Arap ülkeleri yönetimleri ve kuruluşları Filistin sorununu göz ardı ediyorlar

Arap ülkelerindeki yönetimler Batı şeria ile Kudüs’te Siyonist İsrail rejiminin Yahudi siteleri kurma girişimlerini durdurma konusunda hiçbir teşebbüste bulunmadılar. Ancak BM güvenlik konseyinin kararı ardından Arap rejimleri Filistin davasına sahip çıkma gereğini hatırladılar.

BM Güvenlik Konseyi’nde kabul edilen karar uyarınca İsrail’den Doğu Kudüs’te dahil olmak üzere Filistin topraklarında devam eden Siyonist yerleşim faaliyetlerine son vermesi talebinde bulunuldu. BM Güvenlik Konseyi Başkanı Roman Oyarzun, ABD’nin katılmadığı oylamada, karar taslağının 14 lehte oyla kabul edildiğini söyledi. Mısır’ın hazırladığı tasarı, 2334 numaralı BMGK kararı olarak, başta Doğu Kudüs’te olmak üzere Filistin topraklarında Yahudi yerleşim birimi inşa etme faaliyetlerinin durdurulmasını öngören karar tasarısının kabul edilmesiyle Irkçı İsrail’den faaliyetlerine ‘hemen’ son vermesini gerektiği vurgulandı.

İslam işbirliği teşkilatı, Arap birliği, Arap meclisleri birliği yayınladıkları bildirilerinde Siyonist İsrail rejiminin yahudi yerleşim sitelerinin inşasını hemen durdurması gerektiğini, BM’nin buna müdahale etmesinin şart olduğunu belirttiler. Arap ülkeleriyle İsrail rejimi defalarca savaştılar. Özellikle 1967 ve 1973 savaşları özel önem taşıyordu. Bu savaşlardan sonra

Mısır devlet başkanı Enver Sedat ile, Siyonist İsrail başbakanı Menahem Begin arasında, 26 Mart 1979 Camp David Sözleşmesi imzalandı. Buna göre İsrail, askeri birliklerini Sina Yarımadasından çekecek ve Mısır ile diplomatik ilişkilerini normalleştirecekti. Diplomatik ilişkiler 1980’de normale döndü. İsrail’in umduğundan daha az olmakla birlikte ticari ilişkiler canlandı. Mart 1980’de havayolu taşımacılığı başladı. Mısır İsrail’e petrol satışına başladı. Bu sözleşme ile, İsrail tarafından Altı Gün Savaşı’nda ele geçirilen Sina Yarımadası, Mısır’a geri verildi. İsrail ile Ürdün krallığı işbirliği anlaşması imzaladılar.

Amerika Güvenlik Konseyinde, bu anlaşmaya aykırı olarak sunulan her karar tasarısına aleyhte oy verecekti.” Amerika, İsrail’in aleyhine olan hiçbir teklife katılmayacaktı. Amerika, İsrail’in varlığına, güvenlik ve egemenliğine yönelen her türlü tehdit halinde, İsrail hükümeti ile istişare halinde olacak ve İsrail’i her şekilde destekleyecekti.”

Arap ülkelerinin bu Anlaşma’nın ardından 3 Kasım 1991’de Madrid’de başlayan görüşmeleriyle 13 Eylül 1993 tarihinde Oslo anlaşmasını imzaladılar. 4 Mayıs 1994’te imzalanan Kahire anlaşması, Ürdün İsrail arasında 26 ekim 1994 Arabe vadisi anlaşması, 26 Eylül 1995’te imzalanan Taba Anlaşması ve bu tarihten tam bir yıl sonra imzalanan el-Halil anlaşması, Oslo İlkeler Anlaşması’na göre şekillendirildi. Bütün bu anlaşmalarla ırkçı İsrail rejimi işgal sürecini pekiştirdi. Arap ülkeleri destekli sözde “Filistin heyeti”nin sürekli taviz vermesini sağlamayı başardı. Katar ve Suudi krallık rejimiyle Ürdün ve birleşik Arap emirlikleri Siyonist rejimle gizli ve açık ittifaklar kurdular. İşgal devam ettikçe Filistin halkının çileleri arttı. 2008, 2012, 2014 yıllarında Siyonist İsrail rejimi Filistinlilere karşı yıkıcı ve kanlı savaşlar dayattı. Filistin halkı da intifada kıyamını başlattı. Buna rağmen siyonist israil rejimi Arap rejimleriyle Türkiye ve kıbrıs üzerinden ticaret yapmaktadır.

BM güvenlik konseyinin Siyonist İsrail rejiminin 1967 sınırlarına geri çekilmesi ve Siyonist Yahudi göçmen sitelerini kaldırma kararı, ilk defa olalrak Amerika tarafından veto edilmedi. Bu karar ırkçı İsrail rejimine ağır darbe niteliği taşmaktadır. Nitekim terörist ve işgalci İsrail Enerji Bakanı Yuval Steinitz, oylamada çekimser kalan ABD’nin İsrail’i terk ettiğini, BM Güvenlik konseyi kararının Yahudi yerleşimlere karşı bir tasarı değil, bu İsrail karşıtı ve Yahudi devletine karşı bir karar olduğunu, ABD basit şekilde Ortadoğu’daki tek dostunu terk ettiğini ve kalbini sızlattığını ileri sürdü.

↑
Mobil sürümden çık