl-kalp ve vicdanlara hitap eden boyutlarının müessir olduğu, fitne ve fesadı önlediği durumlarda, cisim ve bedenleri muhatap alan kıtal ve mukatele boyutlarının devreye sokulmasına ihtiyaç kalmamış;.. fakat, akıl-kalp ve vicdanları taaffün etmiş, tüm insanî değerlerden soyutlanmış vahşi-canî (insan bozması canavar) güçlere ve topluluklara karşı, (bil-mecburiye) kıtale ve mukateleye izin verilmiştir. Evet;

“Kendilerine zulmedilmesi dolayısıyla, onlara karşı savaş açılana (mü’minlere) mukatele izni verildi. Şüphesiz Allah, onlara yardım etmeye güç yetirendir…” (Hacc: 39); “Kıtal (savaş), hoşunuza gitmediği halde üzerinize farz kılındı. Olur ki, hoşunuza gitmeyen bir şey, sizin için hayırlıdır ve olur ki, sevdiğiniz bir şey de, sizin için bir ‘şer’dir. Allah bilir de siz bilmezsiniz.” (Bakara: 216); “… Fitne (şirk ve küfür) ise, katlden daha beterdir. Eğer (o kâfirler) güç yetirirlerse, sizi dininizden geri döndürünceye kadar, sizinle savaşı sürdürürler!…” (Bakara: 217); Ayet-i kerimeleri, açıkça savaşın (mukatelenin) zorunlu bir hüküm olduğunu, başka ayetlerle de, “Fitne ve fesadın, ancak kıtal (savaş) ile önlenebilineceğini..” bildirmekte[6], tarihî ve günümüzdeki gerçekler de bunu bil-fiil isbat etmektedir…

İslamî cihadın büyük önemine binaen, Allah-u Teala(cc), cihad eden mücahidleri, pek çok ayetlerde medh-u sena etmekte ve yüce makamlarını dile getirmektedir. Örneğin;

“İman edenler, hicret edenler ve Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihad edenlerin, Allah katında büyük dereceleri vardır. İşte, kurtuluşa ve mutluluğa erenler bunlardır.” (Tevbe: 20);

“Ama Peygamber ve onunla birlikte olan mü’minler, mallarıyla ve canlarıyla cihad ettiler; işte bütün hayırlar onlarındır ve kurtuluşa erenler bunlardır. Allah onlar için, onda ebedî kalacakları, altında ırmaklar akan cennetler hazırladı. İşte büyük kurtuluş ve mutluluk budur!” (Tevbe: 88-89);

“Mü’min olanlar ancak o kimselerdir ki, onlar, Allah’a ve Resul’üne iman ettiler, sonra hiçbir şüpheye kapılmadan Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihad ettiler. İşte onlar, sadık olanların ta kendileridir.” (Hucurat: 15);[7] Şu iki-üç hadis-i şerif dahi, nice hadislerden sadece küçük bir örnektir: “Allah yolunda bir sabah veya akşam seferi, ‘dünya’dan ve bütün dünya varlıklarından daha hayırlıdır! “[8]; “Allah yolunda mücahede eden; cihad ettiği sürece, sürekli saim, kaim ve Allah ‘in ayetleriyle kanit (itaatkâr) bir kimse hükmündedir…”[9] ; “… Allah yolunda cihad eden bir kul, cennette yüz derece yükseltilir. İki derece arasındaki mesafe ise, yer ile gök arası kadardır… “[10] ;…

İslamî kıyamın, (gerek zahirî, gerekse manevî olsun, her tür) düşmanla temasın ifadesi olan; ya mutlak zaferi ve İslamî hükümranlığı, yahut da şehadet gibi.. Lahutî ve melekûtî bir şehrayini intac eden İslamî cihad ve mücahede;.. Halık-ı arz ve semâvat olan Allah (cc)’ın, Resul-ü Ekrem (sav)’in ve tüm enbiyanın-evliyanın ve ervah-ı tayyibe ile melaikenin tebcil-terğib ve medh-ü senâ ettikleri bir İlâhî şe’n ve fiil olarak, layık olduğu en ulvî ve nuranî bir makamı ve mevkii ihrâz etmiş bulunmaktadır. Ki, bunun ta’rif ve tavsifi, takat-ı beşerin fevkindedir!..

İşte; bu nuranî ve lahutî misyonun ifâsı zımnında, Yüce Rabbimiz şöyle buyurmaktadır:

“Allah uğrunda hakkıyla cihad edin. O, sizi seçmiş, din konusunda size bir güçlük yüklememiştir!…” (Hacc: 78); “Kim cihad ederse, yalnızca kendi nefsi için cihad etmiş olur. Hiç şüphe yok, Allah, âlemlerden müstağnidir!” (Ankebût: 6); “Bizim uğrumuzda cihad edenlere, biz, şüphesiz onlara hidayet yollarımızı gösteririz. Gerçek şu ki Allah, muhsin olanlarla beraberdir!” (Ankebût:.69); “Ey iman edenler! Allah’tan ittika edinin! ve O’na vesile arayın ve O’nun yolunda cihad edin; umulur ki, felaha erersiniz!” (Maide: 35);

Ve yine, Kur’an-ı Kerim’in İlâhî arşından şu nuranî mesajlar fışkırmakla; cihaddaki imtihan esprisini yansıtmaktadır:

“… Bu, Allah’ın iman edenleri belirtip-ayırması ye sizden şüheda (şehidler-şahidler) edinmesi içindir. Allah, zalimleri sevmez! (Yine bu), Allah’ın, iman edenleri arındırması ve küfre sapanları yok etmesi içindir. Yoksa siz, Allah, içinizden cihad edenleri belirtip-ayırt etmeden ve sabredenleri de belirtip-ayırt etmeden cennete gireceğinizi mi sandınız?…” (Al-i İmran: 140-142); “Ve münafıklık yapanları da belirtmesi içindi…” (Al-i İmran: 167); “Yoksa siz, içinizden cihad edenleri ve Allah’tan ve Resul’ünden ve mü’minlerden başka sırdaş edinmeyenleri, Allah bilip (ortaya) çıkartmadan bırakılıverileceğinizi mi sandınız? Allah, yapmakta olduklarınızdan haberdardır!” (Tevbe: 16);…[11]

Şu halde cihad, iman ile küfrü, ihlas ile nifakı ayıran İlâhî bir furkan-nur ve iksir olarak vaz’edilmiş bulunmakta, bu hususta müşahhas bir mihenk taşı rolünü oynamaktadır. Örneğin;

“…Oysa, savaş üzerlerine yazıldığında, onlardan bir grup, insanlardan, Allah’tan korkar gibi -hatta daha da şiddetli bir korkuyla- korkuya kapılıyorlar ve: ‘Rabbimiz, ne diye sayası üzerimize yazdın, bizi yakın bir zamana ertelemeli değil miydin?!’ dediler…” (Nisa: 77); “İman etmekte olanlar (savaş izni için) bir sure indirilmeli değil miydi? derler. Fakat, içinde ‘kıtal’ (savaş) zikri geçen muhkem bir sure indirildiği zaman, kalplerinde maraz bulunanların, üzerine ölüm baygınlığı çökmüş olanların bakışı gibi, sana baktıklarını görürsün! Bu da, onlara evla (uygun) olanıdır!” (Muhammed: 20); [12]… Halbuki, “Ecel birdir, asla tağayyür etmez!” şiarı, Kur’an-ı Kerim’de kesin kaziye olarak ifade edilmektedir:

“Allah’ın izni olmadan, hiçbir nefis için ölmek yoktur. O, süresi belirtilmiş (İlâhî bir takdir ve) yazı’dır…” (Al-i İmran: 145); “Her nerede olursanız olun, muhakkak ki ölüm size ulaşır; yüksek yerlerde tahkim edilmiş sağlam kalelerde olsanız bile!…” (Nisa : 78); “De ki: Eğer ölümden ve öldürülmekten kaçıyorsanız, kaçmanın size asla faydası olmaz! (Eceliniz gelmemiş ise,) o takdirde de, yaşatılacağınız süre çok değildir.” (Ahzab: 16); “Ey iman edenler! Sizler inkar edenler gibi, yeryüzünde sefere çıkan veya savaşan kardeşleri hakkında; ‘Eğer bizim yanımızda kalsalardı ölmezler ve öldürülmezlerdi!’ diyenler gibi olmayın! Allah bunu, onların kalplerinde kahırlı bir hasret olarak kıldı. Şüphesiz dirilten ve öldüren Allah’tır. Allah, yapmakta olduklarınızı görendir!” (Al-i İmran: 156)[13].

İmandan mahrûmiyetin tevlid ettiği ölüm korkusudur ki, zahiren güçlü görünen nice kâfir toplulukların, bir avuç gerçek mü’minler karşısında darmadağın olup kaçmalarına ve hezimete uğramalarına sebep olmuştur…[14]; Hele, “Onların kalplerinde sizin korkunuz, Allah’ın korkusundan daha fazladır. Bu da, onların ince düşünemeyen bir topluluk olmalarındandır.” (Haşr: 13); Ayet-i kerimesi ile bu realite, daha da sarahet kazanmış bulunmaktadır…

“İşte o şeytan, ancak kendi dostlarını korkutur. O halde, eğer mü’minler iseniz, onlardan korkmayın da (sadece) benden korkun!” (Al-i  İmran: 175) Ayet-i kerimesi, şeytanın gerçek mü’minlere korku veremeyeceğini, ancak kendi tuzağına düşmüş olanları korkutabileceğim tasrih etmektedir…

“Mü’minler, (düşman) birliklerini gördüklerinde; ‘İşte, Allah ve Resul’ünün bize va’dettiği! Allah ve Resul’ü, doğru söylemiştir!’ dediler. Ve (düşmanların bu gelişi), ancak, onların imanlarını ve teslimiyetlerini artırmıştır!” (Ahzab: 22);

“İnsanlar kendilerine, ‘muhakkak ki (düşmanlarınız olan tüm) insanlar size karşı toplandılar; artık korkup-sakının onlardan!’ dediklerinde, bu (söz), onların imanlarını (kat kat) artırmış ve, ‘Allah bize yeter ve O, ne güzel Vekil’dir!’ demişlerdir!” (Al-i İmran: 173);

“Mü’minlerden öyle yiğitler var ki, Allah’a olan ahidleri üzerinde sadakat gösterdiler. Böylece, onlardan kimi adağını yerine getirdi. Kimi de ‘intizar’ etmektedir. Onlar, hiçbir bedel ile (bu ahidlerini) tebdil etmediler.” (Ahzab: 23); Ayetleri, gerçek imanın ve insanlara kazandırmış olduğu İslamî şehâmet ve azametin yüceliğini terennüm etmektedir. Bu imanî güç ve kudret ile; “… Nice az bir topluluk, sayıca kendilerinden daha çok olan topluluklara, Allah’ın izniyle galip gelmiştir. (Zira) Allah, sabredenlerle beraberdir.” (Bakara: 249);[15]… gibi, ayetlerle ifade edilen İlâhî zaferler doğmaktadır…

Gereken aklî ve şer’î esbaba ve tedbirlere başvurduktan sonra,[16] hiçbir beşerî güce dayanmayan gerçek mü’minler, sadece “Allah-u Teala’ya güvenip-sığınmakta ve yalnız O’na tevekkül etmektedir[17]. Ve Allah(cc) ise, gerçek mü’min kullarını İlâhî yardımlarına -her alanda ve sürekli olarak- mazhar kılmaktadır…[18]

Bütün izzet ve şerefin Allah (cc)’a ve Resul-ü Ekrem (sav) ve gerçek mü’minlere ait bulunduğunu, kâfirlerin ve münafıkların ise bundan soyutlanmış olduğunu müdrik bulunan[19]; bundan dolayı da, değişik nefsanî ve şeytanî saiklerle “Kâfirlere ve münafıklara sevgi gösterisinde bulunarak-sözde müslüman geçinenler-görünenler…” gibi olmayan[20]; “Kâfirlerin hiçbirini veli ve dost edinmeyen ve bunun, İlâhî rızaya ve imana muğayir olduğunu..” bilen[21] “Kâfirlere tabi olmanın ve itaat etmenin ise doğrudan doğruya şirk ve küfür olacağının…” şuur ve bilincinde olan[22] gerçek bir mü’min; elbette, sadece “Allah’ı, Peygamber’i ve gerçek mü’minleri sevecek ve sadece onları veliler edinecektir…” Zira bu, Yüce Kur’an-ı Kerim’in temel öğretisi ve İlâhî evâmiri zımnında bulunmaktadır…[23]

“Kâfirleri dost edinme yarışına giren münafıklar…”[24] bunun bedelini ağır bir şekilde ödeyecek, kâfirlere ve onların öncüleri olan şeytana olan dostluklarından dolayı sonsuz hüsrana ve nedamete gark olacaklardır.[25] ;…

“Allah, iman edenlerin velisidir; onları zulümattan nûra çıkarır, küfredenlerin velileri ise tağuttur. (O da) Onları nûrdan zulümata çıkarır. Onlar, ‘ashab-ı nar’dır. Ve orada ebedî kalacaklardır.” (Bakara: 257)[26];…

“İman edenler, Allah yolunda savaşır; kâfirler de tağut yolunda savaşır. (Ey iman edenler!) Öyleyse siz, şeytanın dostlarıyla savaşın. Hiç şüphesiz, şeytanın hileli düzeni pek zayıftır!” (Nisa: 76);

“Ey iman edenler! Kâfirlerden size en yakın olanlarla savaşın ve sizde caydırıcı bir güç görsünler. İyi bilin ki, gerçekten Allah, muttakilerle beraberdir.” (Tevbe: 123);

“Ey Peygamber! Kâfirlerle ve münafıklarla cihad et! Ve onlara karşı sert ve caydırıcı davran! Onların barınma yerleri cehennemdir. Ve o ne kötü bir yataktır!” (Tevbe: 73; Tahrim:

9)[27];

“Eğer ahidlerinden sonra yeminlerini bozar ve dininize ta’n ederlerse, ‘küfrün önderleri ile’ çarpışın!!…” (Tevbe: 12); “Onlarla çarpışın ki Allah, sizin ellerinizle onlara azap etsin ve onları rezil etsin.Ve onlara karşı size zafer versin ve mü’minler topluğunun göğsünü şifaya kavuştursun. Ve kalplerinizdeki öfkeyi gidersin!…” (Tevbe: 14-15);

“…Ve müşrikler nasıl sizinle topyekün savaşıyorlarsa, siz de onlara karşı topyekün savaşın! Ve iyi bilin ki Allah, muttakilerle beraberdir.” (Tevbe: 36); “(Ey mü’minler!) Gerek hafif, gerek ağır olarak (savaş için) seferber olun! Ve mallarınızla, canlarınızla Allah yolunda cihad edin. Eğer bilirseniz, bu, sizin için daha hayırlıdır.” (Tevbe :4l); “Allah, kendi yolunda kenetlenmiş bir duvar gibi saf bağlayarak savaşanları sever!” (Saff: 4)[28];

“Kâfirlerle ‘mülaki’ olduğunuzda, hemen boyunlarını vurun; sonunda onları iyice bozguna uğratıp zafer kazanınca da artık, (esirler için) bağı sımsıkı tutun!…”(Muhammed :4); “Haram aylar bitince müşrikleri bulduğunuz yerde öldürün, onları tutuklayın, onları hapsedin ve onların bütün geçit yerlerini kesip tutun. Eğer tevbe edip namaz kılarlarsa ve zekatı verirlerse yollarını açıverin. Muhakkak ki Allah, Ğafur’dur, Rahimdir.” (Tevbe: 5)[29];

“Andolsun münafıklar ve kalplerinde maraz bulunanlar ve şehirde kışkırtıcılık yapanlar (yalan ve kötü haber yayanlar), (bu hallerinden) vazgeçmezlerse, gerçekten seni onlara (musallat edip) saldırtırız. Sonra orada, pek az ‘mücavir’ kalabilirler.(Hepsi de) la’nete uğratılmış olarak; nerede ele geçirilseler yakalanırlar ve öldürüldükçe öldürülürler! Bu, daha önceden gelip-geçenler hakkındaki Allah’ın sünnetidir. Ve Allah’ın sünnetinde kesin olarak bir değişiklik bulamazsın!” (Ahzab: 60-62)[30];…

“Fitne (her türlü şirk-küfr ve zulüm) kalmayıncaya ve din (tamamen) Allah’ın oluncaya kadar onlarla savaşın. Eğer (şirk-kü’fr-zulüm ve tuğyandan) vazgeçerlerse artık zalimlerden başkasına düşmanlık yoktur!”(Bakara: 193; Enfal:39); İlaahir…

Her biri başlı başına birer nûr huzmesi olan, İslamî cihad ve hareketin muhtelif vecheli ve boyutlu stratejisinin ayrı ayrı kaynağı özelliğini taşıyan bu İlâhî ayetler demeti ile, konunun genel hatları vûzuha kavuşmuş bulunmaktadır…

İslamî (hatta, mutlak) hayatın tek illeti ve temel unsuru olan gerçek yakinî imanın en önemli toplumsal tezahürü olan cihad neticesinde oluşan İlâhî hükümet ve nusret ile mutlu şehadetin saçtığı-saçacağı nuranî ışıklar, afak-ı âlemi telvis eden tüm tağutî tezahürleri ve saltanatları yıkacak, biçâre ve mazlum insanlığı dünyevî-uhrevî ebedî huzur-sürûr ve saadete kavuşturacak, böylece, şu karanlık dünyamız, bağistan-ı cinana ve gülistana dönecektir… Zira;

“Onlar, Allah’ın nûrunu (İslam’ı) ağızlarıyla (yaygaralarla) söndürmek istiyorlar. Fakat kâfirler hoşlanmasa da Allah nûrunu tamamlamak istiyor! (Tevbe; 32; Saff: 8); “Müşrikler hoşlanmasalar da onu (İslam’ı) bütün dinlere (ve ideolojilere) üstün kılmak için Resul’ünü ‘hidayetle’ ve ‘hak din’ ile gönderen O’dur; (Allah’tır)…” (Tevbe: 33; Safî: 9) “… Ve; buna şahit olarak da Allah ‘kâfi’dir!” (Feth: 28);… “De ki: ‘Hak’ geldi; ‘batıl’ yok oldu! (yıkılıp gitti!).. Hiç şüphesiz ‘batıl’ (zaten) yok olucudur! (yıkılmaya mahkumdur!)..” (İsra: 81);…

Bu İlâhî müjdeler müvâcehesinde, iman iddiasında bulunan herkesin, yeniden kendini muhasebe etmesi, gerçek ve yakinî bir imana sahip olabilme hususunda nefsini siğaya çekmesi, netice olarak da; Yüce İslam’ın cihan-şümul hükümranlığı, şirk ve zulmün izmihlale uğratılması zımnında cehd-ü gayretlerini (cihadî çalışmalarını) arttırmanın yollarını araması gerekmektedir. Çünkü; mutlak fetih ve zaferden (İslamî hükümet ve şehadetin itmamından) sonraki çalışmaların, nafile, hatta heba olma ihtimali, gözden uzak tutulmamalıdır.[31];…

İşte; bu şuur ve bilinçle hareket ederek, Allah (cc)’ın yüce dinini savunma ve hükümran kılma cehd-u gayreti sonucu, ulaşılacak olan iki kesin neticeden biri olan şehadet konusuna, yani onun İlâhî ve manevî kokusunu alma aşamasına gelmiş bulunuyoruz, İnşaallah…


[1] Lüğavî anlamlar için, bakınız, Lisan’un Arab: 3/133-135; Müncid: 105-106; Müfredat: 142; Mu’cem’ul-Veciz: 142;…

[2] Bununla birlikte; bir kısım rivayetlerde.. “..Ve Allah yolunda dillerinizle.. cihad edin!” diye (dil ile cihadı tasrih eden) kaviller de nakledilmiş bulunmaktadır. (Bakınız; Sünen-i Neseî: K.Cihad/48; (terc): 6/431; Riyaz’üs Salihin (terc): 792;… Müsned-i Ahmed İbn-i Hanbel’de (3/456, 460; 6/387′de) ise; “Muhakkak ki mü’minler, kılıçlarıyla ve dilleriyle cihad eder!” ibaresi geçmektedir. “Allah’ın indinde en efdal (veya en sevgili) olan cihad, zalim hükümdarlara karşı hak ve hakikati pervasızca söylemektir.” Hadis-i şerifi de aynı anlamı taşımaktadır (Bakınız; önceki bölüm 8. dipnot ve Mu’cem’ul-Müfehres: 1/389).

[3] Müslim: K.İman/158, 159; (terc): 1/181-189; Ebu Davud: K. Cihad/104; (terc): 3/508-509; İbn-i Mâce: Mukaddime/15; (terc.):l/121-123; Buharî: K.Diyat/2; K. Meğazi/45; Z. Buharî: 21; Tecrid-i Sarih: 1/38-39; Sünen-i Neseî: K. Cihad/1; (terc): 6/370-372;…

[4] Sünen-i Tirmizî: K. FedaiPul-Cihad/22; (terc.):3/204; Buharî: K. İman/18; Z. Buharî: 22, 470; Tecrid-i Sarih: 1/39; 8/254; Müslim: K.İman/135; Kitab’ul-İmare: 122, 123; (terc: 1/357; 9/83-85; Sünen-i Neseî: K. İman/l; K. Cihad/7; (terc): 6/377; 8/547-548; Müsned-i Ahmed: 2/344, 424, 438, 459, 465; 3/70, 133, 399.

[5] Sahih-i Müslim: K. İman/136; K. İmare/117; (terc): 1/357-358; 9/77; Zübdet’ül-Buharî: 421; Tecrid-i Sarih: 7/444-445; yaklaşık, Terğib: 3/170; Ayrıca; “İçinden cihad etmeyi geçirmeden ölen, nifak üzerine ölür!.. hadis-i şerifi için, bakınız; Sahih-i Müslim: K. İmare/158; (terc): 9/122; Büluğ’ul-Meram (S. Yolları): 4/90; Neseî:6/372; Ebu Davud: 3/421;…

[6] Bakınız; [Bakara(2): 251]; [Hacc(22): 40];… “Ey nas! Düşmanla karşılaşmayı temenni etmeyin!.. Allah’tan afiyet isteyin; fakat, onlarla karşılaştığınız zaman (mukavemette direnip) sabredin!… Şunu iyi billin ki cennet, kılıçların gölgesi altındadır!” (Sahih- Müslim: K. Cihad/20; (terc): 8/467-468) gibi.. hadis-i şerifler ve tarihi gerçekler, tağutî güçlerin sürekli saldırgan olduğunu, mü’minlerin ise sadece hakkı, bu habis güçlerin tasallutundan korumak ve kurtarmak amacıyla mukatele zorunda kaldıklarını isbat etmektedir. Resul-ü Ekrem (sav)’in Hicret ile öz yurdunu terk ettiği halde, Mekkeli müşriklerin peşine takılmaları ve ilk üç önemli savaşı (Bedir, Uhud ve Hendek savaşını) Medine önlerinde yapmaları da, kezâ bunun bariz delilidir… Ki, nice ayet-i kerimeler de bu hususa işaret eylemektedir. (Örneğin; [Bakara(2): 246]; [Tevbe(9): 8-10/12-13]; [Mümtehine(60):8]; ve hâkezâ…);…

[7] Yaklaşık olarak; [Bakara(2): 218]; [Maide(5): 54-56]; [Enfal(8): 72-75]; [Nahl(16): 110]; [Saff(61): 11,14];…

[8] Buharî: K. Cihad/5, 6, 73; K. Rika’ .2, 51; Z. Buharî: 472; Tecrid-i Sarih: 8/259-260; Sahih-i Müslim: K. İmare/112-115; (terc): 9/73-75; İbn-i Mâce: K. Cihad/2,9; (terc): 7/467, 486-487; Darumî: K. Cihad: 9; Terğib: 3/179; Müsned-i Ahmed: 5/266, 335, 337-339, 422;…

[9] Sahih-i Müslim: K. İmare/110; (terc): 9/70-71; Buharî: K. Cihad/2; Tecrid-i Sarih: 8/252, 256; Z. Buharî: 469-470; Terğib: 3/164; İbn-i Mâce: K. Cihad/1; (terc): 7/464-465; Muvatta: K. Cihad/1; (terc): 1/561.

[10] Sahih-i Müslim: K.İmare/116; (Terc): 9/76; Sahih-i Buharî: K. Cihad/4; K. Tevhid/22; Tecrid-i Sarih: 8/258-259; Z. Buharî: 471-472; Sünen-i Neseî: K. Cihad/18; (Terc): 6/387-389; Terğib:3/165, 175; Müsned-i Ahmed: 2/335, 339;…

[11] Bakınız; Enfal(8): 17-18; Ahzab(33): 10-11; Muhammed(47): 4, 31; İlaahir.

[12] Benzeri ayetler için, bakınız; [Bakara(2): 246]; [Al-i İnıran(3): 143]; [Tevbe(9): 44-45, 81-82, 86]; [Maide(5): 21-26]; [Enfal(8): 5-6]; [Ahzab(33): 15-22].

[13] Yaklaşık olarak; [Al-i İmran(3): 154, 157, 168]; [ Ahzab(33): 51].

[14] [Al-i İmran(3): 111]; [Bakara(2): 249-251]; [Maide(5): 21-22, 25]; [Feth(48): 22]; [Haşr(59): 14-15].

[15] Yaklaşık olarak; [Bakara(2): 251]; [Enfal(8): 19, 45, 65-66]; [Tevbe(9): 25- 26];… “Fedailik ve şehadet operasyonları..” kesin zafere giden, kayıpsız kazançlar elde eden, en net ve kestirme yoldur!… Bakınız; [Bakara(2): 207]; Tevbe(9): 111; [Adiyat(100): 1-5]; vb…

[16] [Al-i İmran(3): 71]; [Nisa(4): 88-89, 94, 104]; [Enfal(8): 60];… Bilindiği gibi mukatele için iki temel maddî güç vardır: 1-) Binek. 2-) Silah.. Ve bunların ‘en iyi şekilde kullanılabilmesi’dir. Her asra ve zamana göre türlerinin değişeceği olan bu araçların elde edilebilmesi ve ömür boyu en üst düzeyde kullanabilme tekniğine sahib olunması esastır. Bundan dolayıdır ki; mezkür ayetlerin tafsili sadedinde, Peygamber Efendimiz tarafından, binek ve silah edinilmesi büyük ölçüde teşvik ve terğib edilmiş ve bunun, İslam ve imanla yakın ilişkisi bulunduğuna dikkat çekilmiştir. (Örnek olarak bakınız; a-) Binek için: Sahih-i Müslim: K. İmare/96-100; (Terc): 9/56-59; İbn-i Mâce: K. Cihad/14; (Terc): 7/505-512; Terğib: 3/114-127; Tecrid-i Sarih: 8/306-309; Z. Buharî: 482-483;… b-) ‘Silah ve Silah Ta’limi ve Atışı’ için: Sahih-i Müslim: K. İmare/167-169; (Terc): 9/134-136; İbn-i Mâce: K. Cihad/18; (Terc): 7/531-544; Sünen-i Neseî: K. Cihad/26; (Terc.):6/397-399; Tecrid-i Sarih: 8/331-333; Z. Buharî: 491; Terğib: 3/148-157;…

[17] [Nisa(4): 81]; [Enfal(8): 40,64]; [Tevbe(9): 51, 59, 129]; [Ahzab(33): 47-48] İlaahir…

[18] [Bakara(2): 249-251; [Al-i lmran(3): 13, 122-127, 151, 160]; [Enfal(8): 9-12, 17, 43-45]; [Tevbe(9): 40]; [Hacc(22): 40]; [Ahzab(33): 9, 25-27]; [Muhammed(47): 7]; [Feth(48): 1-4];…

[19] [Al-i İmran(3): 139]; [Nisa(4): 139]; [Yûnus(lO): 65]; [Fatır(35): 10]; [Saffat(37): 180]; [Münafıkun (63): 8];..,

[20] [Bakara(2):109, 217];’ [Nisa(4): 89, 109]; [Al-i İmran(3):119-120];[Maide(5): 52, 57, 80-81]; [A'raf(7): 3]; [Ankebût(29): 41]; [Mücadele(58): 22]; [Mümtahine(60): 1];…

[21] Örnek olarak bakınız; [Al-i İmran(3): 28, 118]; [Maide(5): 51, 80-81];…

[22] [Bakara(2): 120]; [Al-i İmran(3): 100, 149-150];…

[23] [Maide(5): 55-56]; [Nisa(4): 45]; [Enfal(8): 72]; [Tevbe(9): 71];…

[24] [Nisa(4): 139]; [Maide(5): 52,80].

[25] [Furkan(25): 27-29]; [Fussilet(41): 29]; [Haşr(59): 16];…

[26] “Ey iman edenler! Çokça zikretmek suretiyle Allah’ı zikredin. Ve O’nu sabah ve akşam teşbih edin! O’dur ki, sizi karanlıktan nura çıkarmak için size rahmet etmekte; melekleri de., (size dua etmektedirler!) Ve O, mü’minlere rahmetlidir!… [Ahzab(33): 41-43];..

Ve; hidayette bulunanlarla Allah’ın velileri için.. “..Asla korku ve hüzün yoktur!” [Bakara(2): 38, 62, 111]; [A'raf(7): 35, 49]; [Yûnus(10): 62];.. ve hakeza!…

[27] “Artık sen, Allah yolunda savaş! Sen, kendinden başkasıyla yükümlü tutulmayacaksın! Mü’minleri de hazırlayıp-teşvik et! Umulur ki Allah, küfredenlerin ağır baskılarını geri püskürtür. Allah, kahredici baskısıyla daha zorlu, acı sonuçlandırmasıyla da daha zorludur.” [Nisa(4): 84'];

“Ey Peygamber! Mü’minleri savaşa karşı hazırlayıp-teşvik et! Eğer içinizde sabreden yirmi (kişi) bulunursa, (kâfirlerden) iki yüz (kişiyi) mağlub edebilirler. Ve eğer içinizde yüz kişi bulunursa, bunlar da kâfirlerden binini yener. Çünkü onlar (kâfirler) ‘fıkh’ etmez bir kavimdir.” [Enfal(8): 65];…

“Ey Peygamber! Sana ve seni izleyen mü’minlere Allah yeter!” [Enfal(8): 64]; İlaahir.. gibi nice ayet-i kerimeler, mü’min gönüllere nur-sürûr ve huzur saçmaktadır…

[28] “Mü’minlerin ‘pasif kalmamalarını, Allah yolunda savaş için ‘aktif olmalarını..” [Tevbe(9): 38-40] emreden Allah-u Teala (cc), mü’minler için kurtuluş yolunu göstermektedir:

“Ey iman edenler! Sizi acıklı bir azaptan kurtaracak bir ticareti size haber vereyim mi?: Allah’a ve O’nun Resulü’ne iman edersiniz, mallarınızla ve canlarınızla Allah yolunda cihad edersiniz.. Bu, sizin için (elbette) daha hayırlıdır; eğer bilirseniz!;.. O (Allah) da, sizin günahlarınızı bağışlar, sizi altlarından ırmaklar akan cennete ve oldukça hoş-güzel olan ‘Adn’ cennetlerindeki konaklara yerleştirir. İşte, büyük mutluluk ve kurtuluş budur!.. Ve; seveceğiniz bir başka (ni’met ) daha var: Allah’tan bir ‘nusret’ ve bir ‘Feth-i Karib’..; (Onun için de) Mü’minleri müjdele…” [Saf(61): 10-13];…

[29] Bakınız; [Bakara(2): 190-195]; [Enfal(8): 39]; [Tevbe(9): 13, 29];…

[30] Münafıkların bir kısım evsâf-ı habisânesi için bakınız; [Bakara(2): 8-16, 204-206]; [Al-i İmran(3): 72,167-168]; [Nisa(4): 46, 66, 72, 81, 142-143, 145]; [Tevbe(9): 47, 61, 83, 125]; [Fussilet(41): 26]; [Haşr(59): 11-12];…

[31] Bazı rivayetlerde, “Mekke fethinden sonra, ‘hicretin’ son bulduğu, ancak ‘iman-İslam -cihad ve iyi niyetin’ aranacağı..” vurgulanmaktadır. (Bakınız; Müslim: K. İmare /83,84-87; (Terc.): 9/40-44; Bûluğ’ul-Meram (S, Yolları): 4/94,98; Buharî: K. Cihad/27,194; K. Menakib: 45; K. Meğazi: 53; Zübdet’ül-Buharî: 278; Tecrid-i Sarih: 6/213; İbn-i” Mâce: K. Kefaret/12; (Terc.): 6/64-66; Sünen-i Neseî: K. Biat/15; (Terc): 7/202-203; Sünen-i Tirmizî: K. Siyer/32; (Terc.): 3/160; Darımî: K. Siyer:/69; Müsned-i Ahmed: 1/226, 266, 316, 355; 3/22,401,430, 431,468,469; 5/71, 187, 6/466;… Dikkat edilirse, mezkür hadis-i şerifte; ‘İslam-iman-cihad ve iyi niyet’ şart ve kayıtları aranmış oluyor. Ki bu, Mekke fethinden sonra, müslüman olma zorunda  kalmış olan Mekkeli Kureyşlilerin (çoğunlukla) samimi olmadıklarının belgesidir. Zira; Hicret ile, samimi ve gayr-i samimi olanlar karışmış olacak, geniş halk kitleleri tarafından, bunların arasındaki fark, temyiz ve tefrik edilemeyecektir. Onun için de; “Kâfirlerle savaş devam ettiği sürece ‘Hicret’ de devam eder!” diye vârid olan bir hadis-i şerif (Neseî: 7/203), İslam için cihadı ve savaşı samimi ve halis bir iman için ölçü almış bulunmaktadır. Zira; “Cihad ve savaş, gerçek mü’nıin ile münafığı ayıran önemli bir vecibe ve ‘imtihan’ sebebidir!” (Bakınız; [Al-i İmran(3): 140-142, 166-167]; [Tevbe(9): 16]; [Ankebût(29): 2-4]; [Ahzab(33): 10-13;...)...

Mekke fethinden sonra (Kureyş'in) (tabiî ki müstekbirlerin) imanının makbûl olmayacağını beyan eden şu ayet-i kerimenin ifadeleri gayet net ve açıktır:

"(Mekkeli müşrikler:) Eğer doğru söyler iseniz, (bahsettiğiniz) şu 'fetih' ne zaman? Derler! (Habibim, onlara) de ki: Fetih günü, küfredenlere (o gün) inanmaları hiçbir fayda sağlamaz ve onlara nazar da edilmez (değer verilmez!). Öyleyse sen, onlardan yüz çevir ve (neticeyi) gözetle! Zaten onlar da gözetliyorlar!" [Secde(32): 28-30];.. İbn-i Kesir, gayet açık olan ayet-i kerimeyi (Ben-i Ümeyye’yi himâye için olsa gerek) başka kanallara çekmek isterse de (Tefsir: 12/6458-6459), Buradaki fetihden kasdın, Mekke Fethi olduğuna dair Mücahid ile Hasan(-ı Basri)’dan rivayetler nakledilmiştir. (Bakınız; Keşşaf: 3/517; Mecmâ’ut-Tefasir/Tefsir-i Hâzin, Nesefî ve Tefsir-i İbn-i Abbas: 5/81);..,

Zaten, ayet-i kerimenin lâfzı ve siyâkı, konuyu saraheten açıklamış bulunmaktadır. Ki, aksini iddia etmenin, kat’iyyen batıl olacağı izahtan varestedir. Nitekim, Fir’avn’ın son andaki imanının dahi makbûl olmadığı şu ayet-i kerimede ifade edilmektedir:

“Biz, İsrailoğullarını denizden geçirdik; Fir’avn ve askerleri azgınlıkla ve düşmanlıkla peşlerine düştü. Sular onu boğacak düzeye erişince (Fir’avn): ‘Ben-i İsrail’in kendisine inandığı (İlahtan) başka ilah olmadığına inandım ve ben de müslümanlardanım!’ dedi. Şimdi, öyle mi? Oysa sen, önceleri isyan etmiştin ve fesat çıkaranlardandın. Bugün ise, senden sonrakilere bir ayet (âleme ibret) olman için, seni yalnızca bedeninle kurtaracağız. Gerçekten insanların çoğu, bizim ayetlerimizden habersizdirler!” [Yûnus(l0): 90-92];…

Şu ayet-i kerimeler dahi, umutların kesildiği ve ölümle karşı karşıya gelindiği zaman, iman etmenin faydasız olacağını bildirmektedir:

“Onlar, bizim dayanılmaz azabımızı gördükleri zaman: ‘Bir’ olan Allah’a iman ettik ve O’na şirk koşmakta olduklarımız şeyleri de inkâr ettik!’ Dediler. Ama, bizim dayanılmaz azabımızı gördükleri zaman, iman etmeleri kendilerine hiçbir fayda sağlamadı. (Bu), Allah’ın kulları arasında sürüp-gitmekte olan sünnetidir. İşte, kâfirler burada, (böylece) hüsrana uğramışlardır.” [Mü'min-Ğafir(40): 84-85];…

Tabiî ki, her şeyin istisnası olduğu gibi, Mekkeli müşrikler arasında da fetih sonrası samimi olarak iman edenler bulunabilir. Fakat, “El-hükmü li’l-ekser” kâidesi gereğince, hükmün çoğunluğa göre verileceği açıktır. Bununla beraber, fetih ve zafer sonrası iman edenlerin, önceden iman edip de İslam’ın ihyâ ve inşası için değişik meşakkatlere katlananlarla (tabiatıyla) müsâvi olmayacağı izahtan varestedir… Şu ayet-i kerime de bu konuyu beyan etmektedir:

“Size ne oluyor ki, Allah yolunda infak etmiyorsunuz? Oysa, göklerin ve yerin mirası Allah’ındır. İçinizden, fetihten önce infak eden ve savaşanlar (başkasıyla) müsâvi olmaz. İşte onlar, derece olarak, sonradan infak eden ve savaşanlardan daha büyüktür.. Allah, herbirine en güzel olanı va’detmiştir. Allah, yaptıklarınızdan haberdardır.” [Hadid(57): 10];…

Bu ve benzeri daha nice ayet-i kerimeler böylece, kılıç zoru ve korkusuyla iman etme veya öyle görünme durumunda kalan, başta Ben-i Ümeyye olarak, Mekkeli Kureyş müşriklerinin öncüleri ve ileri gelenleri, Resul-ü Ekrem (sav)’in ahirete irtihâlinden sonra ikâ ettikleri fitne-fesat-nifak ve şikak, İslam’ın ve ümmetin uzun asırlar devam edecek olan maddî ve manevî za’fiyetinin ve esaretinin baş âmili olmalarının asıl illetini tasrih etmiş oluyor. Evet; İmam Ali’ye (as) ve Ehl-i Beyt’in diğer mümtaz şahsiyetlerine karşı, bunların, oluşturdukları husumet cephesi ve icrâ ettikleri desise-entrika-hile-komplo-provakasyon..’ ameliyeleri ve taktikleri, günümüzün en önemli şeytanî teşkilatlarından olan CIA-MOSSAD ve diğer casusluk teşkilatları bile gölgede bırakacak bir boyutta olduğunu, asırlarca sonra (ancak) anlayabiliyoruz….

İşte, bundan dolayıdır ki; Resul-ü Ekrem (sav): “Ümmetimin helaki, ‘Kureyş ‘in eliyle olacaktır!” demiş, böylece dikkatleri, Ehl-i Beyt’in istikamet üzere yürüteceği Velayet-Hilafet hukukunun çiğnenmesine ilâveten, tarihin karanlık sahifeleri arasında kalmış olan müthiş ‘inhiraf-fısk-fûcur-zulüm ve cinayetlerinin üzerine çekmiştir. (Hadis için bakınız; Buharî: K. Menakib/25; Z. Buharî: 635; Tecrid: 9/294-296; Müsned-i Ahmed: 2/288, 299, 324, 328, 377, 520,, 536;…)

Hülâsa;   buradaki   konumuzla   ilgisi   dolayısıyla,   bahis   konusu ettiğimiz, Ben-i Ümeyye‘nin ve benzeri süfehânın icrâ ettikleri habasetlikleri citlerle kitaplar dahi istiab edemez, ve’s-selam…