İran’ın barışçıl nükleer programı ve Amerikan askeri makamlarının bölge ziyaretleri

Siyonist Rejim İsrail başbakanı Binyamin Netanyahu, İsrail’in İran’ın nükleer tesislerine yönelik saldırıları eleştiren Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı-UAEA genel direktörü Rafael Grossi’yi hedef aldı ve Grossi’yi layık bir şahıs ancak uygunsuz sözler ifade ettiğini ileri sürdü.

Netanyahu, Grossi’nin bu açıklamalarını reddederek, İran’a yönelik tehditlerine bir miktar itibar kazandırmaya çalışıyor ve İran’ın nükleer tesislerine saldırı kararının zaten alındığını ve Siyonist rejimin uluslararası yasaları veya başka herhangi bir uluslararası tarafı umursamadığını ima etmeye çalışıyor. Netanyahu yirmi yıldır İran’a saldırma tehditlerini öyle bir şekilde tekrarlıyor ki, bu rejimin eski liderleri bile bu iddiaları şakalara ve alay konusu haline getirdi. Eski başbakan, Ehud Olmert de dahil olmak üzere Netanyahu’nun İran’a yönelik tehditlerine ve iddialarına tepki olarak şunları söyledi: “İran’ın nükleer programına karşı topyekun bir savaş yürütme kabiliyetimiz olmadığını düşünüyorum ve tehditleri de bu yüzden abartmamalıyız. Konuşmak zayıflığı, susmak ise güçlü olmayı gösterebilir.” Emekli general Isaac Ben Israel de dahil olmak üzere işgal ordusunun üst düzey generallerinin, Netanyahu’yu eski ABD Başkanı Donald Trump’ı İran’la yapılan nükleer anlaşmadan çekilmeye kışkırtmakla suçlaması dikkat da çekici bir gelişme. Bu makamlar bu tür eylemi İsrail tarihindeki en kötü stratejik hata olarak nitelendirdi.

Netanyahu yalan söyleyerek ve boş boş konuşarak ABD’yi İran’a saldırmaya ikna edebileceğini düşünüyor. Amerika’nın İran’la savaşa asla müdahale etmek istemediğini de unutmuş; çünkü Amerika böyle bir savaşı istemediği için kazanamayacağını da biliyor ve hiçbir amacına ulaşamayacağını da kestirebiliyor. Amerika Birleşik Devletleri’nin eski başkanı Barack Obama’nın bu konuyu kabul ettiği ve söylediği gibi bu ABD için acı bir gerçektir. ABD İran karşısında çıkılmaz bir çaresizlik içerisindedir. Barack Obama bu bağlamda şöyle acı bir itirafta da bulunmuştu: ” Nükleer programlarının her bir cıvatasını kaldırmayı mümkün kılacak bir seçenek olsaydı ve bir nükleer programa sahip olma olasılığını yok edecek seçenek olsaydı, askeri yeteneklerine sahip olmasınlar diye muhakkak o seçeneğe yönelirdim. ”

ABD Genelkurmay Başkanı Mark Milley ve ABD Savunma Bakanı Lloyd Austin’in ziyareti de dahil olmak üzere, Amerikan askeri yetkililerinin bölgeye yaptığı gezilerle ilgili bugünlerde tartışılan şey, bu gezilerin ABD’nin askeri politikası bağlamında gerçekleşmesidir. Amerikan-Siyonist koalisyonun İran’a karşı yürüttüğü psikolojik savaş, bu yolla hem nükleer müzakerelerde İran’dan tavizler almak hem de bölgedeki direnişe desteğin azaltılması konusu açısından değerlendirilebilir. Ukrayna’daki savaşta güvenilirliğinin büyük bir bölümünü kaybeden ve Tayvan’da bir pay daha kaybetmenin eşiğine gelen Amerika ile iç savaş ve yıkım tehlikesi altındaki İsrail çok iyi biliyor ki tüm seçenekler masada olsa dahi hiçbir zaman İran’ı kararlarından vaz geçiremez. İran’ın nükleer enerjiyi barışçıl kullanma hakkı da dahil olmak üzere haklarını savunmasını etkilemeyeceğini de net olarak biliyor.

↑
Exit mobile version