İran İslam Cumhuriyeti dışişleri bakanlığı sözcüsü Amerika tarafından öne sürülen saptırılmış konulara değinerek Washington yönetiminin saptırmalara baş vurarak ve ikilemler oluşturmaya çalışarak siyasi sömürü peşinde olduğunu belirtti.
İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü “Nasır Kenani” Pazartesi günü yaptığı haftalık basın toplantısında, ABD stratejisinin gerilim ve kriz yaratmak olduğunu, bu tür ortam yaratmanın barışa ve istikrara katkı sağlamadığını vurguladı.
ABD Savunma Bakanlığı 23 Temmuz’da yaptığı açıklamada, iki ülke savunma yetkililerinin ABD-Katar İstişare Komitesi toplantısındaki görüşmelerde İran İnsansız Hava Araçları konusunun “bölgesel güvenlik sorunlarından biri” olarak ele alındığını duyurdu.
Amerika’nın İranofobi projesi, İslam Devrimi’nin başlangıcından beri devam etse de, son yıllarda İran İslam Cumhuriyeti’nin barışçıl nükleer bilgisi, havacılık endüstrileri ve caydırıcılık füze çalışmaları alanındaki başarıları üzerine odaklanmıştır.
Bu bağlamda, son aylarda Amerikalı yetkililer, İran İslam Cumhuriyeti’nin İHA faaliyetleriyle ilgili endişelerini defalarca dile getirdiler; ABD Başkanı Joe Biden’in bölgeye yaptığı son ziyaretinin ardından, ülkenin Centcom’daki hava kuvvetlerinin yeni komutanı ve aynı zamanda Katar’daki Al-Udeid Hava Üssü’nden de sorumlu komutan “Alexus Grinkovich” bir röportajda, ana görevlerinden birinin de İran İnsansız Hava Araçları gücünün tehdidiyle başa çıkmak ve bölgedeki Amerikan hava üstünlüğünü onarmak olduğunu belirtti.
Amerikalı yetkililerin bu sözleri, bir yandan İran’ın askeri ve savunma alanındaki ilerlemelerinin bir itirafı iken, diğer yandan İran karşıtı bir koalisyon oluşturma ve bölgede müdahaleleri sürdürme emaresi de sayılır. Aslında bu politikaların Siyonist rejimin politikaları çerçevesinde izlendiği de söylenebilir. Zira ABD, İran’ın bölgesel ve uluslararası etkileşimlerini bozmak, bölgede kendi askeri varlığını sürdürmek, Siyonist rejimin çıkarlarını güvence altına almak ve bölge ülkelerini bu rejime yakınlaştırmak gibi stratejik hedefler peşindedir.
Bu durum, İran İslam Cumhuriyeti’nin bölgenin istikrar ve güvenliğinin dış müdahaleyle değil, sadece bölge içi çözümlerle gerçekleşeceğini düşünmesine rağmen ortaya konulmaya çalışılmaktadır. Başka bir deyişle, bölge dışı aktörlerin, özellikle de ABD’nin bölgedeki varlığının deneyimi, bu varlığın bölgede Amerika’nın müttefik ülkelerine bile istikrarlı bir güvenlik getirmediğini, güvensizlik ve istikrarsızlığı yaydığını ve terörizmi güçlendirdiğini göstermektedir.
İran’ın diplomasi kolu sözcüsü Kenani, ABD ve Siyonist rejimin bölgede gereksiz gruplaşmalar ve ihtilaflar yaratma çabalarına da işaret ederek, İran’ın bölge güvenliğinde ortak olan bir ülke olarak ortak, işbirliğini gerekli gördüğünün altını çizerek güvenliği sağlayan bir sürecin başlamasının zaruri olduğunu vurguladı.
Başkan Biden’ın son Batı Asya gezisi ve İran’a yönelttiği suçlamalardan sonra, İranofobi politikasının bir başka dönemi başlamış gibi görünüyor, bu da gerilim ve kriz yaratarak bu süreci devam ettirmek olarak değerlendirilebilir. Ancak dış politikasında komşu, Müslüman ve müttefik ülkelere öncelik veren İran’ın 13. hükümeti, özellikle Fars Körfezi’nin güney tarafındaki ülkeler başta olmak üzere, bu ülkelerle yanlış anlaşılmaları çözmeye ve onlarla ilişkilerini genişletmeye her zamankinden daha fazla dikkat ederken bu ülkeler de zaten İran gibi önemli bir ülke ile komşuluk ilişkilerini sürdürmenin farkındalar.
Nitekim Birleşik Arap Emirlikleri Danışman Bakanı “Enver Gargaş” CNN’e bu konuda şunları söyledi: “Amerika’nın planıyla işbirliği yapmaya hazırız, ancak bölgedeki başka hiçbir ülkeyi hedef almıyoruz ve ben özellikle İran’ı kastediyorum. BAE, büyükelçisini Tahran’a gönderiyor.”
