İnat
İnat, bütün çocuklarda özellikle iki yaşında az-çok ortaya çıkan bir durumdur.
İnatçı bir çocuk, istediği her işi yapmak için ısrar eder ve hiç kimsenin ona karışmamasını ister. Eğer isteğine uygun bir davranış görmezse bağırır, çağırır, ağlar, başını duvara döğer, feryat eder, küser, yemek yemez, camı kırar ve hatta bazen babasına, annesine veya kardeşlerine saldırarak onları vurmaya çalışır. O kadar gürültü-patırtı çıkarır ki sonunda baba ve annesine galip gelir ve hedefine ulaşmış olur. Bu, çocuksu huy bazen büyüklerde de kendisini gösterebilir. Çoğu baba ve anneler bu çocuksu huydan yakınır ve bir çare ararlar. Baba ve anneler, çocuğun inatları karşısında genellikle bu iki yoldan birini seçerler:
1- Bazıları, çocuğun bu davranışı karşısında şiddetli bir tepki göstermek ve onun isteklerine teslim olmamaktan yana olup diyorlar ki: Bu çocuk, çok inatçı ve diktatör olmuş. Kendi isteklerini başkalarına dikte etmeyi ve inatçılığı kafasından atması için ciddi bir şekilde bunun karşısında durmalıyız. Bir karışlık çocuk bizi kendisine köle mi edecek? Zorla, tehdit ederek ve bazen döverek çocuğu dize getirmeğe ve kendi isteklerini ona dikte etmeye çalışırlar. Yani, gerçek manada onlar, çocuğun inatına inat ile cevap verirler. Ama bu, beğenilir bir yöntem değildir. Çünkü, zorla ve tehdit ile çocuğu inatından vazgeçtirmek ve onu kuzu gibi uslu ve sakin etmek mümkün olmasıyla birlikte farkında olmadan onun irade ve şahsiyetine çok şiddetli bir darbe indirilmiş olur.
İki yaşı, çocuğun, şahsiyet ve iradesini ortaya koyma yaşıdır. Kendi kafasındakini yapmak, onun, irade ve kendine güvenini güçlendirecek ilk hammaddedir. Çocuk bu yaşlarda, isteklerini kontrol edebilecek ve onların sonuçlarını düşünebilecek derecede bir fikri düzeye erişmemiştir. O düşünmeden karar alır, isteklerine uygun bir şekilde davranmak, kendi varlığını ve şahsiyetini ispatlamak ister. Eğer baba ve annesi karşısına geçecek olurlarsa, onun şahsiyetini ezmiş olurlar. O, uslu ve sakin, ama şahsiyetsiz ve iradesiz biri olabilir. Çocuk, hiç kimsenin onun isteğini önemsemediğini ve zorla yahut tehdit ile engellendiğini görünce ümitsiz ve karamsar olur, emniyetsizlik hissine kapılır. Elbette kendi ruhi yenilgilerini telafi etmek ve şahsiyetini ispatlamak için, büyüdüğü zaman cinayet vb. gibi tehlikeli işlere kalkışabilir.
2- Bazı eğiticilere göre, mümkün olduğu kadar çocuğun gönlünü almak ve isteğine göre haraket etmek gerekir. Ona, istediği her işi yapması için izin verilmelidir. Bunlara göre, çocuğun inat ve bahaneleri karşısında körü-körüne teslim olmak gerekir. Onlar derler ki: Çocuktur. Ona özgürlük vermeliyiz. Büyüdüğünde inat ve bahaneyi bırakır. Bu yöntem de kusursuz değildir. Çünkü:
Birincisi: Bazı işlerin cani ve mali zararları vardır ve çocuğun veya başkalarının canını tehlikeye maruz bırakmaktadır. Çocuğa bu gibi işlerde özgürlük vermek akla ve vicdana ters düşer. İki-üç yaşlarındaki küçük bir çocuk büyük bir merdiven ile yüksek bir yere çıkmak isteyebilir. Halbuki bu durumda düşüp bir yerinin kırılması kaçınılmazdır. Kibrit ve tüp ile oynamak isteyebilir. Başkalarının hakkına tecavüz etmek veya kendisinden küçük çocukları dövmek isteyebilir. Bu gibi yerlerde çocuğa özgürlük vermek doğru değildir.
İkincisi: Yuları bırakılmış ve diama inat ve bağırmayla hedeflerine ulaşan ve karşısında hiç bir direnme görmeyen bir çocuk yavaş yavaş bu huya alışır, bencil ve diktatör biri durumun gelir. Gelecekteki yaşantısında da halktan, isteklerini kayıtsız-şartsız yerine getirmelerini ve en ufak bir tenkitte bulunmamalarını bekler. O, çocuklukta kendi istekleri karşısında hiçbir tepki görmediği için başkalarının isteklerini göz önünde bulunduramaz. Eğer zorbalık ile kendi isteklerini doyurup hedefine ulaşabilirse bir yere kadar memnun ulur; ama genellikle böyle bir başarı elde edemez. Çünkü başkaları, onun nazını çekmeye ve onun isteklerine alet olmaya tahammül edemezler. Onun için topluma karşı kötümser olur, inzivaya çekilir, daima üzüntülüdür, kendisini yenilmiş biri, halkı ise değer bilmez kimseler olarak telâkki eder.
İslam, inatı kötü sıfatlardan biri olarak nitelendirir; bu hususta birçok hadis nakledilmiştir. Örneğin:
Hz. Ali (a.s) şöyle buyuruyor: “İnat, kötülüklerin kaynağıdır.”(160)
Bir yerde de buyuruyor ki: “İnatçılık insanın aklına zararlıdır.”(161)
Yine Hz. Ali (a.s) buyuruyor ki: “İnatçılık, savaş ve düşmanlığa yol açar.”(162)
Hz. Ali (a.s) bir yerde ise: “İnatıçılığın insanın dünya ve ahiretine zararı her şeyden çoktur.” buyurur.(163)
3- En iyi yöntem orta yolu izlemek ve ölçülü olmaktır. Bu yönteme göre baba ve anne çocuktaki bu huyu bir zaaf olarak telâkki etmezler. Tam aksine, ondaki inatı, varlığını ortaya koymak ve iradesini güçlendirmek için bir vasıta bilirler. Bu huyu yok etmeye kalkışmamakla birlikte çocuğun terbiye ve eğitimi için bundan faydalanırlar. Çocuğun istekleri arasında fark gözetirler. Ona, zararsız istekleri karşısında, istediği şekilde hareket edebilmesi ve iradesini güçlendirebilmesi için özgürlük verirler. Bu gibi işlerde fazla müdahelede bulunmazlar. Çocuk ile arkadaş olurlar ve yaptığı işlerde ona yol gösterirler.
Bu durumda çocuk, çoğu işlerde özgürdür, iradesini takviye ve şahsiyetini isbat edebilir. Baba ve annesine de iyimserdir. Onları kendisi için bir engel görmez.
Ama tehlikeli, zararlı, ahlak, vicdan ve din hükümlerine ters düşen işler hususunda çocuğun karşısında ciddi bir şekilde dururlar ve en ufak bir taviz vermezler. Çocuğa, büyük bir soğukkanlılık ve ciddiyetle, “bu işi yapmaman gerekir” derler. Ona engel olmalarının nedenini mümkün olduğu kadar açıklamaya ve onu ikna etmeye çalışırlar. Onun dikkatini başka fadalı bir işe yöneltirler. Çocuk bu yönteme göre fazla sınırlanmadığı, baba ve annesine karşı iyimser olduğu için genellikle teslim olur ve bu gibi işleri yapmaktan vazgeçer. Ama meşru olmayan işleri yapmakta ısrar ettiği ve bağırıp-çağırdığı takdirde, büyük bir soğukkanlılık ile ona engel olmalısınız. Taviz vermeyin. Onu kendi haline bırakın. Bırakın dünyanın belli bir hesap-kitapı olduğunu ve bağırıp-çağırmakla hiç bir şeyin değişmeyeceğini anlasın. Biraz sabırlı olun. Sonunda kendisi yorulup susacaktır. Çocuğa, “Hayır” derken gerçekten de ciddi ve kararlı olduğunuzu ispatlayın. Ona, inat ve diktatörlük ile yaşayamıyacağını ve başkalarının da hakkını göz önünde bulundurması gerektiğini öğretin.
Ama sakın onun inatına ve bağırıp-çağırmasına sopa veya tehdit ile karşılık vermeyin. Zira onu bu şekilde susturmak mümkün olabilir. Ama bu davranış, onun ruhunda kesinlikle kötü etkiler bırakır. Sizden gördüğü bu ters tepkiden dolayı size karşı kötümser olur. Sizi de mütecaviz ve diktatör sayar. İçinde, size karşı kin oluşabilir ve daima intikam almak isteyebilir. Sizin diktatörlüğünüzü gelecekteki yaşantısı için örnek edinebilir. Bu konunun son bölümünde eğiticilere bir kaç nükteyi hatırlatmakta yarar var:
1- Mümkün olduğu kadar çocuğa hareketlerinde özgürlük verin. Haddinden fazla ona karışıp işlerine müdahel etmeyin. Çocuk sandaliye, ağaç veya merdivene çıkmak istediğinde, “Yavrum! Düşersin” dersiniz. Bıçakla meyve soymak istediğinde, “Elini kesersin” dersiniz. Çay dökmek istediğinde, “Demliği kırarsın” sersiniz. Sofrayı toplamak için size yardım etmek istediğinde, “Dökesin” dersiniz. Evde oynamak istediğinde, “Uslu ol. Gürültü yapma” dersiniz. Sokağa çıkmak istediğinde “Araba çarpar” dersiniz. Ve …
Pekiyi, bu küçün insan ne yapsın? Şunu unutmamak gerekir ki bu da bir insandır. İradesi var ve kişiliğini kanıtlamak ister. Onun işlerine fazla karıştığınız zaman yorulur ve inatçılığa sevkolur. Çocuğun inat etmesinin asıl nedenlerinden biri, baba ve annesinin aşırı müdahele etmesidir.
2- Çocuğunuz inat ettiğinde, onu bu huya iten sebebi keşfetmeye ve daha sonra o sebebi yok etmeye çalışın. Böylece çocuk sakinleşir. Eğer aç ise yemek verin. Yorgunsa uyutun. Küçük ev ortamında radyo, televizyon ve misafirlerin sesinden dolayı sıkılıyorsa onun rahat edebileceği bir ortam oluşturun.
3- Çocuğa küfretmeyin, onu azarlamayın. Çünkü küfretmek ve azarlamak onu inata sürükler. Kendi kendine der ki: Bunlar bu kadar küfrediyorlar bana ve azarlıyorlar beni; o halde ben de yaptığım bu işime ısrar edeip intikam alırım. Hz. Ali (a.s) şöyle buyuryor: “Azarlamada aşırılık inat ateşini alevlendirir.”(164)
4- Bazen çocuk, kardeşlerinin zulmüne maruz kalır ve hiç kimse onu savunmadığı için inat eder. Bu durumda baba ve anne, bu işten vazgeçmesi için onun inatının sebebini bularak yok etmelidir.
5- Eğer çocuğunuz inat ediyorsa ve inatının nedenini bulamazsanız kendi davranışlarınız üzerinde biraz düşünün. Acaba kendiniz inat ediyor musunuz? Sizin inatçı olmanız çocuğunuzun da inatçı olmasına sebep olmuş olabilir. Çocukların, baba ve annelerinin inatını yansıtışları ve onları örnek alışları çok rastlanılan bir olaydır.
…Hatırasında şöyle yazıyor: Çocukluk yıllarımda, bir gün bize misafir gelmişti. İnadım yüzünden misafirlerin karşısında kötü bir şekilde sopa yedim. Misafirlerden utandım ve bağırarak ağladım. Annem diyordu: Kes sesini. Kızın sesinin çıkması ayıptır. Kız… Utan. Gelip boğarım. Annem, bağırmamın ve inat etmemin nedenini hiç düşünmüyordu. O, beni daha fazla üzen bu gibi sözlerle susturmaya çalışıyordu. Ama ben daha fazla bağırıyordum. Annem kendi düşüncesine göre en güzel kararı aldı. Kendi ellerim ile dikmiş olduğum ve canımdan çok sevdiğim bebek elbiselerini getirip gözümün önünde yaktı. Sanki bütün ümitlerim kesildi. Alevlenen ateşe bakarak ağlıyordum. Bu vahşi olay, bende, şimdiye dek unutamadığım bir düğüm oluşturdu. Bana işkence veriyor. Bazı zamanlar anneme diyorum.
İş ve sorumluluğunu yerine getirme
İnsan hayatının temeli iş ve çalışma üzerine kurulmuştur. O, çalışarak yiyecek, giyecek ve ev sorununu halleder. Çalışmakla yeryüzü canlanır, halkın refah ve huzur için gerekli sebepler meydana gelir. Görmekte olduğumuz bu acaip keşifler ve sanatlar, insanların çalışma ve faaliyetlerinin ürünüdür. Günümüzdeki medeniyeti meydana getiren ve insanı bu azamete ulaştıran da bilim ve çalışmadan başka bir şey değildir. Bir ülkenin gelişme ve ilerlemesi, o ülkedeki fertlerin çalışma düzeyine bağlıdır. Bir ülkenin fertleri çeşitli bahaneler ile çalışmaktan özellikle üretim alanındaki işlerden kaçındıkları takdirde, o ülke, saadetten mahrum olur ve halkı sömürücü devletlerin tüketicisi olmaya mahkumdur. Bir insanın gelişme ve ilerlemesi de onun bilim ve çalışma ölçüsüne bağlıdır. Dünya iş ve çalışma alanıdır, tembellik ve yiyip yatma yeri değil. Allah Teala Kur’an’da şöyle buyuruyor: “İnsana çalıştığından başka birşey yoktur.”(165)
Resulullah (s.a.a) şöyle buyuruyor: “Çalışmayan ve geçimini başkalarının boynuna yıkan kimse Allah’ın rahmetinden uzaktır.”(166)
Resulullah (sallallahu aleyhi ve alihi) yine buyuruyor ki: “İbadet, yetmiş kısımdır. Onların en faziletlisi helal rızık elde etmek için çalışmaktır.”(167)
İmam Sadık’tan (a.s) şöyle nakledilir: “Benim dostlarıma ve şiilerime selam söyleyin ve deyin ki, Takvayı terketmesinler ve kendi ahiretleri için azık hazılasınlar. Allah’a andolsun ki ben, kendi amel ettiğimiz şeylerden başkasını size emretmiyorum. Ciddiyetle çalışın, sabah namazından sonra hemen işe koşun ve helal rızık elde edin. Çalışırsanız Allah da size rızık verir ve size yardım eder.” (168)
İmam Muhammed Bâkır (a.s) şöyle buyurmaktadır: “Dünyevi işlerde tembellik eden kimseden nefret ederim. Kazanç ve iş hususunda tembellik eden kimse uhrevi işlerde daha çok tembellik eder.”(169)
Bu konuda İmam Sadık (a.s) da şöyle buyuruyor: “Ailesinin rızkı için zahmete düşen kimseye cihad sevabı verilir.”(170)
İmam Sadık (a.s) başka bir yerde ise şöyle buyuruyor: “Çiftçiler, Allah’ın insanlara vermiş olduğu hazinedir. İyi tohumları ekerler ve Allah Teala onları topraktan çıkarır. Çiftçiler, kıyamette en üstün makama sahiptirler ve onlara “Mübarekler” ismiyle hitab olunur.”(171)
Her İnsan başkalarının çalışmasından faydalanır ve onların zahmeti olmaksızın yaşantısını sürdüremez. Onun kendisi de elinden geldiği kadar çalışmalı ve başka insanlara faydalı olmalıdır. İşçiler, insanların arasında en üstünü ve en şereflisidir. Çalışmaya gücü olduğu halde çalışmayan ve başkalarının alınteri ile elde ettiği şeylerden faydalanan kimseler, alemlerin rabbinin rahmetinden uzaktırlar. Çocuklarının saadet ve mutluluğunu ve ülkelerinin ilerleme ve gelişmesini isteyen baba ve anneler, çocuğun eğitim programında çalışmaya da yer verirler. Çocuklarını öyle bir şekilde eğitirler ki, çocukluktan çalışmayı sever ve bunu bir alışkanlık haline getirirler. Böyle bir eğitim görmüş olan çocuklar büyüdükleri zaman çalışmaktan utanmazlar; aksine, çalıştıkları için iftihar ederler.
Çoğu baba ve anneler, bu önemli mevzudan gafildirler. Dolayısıyla, uzun bir süre çocuğun bütün işlerini kendileri üstlenir ve ona hiç bir sorumluluk yüklemezler.
Onlar, bu hareketleri ile çocuğa hizmet ettiklerini zannederler. Halbuki bu hizmet değil, aksine hem çocuğa ve hem de topluma büyük bir hiyanettir. Bazen, “çalışmada acele etmeye gerek yoktur” şeklinde bahane getirir ve derler ki: “Çalışmak çocuk için zordur. Büyüdüğü zaman kendisi iş peşine gider ve çalışır.” Bu çok yanlış bir zihniyettir. Çünkü, çocuğun yaşına ve kapasitesine uygun işler, çocukluk tabiatına aykırı değildir. Hatta bu gibi işler, onun içgüdü ve ihtiyaçlarını doyurur. Eğer insan, çocukluktan çalışmaya alışmazsa, büyüdüğü zaman kendisini çok geç ve çok zor işe verir. Eğer çocuk, doğru bir eğitim görürse, onun göre çalışmak çok tatlı ve lezzetli bir uğraşı olur.
Bazen derler ki: Çocuk, kendi işlerini kendisi yapsın diye bu kadar vakit öldürmeye kim tahamül eder? Biz onun işlerini daha çabuk yapıp rahatlıyoruz. Büyüdüğünde ister istemez çalışacaktır. Bu cahil baba ve anneler, eğer gerçekten de evlatlarının iyiliğini isteseydiler bu yersiz bahaneler ile onları eğitmekten kaçmaz, kendilerinden geriye tembel ve topluma yük olan kişiler hatıra olarak bırakmazlardı.
Bilinçli ve sorumluluklarının farkında olan baba ve anneler, çocukların yaşını, fiziki yapısını ve düşünme kapasitesini göz önünde bulundurarak uygun işleri onlara yükler ve bu işlerde gerektiğinde onlara yardımda bulunurlar. Mesela, üç yaşındaki bir çocuktan, çorap ve ayakkabısını kendisi giyip çıkarması, pantulonunu giymesi, kaşık çatal getirmesi vb. istenilebilir. Biraz büyüdükten sonra yavaş yavaş kendi yatağını açıp-toplama, çöp kutusunu boşaltma, yemek pişirme, sofrayı açma ve toplama, sofraya su getirme, bulaşıkları yıkama, odaları temizleme, belirli saatlerde küçük kardeşlerine bakması, bahçedeki ağaç ve çiçekleri sulama, evcil hayvanlara su ve yem verme, alış-veriş yapma, oyuncakları düzenli bir şekilde yerine koyma vb. işlerden sorumlu tutulabilir. Biraz da büyüdüğü zaman onlara daha ağır işler bırakılabilir. Burada birkaç nükteyi hatırlatmakta yarar var:
1- Çocuğun yaşını, fiziki gücünü ve düşünce seviyesini dikkate alın. Herhangi bir işi yapmak için gerekli kapasiteye sahip olduğunu keşfedince çocukluktan itibaren çalışmaya alışması ve tembel biri olmaktan kurtulması için o işi ona bırakın; özellikle kendisi o işi yapmaya özenirse. Hele bu iş onun şahsi işlerinden biri olursa.
2- Çocuğun yetenek ve tahammül derecesini göz önünde bulundurun, ona çok zor ve yorucu işleri yüklemeyin. Çünkü, aksi durumda, onda, işe karşı bir alerji meydana gelmesi, işten nefret etmesi ve gelecekteki yaşantısında işten kaçması kaçınılmazdır. Eğer iş çok ağır olursa çocuğun itaatsizlik etmesi ve baş kaldırması da mümkündür.
3- Çocuğa sorumluluk verirken onunla anlaşmaya çalışın. Onu, ev işlerinin kendiliğinden yapılmadığına ikna edin. Ona, babasının, evin ihtiyaçlarını temin etmek için zahmete katlandığını ve çalıştığını, annesinin ise ev içindeki işleri yerine getirdiğini, onun da bu ailenin bireylerinden biri olduğunu ve ev işlerinde elinden geldiği kadar yardımlaşması gerektiğini anlatın. Bu hususta çocuğa zorla bir işi yüklemekten mümkün olduğu kadar kaçının. Çünkü bu durumda yanlış ve körü körüne itaat etmeye alışabilir.
4- Sorumluluğu kabüllenmede, mümkünse çocuğa seçme hakkı verin. Mesela ona, “Odayı temizlemeği mi istiyorsun yoksa bulaşıkları yıkamayı mı?” diyebilirsiniz.
5- Kendi vazifesini bilmesi ve tereddüt etmemesi için çocuğun sorumluluğuna giren işleri iyice belirtin.
6- Kendisine verilen işleri yapabilen çocuklara daimi sorumluluklar tayin edin. Böylece, dikkatlerini toplayabilmelerini ve sorumluluk hissetmelerini sağlayın. Mesela, evlatlarınızdan birine şöyle söyleyebilirsiniz: soframızda daima sebze olmalı. Sebze almak bundan sonra senin görevin. Sabun, deterjan ve dişmacunu almak da senin vazifen. Dikkat et ki evden sabun, deterjan ve dişmacunu eksik olmasın.
7- Mümkün olduğu kadar çocuğu verdiğiniz işlerin, onun için münasip olmasına ve onun bu işleri sevmesine dikkat edin. Bu durumda, çocuk kendisine verilen işi seve seve yerine getirir. Ama bazı zaruri durumlarda çocuk, hatta sevmediği işleri de itiraz etmeden yapmaya alışmalıdır. Hz. Ali (a.s) şöyle buyuruyor: “Evde çalışanların her biri için belirli bir işi tayin et ve o işin sorumluluğunu ona bırak. Kendi görevlerini bildikleri takdirde, diğerlerinin yapmasını ümit ederek işten kaçmazlar.(172)
8- Eğer evde birden fazla çocuk varsa tartışmamaları ve kendi işlerini isteyerek yapmaları için işleri bölme hususunda adalete uygun davranın.
9- Çocuklara çalışmayı sevdirmek için onlarla birlikte herhangi bir işi yapabilirsiniz. Zira çocuklar büyükler ile yardımlaşmayı ve birlikte bir iş yapmayı severler.
10- Baba ve anneler ev işlerinde yardımlaşacak olurlarsa çocukları için en güzel örnek olabilirler. Bu şekilde, çocukları sorumluluk kabullenmeye teşvik etmiş olurlar.
11- Çocuklar iyice büyüyüp maddi faydası olan bir iş yapabilecek duruma geldikleri zaman, tatil günlerinde onlara mümkün olduğu durumda üretim alanında bir iş bulun ve onları bu işe teşvik edin. Böylece hem çalışmaya alışırlar hem de ailenin bütçesine yardımcı olurlar. Ayrıca topluma ve ülkeye de hizmet etmiş olurlar. Onlara, çalışmanın ar olmadığını, tam aksine çalışmanın iftihar ve şeref kaynağı olduğunu anlatın. Ama onları haddinden fazla çalıştırmayın. Onların dinlenmesi ve eğlenmesi için de belirli saatler ayırın. Baba ve annenin maddi durumumuzu iyidir. Çocuğumuzun çalışmasına gerek yok” demesi doğru değildir. Çünkü bu durumda, çocuğun başı boş ve başkalarının sırtından geçinen biri olması kaçınılmazdır. Son olarak yine şunu hatırlatayım ki, iş ve çalışmanın insan açısından normal bir durum kazanması için çalışma sevgisinin temeli çocuklukta atılmalıdır. Aksi durumda çalışmak onun için çok zor ve ağır olacaktır. Vazifelerini bilen baba ve anneler bu mevzuya gereken önemi verirler.
…Mektubunda şöyle yazıyor: Ben tembel, sabırsız ve inatçı biriyim. Istırap ve sıkıntı içerisindeyim. Mide rahatsızlığım var. Çalışma ve görevimi yerine getirmeye eriniyorum. Çalışmak bana zor geliyor. Geçimimi sağlamak ve yemek pişirmekten acizim. Bu yüzden kocam ve kayınvalidem ile daima tartışıyoruz. Bütün bu bedbahtlığın sebebi annemdir. O, cana yakın ve sabırlı bir kadındı. Ben, evin biricik kızıydım. Ama o bana hiç bir işi yaptırmıyordu. Evin bütün işlerini kendisi yapıyordu. Çalışmak ve evi idare etmeyi bana öğretmedi. O, benim yorulmamı istemiyor ve bana iyilik yaptığını sanıyordu. Ama, benim gelecekte bir aileyi idare etmem gerektiğini unutuyordu.
…Mektubunda yazıyor ki: Ben ailemizin ilk çocuğuyum. Hayatımdan razıyım. Ve herhangi bir sıkıtım yok. Bencil ve kıskanç biri de değilim. Başkalarına karşı şefkatli ve fedakârım. Gözümde dünya malının bir değeri yok. Hemen hemen her işten az-çok anlıyorum. Hayatta gerekli olan işleri çok rahat bir şekilde yapabiliyorum. En ufak bir üzüntüm yok. Mutlu ve güzel bir hayatımız var. Ben, babam ve anneme teşekkür ediyorum. Çünkü, beni bu şekilde terbiye eden onların mantıklı ve makul davranışlarıdır. Babam eve geldiğinde beni çağırır ve ne getirmişse bana verirdi. Hatta fazla para getirdiğinde de sandığa koymam için bana verirdi. Elbisesini ütülemem veya düğmesini dikmem için bana veriyordu. Dediği işi yaptığım zaman beni teşvik ediyordu. Bir gün elbisesini iyi bir şekilde yamadım. Çok beğendi ve bana bir dikiş makinesi alacağını söyledi. Bir süre sonra sözünde durdu ve bana dikiş makinesi aldı. O günden sonra dikiş işlerini bana bıraktılar. Annem hatta pahalı kumaşları bile bana vererek, “Götür bunları dik. Bozulsa da önemli değil. Daha sonra öğrenip iyi dikersin” diyordu. Annem bana itiminan verdiği için kendime güveniyordum ve elimden geldiği kadar işimi güzel bir şekilde yapmaya çalışıyordum; herhangi bir kumaşı bozduğumu hatırlamıyorum. Kısacası ben, babam ve annemin dikkatleri ve teşvikleri sonucunda bütün işleri öğrendim. Çalışmaya ve sorumluluk üstlenmeye alıştım. Şimdi kendi çocuklarım için aynı programı uygulamaya kararlıyım.