{"id":1866,"date":"2010-11-18T22:15:19","date_gmt":"2010-11-18T22:15:19","guid":{"rendered":"http:\/\/www.islamidavet.com\/kuran\/\/?p=1866"},"modified":"2010-11-18T22:15:19","modified_gmt":"2010-11-18T22:15:19","slug":"42-sura-tefsiri","status":"publish","type":"post","link":"https:\/\/www.islamidavet.com\/kuran\/42-sura-tefsiri\/","title":{"rendered":"42-\u015eURA SURES\u0130 HAK D\u0130N\u0130 KURAN D\u0130L\u0130 TEFS\u0130R\u0130"},"content":{"rendered":"<p>42-\u015eURA:<\/p>\n<p>1-8- Bunlar\u0131n iki isim olmas\u0131 gerektir. Onun i\u00e7in aralar\u0131 ayr\u0131lm\u0131\u015f ve iki \u00e2yet say\u0131lm\u0131\u015f gibi bir isim oldu\u011funa g\u00f6re ay\u0131r\u0131lmas\u0131, ba\u015f\u0131nda di\u011fer &#8220;H\u00e2-m\u00eem&#8221;lere uygun olmas\u0131 i\u00e7in denilmi\u015ftir. B\u00f6yle, bu vahiy tarz\u0131 ile veya ilerde gelecek m\u00e2n\u00e2 ile vahiy veriyor ve verir sana ve senden \u00f6nceki peygamberlere. Ke\u015f\u015faf sahibi burada \u015f\u00f6yle der: &#8220;Yani bu s\u00fbrenin kapsad\u0131\u011f\u0131 m\u00e2n\u00e2lar \u00f6yle m\u00e2n\u00e2lard\u0131r ki y\u00fcce allah onun ayn\u0131s\u0131n\u0131 hem bu s\u00fbrenin d\u0131\u015f\u0131nda sana vahy etmi\u015ftir, hem de senden \u00f6nceki peygamberlere vahyetmi\u015ftir. Bu \u015fekilde y\u00fcce Allah bu m\u00e2n\u00e2lar\u0131 Kur&#8217;\u00e2n&#8217;da ve semav\u00ee kitaplar\u0131n hepsinde tekrar buyurmu\u015ftur. \u00c7\u00fcnk\u00fc bunlarda eninde sonunda kullar\u0131na beli\u011f bir uyar\u0131 ve b\u00fcy\u00fck bir l\u00fctuf vard\u0131r.&#8221; &#8220;Vahyetti&#8221; buyurulmay\u0131p da muzari (\u015fimdiki zaman) lafz\u0131 ile &#8220;vahyediyor&#8221; buyurulmas\u0131 da b\u00f6yle vahyetme \u00e2deti oldu\u011funa delalet i\u00e7indir. Bundan ba\u015fka burada bir de \u015fu m\u00e2n\u00e2 vard\u0131r. Y\u00fcce Allah&#8217;\u0131n sana ve senden \u00f6nceki peygamberlere vahyinin tarz\u0131 bu vahyi gibi, yani bu s\u00fbrede beyan ve tarif olundu\u011fu gibidir. \u00c7\u00fcnk\u00fc vahyin \u00e7e\u015fitleri bu s\u00fbrenin sonunda &#8220;Bununla birlikte hi\u00e7bir be\u015fer i\u00e7in m\u00fcmk\u00fcn de\u011fildir ki Allah ona ba\u015fka suretle kelam s\u00f6ylesin, ancak vahiy ile veya bir perde arkas\u0131ndan veyahut bir el\u00e7i g\u00f6nderip de izniyle ona diledi\u011fini vahyetmesi m\u00fcstesna.&#8221; (\u015e\u00fbr\u00e2, 42\/51) diye beyan olunacakt\u0131r.&#8221; \u0131n da bu \u00fc\u00e7 tarza rumuz olmas\u0131 muhtemeldir. (Nis\u00e2 S\u00fbresi&#8217;ndeki &#8220;Nuh&#8217;a, ondan sonraki peygamberlere vahyetti\u011fimiz ve \u0130brahim&#8217;e, \u0130smail&#8217;e, \u0130shak&#8217;a, Yakub&#8217;a, evlatlar\u0131na, \u0130sa&#8217;ya, Eyyub&#8217;a, Yunus&#8217;a, Harun&#8217;a ve S\u00fcleyman&#8217;a vahyetti\u011fimiz ve Davud&#8217;a Zebur verdi\u011fimiz gibi \u015f\u00fcphesiz sana da vahyettik biz.&#8221; (Nis\u00e2, 4\/163) \u00e2yetin tefsirine bkz.) &#8220;Nerde ise g\u00f6kler \u00fcstlerinden \u00e7atlayacak gibi titre\u015fiyorlar.&#8221; Bu ifade y\u00fcce Allah&#8217;\u0131n y\u00fcceli\u011fini, eserlerini anlatmaktad\u0131r. Yani Allah \u00f6yle y\u00fcksek ve \u00f6yle b\u00fcy\u00fck ve azametlidir ki cisman\u00ee y\u00fckseklik ve b\u00fcy\u00fckl\u00fc\u011f\u00fcn timsali olan semalar, o y\u00fcksek g\u00f6kler, O&#8217;nun celal ve azametinin heybeti alt\u0131nda \u00fcstlerinden \u00e7atlay\u0131verecek gibi ezilip titremektedir. &#8220;\u00dcstlerinden&#8221; denilmesi Allah&#8217;\u0131n y\u00fcksekli\u011finin semalar\u0131n y\u00fcksekli\u011finin \u00fcst\u00fcnde olmas\u0131ndand\u0131r. Zemah\u015fer\u00ee&#8217;nin dedi\u011fine g\u00f6re; \u00e7\u00fcnk\u00fc y\u00fcce Allah&#8217;\u0131n celalini ve azametini g\u00f6steren \u00e2yetlerin en b\u00fcy\u00fckleri semalar\u0131n \u00fcst\u00fcnde Ar\u015f ve K\u00fcrs\u00ee ve ar\u015f\u0131n etraf\u0131nda tesbih ve takdis ile \u00e7alkalanan meleklerin saflar\u0131 ve daha nas\u0131l oldu\u011funu Allah&#8217;tan ba\u015fkas\u0131n\u0131n bilemeyece\u011fi b\u00fcy\u00fck saltanat eserleridir.<\/p>\n<p>Ve yery\u00fcz\u00fcndekiler i\u00e7in ma\u011ffiret isterler. \u015eefaat, ilham ve itaate sevkeden sebepleri ortaya koyma gibi ara\u00e7lara ko\u015farlar. Bu m\u00e2n\u00e2 ise genellikle m\u00fcmini ve k\u00e2firi kapsar. Hatta &#8220;isti\u011ffar&#8221; eksi\u011fi \u00f6rtmek m\u00e2n\u00e2s\u0131na tefsir olunursa hayvan\u0131 ve cans\u0131z varl\u0131klar\u0131 bile kapsar. Tekab\u00fcl (kar\u015f\u0131l\u0131k olarak getirme) karinesiyle m\u00fcminlere tahsis olundu\u011fu takdirde ise maksat \u015fefaatt\u0131r.<\/p>\n<p>9-Me\u00e2l-i \u015eerifi<\/p>\n<p>10- Hakk\u0131nda ihtilafa d\u00fc\u015ft\u00fc\u011f\u00fcn\u00fcz herhangi bir \u015feyin h\u00fckm\u00fc Allah&#8217;a aittir. \u0130\u015fte benim Rabbim olan Allah budur. Ben yaln\u0131z O&#8217;na g\u00fcvendim ve yaln\u0131z O&#8217;na y\u00f6neliyorum.<\/p>\n<p>11- O g\u00f6klerin ve yerin yarat\u0131c\u0131s\u0131d\u0131r. O sizin i\u00e7in kendi nefsinizden e\u015fler ve hayvanlardan da \u00e7iftler yaratm\u0131\u015ft\u0131r. O, sizi bu d\u00fczen i\u00e7erisinde \u00fcretip \u00e7o\u011falt\u0131yor. O&#8217;nun benzeri olan hi\u00e7bir \u015fey yoktur. O, her \u015feyi i\u015fitir ve g\u00f6r\u00fcr.<\/p>\n<p>12- G\u00f6klerin ve yerin kilitleri O&#8217;na aittir. O diledi\u011fine r\u0131zk\u0131 geni\u015fletir ve daralt\u0131r. \u015e\u00fcphesiz ki O, her \u015feyi hakk\u0131yla bilir.<\/p>\n<p>13- Allah dinden Nuh&#8217;a tavsiye buyurdu\u011fu \u015feyi sizin i\u00e7in de bir kanun yapt\u0131 ve (Ey Muhammed!) sana vahyetti\u011fimizi, \u0130brahim&#8217;e, Musa&#8217;ya ve \u0130sa&#8217;ya tavsiye buyurdu\u011fumuzu da \u015feriat k\u0131ld\u0131. \u015e\u00f6yle ki: Dini do\u011fru tutun ve onda ayr\u0131l\u0131\u011fa d\u00fc\u015fmeyin. Fakat senin kendilerini davet etti\u011fin \u015fey, m\u00fc\u015friklere a\u011f\u0131r geldi. Allah diledi\u011fini kendine se\u00e7er ve kendisine y\u00f6neleni de do\u011fru yola iletir.<\/p>\n<p>14- Onlar kendilerine bilgi geldikten sonra, ancak aralar\u0131ndaki, \u00e7ekememezlik y\u00fcz\u00fcnden ayr\u0131l\u0131\u011fa d\u00fc\u015ft\u00fcler. E\u011fer Rabbin taraf\u0131ndan azab\u0131n ertelendi\u011fine dair bir s\u00f6z ge\u00e7memi\u015f olsayd\u0131 aralar\u0131nda mutlaka h\u00fck\u00fcm verilirdi. Kendilerinden sonra Kitab&#8217;a v\u00e2ris k\u0131l\u0131nan kitap ehli de Kur&#8217;\u00e2n hakk\u0131nda bir \u015f\u00fcphe ve teredd\u00fct i\u00e7indedirler.<\/p>\n<p>15- Ey Muhammed! \u0130\u015fte bunun i\u00e7in insanlar\u0131 tevhide davet et ve sana emredildi\u011fi gibi dosdo\u011fru ol. Onlar\u0131n keyiflerine uyma ve de ki: &#8220;Ben Allah&#8217;\u0131n kitaptan indirdi\u011fine inand\u0131m ve bana aran\u0131zda adaleti ger\u00e7ekle\u015ftirmem emredildi. Allah bizim de rabbimiz sizin de Rabbinizdir. Bizim yapt\u0131klar\u0131m\u0131z bize, sizin yapt\u0131klar\u0131n\u0131z da size aittir. Sizinle bizim aram\u0131zda hi\u00e7bir tart\u0131\u015fmaya yer yoktur. Allah hepimizi biraraya toplayacakt\u0131r. D\u00f6n\u00fc\u015f yaln\u0131z O&#8217;nad\u0131r.<\/p>\n<p>16- Allah&#8217;\u0131n davetine uyulduktan sonra, h\u00e2l\u00e2 O&#8217;nun dini hakk\u0131nda m\u00fccadele edenlerin, getirdikleri deliller Rableri yan\u0131nda bat\u0131ld\u0131r. Onlar\u0131n \u00fczerinde bir gazab ve kendileri i\u00e7in \u015fiddetli bir azab vard\u0131r.<\/p>\n<p>17- Bu kitab\u0131 ve \u00f6l\u00e7\u00fcy\u00fc hakla indiren Allah&#8217;t\u0131r. Ne bilirsin, belki de k\u0131yamet saati yak\u0131nd\u0131r!<\/p>\n<p>18- O&#8217;na inanmayanlar k\u0131yametin \u00e7abuk gelmesini istiyorlar. \u0130nananlar ise O&#8217;ndan korkarlar ve O&#8217;nun hak oldu\u011funu bilirler. \u0130yi bilin ki, k\u0131yamet saati hakk\u0131nda tart\u0131\u015fanlar derin bir sap\u0131kl\u0131k i\u00e7indedirler.<\/p>\n<p>19- Allah kullar\u0131na \u00e7ok l\u00fctufk\u00e2rd\u0131r. Diledi\u011fine r\u0131z\u0131k verir. O \u00e7ok kuvvetlidir, \u00e7ok g\u00fc\u00e7l\u00fcd\u00fcr.<\/p>\n<p>10- Sizin ve gavurlar\u0131n gerek dine ve gerek d\u00fcnyaya dair, hakk\u0131nda ihtilaf etti\u011finiz herhangi bir \u015fey ki onun h\u00fckm\u00fc, o ihtilaf\u0131 kesip atacak h\u00fck\u00fcm Allah&#8217;a aittir. Onu ba\u015fkas\u0131 de\u011fil, o halleder. O bir araya toplanma g\u00fcn\u00fc hakl\u0131y\u0131 haks\u0131z\u0131 O ay\u0131racak. &#8220;Bir f\u0131rkay\u0131 cennette, bir f\u0131rkay\u0131 da cehennemde.&#8221; (\u015e\u00fbr\u00e2, 42\/7) O yapacakt\u0131r. Buras\u0131 Resul&#8217;\u00fcn peygamberli\u011finden hikayedir veya yukardaki &#8220;Vahyettik.&#8221; karinesiyle bir &#8220;De!&#8221; emri, takdiren vard\u0131r. Yani de ki i\u015fte o hikmet sahibi Allah&#8217;t\u0131r. Benim Rabbim, malikim, sahibim, ben O&#8217;na tevekk\u00fcl etmi\u015fim. B\u00fct\u00fcn i\u015flerimde yaln\u0131z O&#8217;na dayanm\u0131\u015f\u0131md\u0131r. Ve hep O&#8217;na y\u00fcz tutar\u0131m. Ba\u015f\u0131m\u0131n s\u0131k\u0131ld\u0131\u011f\u0131 her zor i\u015fte O&#8217;na m\u00fcracaat eder, O&#8217;na s\u0131\u011f\u0131n\u0131r, O&#8217;na yalvar\u0131r\u0131m.<\/p>\n<p>11- O g\u00f6kleri ve yeri yaratan, sizin i\u00e7in kendilerinizden, yani kendi cinsinizden yine insan olarak \u00e7iftler, di\u015filer yaratm\u0131\u015ft\u0131r. Hakk\u0131n\u0131zda minnete lay\u0131k bir nimet, bununla birlikte bu insanlara mahsus de\u011fil Hayvanlardan da \u00e7iftler, yani hayvanlar\u0131n i\u00e7inde de cinslerinden \u00e7iftler yaratm\u0131\u015ft\u0131r. Yahut sizin menfaatleriniz i\u00e7in hayvanlardan da erkekli di\u015fili s\u0131n\u0131f s\u0131n\u0131f e\u015fler yaratm\u0131\u015ft\u0131r. Bu f\u0131kran\u0131n zikrinde insanlar\u0131n hayvanlara &#8220;ortakl\u0131\u011f\u0131&#8221; \u00f6zelli\u011fini hat\u0131rlatma vard\u0131r. \u00c7\u00fcnk\u00fc e\u015fle\u015fme ve \u00fcreyip \u00e7o\u011falma esas itibar\u0131yla hayvan\u00ee bir \u00f6zelliktir. Sizi onun i\u00e7inde, yani zikrolunan bu yap\u0131, bu e\u015fle\u015fme tedbiri i\u00e7inde z\u00fcrriyetlen-dirip \u00fcretiyor. Bu \u015fekilde sizin e\u015fleriniz, emsalleriniz evlatlar\u0131n\u0131z oluyor, \u00e7o\u011fal\u0131yorsunuz. Fakat O&#8217;nun misli gibi bir \u015fey yok, do\u011frudan do\u011fruya O&#8217;nun misli, ayn\u0131s\u0131 bir \u015fey bulunmas\u0131 \u015f\u00f6yle dursun, O&#8217;na benzer bir \u015fey bile yoktur. Bu \u015ferefli s\u00f6z Allah&#8217;a benzer olmad\u0131\u011f\u0131n\u0131 ifade ile tevhid ve tenzihde sa\u011flam, bel\u00e2gatl\u0131 bir delildir. Allah gibisinin olmad\u0131\u011f\u0131n\u0131 ifade etmekten maksat, kendine benzer olmad\u0131\u011f\u0131n\u0131 ifadede m\u00fcbala\u011fad\u0131r. Nitekim &#8220;Senin gibi bir kimse cimrilik etmez.&#8221; derler. Bununla onun zat\u0131nda, \u015fahsiyetinde cimrili\u011fin olmad\u0131\u011f\u0131n\u0131 ifade etmek isterler, bunun olmad\u0131\u011f\u0131n\u0131 ifadede m\u00fcbala\u011fa etmi\u015f olmak i\u00e7in kinaye \u00fcslubuna giderler. Bu m\u00e2n\u00e2 dilimizde de \u00e7ok yayg\u0131nd\u0131r. Mesela senin gibi bir kimse ona tenezz\u00fcl eder mi? desek sen ona tenezz\u00fcl etmezsin demi\u015f oluruz. Bunda m\u00fcbala\u011fa ile birlikte bazen ta&#8217;zim de kastedilir. Dolay\u0131s\u0131yla, bu niteli\u011fin olmad\u0131\u011f\u0131nda do\u011frudan do\u011fruya kendine nisbeti tasavvur bile caiz olamayaca\u011f\u0131na i\u015faret gibi bir incelik vard\u0131r. Bazen de bu bir istidlal (delil getirme) ne\u015fesi verir. Hatta bu kinaye m\u00e2n\u00e2s\u0131 o kadar kuvvetlidir ki burada ger\u00e7ek m\u00e2n\u00e2s\u0131 \u00fczere &#8220;Allah&#8217;a benzer bir \u015fey yok.&#8221; denilse idi, kinaye yolu ile zat\u0131n\u0131n olmad\u0131\u011f\u0131n\u0131 ifade \u015f\u00fcphesi ve kusuru bulunaca\u011f\u0131ndan dolay\u0131 g\u00fczel olmazd\u0131. Ke\u015f\u015faf sahibi der ki: &#8220;Bunun kinaye oldu\u011fu bilinince &#8216;Allah gibi bir \u015fey yok&#8217; demekle misli gibi bir \u015fey yok demek aras\u0131nda kinayenin verdi\u011fi faydadan ba\u015fka bir m\u00e2n\u00e2 fark\u0131 olmad\u0131\u011f\u0131 anla\u015f\u0131l\u0131r ki ikisinin de m\u00e2n\u00e2s\u0131 zat\u0131nda benzerli\u011fin olmad\u0131\u011f\u0131n\u0131 ifadedir. Allah&#8217;\u0131n misli yok demektir.&#8221;<\/p>\n<p>M\u00dcMASELET: (Benzerlik), hakikatte ortakl\u0131k, yani zat\u00ee s\u0131fatta benzeyi\u015ftir. &#8220;Yerini tutabilecek \u015fekilde \u00f6zel s\u0131fatta ortakl\u0131kt\u0131r.&#8221; diye tarif edilmi\u015ftir. Bu a\u00e7\u0131klamaya g\u00f6re as\u0131l m\u00e2n\u00e2, Allah&#8217;\u0131n benzeri olmas\u0131 suretiyle bir ba\u015fkas\u0131na benzetilmesinin m\u00fcmk\u00fcn olmad\u0131\u011f\u0131n\u0131n ifade edilmi\u015f olmas\u0131d\u0131r. Bununla birlikte benzerli\u011fe yak\u0131n bir \u015fekilde benzetmenin olmad\u0131\u011f\u0131 ifade ediliyor denilmesi daha uygundur. Al\u00fbs\u00ee, der ki: &#8220;Bu \u00e2yet her a\u00e7\u0131dan Allah&#8217;\u0131n ba\u015fkas\u0131na benzerli\u011finin olmad\u0131\u011f\u0131n\u0131 ifade etmektedir.&#8221; Bu h\u00fckme herhangi bir \u015feyin O&#8217;na e\u015f olamayaca\u011f\u0131n\u0131n ifadesi de dahildir. Bu \u00e2yetin \u00f6ncesine ba\u011flanma y\u00f6n\u00fc de budur. Bu a\u00e7\u0131klama, \u0130hl\u00e2s S\u00fbresi&#8217;ndeki &#8220;Hi\u00e7bir \u015fey O&#8217;nun dengi de\u011fildir.&#8221; (\u0130hl\u00e2s, 112\/4) ifadesinin m\u00e2n\u00e2s\u0131d\u0131r. Ebu&#8217;s-Suud&#8217;un a\u00e7\u0131klamas\u0131na g\u00f6re \u00e2yetin irtibat\u0131 \u015fu m\u00e2n\u00e2 iledir: &#8220;Bu g\u00f6z kama\u015ft\u0131r\u0131c\u0131 e\u015fsiz idarenin i\u00e7ine dahil i\u015flerden hi\u00e7bir i\u015fte O&#8217;nun misli yoktur. Yani O&#8217;nun yapt\u0131\u011f\u0131 gibisini yapacak yoktur.&#8221; Rag\u0131b&#8217;\u0131n ifade etti\u011fi di\u011fer bir m\u00e2n\u00e2ya g\u00f6re, O&#8217;nun s\u0131fat\u0131 gibi s\u0131fat yoktur, denilmesi de buna yak\u0131nd\u0131r. Ger\u00e7i y\u00fcce Allah&#8217;\u0131n ahlak ve niteliklerinden ilim ve irade gibi baz\u0131lar\u0131 ile insan\u0131n da nitelendi\u011fi varsa da o s\u0131fatlar\u0131n y\u00fcce Allah&#8217;taki niteli\u011fi ve ger\u00e7ek y\u00fcz\u00fc insanlardaki gibi de\u011fildir. Buna \u00f6zellikle i\u015faret i\u00e7in de buyuruluyor ki: Ve O, \u00f6yle Sem\u00ee \u00f6yle Bas\u00eer&#8217;dir. Yani misli olmayan i\u015fitici ve g\u00f6r\u00fcc\u00fcd\u00fcr. \u0130\u015fitilmeye uygun olan \u015feylerin baz\u0131s\u0131n\u0131 de\u011fil hepsini i\u015fitir g\u00f6r\u00fclenlerin ve varl\u0131klar\u0131n hepsini g\u00f6r\u00fcr, hem insanlarda oldu\u011fu gibi d\u0131\u015f d\u00fcnyadan duyu organlar\u0131n\u0131n etkilenmesi yolu ile de\u011fil, sonradan olma durumundan hayal kurma ve vehmetmeden uzak ve ezeli bir idrak ile bilerek i\u015fitir ve g\u00f6r\u00fcr. Ger\u00e7i &#8220;Ger\u00e7ekten biz insan\u0131 birbiriyle kar\u0131\u015f\u0131k bir damla sudan yaratt\u0131k. Onu imtihan ediyoruz. Bu sebeple onu i\u015fitici, g\u00f6r\u00fcc\u00fc yapt\u0131k.&#8221; (\u0130nsan, 76\/2) buyuruldu\u011fu \u00fczere, insan\u0131 i\u015fiten ve g\u00f6ren bir yarat\u0131k yapm\u0131\u015ft\u0131r. Fakat O, b\u00f6yle yarat\u0131lm\u0131\u015f ve &#8220;Sizi bu \u015fekilde z\u00fcrriyetlendirip \u00fcretiyor.&#8221; (\u015e\u00fbr\u00e2, 42\/11) \u00e2yetinin m\u00e2n\u00e2s\u0131nca yarat\u0131l\u0131p duran i\u015fitici ve g\u00f6r\u00fcc\u00fc de\u011fil; O, kulaklar\u0131 ve g\u00f6zleri yaratan ve onlar\u0131 m\u00fclk\u00fcnde tutup idare eden, benzeri bulunmayan, ezel\u00ee ve her \u015feyi ku\u015fatan ger\u00e7ek bir i\u015fitici ve g\u00f6r\u00fcc\u00fcd\u00fcr. Edilen inabeleri, kendisine y\u00f6neli\u015fleri, yap\u0131lan niyazlar\u0131 i\u015fitir, b\u00fct\u00fcn ihtiya\u00e7lar\u0131 g\u00f6r\u00fcr ve g\u00f6zetir.<\/p>\n<p>12- O&#8217;nundur b\u00fct\u00fcn g\u00f6klerin ve yerin kilitleri. Hi\u00e7 kimsenin eri\u015femedi\u011fi, el s\u00fcremedi\u011fi hazineleri, gizli servetleri diledi\u011fine r\u0131zk\u0131 a\u00e7ar, k\u0131sar da, kimisine bol verir, kimisine dar, ayn\u0131 kimseye de baz\u0131 bol verir, baz\u0131 dar. \u00c7\u00fcnk\u00fc O her \u015feyi bilendir. Hepsini her y\u00f6n\u00fcyle pek iyi bilir, her yapt\u0131\u011f\u0131n\u0131 gere\u011fi gibi bilerek yapar, her dileyi\u015finde, dar vermesinde de bir hay\u0131r ve hikmet vard\u0131r. Bu c\u00fcmle, b\u00f6yle \u00f6ncesine g\u00f6re bir sebep, sonras\u0131na da bir haz\u0131rl\u0131kt\u0131r ki &#8220;\u015e\u00fcphesiz ki Allah ne dilerse ona h\u00fckmeder.&#8221; (Maide, 5\/1) ifadesince iradeye ba\u011fl\u0131 bir emir olan te\u015friin (\u015fer&#8217;\u00ee kanun koyman\u0131n) m\u00fckemmel bir ilimle de alakas\u0131n\u0131 g\u00f6sterir.<\/p>\n<p>13-Yani s\u0131rf bir dileme ve irade de\u011fil, her \u015feyi bilen bir ilim ile birlikte bir h\u00fck\u00fcm ve hikmet ile Sizin i\u00e7in me\u015fru k\u0131ld\u0131. Ey Muhammed ve \u00fcmmeti! Sizin iyili\u011finiz ve yarar\u0131n\u0131z i\u00e7in \u015feriat olmak \u00fczere koydu ve kararla\u015ft\u0131rd\u0131, a\u00e7\u0131k yol, genel kanun yapt\u0131. Dinden Nuh&#8217;a tavsiye buyurdu\u011funu ve sana vahyetti\u011fimizi. S\u00fbrenin ba\u015f\u0131nda &#8220;\u0130\u015fte b\u00f6yle vahyediyor sana, senden \u00f6ncekilere de.&#8221; (\u015e\u00fbr\u00e2, 42\/3) buyuruldu\u011fu \u00fczere ta Nuh&#8217;tan sana gelinceye kadar ge\u00e7mi\u015f ulu&#8217;l-azm peygamberlere ve \u00f6zellikle \u0130brahim&#8217;e ve Musa&#8217;ya ve \u0130sa&#8217;ya tavsiye etti\u011fimizi \u015f\u00f6yle ki dini ikame edin, d\u00fcr\u00fcst, do\u011fru k\u0131l\u0131n, do\u011frultun, do\u011fru tutun, do\u011fru din tutun ve do\u011fru tutun.<\/p>\n<p>D\u0130N: \u0130htiyar\u00ee fiillerin (serbest irade ile yap\u0131lan fiillerin), iyili\u011fine veya k\u00f6t\u00fcl\u00fc\u011f\u00fcne g\u00f6re, sonunda iyi veya k\u00f6t\u00fc bir neticeye varaca\u011f\u0131na, sevap veya ceza, bir ak\u0131bete sebep olaca\u011f\u0131na inanarak Hak Te\u00e2l\u00e2 kat\u0131nda en g\u00fczel ak\u0131bete ermek i\u00e7in tutulacak yoldur. Bu \u015fekilde din, insanlar\u0131 tabiatta cereyan eden cebir (zorlama) ve \u0131zt\u0131rar (mecbur kalma, zorda kalma) bask\u0131lar\u0131n\u0131n \u00fcst\u00fcne istekleriyle y\u00fckseltecek olan bir h\u00fcrriyet yolu, yani h\u00fcrriyet ve iradenin ba\u015far\u0131 ve sorumlulu\u011fu kanunudur. Onun i\u00e7in b\u00fct\u00fcn tabiatlar\u0131n \u00fcst\u00fcnde her \u015feyin yarat\u0131c\u0131s\u0131, &#8220;Onun misli gibi bir \u015fey yoktur.&#8221; (\u015e\u00fbra, 42\/11), her \u015feyi bilen y\u00fcce Allah&#8217;\u0131n h\u00fck\u00fcm ve iradesine y\u00fckselmeden do\u011fru din bulunamaz. Dinin do\u011frusu &#8220;Bizi do\u011fru yola, kendilerine nimet verdiklerinin yoluna ilet.&#8221; (Fatiha, 1\/6) diye beyan buyurulan do\u011fru yol, tevhid ile y\u00fcce Allah&#8217;\u0131n h\u00fckm\u00fcne iman ve itaat, yani \u0130sl\u00e2m&#8217;d\u0131r. Onu &#8220;do\u011fru tutmak&#8221; da erk\u00e2n\u0131n\u0131 ihlal etmekten muhafaza ederek \u00e2yetlerinden ve delillerinden do\u011frusunu anlay\u0131p iman ve amelde ihlas ile tatbik etmektir. Do\u011fru tutun, ve onda tefrikaya (ayr\u0131l\u0131\u011fa) d\u00fc\u015fmeyin. \u00c7e\u015fitli heveslere veya \u00e7e\u015fitli il\u00e2hlara tabi olup da as\u0131l dini ayakta tutmakta ihtilaf \u00e7\u0131karmay\u0131n, da\u011f\u0131lmay\u0131n. \u0130\u015fte bu emir ile bu yasak da Nuh (a.s.)&#8217;dan, Muhammed (s.a.v.)&#8217;e kadar gelen \u015feriat sahibi peygamberlerin hepsine emir ve tavsiye olunan bir din &#8220;Kanun-\u0131 Esas\u00ee&#8221;si (anayasas\u0131), bir \u015feriat\u0131d\u0131r ki b\u00fct\u00fcn peygamberler bunu tatbik i\u00e7in g\u00f6nderilmi\u015f; hepsi, zaman\u0131ndaki din bozukluklar\u0131n\u0131 d\u00fczeltmek i\u00e7in do\u011fru din ile gelmi\u015f, tefrikay\u0131 (ayr\u0131l\u0131\u011f\u0131) kald\u0131rmak i\u00e7in tevhide davet eylemi\u015flerdir. Her birinin zaman\u0131na g\u00f6re \u015feriatlerinin ayr\u0131nt\u0131lar\u0131nda bir di\u011ferini y\u00fcr\u00fcrl\u00fckten kald\u0131ran \u00e7e\u015fitli h\u00fck\u00fcmler bulunmakla birlikte Muhammed \u00fcmmetine \u015feriat yap\u0131lan bu esasta, bu \u0130sl\u00e2m temelinde hepsi birdir.<\/p>\n<p>Muhyiddin Arab\u00ee, Futuhat-\u0131 Mekkiye&#8217;sinin sonunda vasiyyet b\u00f6l\u00fcm\u00fcnde bu \u00e2yetten ba\u015flayarak der ki: Y\u00fcce Allah vasiyyet-i \u00e2mme&#8217;de (genel tavsiyesinde, emrinde) &#8220;(Allah) Sizin i\u00e7in dinden Nuh&#8217;a tavsiye etti\u011fini, sana vahiy eyledi\u011fimizi, \u0130brahim&#8217;e, Musa&#8217;ya ve \u0130sa&#8217;ya tavsiye k\u0131ld\u0131\u011f\u0131m\u0131z\u0131 kanun yapt\u0131. \u015e\u00f6yle ki: Dini do\u011fru tutun ve onda ayr\u0131l\u0131\u011fa d\u00fc\u015fmeyin.&#8221; (\u015e\u00fbra, 42\/13) buyurdu. \u015eimdi, Hak Te\u00e2l\u00e2, dini ayakta tutmay\u0131, -ki o, her zaman ve millette o zaman\u0131n \u015feriatidir- onun \u00fczerinde bir araya gelmemizi ve onda ayr\u0131l\u0131k \u00e7\u0131karmam\u0131z\u0131 emreyledi. \u00c7\u00fcnk\u00fc &#8220;Allah&#8217;\u0131n eli cemaatle beraberdir.&#8221; Kurt da s\u00fcr\u00fcden ayr\u0131lan koyunu yer ki o da toplulu\u011fun bulundu\u011fu yerden ka\u00e7\u0131p uzakla\u015farak yaln\u0131z kaland\u0131r. Bunun hikmeti \u015fudur: Allah Te\u00e2l\u00e2&#8217;n\u0131n mabud bir il\u00e2h olarak d\u00fc\u015f\u00fcn\u00fclmesi ancak esma-i h\u00fcsnas\u0131 sebebiyledir. Bu esma-i h\u00fcsnadan uzak olmas\u0131 sebebiyle de\u011fildir. Onun i\u00e7in &#8220;esm\u00e2&#8221;n\u0131n \u00e7oklu\u011fu ile birlikte zat\u0131n\u0131 birle\u015ftirmek laz\u0131md\u0131r. O, bunlar\u0131n t\u00fcm\u00fc ile il\u00e2ht\u0131r. Bundan dolay\u0131 &#8220;Yedullah&#8221; yani kuvvet, cemaat iledir. Hakimlerden (bilge ki\u015filerden) birisi vefat ederken evlad\u0131na vasiyyet etti. Onlar bir topluluk idiler, &#8220;Bana bir kucak de\u011fnek getirin.&#8221; dedi. Getirdiler, tuttu onlar\u0131 toplay\u0131p bir deste yapt\u0131, &#8220;Bunu b\u00f6yle toplu olarak k\u0131r\u0131n.&#8221; dedi, k\u0131ramad\u0131lar. Sonra da\u011f\u0131tt\u0131 &#8220;Birer birer k\u0131r\u0131n.&#8221; dedi k\u0131rd\u0131lar, &#8220;\u0130\u015fte dedi, siz de benden sonra b\u00f6ylesiniz, toplu oldu\u011funuz s\u00fcrece ma\u011flup olmaz yenilmezsiniz. Ayr\u0131ld\u0131n\u0131z m\u0131 d\u00fc\u015fman\u0131n\u0131z f\u0131rsat bulur sizi mahveder.&#8221; \u0130\u015fte dini tutacak olanlar da b\u00f6yledir. Dini ayakta tutma hususunda bir araya gelip de da\u011f\u0131lmad\u0131klar\u0131 takdirde d\u00fc\u015fman onlara kahredemez. \u0130nsan kendi nefsinde de b\u00f6yledir. Nefsinde kendini toplay\u0131p da Allah&#8217;\u0131n dinini yerine getirmeye azmetti\u011fi zaman, ne insanlardan ne cinlerden bir \u015feytan, verece\u011fi vesvese ile onu iman\u0131n ve mele\u011fin yard\u0131m\u0131 kar\u015f\u0131s\u0131nda yenemez.&#8221;<\/p>\n<p>M\u00fc\u015friklere a\u011f\u0131r geldi, o senin kendilerini davet edip durdu\u011fun \u015fey, o putlardan, o \u015firk ve ayr\u0131l\u0131ktan vazge\u00e7ip tevhid ile \u0130sl\u00e2m&#8217;a girmek, dini do\u011frultmak i\u015fi. Allah ona, dinine veya kend sine diledi\u011fini se\u00e7er, derer, ve kim g\u00f6n\u00fcl verirse ona onu ba\u015far\u0131l\u0131 k\u0131lar. O do\u011fru yola onu \u00e7\u0131kar\u0131r.<\/p>\n<p>14- O ayr\u0131lanlar\u0131n ayr\u0131lmalar\u0131 ise, gerek peygamberlere kar\u015f\u0131 ayr\u0131 ba\u015f tutarak muhalefet etmeleri, gerekse onlar\u0131n arkas\u0131ndan \u00fcmmetlerinin dinde tefrika \u00e7\u0131kararak birbirleriyle u\u011fra\u015fmalar\u0131, ba\u015fka bir sebeble de\u011fil, ancak kendilerine ilim geldikten sonra, tefrikan\u0131n zararl\u0131 ve sonu k\u00f6t\u00fc oldu\u011fu peygamberlerin tebli\u011fiyle ve hatta tecr\u00fcbe ile malumlar\u0131 olduktan sonra aralar\u0131ndaki azg\u0131nl\u0131ktan dolay\u0131d\u0131r. K\u0131skan\u00e7l\u0131k, \u00e7ekememezlik, d\u00fcnya h\u0131rs\u0131 ile haks\u0131z istekler, a\u015f\u0131r\u0131 sevdalar y\u00fcz\u00fcndendir. Demek ki ilim insanlar\u0131n d\u00fczelmesi i\u00e7in yeterli de\u011fildir. Nefs-i emm\u00e2renin \u00f6yle k\u00f6t\u00fc hisleri vard\u0131r ki insanlar\u0131 bildiklerinin tersine a\u00e7\u0131k a\u00e7\u0131k fenal\u0131klara s\u00fcr\u00fckler, onun i\u00e7in insanl\u0131\u011f\u0131n ahl\u00e2k\u0131n\u0131n d\u00fczeltilmesi konusunda ilimden ba\u015fka hislerin s\u00fcslenmesi, geli\u015ftirilmesi i\u00e7in pratik bir terbiye daha laz\u0131md\u0131r. Din\u00ee terbiyenin bu \u00f6zelli\u011fi ile de \u00f6zel bir \u00f6nemi vard\u0131r. Madem ki ilim b\u00f6yle idi: Bu kadar peygamberlere &#8220;Onda tefrikaya (ayr\u0131l\u0131\u011fa) d\u00fc\u015fmeyin.&#8221; buyurulmu\u015f idi. O halde bunu dinlemeyip o ayr\u0131l\u0131klar\u0131 \u00e7\u0131karanlar hemen ilmin gere\u011fi olan cezalar\u0131n\u0131 g\u00f6rmeleri gerekmez miydi? denilirse ve e\u011fer Rabbinden bir kelime ge\u00e7mi\u015f olmasayd\u0131, azab i\u00e7in ezelde bir vakit ve saat takdir edilmi\u015f bulunmasayd\u0131 belirlenmi\u015f bir s\u00fcreye kadar diye, &#8220;Bir z\u00fcmrenin cennette, bir z\u00fcmrenin cehennemde.&#8221; (\u015e\u00fbra, 42\/7) olaca\u011f\u0131 k\u0131yamet g\u00fcn\u00fcne b\u0131rak\u0131lm\u0131\u015f olmasayd\u0131 aralar\u0131nda h\u00fck\u00fcm yerine getirilirdi. Hemen ayr\u0131ld\u0131klar\u0131 s\u0131rada cezalar\u0131 verilir, i\u015fleri bitirilirdi. Fakat Allah, &#8220;Onlara vaad olunan as\u0131l vakit, o saattir.&#8221; (Kamer, 54\/46) buyurmu\u015f, o h\u00fckm\u00fcn yerine getirilmesini belirli bir s\u00fcre ile ceza g\u00fcn\u00fcne ertelemi\u015ftir. Onlardan sonra kitaba v\u00e2ris k\u0131l\u0131nanlar ise, o peygamberlerin arkas\u0131ndan kitaba varis k\u0131l\u0131nan, yani \u015fimdi Muhammed&#8217;in asr\u0131nda bulunan kitap ehli de ondan yani kitaplar\u0131ndan muhakkak bir \u015f\u00fcphe i\u00e7inde, karars\u0131z bulunuyorlar, k\u0131vran\u0131yorlar.<\/p>\n<p>15- \u015fimdi onun i\u00e7in, yani \u015feriat\u0131n emri, \u00f6yle dini ayakta tutma, \u015fu an da b\u00f6yle &#8220;ba\u011fy&#8221; (\u00e7ekememezlik, k\u0131skan\u00e7l\u0131k, d\u00fcnya h\u0131rs\u0131) ile tefrika (ayr\u0131l\u0131k), \u015f\u00fcphe ve teredd\u00fct i\u00e7inde oldu\u011fundan dolay\u0131 ey Muhammed! sen hemen davet et, o do\u011fru dine tevhid ve \u0130sl\u00e2m dinine \u00e7a\u011f\u0131r, ve emrolundu\u011fun gibi do\u011fruluk et, do\u011fru git, de onlar\u0131n -yani gerek m\u00fc\u015friklerden ve gerek ehli kitaptan davet eyledi\u011fin halk\u0131n- heveslerine uyma. Onlar\u0131n \u00e7e\u015fitli, hakka ayk\u0131r\u0131 bat\u0131l arzular\u0131na tabi olma, \u00e7\u00fcnk\u00fc dinin e\u011filmesi, tefrikan\u0131n sebebi hep heveslere tabi olmakt\u0131r. Onlara uyma ve de ki ben Allah&#8217;\u0131n indirdi\u011fi her kitaba iman ettim, baz\u0131s\u0131na inan\u0131p da baz\u0131s\u0131na inanmamazl\u0131k etmem ve \u015f\u00fcphe \u00fczere de\u011filim. Ve emrolundum ki aran\u0131zda adalet yapay\u0131m. Allah&#8217;\u0131n h\u00fck\u00fcmlerini ve \u015feriatini adalet ile tebli\u011f ve icra eyliyeyim. O zul\u00fcm kayna\u011f\u0131 olan, \u015funun bunun hevesi ile yap\u0131lan \u015firk ve azg\u0131nl\u0131k h\u00fck\u00fcmlerini at\u0131p, Hak h\u00fckm\u00fcyle Allah i\u00e7in herkes aras\u0131nda adalet edeyim. Bundan anla\u015f\u0131l\u0131r ki dini do\u011frultman\u0131n en \u00f6nemli g\u00f6r\u00fcnt\u00fclerinden birisi zul\u00fcm h\u00fck\u00fcmlerini kald\u0131r\u0131p adalet etmekti. Bu da Allah&#8217;\u0131 bir bilip dinine, do\u011fru sar\u0131lmakla olur. Allah bizim de Rabbimiz, sizin de Rabbinizdir. Hepimizin yarat\u0131c\u0131m\u0131z, hakimimiz, mevlam\u0131zd\u0131r. Bizim amellerimiz bizim, iyili\u011finden k\u00f6t\u00fcl\u00fc\u011f\u00fcnden siz sorumlu olmazs\u0131n\u0131z, kar\u015f\u0131l\u0131\u011f\u0131nda sevab\u0131 veya cezas\u0131 bize aittir. Sizin amelleriniz de sizindir. Onun da sorumlulu\u011fu sizin, k\u00e2r ve zarar\u0131, cezas\u0131 size aittir. Sizinle bizim aram\u0131zda &#8220;huccet&#8221; yok, tart\u0131\u015fmaya ve birbirimize delil getirmeye gerek yok ey Kitap ehli! \u00c7\u00fcnk\u00fc bu a\u00e7\u0131klama ve ispat ile Hak ortaya \u00e7\u0131km\u0131\u015f, ba\u015fkaca m\u00fcnaka\u015faya ihtiya\u00e7 kalmam\u0131\u015ft\u0131r. Allah aram\u0131z\u0131 birle\u015ftirecek, toplanma g\u00fcn\u00fc olan k\u0131yamet g\u00fcn\u00fc hepimizi bir araya toplay\u0131p h\u00fckm\u00fcn\u00fc verecek. Ve hep O&#8217;na gidilecektir. Her neye tap\u0131l\u0131r, her ne emele hizmet edilirse edilsin nihayet herkesin var\u0131p hesap verece\u011fi merci yaln\u0131z Allah&#8217;t\u0131r. &#8220;Sizinle bizim aram\u0131zda h\u00fcccet yok.&#8221; ifadesinin m\u00e2n\u00e2s\u0131n\u0131 a\u00e7\u0131klamak i\u00e7in buyuruluyor ki:<\/p>\n<p>16- O&#8217;na uyulduktan sonra, yani Allah&#8217;a uyulduktan, bu beyan gere\u011fince b\u00fct\u00fcn indirdi\u011fi kitaba iman edilip, emri dosdo\u011fru tutulduktan sonra, Allah hakk\u0131nda, veya Allah&#8217;\u0131n dini hakk\u0131nda m\u00fcnaka\u015faya kalk\u0131\u015facak olanlar\u0131n delilleri Rableri kat\u0131nda \u00e7\u00fcr\u00fckt\u00fcr. Ne teorik, ne pratik, ne nakl\u00ee ne akl\u00ee hi\u00e7bir tutanaklar\u0131 kalmaz. Delil ancak e\u011frili\u011fe ve e\u011frilere kar\u015f\u0131 y\u00f6nelik olur. \u0130lm\u00ee ve amel\u00ee a\u00e7\u0131dan ortada olan &#8220;Hak&#8221; ve &#8220;\u0130stikamet&#8221; kar\u015f\u0131s\u0131nda yap\u0131lan m\u00fcnaka\u015fa, s\u0131rf bir azg\u0131nl\u0131k ve haks\u0131zl\u0131k ilan\u0131ndan ibaret kal\u0131r. Onun i\u00e7in Allah kat\u0131nda delilleri \u00e7\u00fcr\u00fck olmaktan ba\u015fka hem aleyhlerine bir gazab hem de haklar\u0131nda \u015fiddetli bir azab vard\u0131r.<\/p>\n<p>17- Allah odur ki hem hakk\u0131yla kitap indirmi\u015ftir, Hakk\u0131, hakk\u0131n h\u00fckm\u00fcn\u00fc beyan i\u00e7in hakk olarak, hak peygamberlik ile kitap cinsini, \u00f6zellikle Kur&#8217;\u00e2n&#8217;\u0131 indirmi\u015ftir, hem de mizan, denge kanunu, adalet ki bu sayede e\u015fya tart\u0131ld\u0131\u011f\u0131 gibi ameller de tart\u0131l\u0131r, ak\u0131lda ve nakilde hakk\u0131n h\u00fckm\u00fc ortaya \u00e7\u0131kar ve ona g\u00f6re cezas\u0131 verilir. Ve ne bilirsin belki k\u0131yamet saati yak\u0131nd\u0131r, amellerin tart\u0131l\u0131p hesab\u0131n g\u00f6r\u00fclece\u011fi o k\u0131yamet g\u00fcn\u00fc gelmek \u00fczeredir.<\/p>\n<p>18-\u00c7\u00fcnk\u00fc Ona iman\u0131 olmayanlar onun acele ile gelmesini isterler. \u00c7abuk oluversin diye acele ediyorlar. Ki bu acele etmek h\u00e2len (tutum ve davran\u0131\u015fla) ve k\u00e2len (dil ile) olmak \u00fczere iki \u015fekildedir. Birisi olaca\u011f\u0131na inanmad\u0131klar\u0131 i\u00e7in do\u011fru ise, hani ne zaman o vaad? &#8220;Siz do\u011fru s\u00f6yleyenler iseniz bu tehdit ne zaman?&#8221; (Y\u00e2sin, 36\/48) diye e\u011flenmek suretiyle, dilleriyle acele ederler. Bir de imanlar\u0131 olmad\u0131\u011f\u0131 i\u00e7in k\u00fcf\u00fcrle, haks\u0131zl\u0131kla dengenin, adaletin bozulmas\u0131na, alemin nizam\u0131n\u0131n (d\u00fczeninin) ihlaline sebep olmak suretiyle fiilen acele ederler. \u0130man edenler ise ondan ka\u00e7\u0131n\u0131rlar, mizanlar\u0131n\u0131n (terazilerinin) hafif gelmesinden korkarlar da iyilik ve hasenatlar\u0131n\u0131 art\u0131rmak, daha \u00e7ok sevap elde etmek i\u00e7in korunurlar. Ve bilirler ki o hakt\u0131r, muhakkak olacakt\u0131r. iyilik belki o &#8220;saat&#8221; hakk\u0131nda \u015f\u00fcphe uyand\u0131rmaya kalk\u0131\u015fanlar herhalde uzak bir sap\u0131kl\u0131k i\u00e7indedirler. Haktan uza\u011fa sapm\u0131\u015flard\u0131r. \u00c2lemin fanili\u011fi delillerine ra\u011fmen k\u0131yamet saatinin meydana gelmesi hemen hemen g\u00f6zle g\u00f6r\u00fcl\u00fcr elle tutulur denecek kadar kuvvetli iken onun caiz oldu\u011funa yol bulamayan, ondan \u00f6tesine hi\u00e7 bulamaz.<\/p>\n<p>19- Allah kullar\u0131na kar\u015f\u0131 l\u00fctuf sahibidir. Kullu\u011funu bilen, vazifesini do\u011fru yapan kullar\u0131na \u00e7ok l\u00fctufk\u00e2rd\u0131r. Onlar\u0131 \u00e7e\u015fitli l\u00fctuflarla \u00f6yle mutlu k\u0131lar ki ak\u0131llar onu kavramaktan acizdir. Her diledi\u011fini bir \u015fekilde r\u0131z\u0131kland\u0131r\u0131r. Kullar\u0131ndan her birini b\u00fcy\u00fck hikmeti i\u00e7eren &#8220;dilemesi&#8221;ne g\u00f6re bir \u00e7e\u015fit l\u00fctuf ile se\u00e7kin k\u0131lar. Ve \u00f6yle g\u00fc\u00e7l\u00fc, \u00f6yle azizdir ki her \u015feye ve herkese kar\u015f\u0131 diledi\u011fi gibi iradesini uygulamaya, vaadini yerine getirmeye kadir ve hi\u00e7bir sebep ve \u015fekilde ma\u011flup edilmez, her y\u00f6nden galiptir. Onun i\u00e7in dinini do\u011fru tutan kullar\u0131n\u0131 o korkun\u00e7 &#8220;saat&#8221; geldi\u011fi zaman peri\u015fan etmez, kuvvet ve izzetiyle t\u00fcrl\u00fc l\u00fctuflar\u0131ndan nasiplendirir. Bu l\u00fctfun &#8220;saat&#8221;tan sonra zikredilmesi, &#8220;ibtida\u00ee&#8221; (c\u00fcmle ba\u015flang\u0131c\u0131) de\u011fil, onun arkas\u0131ndan tertiplenmi\u015f bir vaad oldu\u011funa i\u015faret eder. Burada kullar\u0131n Allah&#8217;a izafe edilerek &#8220;Allah&#8217;\u0131n kullar\u0131&#8221; denilmesi ya \u015feref i\u00e7in olarak &#8220;\u0130man edenler ise ondan \u00e7ekinirler.&#8221; (\u015e\u00fbra, 42\/18) buyurulan m\u00fcminleri g\u00f6sterir veya kelime &#8220;kul&#8221; kelimesinin \u00e7o\u011fuludur. Bu \u015fekilde hem bu vaadin iman ve kullu\u011fa gerekli oldu\u011funu ima eder, hem de esas itibar\u0131yla bu sonucun zorunlu olmay\u0131p l\u00fctuf ve il\u00e2h\u00ee dileme eseri oldu\u011funu anlat\u0131r.<\/p>\n<p>Din ilminin konusunun irad\u00ee fiiller oldu\u011funa dikkat \u00e7ekmek ve bu l\u00fctuf ve vaadin niyyet ve iradeye ba\u011fl\u0131 oldu\u011funu a\u00e7\u0131klamak i\u00e7in de buyuruluyor ki:<\/p>\n<p>Me\u00e2l-i \u015eerifi<\/p>\n<p>20- Her kim ahiret kazanc\u0131n\u0131 isterse, biz onun kazanc\u0131n\u0131 art\u0131r\u0131r\u0131z, her kim de d\u00fcnya kazanc\u0131n\u0131 isterse ona da ondan veririz, ama onun ahirette hi\u00e7bir nasibi yoktur.<\/p>\n<p>21- Yoksa onlar\u0131n, Allah&#8217;\u0131n dinde izin vermedi\u011fi \u015feyi kendilerine me\u015fru k\u0131lacak ortaklar\u0131 m\u0131 vard\u0131r? E\u011fer azab\u0131n ertelenmesine dair kesin yarg\u0131 s\u00f6z\u00fc olmasayd\u0131, aralar\u0131nda hemen h\u00fck\u00fcm verilir, i\u015fleri bitirilirdi. Ger\u00e7ekten zalimler i\u00e7in ac\u0131 bir azab vard\u0131r.<\/p>\n<p>22- Sen k\u0131yamet g\u00fcn\u00fc kazand\u0131klar\u0131 \u015feyin cezas\u0131 ba\u015flar\u0131na gelirken zalimlerin korkudan titrediklerini g\u00f6r\u00fcrs\u00fcn. \u0130man edip salih amel i\u015fleyenler ise cennet bah\u00e7elerindedirler. Rablerinin yan\u0131nda onlar i\u00e7in istedikleri her \u015fey vard\u0131r. \u0130\u015fte b\u00fcy\u00fck l\u00fctuf budur.<\/p>\n<p>23- \u0130\u015fte Allah iman edip salih amel i\u015fleyen kullar\u0131n\u0131 bununla m\u00fcjdeler. Ey Muhammed! De ki: &#8220;Ben bu tebli\u011fime kar\u015f\u0131 sizden akrabal\u0131kta sevgiden ba\u015fka hi\u00e7bir \u00fccret istemiyorum.&#8221; Her kim bir iyilik yaparsa biz onun iyili\u011fini art\u0131r\u0131r\u0131z. \u015e\u00fcphesiz ki Allah \u00e7ok ba\u011f\u0131\u015flay\u0131c\u0131d\u0131r, \u015f\u00fckr\u00fcn kar\u015f\u0131l\u0131\u011f\u0131n\u0131 verir.<\/p>\n<p>24- Yoksa onlar, senin hakk\u0131nda: &#8220;Allah&#8217;a kar\u015f\u0131 yalan uydurdu.&#8221; mu diyorlar? E\u011fer Allah dilerse senin de kalbini m\u00fch\u00fcrler; bat\u0131l\u0131 yok eder ve s\u00f6zleriyle hakk\u0131 ger\u00e7ekle\u015ftirir. \u015e\u00fcphesiz ki O kalplerde bulunan \u015feyleri hakk\u0131yla bilir.<\/p>\n<p>25- Kullar\u0131n\u0131n tevbesini kabul eden, k\u00f6t\u00fcl\u00fckleri affeden ve sizin yapt\u0131klar\u0131n\u0131z\u0131 bilen O&#8217;dur.<\/p>\n<p>26- Allah iman edip, salih amel i\u015fleyenlerin tevbesini kabul eder, onlara l\u00fctfundan daha fazlas\u0131n\u0131 verir. K\u00e2firler i\u00e7in ise \u015fiddetli bir azap vard\u0131r.<\/p>\n<p>27- E\u011fer Allah r\u0131zk\u0131 kullar\u0131na bol bol verseydi, mutlaka yery\u00fcz\u00fcnde azg\u0131nl\u0131k ederlerdi. Fakat O diledi\u011fini belli bir \u00f6l\u00e7\u00fcye g\u00f6re indiriyor. \u015e\u00fcphesiz ki O, kullar\u0131ndan haberdard\u0131r, onlar\u0131 hakk\u0131yla g\u00f6r\u00fcr.<\/p>\n<p>28- \u0130nsanlar \u00fcmitlerini kestikten sonra ya\u011fmuru indiren ve rahmetini her tarafa yayan O&#8217;dur. \u00d6v\u00fclmeye lay\u0131k olan ger\u00e7ek dost O&#8217;dur.<\/p>\n<p>29- G\u00f6kleri yeri ve her ikisinde yayd\u0131\u011f\u0131 canl\u0131lar\u0131 yaratmas\u0131 da Allah&#8217;\u0131n kudretinin delillerindendir. O&#8217;nun diledi\u011fi zaman onlar\u0131 biraraya toplamaya da g\u00fcc\u00fc yeter.<\/p>\n<p>20- Her kim ahiret &#8220;hars&#8221;\u0131 murad ederse, isterse. HARS, asl\u0131nda s\u00f6zl\u00fck anlam\u0131 olarak yeri onar\u0131p tohum atmak demektir. Kamus \u015ferhi sahibinin hat\u0131rlatmas\u0131na g\u00f6re &#8220;zer'&#8221; (ekin ekmek) fiilinden daha geni\u015f anlaml\u0131d\u0131r. &#8220;Hars&#8221; s\u00fcrmek m\u00e2n\u00e2s\u0131na da gelir. Rag\u0131b&#8217;\u0131n dedi\u011fi gibi &#8220;mahrus&#8221;a yani ekilen tarlaya ve ondan meydana gelen ekine de &#8220;hars&#8221; denilir. Kelimenin as\u0131l m\u00e2n\u00e2s\u0131 olan bu iki m\u00e2n\u00e2y\u0131, &#8220;ekim&#8221; ve &#8220;ekin&#8221; diye ifade edebiliriz. Bu m\u00e2n\u00e2lardan isti\u00e2re yoluyla ilerde kazanmak i\u00e7in yap\u0131lan \u00e7al\u0131\u015fmalar, \u00e7abalarla onlar\u0131n meyveleri ve sonu\u00e7lar\u0131 hakk\u0131nda da kullan\u0131l\u0131r ve \u00f6rf olmu\u015ftur, nitekim bu \u00e2yette de b\u00f6yledir. Amel veya sevab\u0131 demektir. Bu \u00e2yet bize g\u00f6steriyor ki din i\u015fi bir &#8220;hars&#8221; yani ucunda has\u0131lat almak, kazanmak maksad\u0131yla yap\u0131lan bir ekim, bir k\u00fclt\u00fcr i\u015fidir. Bu da ucunda istenilen yani niyet olunan gaye ve maksatla uyumludur. Bu y\u00f6n\u00fcyle &#8220;hars&#8221; iki k\u0131s\u0131md\u0131r. Birisi ahiret gayesi, ahiret sevab\u0131 di\u011feri de d\u00fcnya yarar\u0131 ve menfaati arzu edilendir. Her kim din ad\u0131na yapt\u0131\u011f\u0131 ameli s\u0131rf ahiret sevab\u0131na niyyet ederek yaparsa biz ona kazanc\u0131nda fazlal\u0131k veririz. Ekinini, has\u0131lat\u0131n\u0131 art\u0131r\u0131r\u0131z, yani ahirette kat kat fazlas\u0131yla verece\u011fimiz gibi d\u00fcnyas\u0131ndan da veririz, o l\u00fctuf ve r\u0131z\u0131k o \u015fekilde artar. Her kim de d\u00fcnya harsini isterse, d\u00fcnya k\u00e2r\u0131 i\u00e7in, yani \u00f6lmezden \u00f6nce d\u00fcnya hayat\u0131nda erece\u011fi bir maslahat ve gaye i\u00e7in \u00e7al\u0131\u015f\u0131rsa Ona da ondan, o ge\u00e7ici d\u00fcnyadan veririz. &#8220;H\u00fbd&#8221; ve &#8220;\u0130sr\u00e2&#8221; s\u00fbrelerinde ge\u00e7ti\u011fi \u00fczere istedi\u011fi kadar de\u011fil, amelinin haddizat\u0131nda de\u011ferinden a\u015fa\u011f\u0131 olmamak \u00fczere Allah&#8217;\u0131n diledi\u011fi kadar d\u00fcnyadan verilir. Ve fakat ona ahirette hi\u00e7bir nasip yoktur. Buhar\u00ee-i \u015eerif&#8217;in ba\u015f\u0131nda da rivayet olunan niyet hadisi bu \u00e2yetin bir tefsiri gibidir. \u015e\u00f6yle ki &#8220;Ameller s\u0131rf niyetlerdedir. Ve her ki\u015fiye niyet etti\u011fi vard\u0131r. Mesela her kimin hicreti Allah&#8217;a ve Resul\u00fc&#8217;ne ise onun hicreti Allah&#8217;a ve Resul\u00fc&#8217;nedir. Her kimin hicreti erece\u011fi bir d\u00fcnyaya veya nikah edece\u011fi bir kad\u0131na ise onun hicreti de hicrete kalk\u0131\u015ft\u0131\u011f\u0131nad\u0131r.&#8221; Bundan \u015fu da anla\u015f\u0131l\u0131r ki murat \u00e7e\u015fitli fiillerin mukayesesi de\u011fil, ayn\u0131 fiilin \u00e7e\u015fitli niyetlere g\u00f6re h\u00fck\u00fcm ve sevab\u0131n\u0131 g\u00f6stermektir. \u015eu halde yapt\u0131\u011f\u0131 fiili, hangi fiil olursa olsun s\u0131rf d\u00fcnya maksat ve gayesine ermek niyetiyle yapan kimsenin ahirette onun i\u00e7in bir nasip, bir ecir ve sevap beklemeye hi\u00e7 hakk\u0131 yoktur.<\/p>\n<p>21- Yoksa onlar i\u00e7in birtak\u0131m ortaklar m\u0131 var? Bu \u00e2yetin yukar\u0131ya \u00fc\u00e7 y\u00f6nden ba\u011flant\u0131s\u0131 ve ilgisi vard\u0131r. Bir kere, ahirette nasibi olmayan d\u00fcnya ehlini sak\u0131nd\u0131rma ve hakir k\u0131lma olmak \u00fczere \u00f6b\u00fcr \u00e2yetin sonuna ba\u011flan\u0131r. \u0130kincisi Allah&#8217;\u0131n izin vermedi\u011fi \u015feyleri me\u015fru k\u0131lmak i\u00e7in \u015feriat yapmaya kalk\u0131\u015fmak d\u00fcnya kazanc\u0131 ad\u0131na yap\u0131lan fenal\u0131klar\u0131n, \u015firklerin ba\u015f\u0131nda say\u0131lmas\u0131 gerekece\u011fini hat\u0131rlat\u0131r. \u00dc\u00e7\u00fcnc\u00fcs\u00fc de ta yukar\u0131daki &#8220;Sizin i\u00e7in dinden Nuh&#8217;a tavsiye etti\u011fini ve sana vahyetti\u011fimizi&#8230;&#8221; (\u015e\u00fbra, 42\/13) \u00e2yeti kar\u015f\u0131l\u0131\u011f\u0131nda m\u00fc\u015friklerin cinayetlerini ele al\u0131yor. Yani Allah&#8217;\u0131n \u015feriat\u0131na kar\u015f\u0131 gelmek i\u00e7in yoksa o m\u00fc\u015friklerin, o \u00e7a\u011fda\u015f k\u00e2firlerin birtak\u0131m ortaklar\u0131, Allah&#8217;a ortak olmak i\u00e7in ortakl\u0131k kurmu\u015f ink\u00e2r ortaklar\u0131 \u015feytanlar var ve istedikleri gibi \u015feriat koyma yetkisini ellerinde bulunduruyorlar da dinden Allah&#8217;\u0131n izin vermedi\u011fi \u015feyleri onlara me\u015fru mu k\u0131ld\u0131lar? Mesela m\u00fc\u015friklik, \u00e7e\u015fitli h\u00fck\u00fcmlere uyma, ahireti ink\u00e2r, zul\u00fcm, verdi\u011fi s\u00f6z\u00fc \u00e7i\u011fnemek, g\u00fc\u00e7 yetirilmesi imkans\u0131z \u015feylerin yap\u0131lmas\u0131n\u0131 istemek gibi Allah&#8217;\u0131n izin vermedi\u011fi, me\u015fru k\u0131lmad\u0131\u011f\u0131 birtak\u0131m \u015feyleri me\u015fru k\u0131l\u0131yorlar, diledikleri gibi din yap\u0131yorlar \u00f6yle mi? Fakat Allah&#8217;\u0131n me\u015fru k\u0131lmad\u0131\u011f\u0131n\u0131 me\u015fru k\u0131lacak hi\u00e7bir kuvvet yoktur. \u0130nsanlar\u0131n te\u015frideki (kanun yapmadaki) \u00e7al\u0131\u015f\u0131p \u00e7abalamas\u0131 Allah&#8217;\u0131n izin verdi\u011fi s\u0131n\u0131r\u0131 a\u015fmamal\u0131d\u0131r.<\/p>\n<p>Ve e\u011fer &#8220;fas\u0131l&#8221; kelimesi olmasayd\u0131 aralar\u0131nda h\u00fck\u00fcm yerine getirilmi\u015f, bitirilmi\u015fti. &#8220;Fas\u0131l kelimesi&#8221; azab\u0131n belirli bir s\u00fcreye geri b\u0131rak\u0131lmas\u0131na dair ezelde \u00f6nceden kararla\u015ft\u0131r\u0131lan kelimedir. Burada &#8220;fas\u0131l&#8221; h\u00fck\u00fcm veya &#8220;beyan&#8221; veya &#8220;tefrik&#8221; (ay\u0131rma) m\u00e2n\u00e2lar\u0131na olabilir. Tefrik m\u00e2n\u00e2s\u0131nda: M\u00fcminlerle k\u00e2firler aras\u0131nda &#8220;Bir z\u00fcmre cennette, bir z\u00fcmre cehennemde.&#8221; (\u015e\u00fbra, 42\/7) h\u00fckm\u00fc veya m\u00fc\u015friklerle tapt\u0131klar\u0131 ortaklar\u0131n aralar\u0131n\u0131n a\u00e7\u0131lmas\u0131 veya d\u00fcnya kazanc\u0131 h\u00fckm\u00fcn\u00fcn ahiret kazanc\u0131 h\u00fckm\u00fcnden ayr\u0131lmas\u0131 m\u00e2n\u00e2lar\u0131 d\u00fc\u015f\u00fcn\u00fclebilir. Ger\u00e7i m\u00e2n\u00e2n\u0131n asl\u0131 cezan\u0131n saatine geri b\u0131rak\u0131lmas\u0131 meselesidir ki &#8220;\u015e\u00fcphesiz zalimler i\u00e7in can yak\u0131c\u0131 bir azab vard\u0131r.&#8221; ifadesiyle tamama erdirilip beyan buyuruluyor. Yani hak dinin gere\u011fi Allah \u015feriat\u0131n\u0131n h\u00fckm\u00fc olan fas\u0131l ve kaza ezelde vakit ve saatine geri b\u0131rak\u0131lmakla icras\u0131z kalmayacakt\u0131r. B\u00fct\u00fcn zalimlere elemli bir azab muhakkakt\u0131r.<\/p>\n<p>22-O fas\u0131l g\u00fcn\u00fc gelecek. G\u00f6receksin o zalimleri, Allah&#8217;\u0131n izin vermedi\u011fi \u015feyleri me\u015fru tan\u0131tmak i\u00e7in yol a\u00e7arak, h\u00fck\u00fcm koyarak, ceza vererek zulmeden ve onlara uyan o zalimleri g\u00f6receksin ey muhatap! Yapt\u0131klar\u0131 zul\u00fcmlerle kazand\u0131klar\u0131 vebalin deh\u015fetinden korkular i\u00e7inde titrerlerken; o ise tepelerine inmektedir. \u0130man edip iyi ameller yapan kimseler ise cennetlerin ho\u015f ravzalar\u0131nda, en ho\u015f, en latif yerlerindedir.<\/p>\n<p>RAVZA: Sulu, ye\u015fillik yerler olup ba\u011flar\u0131n, bah\u00e7elerin en g\u00fczel oturulacak yerlerine denir. \u00d6yle ki onlara Rablerinin kat\u0131nda ne dilerlerse var. Yani o cennet bah\u00e7elerinde olduktan ba\u015fka Rablerinin huzurunda bulunacaklar, cemalinin \u015ferefiyle \u015fereflenecekler ve i\u015fte orada b\u00fct\u00fcn dileklerine erecekler, ne isterlerse haz\u0131r bulacaklar. \u0130\u015fte bu m\u00fcminlerin erece\u011fi bu ikbal, b\u00f6yle her diledi\u011fini ve dileyece\u011fini haz\u0131r bulma mutlulu\u011fu o b\u00fcy\u00fck l\u00fctuftur. Kadrini, de\u011ferini belirleme ve tayin m\u00fcmk\u00fcn olmayan ve sonuna ula\u015fma ihtimali bulunmayan b\u00fcy\u00fck il\u00e2h\u00ee l\u00fctuftur. Bunun yan\u0131nda b\u00fct\u00fcn d\u00fcnya k\u00fc\u00e7\u00fck, pek k\u00fc\u00e7\u00fck kal\u0131r.<\/p>\n<p>23- \u0130\u015fte bu, bu dinledi\u011finiz l\u00fctuf o m\u00fcjdedir ki Allah o iman edip salih salih, g\u00fczel g\u00fczel ameller yapan kullar\u0131na m\u00fcjdeliyor. Allah, kullar\u0131na b\u00f6yle l\u00fctufk\u00e2rd\u0131r.<\/p>\n<p>De ki bu tebli\u011f ve m\u00fcjdelemeye kar\u015f\u0131 ben sizden bir \u00fccret istemem. Ancak buna \u00fc\u00e7 m\u00e2n\u00e2 vermi\u015flerdir. Birincisi: Akrabal\u0131kta sevgi, yani hi\u00e7 olmazsa size akrabal\u0131\u011f\u0131mdan dolay\u0131 haklar\u0131ma sayg\u0131 g\u00f6stermenizi isterim. Buhar\u00ee, M\u00fcslim, Tirmiz\u00ee ve daha ba\u015fkalar\u0131 rivayet etmi\u015flerdir ki: \u0130bn\u00fc Abbas hazretlerine bu \u00e2yeti sorulmu\u015f. Said b. C\u00fcbeyr: \u00c2l-i Muhammed akrabal\u0131\u011f\u0131 deyivermi\u015f, bunun \u00fczerine \u0130bn\u00fc Abbas demi\u015ftir ki: Acele ettin, Kurey\u015f&#8217;ten hi\u00e7bir soy yoktur ki Peygamber (s.a.v.)&#8217;e akrabal\u0131\u011f\u0131 olmas\u0131n, hi\u00e7 olmazsa sizinle aramdaki akrabal\u0131\u011fa sayg\u0131 g\u00f6sterin. Bunun sonucu \u015f\u00f6yle demek olur: Peygamberli\u011fim, risaletim, \u00e2lemlere rahmet olmam dolay\u0131s\u0131yla olan hukukumu tan\u0131m\u0131yorsan\u0131z bari aram\u0131zdaki akrabal\u0131k hukukuna sayg\u0131 g\u00f6sterin de s\u00f6ylediklerimi dinleyin, d\u00fc\u015fmanl\u0131k etmeyin. \u0130kincisi: Bana yak\u0131nl\u0131\u011f\u0131 olanlar\u0131, yani akrabam\u0131 sevmenizi isterim diye m\u00e2n\u00e2 verenler de olmu\u015ftur. Nitekim Said b. C\u00fcbeyr&#8217;in s\u00f6z\u00fc bunu g\u00f6steriyordu. Baz\u0131lar\u0131 bu akrabal\u0131\u011f\u0131 Hz. Ali ve Fat\u0131ma \u00e7ocuklar\u0131na \u00f6zel k\u0131lmak istemi\u015flerdir. \u00dc\u00e7\u00fcnc\u00fcs\u00fc: Al\u00fbs\u00ee&#8217;nin nakletti\u011fi gibi Abd b. Hamid&#8217;in Hasen&#8217;den rivayet etti\u011fi \u00fczere yak\u0131nl\u0131kta sevgi, yani g\u00fczel amellerle Allah&#8217;a yak\u0131nl\u0131k hususunda sevgi demektir ki &#8220;kurb\u00e2&#8221; nesep, soy yak\u0131nl\u0131\u011f\u0131 de\u011fil, &#8220;kurbet&#8221; yani Allah&#8217;a yak\u0131nl\u0131k m\u00e2n\u00e2s\u0131nad\u0131r. Ve bu m\u00e2n\u00e2 hem daha geneldir, hem de \u00e2yetin \u00f6ncesine ve sonras\u0131na daha da uygundur. \u00c7\u00fcnk\u00fc buyuruluyor ki Her kim bir hasene, g\u00fczel bir amel kazan\u0131rsa biz ona onun hakk\u0131nda daha fazla g\u00fczellik veririz, daha g\u00fczel sevap veririz ve o sebeple hem o iyili\u011fin g\u00fczelli\u011fi artm\u0131\u015f olur, hem de daha g\u00fczelini yapmak yetene\u011fi ihsan edilir. \u00c7\u00fcnk\u00fc Allah Gafur&#8217;dur, ba\u011f\u0131\u015flay\u0131c\u0131d\u0131r, g\u00fcnahlar\u0131 \u00f6rter. \u015eek\u00fbr&#8217;dur, g\u00fczel amellere, g\u00fczel sevap ve m\u00fckafat ile kar\u015f\u0131l\u0131kta bulunur. \u0130yiliklerin ecrini zayi etmez.<\/p>\n<p>24- Yoksa Allah&#8217;a kar\u015f\u0131 bir yalan uydurdu mu diyorlar? Bu Kur&#8217;\u00e2n&#8217;\u0131 yalan uydurup Allah&#8217;a isnad ile iftira etti, diye iftira m\u0131 ediyorlar? Allah dilerse senin de kalbini m\u00fch\u00fcrler. Yani Kur&#8217;\u00e2n&#8217;a, uydurma yalan diyenler, sana yalan isnad edenler kalpleri m\u00fch\u00fcrlenmi\u015f, hakk\u0131 duyacak yetenekleri kalmam\u0131\u015f kimselerdir. Y\u00fcce Allah dilerse senin kalbinin \u00fczerini de m\u00fch\u00fcrleyiverir, vahyini, l\u00fctfunu kesiverir. \u015eu halde sen onlar\u0131n dediklerine keder etme de Allah&#8217;\u0131n l\u00fctfuna \u015f\u00fckret. Hem Allah b\u00e2t\u0131l\u0131 mahveder de kelimeleri ile hakk\u0131 yerine getirir, ger\u00e7ekle\u015ftirir. Onun i\u00e7in g\u00fcnden g\u00fcne o yalan diyenlerin bat\u0131l s\u00f6zleri mahvolur da senin hak olan peygamberli\u011fin ger\u00e7ekle\u015fir ve peki\u015fir ve Kur&#8217;\u00e2n&#8217;\u0131n vaadleri yerine gelir. Kur&#8217;\u00e2n yalan olsayd\u0131 Allah onu ger\u00e7ekle\u015ftirmez \u00e7ok s\u00fcrmeden mahvederdi. \u015e\u00fcphesiz O b\u00fct\u00fcn kalplerin i\u00e7inid\u0131\u015f\u0131n\u0131 bilir. Senin kalbindekini de bilir. Onlar\u0131n kalplerindekini de.<\/p>\n<p>25-29- Bununla birlikte &#8220;O, kullar\u0131n\u0131n tevbesini kabul edendir.&#8221; Bundan dolay\u0131 o g\u00fcnahk\u00e2rlar da hemen tevbe edip o g\u00fcnahlardan vazge\u00e7melidirler.<\/p>\n<p>Ve bu ikisinde, yani g\u00f6klerde ve yerde yaym\u0131\u015f oldu\u011fu debelenen canl\u0131 (da Allah&#8217;\u0131n kudretinin delillerindendir.) Bu \u00e2yetin ilk okunu\u015fta anla\u015f\u0131lan m\u00e2n\u00e2s\u0131na g\u00f6re g\u00f6klerde de canl\u0131lar vard\u0131r. M\u00fccahid de ayn\u0131 kanaate varm\u0131\u015ft\u0131r. Di\u011fer baz\u0131lar\u0131 ise g\u00f6klerdeki &#8220;D\u00e2bbe&#8221;den maksat havada u\u00e7u\u015fan canl\u0131lar\u0131n oldu\u011fu kanaatine varm\u0131\u015flarsa da b\u00f6yle bir te&#8217;vile gerek yoktur. Bunlar\u0131 b\u00f6yle yarat\u0131p yayan o Allah, dileyince hepsini toplay\u0131vermeye de kad\u00eer, tamam\u0131yla kadirdir. Onun i\u00e7in ha\u015fir ve ne\u015fir (herkesin dirilip mah\u015fere gelece\u011fi k\u0131yamet) g\u00fcn\u00fcnde teredd\u00fcde yer yoktur.<\/p>\n<p>Me\u00e2l-i \u015eerifi<\/p>\n<p>30- Ba\u015f\u0131n\u0131za gelen herhangi bir musibet kendi ellerinizle kazand\u0131klar\u0131n\u0131z y\u00fcz\u00fcndendir. Bununla beraber Allah yine de \u00e7o\u011funu affeder.<\/p>\n<p>31- Siz yery\u00fcz\u00fcnde (O&#8217;nu) aciz b\u0131rakamazs\u0131n\u0131z. Sizin Allah&#8217;tan ba\u015fka bir dostunuz ve yard\u0131mc\u0131n\u0131z da yoktur.<\/p>\n<p>32- Denizlerde y\u00fcce da\u011flar gibi gemilerin y\u00fcr\u00fcmesi de O&#8217;nun kudretinin delillerindendir.<\/p>\n<p>33- E\u011fer O dilerse r\u00fczgar\u0131 durdurur da yelkenle giden gemiler denizin \u00fczerinde duruverirler. \u015e\u00fcphesiz ki bunda sab\u0131rl\u0131 olan ve \u00e7ok \u015f\u00fckreden kimseler i\u00e7in nice ibretler vard\u0131r.<\/p>\n<p>34- Yahut da Allah kazand\u0131klar\u0131 g\u00fcnahlar y\u00fcz\u00fcnden onlar\u0131 hel\u00e2k eder ve bir\u00e7o\u011funu da ba\u011f\u0131\u015flar.<\/p>\n<p>35- \u00c2yetlerimiz hakk\u0131nda m\u00fccadele edenler bilsinler ki kendileri i\u00e7in ka\u00e7acak bir yer yoktur.<\/p>\n<p>36- Size verilen herhangi bir \u015fey sadece d\u00fcnya hayat\u0131n\u0131n ge\u00e7ici bir menfaatidir. Allah kat\u0131nda bulunanlar ise iman edip sadece Rablerine g\u00fcvenen kimseler i\u00e7in daha hay\u0131rl\u0131 ve daha kal\u0131c\u0131d\u0131r.<\/p>\n<p>37- O iman edenler, b\u00fcy\u00fck g\u00fcnahlardan ve hayas\u0131zl\u0131ktan ka\u00e7\u0131n\u0131rlar. Onlar \u00f6fkelendikleri zaman da kusurlar\u0131 ba\u011f\u0131\u015flarlar.<\/p>\n<p>38- Onlar, Rablerinin davetini kabul ederler ve namaz\u0131 dosdo\u011fru k\u0131larlar. Onlar\u0131n i\u015fleri de kendi aralar\u0131nda bir isti\u015fare iledir. Kendilerine verdi\u011fimiz r\u0131z\u0131ktan onlar Allah yolunda harcarlar.<\/p>\n<p>39- Onlar, bir zul\u00fcm ve sald\u0131r\u0131ya u\u011frad\u0131klar\u0131 zaman birbirleriyle yard\u0131mla\u015f\u0131rlar.<\/p>\n<p>40- Bir k\u00f6t\u00fcl\u00fc\u011f\u00fcn cezas\u0131 yine onun gibi bir k\u00f6t\u00fcl\u00fckt\u00fcr, ama kim affeder, ba\u011f\u0131\u015flarsa onun m\u00fckafat\u0131 Allah&#8217;a aittir. \u015e\u00fcphesiz ki Allah, zalimleri sevmez.<\/p>\n<p>41- Zulme u\u011frad\u0131ktan sonra hakk\u0131n\u0131 alan kimseye gelince, i\u015fte onlar\u0131n aleyhinde ceza vermek i\u00e7in herhangi bir yol yoktur.<\/p>\n<p>42- Yol ancak insanlara zulmedenler ve yery\u00fcz\u00fcnde haks\u0131z yere ta\u015fk\u0131nl\u0131k edenler aleyhinedir. \u0130\u015fte onlar i\u00e7in ac\u0131 bir azap vard\u0131r.<\/p>\n<p>43- Her kim de sabreder ve kusuru ba\u011f\u0131\u015flarsa, i\u015fte bu elbette azmedilecek i\u015flerdendir.<\/p>\n<p>30- Ba\u015f\u0131n\u0131za ne musibet geldiyse kendi ellerinizin kazanmas\u0131 sebebiyledir. Bu hitap ve sesleni\u015f g\u00fcnahk\u00e2rlarad\u0131r. \u00c7\u00fcnk\u00fc sab\u0131r ile sevaba veya y\u00fcksek derecelere ula\u015ft\u0131r\u0131lmak gibi di\u011fer birtak\u0131m sebeplerle g\u00fcnahk\u00e2r olmayanlar\u0131n ba\u015flar\u0131na gelen musibetler de yok de\u011fildir. &#8220;Andolsun sizi biraz korku, biraz a\u00e7l\u0131k biraz da mallardan, canlardan ve mahsullerden yana eksiltme ile imtihan edece\u011fiz. Sabredenlere m\u00fcjdele.&#8221; (Bakara, 2\/155) Halbuki bir\u00e7o\u011fundan affediyor da d\u00fcnyada hesaba \u00e7ekmiyor. \u00c7\u00fcnk\u00fc &#8220;E\u011fer Allah insanlar\u0131 zul\u00fcmleri y\u00fcz\u00fcnden hesaba \u00e7ekecek olsayd\u0131 yer \u00fcst\u00fcnde hi\u00e7bir canl\u0131 mahluk b\u0131rakmazd\u0131.&#8221; (Nahl, 16\/61)<\/p>\n<p>31- Ve siz yery\u00fcz\u00fcnde Allah&#8217;\u0131 aciz b\u0131rakacak de\u011filsiniz. Yani siz ne olsan\u0131z bu yery\u00fcz\u00fcndesiniz ve her ne yaparsan\u0131z ne kuvvetler kazansan\u0131z ba\u015f\u0131n\u0131za gelmesi takdir edilmi\u015f olan musibetlerden yakan\u0131z\u0131 kurtaramazs\u0131n\u0131z. Ve sizin i\u00e7in Allah&#8217;tan ba\u015fka ne direkt olarak kurtaracak bir vel\u00ee, bir koruyucu vard\u0131r, ne de yard\u0131m edip onu savu\u015fturacak bir yard\u0131mc\u0131. Onun i\u00e7in Allah&#8217;a s\u0131\u011f\u0131n\u0131p O&#8217;nun emirlerine, kanunlar\u0131na g\u00f6re g\u00f6rev yapmaktan ba\u015fka \u015fekilde korunman\u0131n \u00e7aresi yoktur.<\/p>\n<p>32-*} Ve O&#8217;nun \u00e2yetlerindendir denizde akan da\u011flar gibi \u011femiler, sizin de yery\u00fcz\u00fcnde haliniz o gemidekilerin hali gibidir.<\/p>\n<p>33-Allah dilerse o r\u00fczgar\u0131 yani o gemileri hareket ettiren, hareket sa\u011flayan g\u00fcc\u00fc durduruverir, o zaman o gemiler denizin s\u0131rt\u0131 \u00fcst\u00fcnde durakal\u0131rlar. \u015f\u00fcphe yok ki bunda, gemilerin denizin s\u0131rt\u0131 \u00fczerinde duraklamas\u0131nda \u00e7ok sab\u0131rl\u0131, \u00e7ok \u015f\u00fckreden her kimse i\u00e7in bir\u00e7ok \u00e2yetler vard\u0131r ki insanlar\u0131n acizli\u011fini ve ger\u00e7ekte Allah&#8217;tan ba\u015fka ne bir vel\u00ee, ne de bir yard\u0131mc\u0131 olmad\u0131\u011f\u0131n\u0131 ispat eder. Fakat sabr\u0131 olmayanlar bu gemilere binip de bu olaylar\u0131 m\u00fc\u015fahade ve \u00fczerinde d\u00fc\u015f\u00fcnmeye \u00e7al\u0131\u015famazlar, \u015f\u00fckr\u00fc olmayanlar da bu g\u00f6zlem ve tefekk\u00fcr nimetinin de\u011ferini bilip de neticelerini ortaya \u00e7\u0131karamazlar onun i\u00e7in demi\u015flerdir ki iman\u0131n yar\u0131s\u0131 sab\u0131r, yar\u0131s\u0131 \u015f\u00fck\u00fcrd\u00fcr.<\/p>\n<p>34- Yahut da i\u00e7indekilerin kazand\u0131klar\u0131 g\u00fcnahlar\u0131 sebebiyle veya mallar\u0131yla birlikte o gemileri telef eder, r\u00fczgar\u0131 durdurmaz fakat \u015fiddetli f\u0131rt\u0131na vererek bat\u0131r\u0131r, par\u00e7alar. Bununla birlikte bir\u00e7o\u011fundan da affeder, ba\u011f\u0131\u015flar, bat\u0131rmadan kurtar\u0131r.<\/p>\n<p>35- Hem bunlar\u0131 bir de \u015funun i\u00e7in yapar ki \u00e2yetlerimiz hakk\u0131nda m\u00fccadele edenler bilsin anlas\u0131nlar kendilerine ka\u00e7amak, kurtulu\u015f yoktur. Kurtulu\u015f, ancak Allah&#8217;\u0131n \u00e2yetlerini kabul ederek onlar\u0131n g\u00f6sterdikleri \u00e7er\u00e7evede \u00e7al\u0131\u015fmaklad\u0131r.<\/p>\n<p>36-Ey Allah&#8217;\u0131n \u00e2yetleri hakk\u0131nda m\u00fccadele eden k\u00e2firler b\u00fct\u00fcn bunlardan anla\u015f\u0131l\u0131r ki \u015fimdi size verilmi\u015f bulunan \u015feyler her ne olursa olsun hep d\u00fcnya hayat\u0131n\u0131n ge\u00e7ici meta\u0131d\u0131r, ge\u00e7imidir. Allah yan\u0131ndaki ise hem daha hay\u0131rl\u0131 hem daha kal\u0131c\u0131d\u0131r. Hem \u015fer kar\u0131\u015f\u0131\u011f\u0131 olmaks\u0131z\u0131n kat\u0131ks\u0131z hay\u0131r ve menfaattir, hem de devaml\u0131d\u0131r, ebedidir. Fakat o kimseler i\u00e7in ki iman etmi\u015flerdir ve yaln\u0131z Rablerine tevekk\u00fcl ederler. Ancak O&#8217;na i\u015flerini b\u0131rak\u0131rlar ve O&#8217;nun kudretine, vaadlerine ve tehditlerine g\u00fcvenerek emri dairesinde g\u00f6revlerini yaparlar ve her vesile ile r\u0131zas\u0131n\u0131 ararlar. Hz. Ali&#8217;den rivayet olunur ki Hz. Ebu Bekir mal\u0131n\u0131n hepsini tasadduk etmi\u015f, birtak\u0131m kimseler onu k\u0131nam\u0131\u015flard\u0131r. Bu \u00e2yet o sebeple nazil oldu. \u0130man ve g\u00fcven, gerek bir ki\u015finin ve gerek bir toplulu\u011funun ruhunda dinin, ba\u015far\u0131n\u0131n temeli olan iki temel \u00f6zelliktir. Bu iki \u00f6zelli\u011fin baz\u0131 d\u0131\u015fa vuran g\u00f6r\u00fcnt\u00fclerini a\u00e7\u0131klayan a\u015fa\u011f\u0131daki \u00f6zellikler de bir millet i\u00e7in ne g\u00fczel d\u00fcsturlard\u0131r.<\/p>\n<p>37- Ve onlar ki g\u00fcnah\u0131n &#8220;Keb\u00e2ir&#8221;ine ve &#8220;Fev\u00e2hi\u015f&#8221;e uzak dururlar.<\/p>\n<p>KEB\u00c2\u0130R: \u00dczerine tehdit ger\u00e7ekle\u015fen veya haddi (\u015fer&#8217;\u00ee cezay\u0131) gerektiren yahut a\u00e7\u0131k\u00e7a yasaklanm\u0131\u015f olan g\u00fcnahlar.<\/p>\n<p>FEV\u00c2H\u0130\u015e de onlar\u0131n i\u00e7inde \u00f6zellikle \u00e7irkinli\u011fi a\u00e7\u0131k ve a\u015f\u0131r\u0131 olan g\u00fcnahlard\u0131r. Ne zaman da gazaplan\u0131rlarsa onlar ba\u011f\u0131\u015flarlar. Su\u00e7u onlar \u00f6rterler, kusuru ba\u011f\u0131\u015flarlar. Burada &#8220;onlar&#8221; zamiri &#8220;kasr&#8221; (ancak, sadece, yaln\u0131z) anlam\u0131 ifade eder. Bu &#8220;kasr&#8221;\u0131n da y\u00f6n\u00fc, sebebi \u015fudur: Gazab (k\u0131zg\u0131nl\u0131k) halinde kusur ve g\u00fcnah ba\u011f\u0131\u015flayabilmek gayet nadir olan y\u00fcksek bir ahlakt\u0131r. Bu sebeple \u015f\u00f6yle denilmi\u015f oluyor ki, i\u015fte k\u0131zg\u0131nl\u0131k halinde kusur \u00f6rtmek, k\u0131zg\u0131nl\u0131\u011f\u0131 yutmak gibi b\u00fcy\u00fck \u00f6zellik ancak onlara yak\u0131\u015f\u0131r ve onlar ona l\u00e2y\u0131kt\u0131rlar. &#8220;\u00d6fkelerini yutanlar, insanlar(\u0131n kusurlar\u0131n)dan af ile, ge\u00e7enlerdir.&#8221; (\u00c2l-i \u0130mran, 3\/134) \u00f6vg\u00fcs\u00fcne lay\u0131kt\u0131rlar.<\/p>\n<p>38- Ve onlar ki Rableri i\u00e7in davete uymakta ve namaz\u0131 d\u00fcr\u00fcst k\u0131lmaktad\u0131rlar. Allah iman ve itaat i\u00e7in Peygamber taraf\u0131ndan yap\u0131lan davete Ashab-\u0131 Kiram&#8217;\u0131n bey&#8217;atlar\u0131 ve uymalar\u0131 gibi bey&#8217;at ve dinin dire\u011fi olan namaz\u0131 k\u0131lmakla cemaat ve toplumu sa\u011flam tutanlar\u0131n \u0130\u015fleri de aralar\u0131nda \u015e\u00fbr\u00e2&#8217;d\u0131r. \u0130\u015fleri, buyruklar\u0131 zorbal\u0131kla de\u011fil, aralar\u0131nda dan\u0131\u015f\u0131kla, g\u00f6r\u00fc\u015flerine ba\u015fvurma iledir. Kendi i\u015flerine kendileri sahiptir, ba\u015fkalar\u0131n\u0131n elinde esir de\u011fil, aralar\u0131nda dayan\u0131\u015fmas\u0131z, toplumsuz, darmada\u011f\u0131n\u0131k ayr\u0131 da de\u011fil, toplan\u0131p s\u00f6z\u00fc bir etmesini bilirler. Birbirlerinin g\u00f6r\u00fc\u015flerine ba\u015fvurmalar\u0131n\u0131n \u015fekli de g\u00f6r\u00fc\u015f ileri s\u00fcrmek yetene\u011fi olan, toplumun g\u00f6r\u00fc\u015flerini temsil edebilecek ictihad sahibi &#8220;hall \u00fc akd&#8221; erbab\u0131n\u0131n (meseleleri d\u00fc\u015f\u00fcn\u00fcp \u00e7\u00f6z\u00fcme ba\u011flayacak kimselerin) toplan\u0131p m\u00fczakere etmesiyledir. Resulullah (s.a.v.) &#8220;\u0130\u015f hususunda onlarla m\u00fc\u015favere et.&#8221; (\u00c2l-i \u0130mran, 3\/159) \u00e2yetinin m\u00e2n\u00e2s\u0131 uyar\u0131nca, sava\u015fla ilgili meselelerde m\u00fc\u015favere ederdi. Ondan sonra da ashab gerek onda gerek h\u00fck\u00fcmlere dair meselelerde m\u00fc\u015favere ettiler. Hz. Peygamber&#8217;in vefat\u0131 \u00fczerine halife se\u00e7imi, ehli riddetle (dinden d\u00f6nenlerle) sava\u015f, dedenin mirastan pay almas\u0131, \u015farap i\u00e7enlere vurulacak &#8220;had cezas\u0131n\u0131n&#8221; say\u0131s\u0131 ve Irak&#8217;ta fetholunan arazilerin ahkam\u0131 vs. gibi meseleler hep bu kabildendir. \u015e\u00fcphe yok ki h\u00fck\u00fcmlere dair m\u00fc\u015favere, hakk\u0131nda kesinlik ifade eden bir nass bilinmeyip az \u00e7ok ictihada elveri\u015fli olan veya tatbikat\u0131 \u00e7al\u0131\u015fmaya ba\u011fl\u0131 hususlardad\u0131r. \u015e\u00fbra m\u00fczakereleri (g\u00f6r\u00fc\u015fmeleri) icm\u00e2 meselelerinin asl\u0131n\u0131 te\u015fkil eder. \u0130sl\u00e2m tarihinde ve f\u0131k\u0131h usul\u00fcnde (metodoloji) malesef bu &#8220;\u015e\u00fbr\u00e2&#8221; d\u00fcsturu sahabe devrinden sonra Kur&#8217;\u00e2n&#8217;\u0131n verdi\u011fi bu \u00f6nem ile uyumlu bir bi\u00e7imde geli\u015ftirilememi\u015ftir. \u015e\u00fbr\u00e2 asl\u0131nda &#8220;F\u00fcty\u00e2&#8221; gibi &#8220;b\u00fc\u015fra&#8221; \u00f6l\u00e7\u00fcs\u00fcnde masdar olup &#8220;te\u015fav\u00fcr&#8221; yani birbirinin g\u00f6r\u00fc\u015f\u00fcn\u00fc almak demektir. Kelimenin asl\u0131 ar\u0131dan bal almak m\u00e2n\u00e2s\u0131 ile ilgilidir. &#8220;Z\u00fb \u015f\u00fbr\u00e2&#8221; (\u015e\u00fbra sahibi) m\u00e2n\u00e2s\u0131na da gelir. Nitekim bu m\u00e2n\u00e2 ile \u015f\u00fbra heyetine de denilir. Ve kendilerine verdi\u011fimiz r\u0131z\u0131klardan infak da ederler. Belli ki bu infak \u015f\u00fbr\u00e2 ile verilen karar\u0131n yerine getirilmesi i\u00e7in gereken masraf\u0131 temin m\u00e2n\u00e2s\u0131n\u0131 anlatmaktad\u0131r.<\/p>\n<p>39-O m\u00fcnasebetle bu da gere\u011fine g\u00f6re \u015f\u00fbr\u00e2 ile halledilmesi gerekir. \u015eu \u00e2yet de bunu hissettirir: Ve onlar ki kendilerine &#8220;ba\u011fy&#8221; isabet etti\u011fi, yani haklar\u0131na sald\u0131r\u0131 oldu\u011fu zaman yine kendileri yard\u0131mla\u015f\u0131r, \u00f6clerini al\u0131rlar. Haklar\u0131n\u0131 savunur, haks\u0131zl\u0131\u011fa boyun e\u011fmez, zilletten ho\u015flanmaz, azg\u0131nl\u0131k ve sald\u0131r\u0131da bulunan\u0131n cezas\u0131n\u0131 verirler, a\u015f\u0131r\u0131 gitmeyerek adaletle \u00f6clerini al\u0131rlar. Bunun i\u00e7in ba\u015fka bir milletin himayesine s\u0131\u011f\u0131nmazlar, kendi toplum ve milletlerinin ba\u011f\u0131ms\u0131zl\u0131\u011f\u0131, izzet ve yard\u0131m\u0131, birli\u011fi ile zalim ve azg\u0131n\u0131n hakk\u0131ndan gelirler. G\u00f6r\u00fcl\u00fcyor ki burada ba\u011fy &#8220;onlar&#8221; zamiri ile \u00e7o\u011fula g\u00f6nderilmi\u015ftir. Bu ise ba\u011fyin herkesle ilgili oldu\u011funu ifade eder. Bundan dolay\u0131 baz\u0131lar\u0131 bunu yaln\u0131z d\u0131\u015fardan gelen sald\u0131r\u0131ya \u00f6zel zannetmi\u015fler de bir m\u00fc\u015frik bir m\u00fcsl\u00fcmana sald\u0131rd\u0131\u011f\u0131 takdirde intikam\u0131n\u0131 alan\u0131n \u00f6vg\u00fcs\u00fcyle tefsir etmi\u015flerdir. Fakat gerek Allah hakk\u0131 olsun, gerek kul hakk\u0131 olsun mutlak hakk\u0131n korunmas\u0131 Allah hakk\u0131, yani Hukuk-i amme (kamu hakk\u0131)den oldu\u011fu ve dolay\u0131s\u0131yla her m\u00fcmin ki\u015finin haklar\u0131n\u0131n toplumun taahh\u00fcd\u00fc alt\u0131nda bulunmas\u0131 a\u00e7\u0131s\u0131ndan ona kar\u015f\u0131 sald\u0131r\u0131 \u00e2mmenin (toplumun) hakk\u0131na sald\u0131r\u0131 demek oldu\u011fundan gerek d\u0131\u015ftan ve gerek i\u00e7ten genel ve \u00f6zel olarak yap\u0131lan sald\u0131r\u0131n\u0131n savu\u015fturulmas\u0131 ve cezan\u0131n verilmesi toplumun g\u00f6revi yani en az\u0131ndan farz-\u0131 kifayedir. \u0130\u00e7ten olanlarda mahkemelerin adaletini temin, d\u0131\u015ftan olanda da siyasi tedbirlerle bu yard\u0131m\u0131n yap\u0131lmas\u0131 ve yap\u0131labilmesi bir milletin y\u00fcksekli\u011fini ve ya\u015fama hakk\u0131n\u0131 g\u00f6steren en y\u00fcce faziletlerdendir. Onun i\u00e7in di\u011fer tefsir bilginleri demi\u015flerdir ki: &#8220;\u0130leri giden her azg\u0131na kar\u015f\u0131 \u00f6c alma \u00f6v\u00fclm\u00fc\u015ft\u00fcr.&#8221; \u0130bn\u00fc Cerir et-Taber\u00ee tefsirinde der ki: &#8220;Bu ikinci g\u00f6r\u00fc\u015f do\u011fruya daha yak\u0131nd\u0131r. \u00c7\u00fcnk\u00fc Cenab-\u0131 Allah, bir m\u00e2n\u00e2y\u0131 tahsis buyurmam\u0131\u015f, azg\u0131nl\u0131k edenden hakk\u0131 ile \u00f6c\u00fcn\u00fc alan her galibi \u00f6vm\u00fc\u015ft\u00fcr. Buna kar\u015f\u0131 birisi \u015f\u00f6yle diyebilir: \u0130ntikamda \u00f6v\u00fclecek ne var? Denilir ki zalime hak etti\u011fi ve lay\u0131k oldu\u011fu cezay\u0131 vermekte onu hak yoluna do\u011frultmak, bunda ise en b\u00fcy\u00fck \u00f6vg\u00fc vard\u0131r.&#8221;<\/p>\n<p>K\u0131sacas\u0131 bu s\u0131fat yukarda &#8220;Bana aran\u0131zda adalet yapmam emrolundu.&#8221; (\u015e\u00fbra, 42\/15) diye beyan buyurulan adalet emrinin tatbiki a\u00e7\u0131s\u0131ndan son derece \u00f6nemli olan y\u00fcksek bir ahlak\u0131n, kuvvetli bir toplumsal ruhun ortaya \u00e7\u0131kmas\u0131n\u0131 ifade etmektedir ki bunu kar\u015f\u0131t\u0131 olan &#8220;Onlar gazabland\u0131klar\u0131 zaman ba\u011f\u0131\u015flarlar.&#8221; (\u015e\u00fbra, 42\/37) nitelemesi ile birlikte d\u00fc\u015f\u00fcnmek, gerek kas\u0131rlar\u0131n (yaln\u0131z, ancak, sadece ifadelerinin) m\u00e2n\u00e2s\u0131n\u0131 d\u00fc\u015f\u00fcnmek ve gerek \u00f6nemini takdir etmek i\u00e7in daha faydal\u0131 olur. Yani af da ederler, intikam da al\u0131rlar. Fakat her ikisini de kendi ba\u011f\u0131ms\u0131zl\u0131klar\u0131yla yaparlar, ne ba\u011f\u0131\u015flamalar\u0131nda ne intikamlar\u0131nda ba\u015fka bir millet ve cemaatin etkisine mahkum olmazlar.<\/p>\n<p>40-B\u00f6yle galibiyet ve intikam\u0131n ni\u00e7in ve nas\u0131l me\u015fru oldu\u011fu ve g\u00fczel g\u00f6r\u00fcld\u00fc\u011f\u00fcne gelince k\u00f6t\u00fcl\u00fc\u011f\u00fcn cezas\u0131 da ayn\u0131 dengi bir k\u00f6t\u00fcl\u00fckt\u00fcr. Bu d\u00fcstur (prensip) F\u0131k\u0131h&#8217;ta Ukub\u00e2t (cezalar) ahkam\u0131na b\u00fcy\u00fck bir temel olan ve genel olarak ceza kanunlar\u0131na esas al\u0131nmas\u0131 gereken genel bir kanundur. Yani azg\u0131nl\u0131k zul\u00fcmd\u00fcr, k\u00f6t\u00fcl\u00fckt\u00fcr, k\u00f6t\u00fcl\u00fc\u011fe meydan vermeyip ceza vermek de g\u00fczel bir i\u015ftir. Fakat bunun g\u00fczel olmas\u0131 iki \u015farta ba\u011fl\u0131d\u0131r. Birincisi: Su\u00e7a, ceza olabilmesi i\u00e7in onun gibi bir &#8220;seyyie&#8221; (k\u00f6t\u00fcl\u00fck) yani su\u00e7lunun ho\u015funa gitmeyecek bir fiil olmal\u0131d\u0131r. Yoksa o bir ceza de\u011fil, c\u00fcr\u00fcm ve zulme te\u015fvik olur, yerine d\u00fc\u015fmeyen g\u00fczellik ise \u00e7irkin olur. \u0130kincisi; ceza su\u00e7un dengi ve ona e\u015fit olmal\u0131d\u0131r, yoksa adalet olmaz. Bu m\u00e2n\u00e2 adalet kelimesinin kavram\u0131nda da dahildir. Onun i\u00e7in azg\u0131nl\u0131\u011fa kar\u015f\u0131 \u00f6c al\u0131n\u0131rken haddini a\u015f\u0131p da tecav\u00fcz etmemelidir. Her kim de affedip \u0131slah ederse, kendine k\u00f6t\u00fcl\u00fck eden kimsenin su\u00e7unu affedip onunla aras\u0131ndaki d\u00fc\u015fmanl\u0131k halini d\u00fczeltirse Onun da ecri Allah&#8217;a aittir. Allah&#8217;\u0131n nezdindedir. Yani Allah ona \u00e7ok b\u00fcy\u00fck ecir ihsan eder. Burada &#8220;Kim ba\u011f\u0131\u015flarsa&#8221; diye ba\u011f\u0131\u015flaman\u0131n tekil kipi ile getirilmesi bunun kamu hakk\u0131 olan meselelerde de\u011fil, \u015fahs\u00ee haklarda cereyan edece\u011fine dair bir uyar\u0131 gibidir. Muhakkak ki o (Allah), zulmedenleri sevmez. Yani gerek do\u011frudan do\u011fruya zulmedenlerin, gerekse cezada ileri gitmek suretiyle zulmedenlerin hi\u00e7birini sevmez. Cezada misil ve e\u015fitli\u011fe uyma zor olan meselelerde zul\u00fcm ihtimali fazla olaca\u011f\u0131 i\u00e7in cezaland\u0131rmaya g\u00fcc\u00fc yetti\u011fi halde ba\u011f\u0131\u015flayarak \u0131slah yapan kimselere Allah b\u00fcy\u00fck sevap verir.<\/p>\n<p>41- Zul\u00fcm olunduktan sonra \u00f6c\u00fcn\u00fc alan kimseler var ya, elbette \u00f6yleler \u00fczerine yol yoktur. Ba\u011f\u0131\u015flama daha uygun olmakla birlikte ba\u011f\u0131\u015flamay\u0131p da misli ile aynen kar\u015f\u0131l\u0131k veren kimselere kar\u0131\u015f ceza i\u00e7in bir yol yoktur.<\/p>\n<p>42- Zul\u00fcm olunduktan sonra \u00f6c\u00fcn\u00fc alan kimseler var ya, elbette \u00f6yleler \u00fczerine yol yoktur. Ba\u011f\u0131\u015flama daha uygun olmakla birlikte ba\u011f\u0131\u015flamay\u0131p da misli ile aynen kar\u015f\u0131l\u0131k veren kimselere kar\u0131\u015f ceza i\u00e7in bir yol yoktur.<\/p>\n<p>43- O yol ancak zulmedenlere, do\u011frudan do\u011fruya zulmeden veya kar\u015f\u0131l\u0131k vermede ileri giden, cezada haddi a\u015fanlara ve yery\u00fcz\u00fcnde haks\u0131zl\u0131kla azg\u0131nl\u0131k edenlere, tekebb\u00fcr ve tecebb\u00fcr yapanlara (kibirlenip azg\u0131nl\u0131k edenlere)d\u0131r. \u0130\u015fte onlar, \u00f6yle haks\u0131z yere zul\u00fcm ve azg\u0131nl\u0131k ile nitelenenler i\u00e7in de elemli bir azap vard\u0131r.<\/p>\n<p>44-52- \u00c7\u00fcnk\u00fc O, her \u015feyi bilir ve O&#8217;nun her \u015feye g\u00fcc\u00fc yeter. Onun i\u00e7in her ne yaparsa hikmet ile (yerli yerinde) isteyerek, bile bile yapar ve her ne isterse yapar. Bununla birlikte hi\u00e7bir be\u015fer i\u00e7in m\u00fcmk\u00fcn de\u011fildir ki Allah ona -\u015fu \u00fc\u00e7 \u015fekilden- ba\u015fka t\u00fcrl\u00fc s\u00f6z s\u00f6ylesin. Ancak vahy halinde, do\u011frudan do\u011fruya vahyederek, gayet h\u0131zl\u0131 ve gizli bir i\u015faret halinde anlatarak ve birden bire kalbe b\u0131rak\u0131p ilham suretiyle ki s\u00f6z\u00fcn s\u0131rf ruhan\u00ee olarak vas\u0131tas\u0131z i\u00e7e do\u011fmas\u0131 ve al\u0131nmas\u0131d\u0131r. \u015eiddet ve zay\u0131fl\u0131k ile \u00e7e\u015fitli mertebelerde gelebilir. Hem peygamberlere hem de Hz. Musa&#8217;n\u0131n annesine oldu\u011fu gibi di\u011fer insanlara dahi gerek yakaza (uyan\u0131kl\u0131k) halinde ve gerek uykuda olur. G\u0131yabdan da olur, r\u00fc&#8217;yet (g\u00f6rme) halinde de nitekim \u0130sra gecesi Resulullah&#8217;a \u00f6yle olmu\u015ftu, onun i\u00e7in bunun kar\u015f\u0131l\u0131\u011f\u0131nda buyuruluyor ki: Veya perde arkas\u0131ndan s\u00f6ylemekle ki baz\u0131 cisimlerde ve kulaklarda kelam, s\u00f6z yarat\u0131p i\u015fittirir de, i\u015fiten kimin s\u00f6yledi\u011fini g\u00f6rmez. Nitekim Hz. Musa&#8217;ya b\u00f6yle olmu\u015ftu. Bu do\u011frudan do\u011fruya kalbe de\u011fil, kulaktaki i\u015fitme g\u00fcc\u00fcne s\u00f6ylenmi\u015f oldu\u011fundan perde arkas\u0131ndan olmu\u015f oluyor. Resulullah (s.a.v.); &#8220;Bazan bana \u00e7an sesi gibi gelir.&#8221; dedi\u011fi k\u0131sm\u0131n da bu kabilden say\u0131lmas\u0131 gerekir. Veya bir resul yani tebli\u011f arac\u0131 bir melek g\u00f6nderip, m\u00fcbelli\u011f (tebli\u011fci) oldu\u011funu tan\u0131tt\u0131r\u0131p da izniyle, ba\u015far\u0131l\u0131 k\u0131lmas\u0131 ve yard\u0131m\u0131 ile diledi\u011fini vahyettirmek suretiyle ki peygamberlere \u00e7o\u011fu zamanlarda vaki olan b\u00f6yle vahyetmedir. &#8220;diledi\u011fini&#8221; buyurulmas\u0131ndan da anla\u015f\u0131laca\u011f\u0131 \u00fczere vahyetme ile mele\u011fin vahyi gerek kalbe do\u011fdurulma ve gerek sesle veya sessiz s\u00f6z ile olabilece\u011fi gibi mele\u011fin geli\u015fi dahi cisman\u00ee bir bi\u00e7imde \u015fekillenip \u015fekillenmemekten daha geneldir ve daha geni\u015ftir. Mele\u011fin kuvvet ve mertebesinin de ayr\u0131ca \u00f6zel bir \u00f6nemi vard\u0131r. Mesela Cebrail ile olan vahyin ifade etti\u011fi zorunlu bilgi hepsinden y\u00fcksek olur. Sonra peygamberler vas\u0131tas\u0131yla di\u011fer insanlara olan tebli\u011fler ve telkinler de bu k\u0131sma dahildir, resul g\u00f6ndermektir. Bu k\u0131s\u0131mda Resul tebli\u011fe vas\u0131ta olurken ayn\u0131 zamanda g\u00f6nderen ile kendilerine g\u00f6nderilenler aras\u0131nda bir \u015fahit demek olmas\u0131 bak\u0131m\u0131ndan bu \u00e7e\u015fit vahyin, bilgi ifade etmesinde di\u011ferlerinden fazla bir peki\u015ftiricilik var demektir. Peygamberlere \u00e7o\u011funlukla bu \u015fekilde vahiy gelmesi de bundan olsa gerektir. Vahiy hakk\u0131nda yukar\u0131larda baz\u0131 s\u00f6zler ge\u00e7mi\u015fti. Bu \u00e2yet, m\u00fcmk\u00fcn olan b\u00fct\u00fcn \u00e7e\u015fitlerini \u00f6zetledi\u011fi i\u00e7in, vahiy kelimesinin s\u00f6zl\u00fckteki m\u00e2n\u00e2s\u0131na bir daha g\u00f6z atal\u0131m: Al\u00fbs\u00ee&#8217;nin kaydetti\u011fi \u00fczere \u0130mam Ebu Abdullah Teym\u00ee el-Isbah\u00e2n\u00ee demi\u015ftir ki: &#8220;Vahyin asl\u0131 anlatmakt\u0131r. Kendisiyle bir \u015fey anlat\u0131labilen, mesela ilham, i\u015faret yaz\u0131 hep birer vahiydir.&#8221; Rag\u0131b da M\u00fcfredat&#8217;\u0131nda der ki: Vahyin asl\u0131 h\u0131zl\u0131 i\u015farettir. Vahiy, s\u00fcrati de kapsad\u0131\u011f\u0131 i\u00e7in denilir. \u00c7ok \u00e7abuk emir demektir, bu bazen i\u015faret, simge ve s\u00f6zle dokundurma yollu konu\u015fmakla olur. Bazen kelime ve c\u00fcmle olmaks\u0131z\u0131n ses ile de olur. Nitekim &#8220;Onlara &#8216;sabah ak\u015fam tesbihte bulunun&#8217; diye i\u015faret etti.&#8221; (Meryem, 19\/11) \u00e2yeti o m\u00e2n\u00e2ya yorumlanm\u0131\u015ft\u0131r. Remiz denilmi\u015ftir, itibar denilmi\u015f, yaz\u0131 denilmi\u015ftir. &#8220;\u015eeytanlar sizinle m\u00fccadele etmeleri i\u00e7in kendi dostlar\u0131na mutlaka telkinlerde bulunurlar.&#8221; (En&#8217;am, 6\/121), &#8220;Onlardan kimi kimine, aldatmak i\u00e7in yald\u0131zla birtak\u0131m s\u00f6z telkin eder.&#8221; (En&#8217;am, 6\/112) \u00e2yetinde bu \u00e7e\u015fitler \u00fczere &#8220;O sinsi \u015feytan\u0131n \u015ferrinden.&#8221; (N\u00e2s, 114\/4) ifadesi ile i\u015faret olunan &#8220;vesvese&#8221; tarz\u0131ndad\u0131r. Bir de \u00f6zellikle Allah Te\u00e2l\u00e2&#8217;n\u0131n peygamber ve velilerine verilen il\u00e2h\u00ee kelimeye &#8220;vahy&#8221; denilir, bu da &#8220;Hi\u00e7bir be\u015fer i\u00e7in m\u00fcmk\u00fcn de\u011fildir ki Allah ona ba\u015fka suretle kelam s\u00f6ylesin, ancak vahiy ile&#8230;&#8221; (\u015e\u00fbra, 42\/51) \u00e2yetiyle beyan buyuruldu\u011fu \u00fczere birka\u00e7 t\u00fcrl\u00fcd\u00fcr. Ya m\u00fc\u015fahede olunan bir el\u00e7i ile olur ki zat\u0131 g\u00f6r\u00fcl\u00fcr, kelam\u0131 i\u015fitilir, Cebrail (a.s.)&#8217;in belirli bir suretle peygambere tebli\u011fi gibi, veya g\u00f6r\u00fclmeksizin kelam\u0131n\u0131 i\u015fitmekle olur. Musa (a.s.)&#8217;n\u0131n Allah&#8217;\u0131n kelam\u0131n\u0131 i\u015fitmesi gibi. Yahut da kalbe do\u011fdurulmak suretiyle olur. Resulullah (s.a.v.)&#8217;\u0131n &#8220;Ruhu&#8217;l-Kud\u00fcs, kalbime \u00fcfledi.&#8221; buyurdu\u011fu gibi, veya ilham ile olur. &#8220;Musa&#8217;n\u0131n anas\u0131na &#8216;onu emzir&#8217; diye vahyettik.&#8221; (Kasas, 28\/7) gibi veya teshir (emre \u00e2made k\u0131lma) ile olur. &#8220;Rabbin bal ar\u0131s\u0131na, da\u011flardan, a\u011fa\u00e7lardan ve \u00e7ardaklardan evler edin, sonra meyvelerin herbirinden ye de&#8230; diye ilham etti.&#8221; (Nahl, 16\/68) \u00e2yetinde oldu\u011fu gibi, veya r\u00fcyada olur. Nitekim Resulullah buyurmu\u015ftur ki &#8220;Vahiy kesildi, m\u00fcbe\u015f\u015firat (m\u00fcjdeleyen ilhamlar) kald\u0131, o da m\u00fcminin r\u00fcyas\u0131d\u0131r.&#8221; \u0130lham, teshir, r\u00fcya bu \u00fc\u00e7\u00fcne &#8220;ancak vahiy halinde&#8221; ifadesi i\u015faret ediyor. S\u00f6z\u00fc i\u015fitmeye &#8220;Yahut perde arkas\u0131ndan&#8221; s\u00f6z\u00fc delalet ediyor. Cebrail&#8217;in tebli\u011fine de &#8220;Yahut da tebli\u011f vas\u0131tas\u0131 melek g\u00f6nderip&#8221; ifadesi i\u015faret ediyor.<\/p>\n<p>L\u00fcgate g\u00f6re vahiy, s\u00fclasi (\u00fc\u00e7 harfli) fiilden gelir ise de, Kur&#8217;\u00e2n&#8217;da hep &#8220;if&#8217;al&#8221; \u00f6l\u00e7\u00fcs\u00fcnde (d\u00f6rt harfli) gelmi\u015ftir. \u0130f&#8217;al bab\u0131ndan &#8220;iyha&#8221; kelimesi, s\u00fclasisi (\u00fc\u00e7 harflisi) gibi vahyetmek, vahiy vermek m\u00e2n\u00e2s\u0131na gelmekle birlikte m\u00fcteadd\u00ee (ge\u00e7i\u015fli) olarak vahyettirmek g\u00f6ndermek m\u00e2n\u00e2s\u0131na dahi gelir. Burada vahyin \u00e7e\u015fitlerini birbirinden ay\u0131rmak i\u00e7in do\u011frudan do\u011fruya olan \u00f6ncekine &#8220;vahiy&#8221;, el\u00e7i arac\u0131l\u0131\u011f\u0131 ile olan \u00fc\u00e7\u00fcnc\u00fcye &#8220;iyha&#8221; denilmi\u015ftir. K\u0131sacas\u0131 y\u00fcce Allah hi\u00e7bir peygambere, ne Musa&#8217;ya ne de di\u011ferlerine bu \u00fc\u00e7 \u00e7e\u015fitten ba\u015fka bir \u015fekilde kelam s\u00f6ylememi\u015ftir ve hi\u00e7bir insano\u011fluna ba\u015fka t\u00fcrl\u00fc s\u00f6ylemez. \u0130nsan\u0131n insanla konu\u015fmas\u0131 gibi kar\u015f\u0131 kar\u015f\u0131ya ve apa\u00e7\u0131k belirli bir \u015fekilde konu\u015fmaz. \u00c7\u00fcnk\u00fc O \u00e7ok ulu, \u00e7ok y\u00fccedir. Onun i\u00e7in insano\u011flu O&#8217;nun y\u00fcksekli\u011fine yeti\u015fip de kad\u00eem (ezel\u00ee) olan kelam\u0131n\u0131 oldu\u011fu gibi almaya dayanamaz. Fakat h\u00fck\u00fcm ve hikmet sahibidir. Onun i\u00e7in hikmetine g\u00f6re &#8220;vahiy&#8221; veya &#8220;iyha&#8221; ile s\u00f6yler. Bu \u00e2yetin tefsirinde \u015eeyh Abdulvehhab \u015ea&#8217;ran\u00ee&#8217;nin kayda de\u011fer baz\u0131 ifadeleri vard\u0131r; Al\u00fbs\u00ee, bunlar\u0131 \u015f\u00f6yle nakleder: &#8220;\u015eunu bil ki, Hakk&#8217;\u0131n kelam\u0131n\u0131 i\u015fitmekten men eden (buna engel olan) ancak insanl\u0131kt\u0131r. Kul ondan (insanl\u0131k seviyesinden) y\u00fckseldi\u011fi zaman ona y\u00fcce Allah v\u00fccudsuz ruhlara s\u00f6yledi\u011fi gibi s\u00f6yler. \u0130nsanl\u0131\u011fa &#8220;Be\u015fer&#8221; denilmesi de ruhun derecesine ermekten al\u0131koyan i\u015flere bula\u015fmas\u0131 dolay\u0131s\u0131ylad\u0131r. Eremeyince de y\u00fcce Allah ona e\u015fyada s\u00f6yler ve onlarda tecelli eder. Peygamberler gibi ona erenler ise \u00f6yle de\u011fildir. Onun i\u00e7in onlar\u0131n d\u0131\u015f\u0131ndakilere Hak Te\u00e2l\u00e2 perde olan v\u00fccutlar\u0131 i\u00e7inde tecelli eyler. E\u011fer y\u00fcce Allah&#8217;\u0131n kuluna hidayeti (yol g\u00f6stermesi) olmasa idi onun Rabbi oldu\u011funu tan\u0131yamazd\u0131. \u015eunu da bil ki y\u00fcce Allah&#8217;\u0131n kendisinin ba\u015fkas\u0131na s\u00f6ylemesine yahut kendisinin ba\u015fkas\u0131na i\u015fittirmesine insan ger\u00e7ekten dayanamaz, o halde kuluna i\u015fittirmek \u00fczere seslendi\u011fi zaman onun b\u00fct\u00fcn g\u00fc\u00e7lerinin olmas\u0131 gerekir.(2) \u00c7\u00fcnk\u00fc m\u00fcnacat s\u0131ras\u0131nda y\u00fcce Allah onun b\u00fct\u00fcn kuvvetleri olmaks\u0131z\u0131n h\u00e2disin (sonradan olan ezeli olmayan) bir varl\u0131\u011f\u0131n Kelam-\u0131 kadimi (ezel\u00ee kelam\u0131) i\u015fitmeye g\u00fc\u00e7 yetirebilmesi m\u00fcmk\u00fcn de\u011fildir. Onun i\u00e7in Musa (a.s.) d\u00fc\u015ft\u00fc, bay\u0131ld\u0131, \u00e7\u00fcnk\u00fc o makama lay\u0131k olan tecelliyi kabul edecek yetene\u011fi yoktu. Fakat Peygamberimiz (s.a.v.) sebat etti. Hakk&#8217;\u0131n kuluna kula\u011f\u0131, g\u00f6z\u00fc ve b\u00fct\u00fcn kuvveti oldu\u011fu o muhabbet derecesi da\u011fda bulunmad\u0131\u011f\u0131 i\u00e7in &#8220;Cebel&#8221; (da\u011f) dahi hitab\u0131 i\u015fitmeye dayanamad\u0131 da hurdaha\u015f oluverdi. \u015eunu da bil ki y\u00fcce Allah&#8217;\u0131n yarat\u0131klarla konu\u015fmas\u0131 ebediyyen devam etmektedir. \u015eu kadar ki insanlardan kimisi onun had\u00ees (konu\u015fma) oldu\u011funu bilir, Hz. \u00d6mer (r.a.) ve ona varis olan evliya gibi, kimisi de onu tan\u0131maz da bana \u015f\u00f6yle zuhur etti der durur ve onun kendisine Hak Te\u00e2l\u00e2&#8217;n\u0131n bir s\u00f6z\u00fc oldu\u011funu bilemez.&#8221;<\/p>\n<p>\u015eeyhimiz der ki: Hz. \u00d6mer mutlak olarak duyanlardan idi ki Allah Te\u00e2l\u00e2 onlara her \u015feyde s\u00f6yler, fakat s\u00f6ylemenin lakablar\u0131 vard\u0131r: E\u011fer onunla y\u00fcce Allah&#8217;a cevap veriyorlarsa ona &#8220;Hadis&#8221; denir ve e\u011fer birbirlerine cevap veriyorlarsa buna &#8220;muhadese&#8221;, &#8220;muhavere&#8221; (kar\u015f\u0131l\u0131kl\u0131 konu\u015fma) denilir ve e\u011fer y\u00fcce Allah&#8217;\u0131n s\u00f6z\u00fcn\u00fc dinliyorlarsa o kendileri hakk\u0131nda &#8220;Hadis&#8221; de\u011fil, bir &#8220;hitab&#8221; veya &#8220;kelam&#8221;d\u0131r. Tehecc\u00fcd namaz\u0131n\u0131 k\u0131lanlar hakk\u0131nda Onlar m\u00fcsamere ehlidir, diye bir rivayet etmi\u015ftir. Demek oldu ki vahiy, y\u00fcce Allah&#8217;\u0131n \u00f6zel kullar\u0131n\u0131n kalplerine &#8220;hadis&#8221; tarz\u0131nda vermi\u015f oldu\u011fudur ki ondan onlar i\u00e7in herhangi bir durum hakk\u0131nda bilgi meydana gelir. E\u011fer b\u00f6yle olmazsa ne vahiy ne hitap olmaz. \u00c7\u00fcnk\u00fc insanlar\u0131n kat\u0131ndaki zorunlu bilgiler gibi baz\u0131 insanlar kalplerinde bir i\u015fe dair bir bilgi duyabilirler ve bu sahih bir bilgidir. Fakat hitapdan do\u011fmu\u015f bir bilgi de\u011fildir. S\u00f6z\u00fcm\u00fcz ise vahiy denilen il\u00e2h\u00ee hitap hakk\u0131ndad\u0131r. \u00c7\u00fcnk\u00fc y\u00fcce Allah vahyin bu \u00e7e\u015fidini kendisine gelen kimsenin bir bilgi elde edebilece\u011fi bir kelam yapm\u0131\u015ft\u0131r. \u015eunu da bilmeli ki evliyan\u0131n kalplerine ilham vahyinden inebilen ancak meleklere mahsus ruhlardan uzanan baz\u0131 ince s\u0131rlard\u0131r, yoksa bizzat melekler de\u011fildir. \u00c7\u00fcnk\u00fc melek peygamberlerden ba\u015fkas\u0131na asla vahiy ile inmez ve kesinlikle il\u00e2h\u00ee bir emir ile emretmez. \u00c7\u00fcnk\u00fc \u015feriat tebli\u011f edilmi\u015f yerine oturmu\u015f, yaln\u0131z m\u00fcbe\u015f\u015firat (birtak\u0131m m\u00fcjdeler) vahyi kalm\u0131\u015ft\u0131r ki bu, vahyin en genelidir. Y\u00fcce Allah&#8217;tan kula olur, vas\u0131tas\u0131z da olur vas\u0131ta ile de olur, vas\u0131ta peygamberli\u011fe aittir. Vas\u0131tal\u0131 vahiyde mele\u011fin arac\u0131l\u0131k etmesi ka\u00e7\u0131n\u0131lmaz, gerekli olur. Fakat melek vahiy indirme halinde g\u00f6r\u00fcnmez. Halbuki peygamberlerde \u00f6yle de\u011fildir. \u00c7\u00fcnk\u00fc onlar mele\u011fi s\u00f6ylerken g\u00f6r\u00fcrler. Vel\u00ee ise mele\u011fi ancak vahiy indirme halinin d\u0131\u015f\u0131nda m\u00fc\u015fahede edebilir ve g\u00f6rebilirler. Kelam\u0131n\u0131 i\u015fitirse g\u00f6remez, g\u00f6r\u00fcrse melek s\u00f6ylemez. Demek ki arifler kendilerinden \u00f6nce ge\u00e7mi\u015f olan peygamberlik payelerine eremezler, bununla birlikte haklar\u0131nda &#8220;m\u00fcba\u015f\u015firat&#8221; bakidir. Ancak onda da insanlar bir de\u011fil, birbirlerinden farkl\u0131 farkl\u0131d\u0131r. Kimisi vas\u0131ta be\u015faretinden ileri ge\u00e7emez, kimisi de y\u00fckselir. Fertler gibi onlar i\u00e7in vas\u0131talar\u0131n y\u00fckselmesi ile m\u00fcbe\u015f\u015firat vard\u0131r. Bununla birlikte peygamberlik yine yoktur. Onun i\u00e7in ahk\u00e2mda ink\u00e2r olunurlar. \u00c7\u00fcnk\u00fc Hakk&#8217;\u0131n kendilerine tan\u0131t\u0131mlar\u0131ndan g\u00f6rd\u00fckleri ile d\u0131\u015f d\u00fcnyada ba\u015fl\u0131 ba\u015f\u0131na bir \u015feriat imi\u015f gibi amel etmeleri bak\u0131m\u0131ndan peygamberlere benzemek isterler. Fakat o bir \u015feriat de\u011fil, onu beyand\u0131r. Dolay\u0131s\u0131yla kesilmi\u015f olan vahiy ancak te\u015fri&#8217; (hukuk\u00ee d\u00fczenlemeler getiren) vahiydir. S\u00fcnnette m\u00fccmel olan \u015feylerin tarifine gelince, bu \u00fcmmet i\u00e7in o bakidir ki insanlar\u0131 davet ettikleri konularda basiret \u00fczere bulunsunlar, \u00e7\u00fcnk\u00fc o il\u00e2h\u00ee bir haberdir. Y\u00fcce Allah&#8217;\u0131n ilham eyledi\u011fi kuluna g\u00f6r\u00fcnmeyen bir melek arac\u0131l\u0131\u011f\u0131 ile ihbard\u0131r, haber vermedir. \u0130lham ancak hay\u0131r hususunda olur. &#8220;Sonra da ona k\u00f6t\u00fcl\u00fc\u011f\u00fc ilham etti.&#8221; (\u015eems, 91\/8) \u00e2yetinde k\u00f6t\u00fcl\u00fc\u011f\u00fcn ilham\u0131, sak\u0131n\u0131lmas\u0131 m\u00e2n\u00e2s\u0131nad\u0131r. \u0130lham\u0131n en m\u00fckemmeli \u015feriata uymak ve il\u00e2h\u00ee kitaplara bakmak ve onun s\u0131n\u0131rlar\u0131 i\u00e7inde durmak ve emirlerini tutmak hususlar\u0131n\u0131n ilham olunmas\u0131d\u0131r, ta ki tabiat\u0131n pas\u0131 silinsin de onda \u00e2lemin suretleri nak\u015folunsun, kaz\u0131ns\u0131n. Fakat &#8220;Perde gerisinden&#8221; ifadesi kalbe de\u011fil, kula\u011fa verilen il\u00e2h\u00ee hitapt\u0131r ki verilen kimse onu kavrar da i\u015fittirenin gayesinin ne oldu\u011funu anlar. Bu bazen tecelli bi\u00e7iminde has\u0131l olur da o \u015fekilde ona hitap eder. Halbuki o bizzat perdenin kendisidir. Fakat o hitaptan delalet etti\u011fi bilgi anla\u015f\u0131l\u0131r ve bilinir ki o bir &#8220;hicabd\u0131r&#8221;, konu\u015fan onun gerisindedir. &#8220;Veya bir resul, yani tebli\u011f arac\u0131 bir melek g\u00f6nderir.&#8221; \u00e2yetine gelince: Bu da mele\u011fe indirilen veya insan olan peygamber ile bize getirilen. \u0130kisi de y\u00fcce Allah&#8217;\u0131n kelam\u0131n\u0131 okuyanlar gibi \u00f6zellikle naklettikleri zamand\u0131r, yoksa kendi nefislerinde bulduklar\u0131 bir bilgiyi nakil ve a\u00e7\u0131klarlarsa o il\u00e2h\u00ee kelam de\u011fildir. Velilerden kimisi her insana \u00f6zel olan vahiy ve vahiy verme halinde y\u00fcce Allah&#8217;tan terceme verir. Bunda s\u00f6ylenen veya yaz\u0131lan harflerin bi\u00e7imleri, terceme edenin; o bi\u00e7imlerin ruhu ise Allah&#8217;\u0131n kelam\u0131 olur. Baz\u0131 kere de veli: &#8220;Kalbim bana Rabbimden \u015f\u00f6yle konu\u015ftu.&#8221; der ki \u00f6zel bi\u00e7imde demek ister. Bunlar\u0131 \u00f6\u011fren ve iyi d\u00fc\u015f\u00fcn.<\/p>\n<p>\u015ea&#8217;ran\u00ee (k.s.) bu son hat\u0131rlatma ile &#8220;Peygamberlerden ba\u015fkas\u0131n\u0131n ilham\u0131 umum i\u00e7in bilgi sebeplerinden de\u011fildir.&#8221; diye akaid ve usulde bilginler aras\u0131nda bilinen esasa uyar\u0131 yapm\u0131\u015f oluyor. \u015eundan da gaflet edilmemek gerekiyor ki vahiy s\u0131rf s\u00fcbjektif olan m\u00fccerred bir duygu (vicdan) olay\u0131 olarak da kalm\u0131yor, haktan haber alan bir deneme, nefsin \u00f6tesinde meydana gelen, duyuran bir ilm-i yak\u00een ve hatta ayn-\u0131 yak\u00een olma \u00f6zelli\u011fi ta\u015f\u0131yor. Bunda g\u00f6ze, kula\u011fa, kalbe ait \u00fc\u00e7 \u00f6zellik vard\u0131r. \u0130htimal ki &#8220;ayn s\u00een k\u00e2f&#8221; buna i\u015farettir. Bu \u015fekilde s\u00fbrenin ba\u015f\u0131nda&#8221;\u0130\u015fte vahiy veriyor sana, senden \u00f6ncekilere de.&#8221; (\u015e\u00fbra, 42\/3) buyuruldu\u011fu gibi burada da buyuruluyor ki: Ve i\u015fte b\u00f6yle, bu zikrolunan \u00fc\u00e7 \u00e7e\u015fit vahiy ile veya s\u00fbrenin ba\u015f\u0131nda ge\u00e7ti\u011fi \u00fczere \u00f6nceki peygamberlere vahyedildi\u011fi gibi bu \u00fc\u00e7 tarz ile Sana emrimizden bir ruh vahyettik. Yani ilim, irade prensibi gibi bir manev\u00ee hayat prensibi olan Kur&#8217;\u00e2n&#8217;\u0131 vahyettik, di\u011fer bir m\u00e2n\u00e2 ile ruh-u em\u00een olan Cebrail&#8217;i vahiy ile g\u00f6nderdik. Yoksa Sen, ne kitap nedir bilirdin, ne de iman. Kitap sahibi olmak \u015f\u00f6yle dursun, kitab\u0131n nas\u0131l bir \u015fey oldu\u011funu bile bilmezdin ve s\u0131rf kendi dirayetinle iman etmenin gereklili\u011fini, r\u00fck\u00fcnlerini ve \u015fartlar\u0131n\u0131 kitapta oldu\u011fu gibi bilemezdin. \u00c7\u00fcnk\u00fc iman\u0131n \u015fartlar\u0131 aras\u0131nda yaln\u0131z ak\u0131l yeterli olmay\u0131p vahiy ile al\u0131nmas\u0131 gerekli olan noktalar vard\u0131r. Hatta \u015feriat gelmeden Tevhid bilinse de iman\u0131n vacip olu\u015fu yani m\u00fckellef tutulma ve g\u00f6rev, akl\u0131n de\u011fil, \u015feriat\u0131n gere\u011fine tabi oldu\u011fundan vahiysiz bilinemezdi. Kitab\u0131n ne oldu\u011funu bilmeyen bir kimsenin di\u011fer bir \u015feriat ile ibadeti olabilirse de bilgisi ve taklitsiz kesin bilgisi olamaz.<\/p>\n<p>52- &#8220;Onlar\u0131n i\u00e7inde \u00fcmm\u00eeler de var ki Kitab&#8217;\u0131 bilemezler. Bildikleri bir s\u00fcr\u00fc kuruntu ve yalandan ba\u015fkas\u0131 de\u011fildir. Onlar ba\u015fka de\u011fil yaln\u0131z zanda kalm\u0131\u015f bulunuyorlar.&#8221; (Bakara, 2\/78) ifadesince bir zan ve taklidden ibaret olur. Fakat biz onu, -o sana vahy etti\u011fimiz ruhu- bir nur k\u0131ld\u0131k. Bir nur ki onunla kullar\u0131m\u0131zdan diledi\u011fimiz kimselere do\u011fru yolu g\u00f6sterece\u011fiz, onlar\u0131 murada erdirece\u011fiz. Ve emin ol ki sen herhalde bir do\u011fru yola k\u0131lavuzluk ediyorsun. Yani Allah&#8217;\u0131n yoluna, e\u011fri ve dolamba\u00e7l\u0131 yollara de\u011fil, do\u011frudan do\u011fruya Allah&#8217;tan gelen ve Allah&#8217;a g\u00f6t\u00fcren yola.<\/p>\n<p>53-Bu yolun, bu gayenin \u015fan\u0131ndaki b\u00fcy\u00fckl\u00fc\u011f\u00fc tescil ve her murada ermek i\u00e7in istiklal ve istikametinin y\u00f6n\u00fcn\u00fc anlatmak ve onu g\u00f6rmenin gereklili\u011fini peki\u015ftirme noktas\u0131nda son s\u00f6z olarak \u015fu vas\u0131f getirilmi\u015ftir: O Allah ki G\u00f6klerde ne var, yerde ne varsa hep O&#8217;nundur. Her y\u00f6n\u00fc ile O&#8217;nundur, O&#8217;nun m\u00fclk\u00fcd\u00fcr. B\u00fct\u00fcn tasarruf hakk\u0131 O&#8217;nun, h\u00fck\u00fcm O&#8217;nundur. Onun i\u00e7in her ne istenecekse O&#8217;ndan istenilmesi ve O&#8217;nun iradesi, \u015feriat\u0131 ve kanunu dairesinde istenilmesi en do\u011fru yoldur. Baz\u0131 \u015feylerin O&#8217;ndan beride baz\u0131 kimselerin, ki\u015filerin veya toplumlar\u0131n emir ve iradeleri alt\u0131nda olmas\u0131na gelince, iyi bil ki b\u00fct\u00fcn i\u015fler d\u00f6ne dola\u015fa nihayet yaln\u0131z Allah&#8217;a var\u0131r. O ge\u00e7ici tasarruflar ortadan kalkar ve b\u00fct\u00fcn h\u00fck\u00fcm Allah&#8217;a ait olur. Onun i\u00e7in ba\u015fka yola giden, ba\u015fkalar\u0131na tapanlar sonunda \u015fa\u015fk\u0131n ve peri\u015fan olurlar. Allah yolunu tutanlar ise sonunda her murada erer, ba\u011f\u0131\u015flanmaya ve y\u00fcce Allah&#8217;\u0131n ho\u015fnutlu\u011funa kavu\u015furlar.<\/p>\n<p>\u015e\u00fbra S\u00fbresi burada son buldu. 30 Receb 1354. \u015eimdi ayn\u0131 ruhu Zuhruf S\u00fbresi takip edecektir. &#8220;Allah&#8217;\u0131m! Bizi do\u011fru yoluna ula\u015ft\u0131rd\u0131\u011f\u0131n kimselerden k\u0131l.&#8221;<\/p>\n","protected":false},"excerpt":{"rendered":"<p>42-\u015eURA: 1-8- Bunlar\u0131n iki isim olmas\u0131 gerektir. Onun i\u00e7in aralar\u0131 ayr\u0131lm\u0131\u015f ve iki \u00e2yet say\u0131lm\u0131\u015f gibi bir isim oldu\u011funa g\u00f6re ay\u0131r\u0131lmas\u0131, ba\u015f\u0131nda di\u011fer &#8220;H\u00e2-m\u00eem&#8221;lere uygun olmas\u0131 i\u00e7in denilmi\u015ftir. B\u00f6yle, bu vahiy tarz\u0131 ile veya ilerde gelecek m\u00e2n\u00e2 ile vahiy veriyor ve verir sana ve senden \u00f6nceki peygamberlere. Ke\u015f\u015faf sahibi burada \u015f\u00f6yle der: &#8220;Yani bu s\u00fbrenin &hellip;<\/p>\n","protected":false},"author":1,"featured_media":12108,"comment_status":"open","ping_status":"open","sticky":false,"template":"","format":"standard","meta":{"footnotes":""},"categories":[1003],"tags":[1148,1147,5030,5031,5219,5351,5222,5220,1583,5221,1582,1586],"class_list":["post-1866","post","type-post","status-publish","format-standard","has-post-thumbnail","hentry","category-hak-dini-kuran-dili","tag-42-sura","tag-42-sura-tefsiri","tag-elmalili","tag-elmalili-hamdi-yazir","tag-elmalili-tefsir-oku","tag-hak-dini-kuran-dili","tag-hak-dini-tefsiri","tag-hamdi-yazir-tefsir-oku","tag-kuran","tag-sure-tefsirleri","tag-tefsir","tag-tefsir-oku"],"_links":{"self":[{"href":"https:\/\/www.islamidavet.com\/kuran\/wp-json\/wp\/v2\/posts\/1866","targetHints":{"allow":["GET"]}}],"collection":[{"href":"https:\/\/www.islamidavet.com\/kuran\/wp-json\/wp\/v2\/posts"}],"about":[{"href":"https:\/\/www.islamidavet.com\/kuran\/wp-json\/wp\/v2\/types\/post"}],"author":[{"embeddable":true,"href":"https:\/\/www.islamidavet.com\/kuran\/wp-json\/wp\/v2\/users\/1"}],"replies":[{"embeddable":true,"href":"https:\/\/www.islamidavet.com\/kuran\/wp-json\/wp\/v2\/comments?post=1866"}],"version-history":[{"count":0,"href":"https:\/\/www.islamidavet.com\/kuran\/wp-json\/wp\/v2\/posts\/1866\/revisions"}],"wp:featuredmedia":[{"embeddable":true,"href":"https:\/\/www.islamidavet.com\/kuran\/wp-json\/wp\/v2\/media\/12108"}],"wp:attachment":[{"href":"https:\/\/www.islamidavet.com\/kuran\/wp-json\/wp\/v2\/media?parent=1866"}],"wp:term":[{"taxonomy":"category","embeddable":true,"href":"https:\/\/www.islamidavet.com\/kuran\/wp-json\/wp\/v2\/categories?post=1866"},{"taxonomy":"post_tag","embeddable":true,"href":"https:\/\/www.islamidavet.com\/kuran\/wp-json\/wp\/v2\/tags?post=1866"}],"curies":[{"name":"wp","href":"https:\/\/api.w.org\/{rel}","templated":true}]}}