Uluslararası Af Örgütü (Amnesty) ve Human Rights Watch (HRW) gibi uluslar arası organizasyonların, Zeyneb el-Husni ile ilgili öne sürdükleri iddialar, bu kuruluşların, Suriye’ye karşı yürütülen Batı ve ABD’nin düşmanca komplosuyla ne kadar iç içe olduğunu gözler önüne seriyor.
Bazı kışkırtma ve dezenformasyon kanallarında ve sosyal paylaşım sitelerindeki raporlara dayanarak “el-Husni’nin Suriye Güvenlik Güçleri tarafından öldürüldüğü” iddiasını temel alarak harekete geçen bu uluslar arası oganizasyonlardan, Amnesty, birkaç gün önce el-Husni’nin Suriye Televizyonu’nda yayınlanan açıklamasının, daha çok inceleme gerektirdiğini ve durumun açıklıktan uzak olduğunu iddia etti.
Uluslar arası Af Örgütü Amnesty, el-Husni’yle ilgili sahte hikaye öne sürüldüğünde, doğruluğunu araştırmadan çeşitli iddia ve taleplerde bulunmuş, dolayısıyla büyük bir hataya düşmüştür.
Örgüt, sesli ve görüntülü şekilde, el-Husni’nin kaçırılmadığına, işkenceye maruz bırakılmadığına, evinden kendi isteğiyle ve kardeşlerinin baskılarından kaçarak ayrıldığına dair yaptığı açıklamalarına rağmen, olayın ayrıntılarına erişmek için daha çok zamana ihtiyaç olduğunu ileri sürmektedir.
Zeyneb el-Husni’nin yaptığı açıklamalar, kışkırtma ve dezenformasyon kanallarında şok etkisi yaratmıştır. Bu kanallar, Zeyneb’in parçalanmış cesedinin üzerinde işkence izleri görüldüğünü de iddia etmişti. Zeyneb ile ilgili neredeyse tüm iddialar, örgütün raporlarında yerini buldu. Buradan, örgütlerin raporlarını, kışkırtıcı kanalların iddialarına dayandırdığını gösteriyor.
Birçok uzman “yayınlanan görüntüler insan cesedine ait değil” şeklindeki görüşlerini Amnesty’e bildirmişti. Buna rağmen, örgütün “insan haklarını koruma” bahanesi altında olağanüstü süre içerisinde bildiri yayınlaması, bildirilerinde, iddialar çerçevesinde kınama ve reddetmelerde bulunması, örgütün güvenilirliğinin sorgulanmasının önünü açmış durumda.
Gerçeklerin, konunun muhatabı tarafından doğrudan açıklığa kavuşturulmuş olmasına rağmen, örgütün hala çeşitli savlarını öne sürmeye devam etmekle birlikte Suriye’den, Suriye halkından ve özellikle Zeyneb’ten özür dilememiş olması, “örgütün komployla olan ilişkileri” yönünde soru işareti yaratmış durumda.
Benzer durum, Human Rights Watch adlı ikinci uluslar arası örgüt için de geçerli. Örgüt, “katledilen” Zeyneb’in ailesiyle telefon görüşmesi yaparak Suriye Televizyonu’nda görüntüleri yayınlananın kızları olduğunu teyit etmiş. Örgüt, dün yayınladığı bildiride Zeyneb’in hala hayatta olduğundan duyduğu “rahatlamayı” ifade ederken, kandırılmasından duyduğu şaşkınlığı gizlemiyor. Örgüt en azından, Zeyneb’ten ve ailesinden özür dileyebilirdi.
Uzmanlar, uluslar arası hukuk örgütlerinin bu davranışlarını değerlendirerek, kanıtlara dayalı olmayan iddialardan hareketle açıklamalarda bulunmasının uygun davranışlar olmadığını vurguluyor. İnsan haklarını savunduğunu iddia ettiği halde Amnesty’nin ve diğer örgütlerin asılsız hikayelere dayanarak dış ajandalara hizmet edecek şekilde Suriye’nin istikrarsızlaştırılması hamlelerine iştirak etmiş olması, ahlaki sorumluluklarının da sorgulanması gerektiğini ortaya koyuyor.
Uluslar arası “insan hakları” örgütlerinin ve medyanın Zeyneb’in hikayesini ele alış biçimi, Suriye’yi ve Suriye’nin vizyonunu hedef alan komplonun hacmini bir kez daha gözler önüne seriyor.