Arabistan’ın saldırılarının durdurulması zarureti hakkında İran’ın BM genel sekreterine mektubu

İran İslam cumhuriyetinin BM daimi temsilcisi Golamali Hoşru Salı günü BM genel sekreteri ve BMGK başkanına yazdığı mektuplarda, uluslararası haklara riayet edilmesi ve kaba kuvvete başvurma tehdidinden vazgeçmesi için Suudi Arabistan’a uluslararası toplum tarafından baskı yapılmasını istedi.

Hoşru bu mektuplarda Suudi Arabistan yetkililerinin İran İslam cumhuriyetine karşı temelsiz ve yalan iddialar ve suçlamaları kınarken, yöneltilen suçlamaların, BM bildirgesinin kaba kuvvete başvurma yasağına dair 2.maddenin 4.bendini açıkça ihlal ettiğini belirtti.

Suudi Arabistan rejimi yetkilileri son günlerde savurdukları tehditlere ilaveten İran İslam cumhuriyetini bölge ülkelerin içişlerine müdahale ve Yemen’e askeri teçhizat tedarik etmekle suçluyorlar.

İran İslam cumhuriyetinin BM daimi temsilcisi Golamali Hoşru, Suudi Arabistan rejimin Yemen’in tüm hava, kara ve deniz sınırlarını tamamen kapatmakla bu ülke halkını kıtlık ve kolera hastalığına karşı daha da savunmasız bıraktığına işaretle, bu ülkede yaşanan insani facianın daha vahim boyutlar kazandığını, dünya toplumunun, işlenen bu insanlık cinayetlerine karşı Suudi Arabistan’ı sorumlu tanıması gerektiğini belirtti.

Suudi Arabistan’ın Yemen saldırısını hiçbir bahane izah edemez ve hiçbir şekilde savunulamaz. Suudi Arabistan bu saldırıyı müstafi ve firari Yemen cumhurbaşkanı Abdrabe Mansur Hadi’yi destek şeklinde haklı çıkartmaya çalışıyor, fakat acaba uluslararası hukuk, Arabistan’ın bu girişimi hakkında ne diyor?

Suudi Arabistan’ın Yemen’e 25 mart 2015 tarihinde başlayan saldırısı hangi hedef ve amaçla yapılmışa, uluslararası hukuk açısından gayrı meşru ve kabul edilemezdir.

Bu konunun önemi, BM antlaşması 2.maddesi 4.bendinde yer alacak kadar önemlidir. Bu maddede şöyle okuyoruz:

Tüm üyeler, uluslararası ilişkilerinde gerek herhangi bir başka devletin toprak bütünlüğüne ya da siyasal bağımsızlığa karşı, gerek Birleşmiş Milletler’in Amaçları ile bağdaşmayacak herhangi bir biçimde kuvvet kullanma tehdidine ya da kuvvet kullanılmasına başvurmaktan kaçınırlar.

Burada iki konu müstesna sayılır. Biri Antlaşmanın 51.maddesi uyarınca nefsi müdafaa ve diğeri de BMGK’nin kararı ile uluslararası barış ve güvenliğin sağlanması ve geri getirilmesi hedefi ile kaba kuvvete başvurmaya izin verilmesidir. Fakat Suudi Arabistan’ın Yemen saldırısı ile ilgili bu konuların hiç biri geçerli değildir.

Nitekim BM Antlaşmasının 51.maddesinde şöyle yazılıyor:

Bu Antlaşma’nın hiçbir hükmü, Birleşmiş Milletler üyelerinden birinin silahlı bir saldırıya hedef olması halinde, Güvenlik Konseyi uluslararası barış ve güvenliğin korunması için gerekli önlemleri alıncaya dek, bu üyenin doğal olan bireysel ya da ortak meşru savunma hakkına halel getirmez. Üyelerin bu meşru savunma hakkını kullanırken aldıkları önlemler hemen Güvenlik Konseyi’ne bildirilir ve Konsey’in işbu Antlaşma gereğince uluslararası barış ve güvenliğin korunması ya da yeniden kurulması için gerekli göreceği biçimde her an hareket etme yetki ve görevini hiçbir biçimde etkilemez.

Suudi Arabistan’ın Yemen’e saldırısında dikkat edilmesi gereken bir diğer konu ise, bir milletin en temel haklarından olan kendi kaderini belirleme hakkıdır. Bu bağlamda 1969 viyana konvansiyonu 53.maddesi bu hakkı milletlerin en temel hakkı olarak biliyor.

Suudi Arabistan yetkilileri bu haklar ve Antlaşmalara bağlı kalmazken, İran İslam cumhuriyetini her zaman Yemen olaylarına müdahale etmekle suçladılar; hal bu ki İran her zaman Yemen krizinin sadece diyalog yolu ile çözülebileceğini savunmuştur. Suudiler ayrıca küstahça İran’ı askeri saldırı ile tehdit ediyorlar. Tabi ki Amerika yönetimi de Suudilerin saldırgan politikalarını savunuyor. İran İslam cumhuriyetinin BM daimi temsilcisi Hoşru’nun mektubu, başta BM olmak üzere uluslararası kurumların Arabistan’ın bölgede saldırgan ve tehdit politikalarına karşı sorumluluklarının hatırlatılmasıdır.

↑
Mobil sürümden çık