Tahran’da 7 Haziran’da düzenlenen terör saldırılarını, bazı uzmanlar, İran’ın güvenliği için meydan okuma hedefiyle tehdit oluşturma noktasında yeni bir fasıl olduğu şeklinde analiz etti. Bu olay iki açıdan ele alınıp, incelenebilir.
Birincisi şu ki, IŞİD, tekfirci-siyonist bir terör örgütü olarak Tahran’daki cinayetlerin sorumluluğunu üstlenerek,bazı Suudi yetkililerin daha önce bir seçenek olarak gündeme getirdiği şeklinde başkent dahil İran’ın sınırları içinde güvenlik tehditleri oluşturma ve ülkeyi istikrarsızlaştırmanın mümkün olduğunu göstermeye çalıştı.
Ancak ikinci ve daha önemli mesele ise, İran’ın bu terör eylemi ve daha büyük tehditlere tepki ve karşılığının nasıl olacağını denemekti.
Esasında, olayın birinci yönü, İran için bir güvenlik meselesini tasarlamak görülebilir ki sonucu da Tahran’daki eşzmanlı iki terör eylemiydi.
Bu olay, İran’ın çevresinde yaşanan benzer terör eylemlerinin birçoğu gibi masum insanları hedef aldı.
Ancak bu terör saldırılarını planlayanların esas hedefini görmek ve bilmek için olayın ikinci sayfasına yani İran’ın bu terör saldırılarına verdiği ve vereceği karşılığına bakmak gerekiyor.
İslam İnkılabı Muhafızlar Ordusu, doğal görevi çerçevesinde Pazar gecesi, tekfirci IŞİD teröristinin Suriye’nin doğusunda yer alan Deyrez-Zor’daki komuta merkezini başarılı bir şekilde 6 adet karadan karaya orta menzilli füze ile hedef aldı.
İran’ın verdiği bu karşılık, olayın özünden bile daha geniş yankı buldu ve birçok siyasi ve askeri çevre bundan şoke oldular.
İran Savunma Bakanı General Hüseyin Dehgan dün Tahran’da gazetecilere yaptığı açıklamada, İran’ın Suriye’deki teröristlerin mevzilerine yönelik füzeli saldırısı hakkında şu ifadeyi kullandı: “Sadece küçük bir kısmı gösterildi, ancak bu da İran İslam Cumhuriyeti’nin füze gücü ve kabiliyetini ortaya koyabilir.”
General Dehgan sözlerinin devamında : “İran silahlı kuvvetlerinin Suriye’deki teröristlere karşı girişimi, Tahran’daki terör eylemlerini planlayanlar ve yapanların yüzüne indirilmiş küçük bir tokattı” diye açıklamada bulundu.
Savunma Bakanı ayrıca şunu da hatırlattı:
“Yaptırımlar, İran’ın askeri gücünü etkilemeyecek ve İran, her hangi bir tehdide en ağır şekilde karşılık verecek.”
Başka bir deyişle, İran’ın savunma ve güvenlik havzasındaki politikası, gelinen noktada sırf caydırıcılığın ötesine geçmiştir, İran’ın düşmanın yok edilmesine ve tehditlerin hangi düzeyde ve nerede olursa olsun bertaraf edilmesine vurgu yapıyor.
Bu yüzden İran’ın IŞİD’in son sıralarda Tahran’daki cinayetlerine karşılık olarak İran’ın füzeli karşılığı esasında IŞİD ve hamileri için belli mesajlar taşıyor.
Bu mesajların en önemli unsuru ise, İran’ın iç güvenliği ve hava, kara ve deniz sahasının korunmasına en yüksek seviyede İslam Cumhuriyeti yetkililerince özen gösterilmesidir. Bugün tehditlerle orantılı olarak, ülkelerin askeri gücü bilimsel kabiliyeti ve güçlerinin ihtisas kudreti ve sahip oldukları teçhizatlara göre ölçülüyor.
İslam İnkılabı Rehberi Ayetullah Seyyid Ali Hamanei, bir süre önce İran’ın askeri sanayisinin modern ve yerli teknolojilerini ziyaret ederken yaptığı açıklamada, İran’ın savunma gücünün daha da geliştirilmesine vurgu yaparak şu açıklamada bulundu:
“…Zorba, sultacı ve ahlak, vicdan ve insaniyetten en ufak bir cevhere sahip ve ülkelere tecavüz ve masum insanları katliam etmekten hiç çekinmeyen güçlerin hakim olduğu bir dünyada, savunma ve taarruz sanayisinin geliştirilmesi oldukça doğal bir şeydir, zira bu güçler, ülkenin iktidarını hissetmedikçe, güvenlik sağlanmayacak. ..”
Güvenliğin temininde bu önemli unsur dikkate alınarak, şunu ifade etmek gerekiyor ki; gelinen noktada, İran kendi askeri ve caydırıcı gücüne dayanarak, kendi sınırları ötesinde bile güvensizliğe neden olan cereyanlar karşısında dayanabilecek askeri kapasiteye sahiptir.
Nitekim Savunma Bakanı General Dehgan, aynı mana üzerinde durarak, şu açıklamada bulundu:
“…Bugün İran, istediği her menzil ve CEP’te (olası dairesel hata) füzeler geliştirebilecek bir güç ve kabiliyete ulaşmıştır, kuşkusuz İslami nizam ve İran halkı için bu büyük kazanım, düşmanlar karşısında belirleyici ölçüde caydırıcı bir etken sayılıyor ve eğer bir ülke İran’a saldırı ve tecavüzü düşünürse, pişman edeci karşılık alacak.”
