İran savaşı, Donald Trump yönetiminin en büyük siyasi krizlerinden birine dönüştü. Cumhuriyetçilerin seçim yenilgisi, yönetim içindeki görüş ayrılıkları ve İran’la olası bir anlaşmaya yönelik tartışmalar, Washington’ı çıkış yolu aramaya zorluyor.
İran savaşı artık Donald Trump yönetiminin en büyük siyasi krizlerinden biri haline geldi. Savaşın etkileri cephe hattını aşarak seçimlere, Kongre’ye, Beyaz Saray’a ve hatta Cumhuriyetçi Parti’nin siyasi geleceğine kadar uzandı. Washington’da yaşananlar, yalnızca bazı ABD’li yetkililerin askeri operasyonların sürdürülmesi veya durdurulması konusundaki görüş ayrılıklarından ibaret değil. Bu gelişmeler, Trump yönetimini zor bir soruyla karşı karşıya bırakan stratejik bir krizin işaretleri: ABD’nin yenilgisi olarak kayda geçmeden İran çıkmazından nasıl çıkılabilir?
Trump, askeri güç kullanarak ve ağır baskı uygulayarak İran’ın dengelerini değiştirebileceği ve kısa sürede sonuç alabileceği düşüncesiyle bu sürece girdi. Ancak sonraki gelişmeler, Washington’ın açıkladığı hedeflerle izlediği politikanın gerçek sonuçları arasındaki farkın ilk hesaplamalardan çok daha büyük olduğunu gösterdi. Bugün yalnızca İran meselesi çözüme kavuşmamış değil; bu kararın ekonomik, siyasi ve seçimlere ilişkin maliyeti de ABD’nin iç siyasetine yansımış durumda.
Seçim yenilgisi Trump’a darbe vurdu
Bu tablonun en önemli göstergelerinden biri, 5 Kasım 2026’da yapılan ara seçimlerde Cumhuriyetçilerin ağır yenilgiye uğraması oldu. Demokratlar, hem Temsilciler Meclisi’nde hem de Senato’da çoğunluğu elde etti.
Bu gelişme yalnızca bir parti yenilgisi anlamına gelmiyor. Trump, başkanlığının son iki yılında muhaliflerinin kontrolündeki bir Kongre ile karşı karşıya kalacak. Böyle bir tablo, yönetimin ekonomik, bütçesel ve siyasi programlarının onaylanmasını zorlaştırırken Beyaz Saray’ın hareket alanını da önemli ölçüde daraltabilir.
Ancak seçimlerin daha önemli mesajı, Trump’ın seçim ittifakında yaşanan çözülme oldu. 2024 yılında Trump’ı destekleyen seçmenlerin bir bölümü bu kez Demokratlara oy verdi. Anketler de seçmenlerin yaklaşık yüzde 60’ının ABD’nin İran’a yönelik askeri müdahalesini yanlış bir karar olarak değerlendirdiğini gösteriyordu.
Bu süreçte Başkan Yardımcısı JD Vance, İran savaşının Cumhuriyetçilerin yenilgisindeki temel neden olduğunu açıkça ifade etti. Vance, savaşın sona erdirilmesi yönündeki daha önceki tavsiyesinin de doğru olduğunu vurguladı.
Bu açıklamalar, ABD yönetiminin içinden gelen önemli bir itiraf olarak değerlendirilmeli. Trump’ın gücünü göstermek amacıyla başlattığı politika, artık onun siyasi konumunu zayıflatan unsurlardan birine dönüşmüş durumda.
Vance’in yeniden destek kazanmak için öne çıkardığı dört başlık
Vance, seçim yenilgisinin ardından memnuniyetsiz seçmenlerin desteğini yeniden kazanmak amacıyla dört temel başlık ortaya koydu: İran savaşının sona erdirilmesi, yaşam maliyetleri ve enflasyona odaklanılması, “Önce Amerika” politikasına geri dönülmesi ve Washington’ın İsrail ile ilişkilerinin değiştirilmesi.
Bu dört başlık tesadüfi değil. Bunlar, Trump yönetiminin kendi seçim tabanının bir bölümünde memnuniyetsizliğe yol açtığı alanlara doğrudan işaret ediyor.
Trump, dış çatışmalardan uzak durma ve ülkenin iç sorunlarına öncelik verme vaadiyle Amerikan toplumunun önemli bir kesiminin desteğini kazanmıştı. Ancak İran’a karşı maliyetli bir askeri sürece girilmesi, bu vaatle ciddi bir çelişki yarattı.
Vance şimdi kendisini yeniden bu ilk söylemlere yaklaştırmaya çalışıyor. Bu tutum, dış politika konusundaki görüş ayrılığının yanı sıra Vance’in Trump’tan siyasi olarak uzaklaşmaya çalıştığının ve 2028 başkanlık seçimlerinde olası bir adaylık için zemin hazırladığının işareti olarak da değerlendirilebilir.
Netanyahu anlaşmazlıkların odağında
Krizin bir diğer boyutunu ise ABD ile İsrail arasındaki ilişkiler oluşturuyor. Axios’un haberine göre Vance, özel görüşmelerinde İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’yu İran’la ilgili konularda sert biçimde eleştirdi ve Netanyahu’nun bu meselelerin neredeyse tamamında yanıldığını söyledi.
Bu tutum, ABD yönetimi içinde Tel Aviv’in hesaplamalarının Washington’ın kararları üzerindeki etkisi konusunda ciddi görüş ayrılıkları bulunduğunu gösteriyor.
Buradaki önemli sorulardan biri şu: ABD’nin bu savaşa dahil olması, İran’ın kapasitesine ilişkin gerçekçi bir değerlendirmeye mi dayanıyordu, yoksa Netanyahu’nun askeri müdahalenin sonuçlarına ilişkin hesaplamaları Trump’ın kararlarını gereğinden fazla mı etkiledi?
Buna karşılık ABD Savaş Bakanı Pete Hegseth, askeri yaklaşımın sürdürülmesini savunan en önemli isimlerden biri olarak öne çıkıyor. Vance ve Dışişleri Bakanı Marco Rubio ise anlaşmaya doğru ilerlenmesini destekliyor.
Trump’ın önünde üç zorlu seçenek var
Trump şu anda üç temel seçenekle karşı karşıya. Birincisi, askeri operasyonları yeniden başlatmak. Ancak bu adım krizin daha da büyümesine ve ABD açısından daha ağır ekonomik ve güvenlik maliyetlerinin ortaya çıkmasına yol açabilir.
İkincisi, İran’la anlaşma yoluna gitmek. Bu seçenek çatışmaların durdurulmasını sağlayabilir ancak Trump’ın ülke içindeki muhalifleri, böyle bir adımı ABD’nin açıkladığı hedeflerden geri adım atması olarak nitelendirebilir.
Üçüncüsü ise mevcut durumu sürdürmek; yani kapsamlı askeri operasyonlara yeniden başlamadan ve kalıcı bir anlaşmaya ulaşmadan ekonomik ve deniz ablukası baskısını devam ettirmek.
Son dönemde yayımlanan raporlar, bu seçeneklerin hiçbirinin Trump’a kolay bir çıkış yolu sunmadığını gösteriyor. ABD istihbarat değerlendirmeleri de yeni saldırıların Tahran’ın müzakere pozisyonunu mutlaka değiştirmeyeceğine veya İran’daki siyasi sistemin değişmesine yol açmayacağına işaret ediyor.
Yenilgi savaş alanının çok ötesinde
Son gelişmelerin önemi, ABD açısından ortaya çıkardığı sonuçların bütününde yatıyor: Kongre’nin her iki kanadında kontrolün kaybedilmesi, Cumhuriyetçi seçmen tabanındaki bölünme, yönetimin üst kademelerinde askeri operasyonların sürdürülmesi konusunda yaşanan anlaşmazlıklar ve Washington’ın İsrail ile ilişkilerine yönelik şüphelerin artması.
Bunlar, yalnızca askeri zafer ilanları veya siyasi açıklamalarla gizlenebilecek kriz başlıkları değil.
Trump şimdi büyük bir çelişkiyle karşı karşıya. Askeri operasyonları yeniden başlatırsa daha ağır bedeller ödeyebilir; anlaşmaya giderse geri adım atmakla suçlanabilir. Mevcut durumu sürdürürse de kriz devam edecek.
Bu nedenle Vance’in girişimlerini, ABD siyasi yapısının bir bölümünün mevcut çıkmazdan kurtulmak için çözüm arayışının bir parçası olarak değerlendirmek gerekiyor.
İran savaşı artık Washington açısından yalnızca bir dış politika meselesi olmaktan çıktı. Cumhuriyetçilerin seçim yenilgisinin, ABD yönetiminin üst kademelerindeki görüş ayrılıklarının ve ülkenin siyasi geleceğine ilişkin rekabetin temel unsurlarından birine dönüştü.
ABD’nin konumunu güçlendirmesi beklenen savaş, bugün Trump yönetiminin karşı karşıya olduğu en büyük siyasi sorunlardan biri haline gelmiş durumda.
