Hizbullah Yürütme Konsey Başkanı Seyyid Haşim Safiyuddin, Kana katliamının yıl dönümünde İsrail’e meydan okudu.
Hizbullah Yürütme Konsey Başkanı Seyyid Haşim Safiyuddin dün yapmış olduğu konuşmada “Lübnan’ı, Kana’yı, Güney Lübnan’ı kısacası vatanımızın tümünü korumak amacıyla ulusal bir strateji sunan kişi , mazlum Kana halkı ve çocuklarının, yıllarca acı çeken Güney Lübnanlıların çığlıklarına ses verenlerdir. Yoksa, büyükelçiliklerin kapılarında sürünenler ya da aklını , kalbini ve kulağını Amerika projelerine verenler ya da Siyonizm maslahatını hedefleyen Batı ve Amerika mantığıyla konuşanlar değildir” açıklamasında bulundu.
Hizbullah’ın Kana Katliamı Şehitleri Mezarlığının avlusunda düzenlediği 2006 senesinde düşman tarafından gerçekleştirilen Kana katliamını anma programında katılımcılara ”Hangi savunma stratejisinden bahsediyorlar? Kana , Güney Lübnan ve tarih boyunca Lübnan da yaşananlar hakkında onların umurunda olan ne?” sorularını yöneltti.
Lübnan tarihinde yaşanılan bütün kötü tecrübelerin yeniden yaşanmasını isteyen ve direnişin silahı hakkında son zamanlarda ileri geri konuşanlara dikkat çekerek “Bundan ötürü biz, tercihimizi yaptık ve kararımızı aldık. Bu kanaatimizi ulusal bir arka planın yanında vatanımızı koruma ve savunma bilinci ve inancıyla hayata geçirdik. Bizim bütün bunlara karşı olan cevabımız sesimizle, karşılaştırma yaparak, sürekli hazır konumda olarak ve zaman içerisinde yaptıklarımızla olmuştur. Ve yine diyoruz ki Güney’i koruyacak en ideal strateji ”güç-yetenek-direniş” stratejisidir” şeklinde konuştu.
Seyyid Safiyuddin direnişin silahını eleştirenlere işaretle ”Eğer düşman Lübnan’ı tekrar hedef almak isterse biz de düşmanı hedef alacağız. Hiç bir tereddüt yada yalpalama olmaksızın onlara galip geleceğiz. İşte bizim tutum ve konumumuz budur. Bu tutum bize uygulanan zulümleri yaşayan ve tecrübe edenin tutumudur. Kesinlikle Lübnan gücünün ,kapasitesinin, iradesinin, dengeli duruşunun, direnişinin ve silahının farkındalığına varmış bir ülkedir. Bu konuma ulaştıktan sonra gerilemesi yada geriye dönmesi mümkün değildir. Kimsenin de Lübnan’ı geriye döndürmesine asla izin vermeyiz” dedi.
Safiyuddin konuşmasın da ”Ne yapalım? Siyonist askerleri Lübnan’ı, işgal esnasında mutlulukla karşılayan açgözlü ,doyumsuz iş birlikçiler gibi onlara mı bırakalım? Direniş bizim için bir tercih değildir. Bilakis, direniş dini ,insani, ahlaki ve milli bir zorunluluktur. Nasıl ki, su ve hava bir canlı için zorunluluksa , aynı şekilde kişinin vatanında ve toprağında özgürlüğü ve şerefiyle yaşaması da bir zaruriyettir.
Hadi gelin hep beraber Lübnan’ın petrol zenginliklerini keşfettiğini ama düşmana karşı koyabilecek , düşmanın pervasızca tavırlarını durdurabilecek, zorbalıklarını frenleyecek bir direnişin olmadığını tasavvur edelim. Siyonistler neler yapar düşünebiliyor musunuz? Ya da azgın düşmanı kim nasıl engelleyebilir? Düşmanın ahlakı mı? Ya da tarihi mi? Ya da siyaseti mi? Bugün Siyonistler denizdeki petrol zenginlikleri konusu açılınca çok büyük bir dikkat ve imtina ile konuşmaktadırlar. Çünkü gayet idrakindeler ki, Lübnan bundan 30 yıl önceki Lübnan değil. Çünkü karşılarında güçlü, elinde imkanı değerlendirebilen, hakkı olan petrol zenginliklerinden yararlanabilecek kapasite de bir Lübnan var” diye konuştu.
Safiyuddin konuşmasında Lübnan’ın yeni dengeler oluşturmanın peşinde olduğunu iddaa eden bazı filozoflara cevaben de :”Aslında bu denge halihazırda mevcut durumda. Bu denge petrol dengesi ya da savunma dengesi değildir. Bu Lübnan’ın harita üzerinde bağımsız bir ülke olarak varlığını kabul ettiren bir dengedir. Bu dengeyi oluşturanlar ise ordumuz, halkımız ve direnişimizdir. Eğer bu denge olmasaydı şimdiye kadar elde avuçta vatan diye bir şey kalmazdı.”şeklinde konuştu.
Konuşmasını tamamlarken Seyyid Haşim Safiyuddin şu soruları yöneltti; ”Batının ve Amerika’nın Hizbullah’tan başka işleri güçleri olmadığının farkında değil misiniz? Lübnan’a karşı uygulanan siyasi baskı, propaganda, çarpıtma, uluslararası mahkeme ve taraflı basın bunun delili ve kanıtıdır. Bu sorun sayesinde Amerika ve Batı’nın bölgedeki projelerine karşı direnişin potansiyelini bir kez daha gözler önüne serebildik.” seklinde konuştu.