İran İslam Cumhuriyeti’nin çevresinde, her yıl bazı ülkelerin hatta bakımını veya kullanılmalarını beceremedikleri onlarca ve hatta yüzlerce milyar dolarlık silahların alımına şahit oluyoruz.
Fars Körfezi’nin Güney kıyılarında yer alan bazı Arap emirlikleri, bölgede hiç gerekli olmayan silahların alımına milyarlarca dolar para harcıyor, fakat hiç bir zaman gerçek güvenlik kavramını dahi idrak edemedikleri gözleniyor. Bu ülkeler her zaman kendilerini bölge dışı güçlere borçlu hissediyor ve İran Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif’in tabiri ile “bağımlı oldukları büyük devletlerin en ufak küskünlüğünde de tir tir titredikleri gibi, onların en ufak tebessümü ile kendilerini çok mutlu ve güvende hissetmeye başlıyor.”
Gerçekte bu ülkeler bağımsızlık, izzet, haysiyet ve onurlarını rehine olarak sunuyor ve böylece kendilerine güvenlik satın almaya çalışıyor, fakat pratikte servetlerini Batılı silah kartellerinin kasasına akıtıyor ve gerçek manada da hiç bir zaman hakiki güvenliğe kavuşamıyor. Zira güvenlik, ithal edilebilecek veya dışarıdan satın alınabilecek bir meta değildir.
İran Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif, Cumartesi günü Tahran üniversitesinde düzenlenen “Fedakarlık; küresel barışın dili” başlıklı oturumda yaptığı konuşmada bu konulara işaret ederek şöyle konuştu: Acaba komşularımız için, ABD Başkanı Donald Trump “ben bunlardan yatırım sözü almadan bölgeye gelmedim” demesi aşağılık ve zillet sebebi değil midir? Amerika Başkanı Donald Trump bir yıl önce açıkça ben bu ülkeleri sağmak için istiyorum ve sağılacak inek gibi görüyorum demişti.
Oysa aynı Amerika ve Amerika gibi ülkeler sürekli İran’a bakıyor ve İran İslam Cumhuriyeti’ni bölgenin en muktedir, en güçlü, en güvenli ve geleceği en sağlam ülke olarak biliyor.
Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif konuşmasının devamında da acaba İran İslam Cumhuriyeti’nin güvenliği, izzeti ve onuru nereden kaynaklanıyor? sorusunu gündeme getirerek şöyle devam etti: Silah ve savunma gücü ve hazırlığı bu iktidarın şekillenmesinde önemli bir etkendir ve hiç kuşkusuz İran İslam Cumhuriyeti’nin füze programı da bu süreçte inkar edilemez bir payı vardır. Peki, ama acaba aynı silahlar ve teçhizat, İran’ın komşularında yok mudur? Acaba Arabistan’ın iki bin 500 kilometre menzili olan füzeleri yok mudur ve acaba bu ülkenin füzeleri kıtalararası balistik füzeler ve hatta nükleer başlık taşıyabilen füzelerin kuşağından değil midir?
Suud rejimi geçen sene silah alımı için yüz milyar dolar para harcadı ve verilere göre de dünyada en çok silaha para yatıran üçüncü ülkedir. Gerçek şu ki İran milletinin sahip olduğu iktidarın hakiki kaynağı bu milletin fedakârlık ve şehadet kültürüdür, öyle ki İslam inkılabının zafere kavuşmasının üzerinden 39 yıl geçtiği halde bu kültür tüm gücü ve etkinliği ile devam etmektedir ve İslam inkılabının kültürü ve söylemine dönüşmüştür.
İslam İnkılabı Lideri Ayetullah Seyid Ali Hamanei geçen Temmuz ayında İran silahlı kuvvetlerinin kutsal savunma yıllarının bazı komutanları ve cesur askerleri ve sanatçıları ve kültürel programların yöneticileri ile görüşmesinde şöyle buyurmuştu:
Toplumda inkılapçı ruhu korumak ve takviye etmek ve inkılabın kalıcı oluşu, o günlerin sonuçlarından biridir ve eğer o günlerde sergilenen fedakarlıklar ve cihatçı hareketler olmasaydı, bugün inkılapçı ruhumuz kesinlikle tehdit altına girmişti.
Kuşkusuz eğer bugün İranlı cesur insanlar kutsal mekanları savunan güçler olarak Suriye’de tekfirci IŞİD terör örgütü ile mücadelede en ön saflarda duruyorsa, bu durum kutsal savunma yıllarından miras kalan şehadettaleplik ruhu ve fedekarlık değerlerinin kalıcı oluşundandır.