Basın mensuplarına hitaben konuşan Ruhani, Türkiye ile ilkelerde hiç bir görüş ayrılığı yaşamadıklarını, her iki ülke bölgede sınırların değişmemesi ve hiç bir ülkenin bölünmemesi gerektiğine inandığını, bölgede savaş ve katliamlar durdurulması ve terörle mücadele edilmesi gerektiğini vurguladı.
Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani önceki gün Ankara’da baş başa görüşmeleri ve Türkiye-İran 3. Yüksek Düzeyli İşbirliği Konseyi Oturumu’nun ardından Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde ortak basın toplantısı düzenledi.
“Dünyaya, bizim kimliğimizin Şii olmak, Sünni olmak veya diğer mezheplerden olmak değil, İslam olduğunu söylemeliyiz. Bizim kimliğimiz Müslüman olmaktır, İslami olmaktır. Sevgi, rahman ve kardeşlik İslamiyetidir. İslamiyet bunları içinde barındırmaktadır ve İslam’ın gerçeği de aslında budur. Umarım, Türkiye’nin dönem başkanlığı süresince Türkiye ile işbirliği yaparak bu değerli amaçlara ulaşırız” diyen Cumhurbaşkanı Ruhani, “Bölgemizde birçok sorun mevcut. Yemen halkı zalimce bir ölüme maruz kalıyor. Aynı zamanda Suriye’de suçsuz insanların ölümüne şahidiz. Bunlar halen devam ediyor. Irak halen istenen istikrara kavuşmadı. Pakistan ve Afganistan gibi diğer İslam ülkelerinde de gerekli ve istenen düzeyde istikrar sağlanamadı. Biz güvenliği ve istikrarı sağlamaları için bütün bu ülkelere yardımcı olmalıyız. Bu, hem dinen görevimizdir hem de İslam dünyasının lehinedir, iki ülke halkının da lehine olacaktır” ifadesini kullandı.
Ruhaninin tabiriyle İran ve Türkiye arasında temel prensip konusunda herhangi bir fikir ayrılığı bulunmamakta, ülkelerin sınırları sabit şekilde kalmalı, hiçbir ülkede parçalanmayı kabul etmemekte, istikrara vurgu yapmaktalar.
Ruhani bölgedeki ölüm ve savaşların bir an önce durdurulması gerektiğini ve her ne ad altında ve her ne şekilde olursa olsun, terörizmle mücadelenin kararlılıkla sürdürülmesi gerektiğini, Türkiye ve İran’ın bu konuda önemli rol ifa edebileceklerini, bir ülkenin geleceğini ve kaderini, o ülkenin halkının belirlemesi gerektiğini ve iki ülkenin bu konularda tamamen hemfikir olduğunu, hiçbir yabancı ülkenin, başka bir ülkenin geleceği için karar vermemesi gerektiğini söyledi.
İslami İran Cumhurbaşkanı söz konusu ortak basın toplantısında İslam dünyasının birliği ve mezhepleri birbirine yakınlaştırmak” gerektiğini ifade ederek, “Dünyaya, bizim kimliğimizin Şii olmak, Sünni olmak veya diğer mezheplerden olmak değil, İslam olduğunu söylemeliyiz. Bizim kimliğimiz Müslüman olmaktır, İslami olmaktır. Sevgi, rahman ve kardeşlik İslamiyetidir. İslamiyet bunları içinde barındırmaktadır ve İslam’ın gerçeği de aslında budur. Umarım, Türkiye’nin dönem başkanlığı süresince Türkiye ile işbirliği yaparak bu değerli amaçlara ulaşırız” diyerek gerçekte İslam aleminin en önemli ihtiyacını ve olması gereken şeyi dile getirmiş bulunmaktadır.
Aslında İran ve Türkiye, İslam İşbirliği Teşkilatının iki önemli üyesi olarak, İslam aleminin birlik ve dayanışması yönünde çok önemli işbirliğinde bulunabilir ve kendi katkılarını ortaya koyarak, mevcut krizler ve sorunların aşılmasına birlikte çaba gösterebilirler. Nitekim İran İslam Cumhuriyeti şimdiye kadar siyonist ve emperyalist çevreler ve onlarla organizeli olarak hareket eden bazı kesimlerin tüm girişim ve komplolarına rağmen İstanbul’da düzenlenen İİT’nin 13. zirvesinde İran’ın kesinlikle İslam ülkeleri ile karşı karşıya gelmek istemediğini, İslam aleminin birlik, vahdet ve dayanışmasının en öncelikli plan ve strateji olduğunu ortaya koydu.
