Dünya Müslüman ve Mustaz’afları, Kendi Haklarını Alabilmek İçin Kıyam Etmelidirler
Dünya Müslüman ve Mustaz’afları, Kendi Haklarını Alabilmek İçin Kıyam Etmelidirler
Bütün dünya müslüman ve mustaz’aflarına vasiyet ediyorum ki, kendi yerlerinde oturup ülkelerindeki hakim ve idarecilerinden veya dış güçlerden, kendileri için ‘istiklal ve hürriyet’ hediye getireceklerini beklemesinler. Dünyayı sömüren büyük süper güçlerin, tüm islam ülkeleri ile diğer küçük devletleri kendi hakimiyeti altına aldıkları şu son yüzyılda, bu ülkelere hakim olan devletlerden hiçbirinin, kendi milletlerinin refah, istiklal ve özgürlüğü için çalışmadığını, ya bizzat müşahede etmiş yada sahih tarihî kaynaklardan öğrenmiş bulunmaktayız. Onların büyük bir çoğunluğu, ya bizzat kendileri, kendi milletlerine zulüm dolu ve boğucu bir istibdad dönemi yaşatmış, yaptıkları her şeyi de sadece ya kendi şahsî ve cemaatlerinin menfaatleri ya da ‘müreffeh’ ve üst tabakadan kimselerin refahı için yapmışlardır…
Çer-çöp ve hasırdan evlerde yaşayan mazlum halk tabakası ise; hayatın tüm ni’metlerinden, su-ekmek ve cüz’î bir azıktan bile mahrum kalmış ve bu zavallıları müreffeh ve ayyaş kesimin menfaatleri için çalıştırmaktadırlar; ya da süper güçlerin kuklası olup kendi ülke ve milletlerini bağımlı kılabilmek için, ellerinden geleni yapmakta ve muhtelif hilelerle ülkeyi doğu ve batı için bir ‘pazar’ haline getirerek, onların menfaatlerini temin etmeye çalışmaktadırlar. Böylece de, milletleri geri bırakmakta ve sadece birer ‘tüketim ülkesi’ haline getirmektedirler. Şu anda da, aynı planlarla hareket etmektedirler…
Ey dünya mustaz’afları! Ey İslam ülkeleri ve dünya müslümanları!… ‘Ayağa kalkınız!’ ve kendi haklarınızı ‘geri alınız!’… Süper güçler ve onların kuklalarının propaganda yaygaralarından korkmayınız! Tüm emeklerinizi sizin ve aziz İslam’ın düşmanlarına takdim eden şu cinayetkâr idarecileri, kendi ülkenizden ‘dışarı’ atınız! Hepiniz (sizler ve İslam’a bağlı hizmet ehli kimseler), İslam’ın iftihar dolu bayrağı altında toplanıp İslam ve dünya mahrumlarının düşmanlarına karşı ‘müdafaa’ vererek, ‘özgür’ ve ‘müstakil’ cumhuriyetlerden müteşekkil bir ‘İslamî Devlet’ oluşturmaya çalışın! Ancak, böyle bir devletin oluşturulmasıyla, dünya müstekbirlerini kendi yerlerine ‘oturtabilir’ ve tüm dünya mustaz’aflarını yeryüzünün ‘İmamet ve Veraset’ makamına ulaştırabilirsiniz. Allah-u Teala (cc) ‘nın va’dettiği o günü, görmek ümidiyle!… “[1]…
“…Hz. Resul-ü Ekrem (sav) ‘den rivayet olunmaktadır ki: “Eğer, bir müslüman, ‘Ey müslümanlar!..’ diye feryad eder de müslümanlar ona cevap vermezlerse, müslüman değildirler!”… (İşte) Ben de buradan:
“Ey müslümanlar! Ey dünya müslümanları!.. Ey, İslamîlik iddiasında bulunan devletler!.. Ey, dünyanın müslüman halkları!…” diye ‘feryad!’ ediyorum ki; İslam’ın yardımına koşunuz! Süper güçlerin baskısı altında bulunanların, mazlumların, zulme uğramışların yardımına koşunuz!.. Süper güçler tarafından saldırıya uğrayan İslam topraklarının yardımına koşunuz, kendi yardımınıza koşunuz; kendi halkınızın yardımına koşunuz!.. Ey, dünya müslümanları!..; süper güçler, çeşitli hile ve komplolarla ve kendilerine bağlı uşaklarıyla, İslam topraklarında İslam’ın herşeyini ‘sultaları’ altına almışlardır!.. İslam’ın yardımına koşunuz!…/…
Ey müslüman halklar! Ey, İslamî ülkelerin mazlum halkları!.. Zenginlikleri, Amerika ve uşakları tarafından yağma edilen ve kendileri zillet altında yaşayan.. Ey aziz halklar!.. Uyanınız!.. ‘Ayağa kalkınız!’… Ey, dünya mustaz’afları! Kalkınız ve süper güçlerin karşısında ‘kıyam’ ediniz! Eğer; onların karşısında direnirseniz, onlar hiçbir şey yapamazlar!…/…
“Allah’a yardım ederseniz, O da size yardım eder ve ayaklarınızı sabit kılar!” [Muhammed(47): 7];…
Sizler, zalimler karşısında kıyam ederek, ‘mazlumların hakkını’ isteyiniz! Sizlere ‘hükümet’ etmek isteyen süper güçlerin karşısında kıyam ediniz…/… İslam dini, bugün ‘mazlum’dur!.. Kur’an ‘vesayet’ altına alınmıştır, ‘mehcur’dur. Kur’an hükümleri vesayet altına alınmıştır. Ezan okuyor ve namaz kılıyorsunuz, fakat; İslam’ın siyasî hükümlerinin çoğuna ilgi göstermiyorsunuz!.. Kur’an’ı, vesayet altında bulunmaktan kurtarmıyorsunuz!- Tabi ki, Kur’an okumak ve Kur’an’ı hayatın bazı alanlarında uygulamak gereklidir, ama yeterli değildir; Kur’an, ‘hayatın her kesimine’ hakim olmalıdır!.. Kur’an:
“…Topluca Allah’ın ipine sarılın ve fırkalaşmayın!..” [Al-i İmran(3): 103] buyuruyor…
Bu gibi gelişmiş, mükemmel siyasî hükümler uygulanırsa, dünyaya hakim olabilirsiniz!… Kur’an’ı vesayet altına aldık, sınırladık, örttük…; bu meselelere itina göstermedik!… Halbuki, Kur’an’ı her işimizde ‘örnek’ almalıyız..; Her işte, Kur’an’ın okunmasına riayet edilmelidir. İnsanların her işinde, Kur’an ‘rehber’ olmalıdır; Kur’an’ı, bazı hallerde uygulayıp, bazı hallerde uygulamamak diye bir şey olmaz!…/… “[2]…
“…(Hicrî Şemsî) 1342 (1963) yılının Hordad ayı, İran milletinin mübarek ‘kıyam’ı ve İran’da gerçekleştirdiğimiz ‘İslam Devrimi’nin ilk tohumlarının ekilmesi yolunda attığı adımların ‘ilki’olmuştur.
Aziz milletimiz, bu bereketli tohumu, Hicri (Kamerî) 1383 (yani, Miladî 1963) yılının kanlı ‘Aşura’sının akşam saatlerinde aramalıdırlar. Evet; o saatler, şehidlerin efendisi İmam Hüseyn’in tertemiz kanının ‘Kerbela’nın ateş püsküren topraklarına ‘İslam Devrimi’nin sulanması için, akıtıldığı saatlere tekabül etmekteydi. Ve şanlı milletimiz, ‘Aşura’nın 3. günün yıldönümüne rastlayan 15 Hordad 1342 (5 Haziran 1963) günü, ‘Aşura’dan ilham alarak bu şanlı İslamî hareketini başlatmıştır. Tarihte eşine rastlanmayan ‘Aşura olayı’, Hicri 61’den ‘Hordad 61’e (1361 Hicri/Şemsi) ve oradan da Hz, Mehdi’nin (as) gerçekleştireceği ‘evrensel kıyam’ın dönüm noktasını oluşturmaktadır, O gün, Yezid ve yandaşları o feci cinayeti işleyerek, kendi elleriyle kendi ‘mezarlarını’ hazırlayıp ve ebediyete kadar kendilerinin ve cani düzenlerinin ortadan silinip yok olmasına sebep oldular. Ve 1342 yılının 15 Hordad günü de, ‘Pehlevî’ hanedanının başında bulunanlarla, vampir yandaşları, kendi kendilerinin mezarlarını hazırlamışlardır. Buna karşılık, elde ettikleri tek sonuç ise, sonsuzluğa kadar ‘rezalet’ ve milletin kendilerine okuduğu ‘la’net’ olmuştur…/…”[3]
[1] Siyasî Vasiyetname: 96-97.
[2] Konuşmalar: 2/10-14.
[3] Konuşmalar: 2/28-29.