Arap Parlamentoları Birliğinde ihtilaflar devam ediyor

Arap Parlamentoları Birliğinin oturumu Arap kurumlarının iç ihtilaflar ve ayrışmalar gibi büyük sorunlar ile karşılaştığını göstermektedir.

Arap Birliği ve Fars Körfezi İşbirliği Konseyi Arap dünyasının en önemli iki kurumudur. Bu iki kurum da ayrışma ve iç ihtilaflar ile karşılaşmaktadır. Öyle ki Fars Körfezi Konseyi pratikte şiddetli bir şekilde zayıflamıştır.

Katar Dışişleri Bakanı Muhammed bin Abdürrahman Alı Sani geçen Aralık ayında Fars Körfezi Konseyinde ortaya çıkan ayrışmayı eleştirerek bu konseyin Doha ve Fars Körfezi ülkeleri arasındaki krizden dolayı zayıfladığını söyledi.

Arap Parlamentoları Birliğinin son oturumunda da sonuç bildirgesi konusunda ihtilaflar daha da belirgin bir şekilde gözler önüne serildi.

Burada akla gelen soru ise Arap kurumlarındaki bu ihtilaflar ve ayrışmalarının sebeninin neler olduğudur.

Arap kurumlarının iç ihtilaflarının en önemli sebeplerinden biri de yakınlaşma kurallarının üyeler tarafından kabul edilmemesidir. Arap ülkeleri ortak İslami ve Arap kimliği, ayrıca coğrafi komşuluk açısından yakınlaşma ve kurumsallaşma koşullarına sahiptirler. Ancak bu kurumlarda kimi ülkelerin egemenlik ve bağımsızlığının gözardı edilmesinden dolayı bu gerçekleştirilemiyor.

Tabii kurumsallaşmanın zaruretlerinden biri de hakimiyetin bir bölümünün kurumlara bırakılmasıdır. Ancak bu gerçekleşirken ülkelerin bağımsızlığı ve egemenlik hakları gözardı edilmemelidir. Halbuki Arap kurumsallaşma sürecinde bazı ülkelerin bağımsızlığı ve egemenlik hakkı açık bir şekilde ihlal edilmektedir.

Bu durumu Fars Körfezi İşbirliği Konseyi’nde açıkça görmek mümkün. Suudi Arabistan bu kurumun üyelerine hiyerarşik bir açıdan yaklaşmasından dolayı diğer üyelerin her zaman Riyad siyasetlerine uymasını bekliyor. Bu konu ise Katar tarafından kabul görmezken, Konseyin içindeki ihtilaflar ve gerilimi daha da şiddetlendirmiştir.

Arap kurumlarının iç ihtilaflarının şiddetlenmesinin bir başka sebebi de Suriye krizidir. Suudi Arabistan ve ortakları son 8 yılda kendilerine yakın bir hükümetin işbaşına gelmesi hedefi ile Suriye’de Beşar Esed hükümetini devirme yönünde ciddi girişimlerde bulundu. Ancak bu girişimler bir sonuca varamadığı gibi, Beşar Esed’in Suriye güç düzenindeki konumunun daha da pekiştirilmesine yol açtı.

Hali hazırda çoğu Arap Birliği üyelerinin Suriye’nin bu Arap kurumuna geri dönmesini desteklemelerine rağmen Suudi Arabistan bunun gerçekleşmesi için şartlar koşmaya başlamıştır. Suudi Arabistan tam da Katar’a koştuğu şartlarda olduğu gibi Suriye için de şartlar koşmuştur. Ancak Suriye de Katar gibi Riyad’ın koşullarına boyun eğmeyerek bu şartları milli egemenliğine aykırı olarak nitelemektedir. Zaten Suriye bu milli egemenliği korumak için 8 yıllık uzun bir süredir çok uluslu teröristler ile mücadele vermektedir.

Arap kurumlarındaki bir diğer önemli sebep ise Arap ülkelerinin Siyonist Rejim İsrail ile ilişkilerini normalleştirme sürecine olan görüş farklılıklarıdır. Bu gerçek son Arap Parlamentoları Birliği oturumunda da belirgin bir şekilde göze çarptı.

Fars Körfezi ülkelerinin Siyonist Rejim İsrail ile ilişkileri normalleştirmesi konusu Ürdün’de gerçekleşen oturumda Kuveyt gibi bazı ülkelerin eleştirilerine neden oldu. Lübnan ve Suriye de Direniş alternatifine bağlı kalacaklarını bildirdiler.

Ürdün Parlamento Başkanı ve aynı zamanda 29’uncu Arap Parlamentoları Oturumunun Başkanı, bu oturumun sonuç bildirgesinde yeralan Siyonist Rejim ile ilişkilerin normalleştirilmesinin durdurulması maddesine, Suudi Arabistan, BAE ve Mısır’dan gelen itirazları reddetti. Buna rağmen şimdiden bu üç ülkenin oturumun sonuç bildirgesine bağlı kalmayacaklarını ve bu bağlı kalmamanın da Arap kurumlarının işlevsizliğine işaret ettiğini belirtmek mümkün.

↑
Mobil sürümden çık