İran Devrim Muhafızları Kara Kuvvetleri Hamza Seyyidü’ş-Şüheda Karargâhı Komutanı General Emanullah Geştasbi, 12 Gün Savaşı şehitleri ile İslam Devrimi şehitlerinin anısını saygıyla yad ederek, Vahdet Haftası’nın özellikle Kürdistan gibi iller için özel bir önem taşıdığını; Hükümet Haftası’nın da İslam Devrimi ve kutsal İran İslam Cumhuriyeti düzeni tarihi boyunca yetkililerin hizmetlerini, çabalarını ve mücadelelerini anlatmak için uygun bir fırsat olduğunu ifade etti.
Geştasbi, ülke yetkililerinin 12 Gün Savaşı dönemi de dahil olmak üzere, düşmanların ülke için yarattığı zor koşulların tamamında halka hizmet için çaba gösterdiğini ve bu mücadelelerin takdire şayan olduğunu söyledi.
Hamza Seyyidü’ş-Şüheda Karargâhı Komutanı, halkın İslam Devrimi’nin seyrindeki belirleyici rolüne vurgu yaparak, düşmanların İran İslam Cumhuriyeti’nin küresel denklemlerdeki gelişimi, olgunlaşması ve etkisi nedeniyle her zaman bu düzene zarar vermeye çalıştığını; düşmanlıklarının İslam Devrimi’nin zaferinin ilk gününden itibaren başladığını ve bugüne kadar kesintisiz sürdüğünü belirtti.
Geştasbi, medya mensuplarının ülke gündemindeki konuları açıklamadaki rolüne değinerek, İslam Devrimi tarihinin, devrimi ve İslam düzenini yolunda tutan birkaç temel unsurun her zaman var olduğunu gösterdiğini; bunların en önemlilerinin İslam mektebi, Kur’an ve ilahi değerler, rehberlik ve velayet, halk ve ayrıca silahlı kuvvetlerin gücü olduğunu söyledi.
İslam Devrimi’nin gücünün ilk unsuru olarak halis Muhammedî İslam mektebi, Kur’an ve ilahi değerleri gösteren Geştasbi, İran İslam Cumhuriyeti’ne yönelik düşmanlığın temelinde öncelikle bu mektebin bulunduğunu; İmam Humeyni’nin bu mektep temelinde İslam Devrimi’ni kurduğunu ve tahakküm düzeninin karşısına yeni bir yol çıkardığını ifade etti.
Hamza Seyyidü’ş-Şüheda Karargâhı Komutanı, bu mektebin halis İslam’ın öğretilerinden, Kur’an-ı Kerim’den ve Peygamber Efendimiz ile Ehlibeyti’nin derslerinden kaynaklandığını ve köklerinin İslam tarihine uzandığını söyledi. Düşmanların İslam Devrimi’nin zaferinden sonra her zaman bu devrimin etkisini ve nüfuzunu engellemeye çalıştığını, ancak bugün kutsal İran İslam Cumhuriyeti düzeninin küresel sahnedeki gelişimine ve olgunlaşmasına tanıklık edildiğini belirtti.
İran İslam Cumhuriyeti’nin bugün istikbar cephesinin karşısında durduğunu, Siyonist rejimin ve Amerika’nın çürük heybetine meydan okuduğunu ve Siyonist rejimi dünya kamuoyunda izole ettiğini; bu durumun düşmanların İslam Devrimi’ne yönelik öfkesini, inatçılığını ve kinini artırdığını dile getirdi.
Geştasbi, İslam Devrimi’nin ikinci temel unsuru olarak rehberliği gösterdi ve İmam Humeyni’nin Allah’a tevekkül, İslami değerlere dayanma ve halkın desteğiyle büyük dünya güçlerine karşı durduğunu, İslam Devrimi’ni zafere taşıdığını ve velayet-i fakihin konumunu İran İslam Cumhuriyeti düzeninin başında sağlamlaştırdığını söyledi.
Velayet-i fakihin peygamberlerin ve masum imamların yolunun devamı olduğunu; bugün de İslam Devrimi’nin iki önderinin bilgece rehberliği ve liderliğiyle bu yolu sürdürdüğünü ifade etti. Düşmanların, İran İslam Cumhuriyeti’nin otoritesinin ve bütünlüğünün temel etkenlerinden birinin, düzenin başındaki rehberlik ve velayet olduğunu çok iyi bildiğini ve bu nedenle her zaman bu unsuru hedef almaya çalıştığını belirtti.
Hamza Seyyidü’ş-Şüheda Karargâhı Komutanı, İslam Devrimi’nin üçüncü önemli unsuru olarak halkı gösterdi ve İslam Devrimi’nin tarihine zaferden sağlamlaşmaya, devamlılığa ve sürekliliğe kadar bakıldığında halkın rolünün esaslı ve belirleyici olduğunu söyledi.
Halkın her dönemde düzenin yanında yer aldığını, zor koşullarda da varlığıyla İslam Devrimi’ni savunduğunu belirtti. Halkın devrim tarihi boyunca gerek zaferde gerek düzenin sağlamlaşması ve sürekliliğinde varlığıyla İslam Devrimi’ne kimlik ve güç kazandırdığını; farklı dönüm noktalarında ülkeyi, düzeni ve devrim değerlerini savunduğunu ifade etti.
Geştasbi, bugün de ülkenin özel ve savaş koşullarında halkın geniş katılımına ve desteğine tanıklık edildiğini; dünya tarihinde, düzenini, ülkesini, vatanını ve kimliğini savunmak için bu şekilde seferber olmuş bir millete az rastlandığını kaydetti. İran milletinin en zor koşullarda sabır, direniş ve devrimci ruhla ülkesini ve devrimini savunduğunu; düşmanın onun varlığı, hazırlığı, direnişi ve devrimci sabrı karşısında şaşkına döndüğünü söyledi.
Şehit Rehber’in cenaze törenine halkın geniş katılımına değinen Geştasbi, bu milyonluk katılımın, hiçbir düşünce akımının, etnik, siyasi oluşumun, kişinin, partinin, grubun veya kesimin İslam Devrimi’ni kendi lehine sahiplenemeyeceğini gösterdiğini; çünkü bu devrimin ülkenin kuzeyinden güneyine, doğusundan batısına tüm İran halkına ait olduğunu ve halkın en uzak köylerden ve sınır noktalarından büyük kentlere kadar her zaman bu mektep ve düzenin savunulmasında rol oynadığını belirtti.
Hamza Seyyidü’ş-Şüheda Karargâhı Komutanı, Şii ve Sünni halkın İslam düzenine destekteki birliğine işaret ederek, farklı etnik grup ve mezheplerin yetkililerle, düzenin hizmetkârlarıyla ve silahlı kuvvetlerle birlikteliğinin, İran İslam Cumhuriyeti’nin ulusal bütünlüğünün ve toplumsal sermayesinin bir göstergesi olduğunu ifade etti. Batı Azerbaycan ve Kürdistan illeri halkının, sorunlara ve zorluklara rağmen her zaman yetkililerin ve silahlı kuvvetlerin yanında olduğunu, ülkenin güvenliğini, huzurunu ve otoritesini desteklediğini söyledi.
Geştasbi ardından silahlı kuvvetlerin gücünü İran İslam Cumhuriyeti’nin önemli güç unsurlarından biri olarak nitelendirdi ve İran İslam Cumhuriyeti silahlı kuvvetlerinin devrimin içinden, bu milletin evlatları arasından şekillendiğini; Başkomutan’a itaat ve İslam ile Kur’an’ın öğretilerine dayanma sayesinde bugün eşine az rastlanır bir güce ulaştığını vurguladı.
Devrim Muhafızları Ordusu, İran İslam Cumhuriyeti Ordusu, İran İslam Cumhuriyeti Kolluk Kuvvetleri ve halkın bağrından çıkan Besic’in her birinin kendi konumunda İran İslam Cumhuriyeti’nin savunma ve caydırıcılık gücünün bir parçasını oluşturduğunu; bu muazzam kapasitenin halkın varlığı, rehberliğin yönlendirmesi ve mektebin desteğiyle ülkenin caydırıcılık ve savunma gücünü eşsiz bir düzeye taşıdığını belirtti.
Hamza Seyyidü’ş-Şüheda Karargâhı Komutanı, silahlı kuvvetlerin ülke güvenliğinin korunmasındaki rolüne işaret ederek, bu kuvvetlerin veliyy-i emrinin buyruğuyla, İslam dininin ve Kur’an-ı Kerim’in öğretileri uyarınca ülkeyi, devrimi ve halkı savunma görevini üstlendiğini; bugün düzeni ve İslam Devrimi’ni korumak için güçlü bir bütün oluşturduğunu söyledi.
Düşman, Yanlış Hesaplarla İran Milleti Karşısında Başarısız Oldu
Geştasbi, 12 Gün Savaşı’na değinerek, düşmanın yanlış hesaplarla hava saldırılarıyla, altyapıyı hedef alarak, içerideki hücreleri aktifleştirerek ve güvensizlik ile kargaşa yaratarak üç ya da dört gün içinde İslam düzeninin işini bitirebileceğini sandığını; ancak halkın devrime destekte ve vatan toprağını savunmadaki güçlü varlığının, silahlı kuvvetlerin otoritesinin ve Yüce Rehber’in bilgece tedbirlerinin düşmanın tüm hesaplarını altüst ettiğini ifade etti.
Düşmanın kargaşa ve rejim değişikliği beklentisiyle sahaya girdiğini, ancak halkın silahlı kuvvetlerin yanında duruşunun planlarını boşa çıkardığını; düşmanın ihtilaf ve güvensizlik yaratarak halkı düzenin karşısına dikebileceğini sandığını, fakat İran milletinin basiretiyle ve varlığıyla İslam Devrimi’nin ideallerini savunmadaki kararlılığını gösterdiğini söyledi.
Hamza Seyyidü’ş-Şüheda Karargâhı Komutanı, birkaç gün içinde hedeflerine ulaşacağını düşünen düşmanın, İran İslam Cumhuriyeti’nin gücünü ve İran milletinin direnişini görünce geri çekilmek ve tekrarlanan mesajlar göndermek zorunda kaldığını belirtti.
Allah’ın iradesinin, İran milletinin azameti karşısında düşmanların hezimete uğraması yönünde olduğunu ifade eden Geştasbi, düşmanın geçmiş yıllarda fitneler ve çeşitli eylemlerle İran İslam Cumhuriyeti’ni zayıflatmaya çalıştığını, bu şeytanlıkların zirvesinin Ramazan Savaşı’nda ortaya çıktığını; kısa bir operasyonla İslam Devrimi’nin işini bitirebileceklerini sandıklarını, ancak hesaplarının sahadaki gerçeklikle örtüşmediğini söyledi.
Geştasbi, Allah’ın iradesinin düşmanların İran milletinin azameti, İslam Devrimi’nin iki önderinin bilgece tedbirleri ve İran İslam Cumhuriyeti’nin gücü karşısında başarısız ve zelil olması yönünde olduğunu; düşmanın psikolojik operasyonları ve medya şeytanlıklarının İslam Devrimi’nin, halkın ve silahlı kuvvetlerin gücünün gerçek boyutlarının tüm dünyaya gösterilmesine izin vermese de düşmanların bu güç karşısında nasıl bir gerçekle karşı karşıya olduğunu çok iyi bildiklerini belirtti.
Bugün İran İslam Cumhuriyeti’nin gücünden yalnızca İranlı yetkililerin ve halkın söz etmediğini; birçok analistin, siyasetçinin ve hatta düşman ülkelerin askeri ve siyasi yapılarında görev yapmış kişilerin dahi İran İslam Cumhuriyeti’nin artan gücünü ve konumunu itiraf ettiğini ifade etti.
Hamza Seyyidü’ş-Şüheda Karargâhı Komutanı, İran İslam Cumhuriyeti’nin bu konuma ulaşmak için ağır bedeller ödediğini; İran milletinin devrim ve ülke savunması boyunca çok sayıda şehit verdiğini, ancak bu fedakârlık ve direnişin ülkenin onur ve bağımsızlık yolunu açtığını kaydetti.
Şehitlerin anısını saygıyla yad eden Geştasbi, şehitlerin kanının, İran milletinin direnişinin ve halkın düzene manevi desteğinin İslam Devrimi yolunun sürdürülmesi için büyük bir dayanak olduğunu; komutanların ve bu milletin evlatlarının şehadetinin devrimin yürüyüşünde bir aksamaya yol açmadığını, aksine şehitlerin yolunu sürdürme ve onur, bağımsızlık, şeref ve insanlık yolunda ilerleme sorumluluğumuzu daha da ağırlaştırdığını söyledi.
Geştasbi, İran milletinin İslam Devrimi’nin ikinci yarım yüzyılında da güç, sağlamlık ve direnişle yoluna devam edeceğini; İran İslam Cumhuriyeti’nin İslam mektebine, rehberliğe, halka ve silahlı kuvvetlere dayanarak dünya güçleri arasındaki konumunu her zamankinden daha fazla sağlamlaştıracağını vurguladı.
Medya, Savunma Konumundan Taarruz Konumuna Geçmeli
Hamza Seyyidü’ş-Şüheda Karargâhı Komutanı, mevcut koşullarda medyanın rolünün önemine vurgu yaparak, bugün haber, siyaset, kültür ve toplum alanlarının aktif ve akıllıca bir varlığa ihtiyaç duyduğunu; medya mensuplarının anlatılar savaşında mücadelenin ön saflarını oluşturduğunu ve önemli bir sorumluluk taşıdığını ifade etti.
Medya mensuplarının bu koşullarda daha ağır, daha önemli ve daha değerli bir görev üstlendiğini; ülkenin medyasının, radyo ve televizyon ile diğer mecraların gerçekleri açıklamada ve düşmanın medya savaşına karşı koymada önemli rol oynadığını belirtti.
Geştasbi, İran İslam Cumhuriyeti’nin medya, kültür, siyaset ve toplum alanlarındaki gücünün taarruz konumundan sürdürülmesi gerektiğini; düşmanın bir konuyu gündeme getirip ardından bizim yalnızca cevap vermek ve savunmaya geçmekle yetinmemize izin verilmemesi gerektiğini söyledi. Medya mensuplarının her alanda düşmanın faaliyetlerine karşı direniş ve mücadelenin ön saflarında yer alması, inisiyatif alarak İran İslam Cumhuriyeti’nin kazanımlarının, hizmetlerinin ve otoritesinin doğru ve gerçek anlatısını topluma sunması gerektiğini vurguladı.
Ülkede yapılan büyük işlerin ve gerçeklerin tamamının henüz halka doğru şekilde anlatılamadığını; İslam Devrimi’nin zaferinden bu yana geçen yıllar boyunca çok sayıda ve eşine az rastlanır hizmetin yapıldığını, bunların doğru ve uygun bir dille halka aktarılması gerektiğini ifade etti.
Hamza Seyyidü’ş-Şüheda Karargâhı Komutanı, halkın birçok alanda bizzat sahada olduğunu ve gerçekleri hissettiğini; ancak medyanın da ülkenin eylemlerini, hizmetlerini ve kazanımlarını kesin, sanatsal ve etkili biçimde kamuoyuna anlatma görevinin bulunduğunu söyledi. Vahdet Haftası ve Hükümet Haftası gibi konuların da yetkililerin ve kutsal İran İslam Cumhuriyeti düzeninin hizmet ve çabalarının bir kısmını anlatmak için uygun bir fırsat olduğunu belirtti.
Silahlı Kuvvetler Bölgenin Güvenliğini Sağlamak İçin Hazırdır
Geştasbi, konuşmasının bir başka bölümünde Batı Azerbaycan ve Kürdistan illeri halkına hitap ederek, onların evlatlarının silahlı kuvvetlerde uyanık, hazır ve bizzat bu halkın bağrından çıkmış güçler olduğunu; Şii ve Sünni olmak üzere farklı etnik grup ve mezheplerin bir arada ülkeyi savunmak için görev yaptığını ifade etti.
Silahlı kuvvetlerin geçmişte bölgenin güvenliğini ve huzurunu sağlamak için çaba gösterdiği gibi bugün de tam hazırlıkla ülkenin bu önemli bölgesinin güvenliğinin ve huzurunun zedelenmesine izin vermeyeceğini belirtti.
Hamza Seyyidü’ş-Şüheda Karargâhı Komutanı, güvenlik ve huzurun İran milletinin ilerleyişinin ve başarısının temeli olduğunu; bu milletin evlatlarının silahlı kuvvetlerde tüm güçleriyle bu güvenliği korumak için çalışacağını vurguladı. İran İslam Cumhuriyeti silahlı kuvvetlerinin geçmişte olduğu gibi her türlü tehdide yanıt verme ve düşmanla her boyutta mücadele etme hazırlığını gösterdiğini, bu hazırlığın güçlü şekilde süreceğini söyledi.
Silahlı kuvvetlerin milletle, halkla ve devlet yetkilileriyle birlikte bu aziz ülkeye hizmet için hazır bulunduğunu; canları pahasına İslam Devrimi’ni, düzeni, güvenliği ve İran milletinin onurunu savunacaklarını ifade etti.
Geştasbi, düşmanın güvensizlik yaratma ve ülkeye silah ve mühimmat sokma çabalarına değinerek, bu konunun kendileri için önemli olduğunu; düşmanın çeşitli yollardan ve bazı sınır kapılarından teçhizat ve mühimmat aktararak ülke içinde sorun çıkarmaya çalıştığını, ancak sınır muhafızları, kolluk kuvvetleri ve Devrim Muhafızları’nın gözetim, istihbarat hakimiyeti ve saha tedbirleriyle bu eylemlere karşı şimdiye kadar çok iyi başarılar elde ettiğini; düşmanın çabasının boşa çıkarıldığını belirtti.
Bu eylemlerin ve başarıların bir kısmının medyaya yansıdığını; bununla birlikte bu alanda gerekli hakimiyetin sürdüğünü ve düşmanın çabalarını etkisiz hale getirmek için güçlü şekilde çalışacaklarını söyledi.
Hamza Seyyidü’ş-Şüheda Karargâhı Komutanı, kaçakçılara ve güvensizlik unsurlarına karşı kararlı bir tutum sergileneceğini vurgulayarak, düşmanın sınırları silah ve mühimmat aktarımı ile ülke güvenliğine zarar vermek için kullanmasına izin vermeyeceklerini kaydetti.
Sınırlarda Tehdit Oluşmasına İzin Vermeyeceğiz
Geştasbi, Hamza Seyyidü’ş-Şüheda Karargâhı’nın muhalif gruplara ve Irak Kürdistan Bölgesi’ndeki Amerikan güçlerinin hareketlerine yönelik operasyonlarının artmasına ilişkin bir soruya cevaben şunları söyledi: “Düşman, düşmanımızdır; nerede bulunursa ve milletimiz ile ülkemiz için sorun yaratırsa, güçlü şekilde karşısında duracağız.”
Muhalif grupların ülkemizin sınırları yakınında oluşmasına ya da faaliyet göstermesine izin vermeyeceklerini belirten Geştasbi, karşı taraflara bu gruplara ve düşmanlara destek ile eşlik etmeyi bırakmaları ve onları bölgeden uzaklaştırmaları yönünde tavsiyede bulunduklarını ve uyardıklarını; aksi takdirde sert yanıtlarıyla karşılaşacaklarını ifade etti.
Hamza Seyyidü’ş-Şüheda Karargâhı Komutanı, son savaş sırasında da diğer silahlı kuvvetlerin ülke genelinde yürüttüğü faaliyetler gibi kendilerinin de bu bölgede tam ve dakik hakimiyet sağladığını; düşmanın faaliyet ve hareketlerini engellemek için gereken adımları attığını ve her türlü tehdide karşı hazırlıklarını sürdüreceğini kaydetti.
Geştasbi, muhalif parti ve gruplara bağlı unsurların İran İslam Cumhuriyeti ile diyalog talebi olduğu yönündeki haberlerin sorulması üzerine ise şunları söyledi: “Bu tür konuları doğrulamıyoruz; ancak İran İslam Cumhuriyeti’nin gücünün, özellikle 12 Gün Savaşı’ndaki olayların ardından yanılgı ve yanlış hesap içindeki herkes için daha da netleştiğine inanıyoruz.”
Geştasbi, sınırın öte yanında İran milletinin düşmanlarına dayanarak rol oynayabileceklerini sananlara mesajlarının, düşmanın tuzağına düşmemeleri ve fırsat varken ülkelerine, milletlerinin kucağına dönmeleri olduğunu söyledi.
Aldatılan kişiler ile bilinçli olarak düşmanın safında yer alanlar arasında fark bulunduğunu; ailelere de düşmanın bu milletin evlatlarını ülkeye karşı kullanmasına izin vermemeleri tavsiyesinde bulunduğunu ifade etti.
Hamza Seyyidü’ş-Şüheda Karargâhı Komutanı, bugün kutsal İran İslam Cumhuriyeti düzeninin gücünün ve otoritesinin zirvesinde olduğunu; daha önce ülkenin kapasite ve yeteneklerine inanmayanların artık İran İslam Cumhuriyeti’nin kalıcı gücünü her zamankinden daha iyi kavradığını söyledi. Aldatılanlara mevcut fırsatı değerlendirip ülkeye dönmelerini önerdi; aksi takdirde kesinlikle kararlarından pişman olacaklarını belirtti.
Geştasbi, Hamza Seyyidü’ş-Şüheda Karargâhı’nın görev alanının genişliğine işaret ederek yaklaşık 1200 kilometrelik sınırın sorumluluk alanında bulunduğunu; bu nedenle silahlı kuvvetlerin bu bölgelerdeki uyanıklığının ve hazırlığının özel önem taşıdığını kaydetti.
Düşmanın çevre koşullarında ve taktiklerinde meydana gelebilecek tüm değişimlere rağmen bu konuda endişe bulunmadığını; zira her alanda gerekli hazırlığın sağlandığını ve düşmanın yöntem ve taktiklerini değiştirdiği her yerde silahlı kuvvetlerin de koşullara uygun karşı tedbirleri ve gerekli adımları alacağını söyledi.
