Çekim ve İtim kanunu
Çekim ve itim kanunu bütün varlık dünyasına hakim olan genel bir kuraldır. Çağdaş bilimin de ispatlamış olduğu üzere bu kuralın dışında kalabilen bir tek zerre dahi mevcut değildir kainatta. En küçük atom parçacıklarından en hacimli cisimlere varıncaya kadar bütün varlıklar bu esrarengiz çekim gücünün dairesi içindedir, yani hem çeker, hem çekime uğrarlar.
Eski çağlarda insanoğlu, çekim kanununun bütün varlık alemini kuşattığını bilmiyordu. Sadece mıknatısla kehribarın çekim gücü keşfedilmiş, bunun genel bir kanun olabileceği hiç düşünülmemiş; mıknatısla demir, kehribarla saman çöpüne mahsus sınırlı bir özellik olduğu zannedilmişti. Oysa ki şairin de dediği gibi:
Şu yerle gökyüzünde ne varsa
Hep biri diğerini çeker aslında!
Astronomi bilimiyle uğraşanlar da aynı eksik bilgiye sahipti; onlar da sadece yerküresi için bu durumun geçerli olduğunu sanmaktaydı. Onlara göre yerküre göğün tam ortasındaydı; her taraftan çekime uğradığı için ortada muallak kalmış olan bu yuvarlak gezegen, kainatta hiçbir yöne doğru hareket edemiyordu. Hatta kimilerine göre gökyüzü yeryüzünü çekmiyor, bilakis, itiyordu. Göğün her noktasından yerküreye eşit oranda bir güç yöneltiliyor olmasından, yerküre belli bir noktada asılı durmakta, yer değiştirememekteydi.
Bitkilerle hayvanlar için de bir çekim ve itim gücünün varlığına inanılmaktaydı. Bitkiyle hayvan şu üç güce sahipti: Beslenme, yeşerme ve döllenme. Beslenme gücü de çekim, itim (dışlama), sindirim ve depolama olmak üzere dört güçten müteşekkil bilinirdi; midede gıdayı kendisine çeken bir güç olduğuna ve midenin uygun bulmadığı şeylerin de dışarı atıldığına inanılırdı.[1] Karaciğerde de suyu kendisine doğru çeken bir çekim gücünün varlığı kabul edilirdi.
——————————————————————————–
[1] Bugünse insan vücudu makineye, boşaltım sistemi de tulumbaya benzetilmektedir.