Genel

Kıyam’ın Müsbet ve Muvafık Boyutları

KIYAM’IN MÜSBET VE MUVAFIK BOYUTLARI

A-) Enfüsî Boyutu:

“Dağların, arzın ve göklerin bile üstlenmekten kaçındığı İlâhî emaneti üstlenen…” (Azhap: 72) insan, ahdettiği bu İlâhî emaneti (İslamî ve şer’î mükellefiyeti) yerine getirme yükümlülüğü altına girmiş bulunmakta; bu da, şu ayet-i kerime ile hatırlatılmaktadır:

“Kıyamet gününde, ‘bizim bundan haberimiz yoktu!’ demeyesiniz diye Rabbin Âdemoğulları’ndan, onların bellerinden zürriyetlerini aldı ve onları kendilerine şahit tuttu ve ‘ben sizin Rabbiniz değil miyim?!’ dedi. (onlar da): ‘Evet!.. (Rabbimiz olduğuna) şahit olduk!’ dediler!…” (A’raf:172)…

Şanı yüce Rabbimize(cc) karşı mutlak ubudiyeti tazammun eden bu emanetin yerine getirilmesi, her mü’minin insanlık borcudur. Bu vasıf ile muttasıf bulunanları yüce Rabbimiz; “Onlar ki, emanetlerine ve ahidlerine riayet ederler!…” (Mü’minun: 8; Meâric: 32) beyanıyla tebcil etmektedir…

Bu İlâhî mükellefiyet ve emanete riâyet edilmekle, yine İlâhî bir emanet ve vedia olan insanın nefsi ve kendisi korunabilir!.. Ve; ebedî saadete nail olabilir!…

“…Yakıtı insan ve taş olan ateşten sakının!…” (Bakara: 24); “Allah yolunda infak edin, (bunu terk etmekle) kendi ellerinizle kendinizi tehlikeye atmayın! ‘İhsan’da bulunun!… Çünkü Allah, ihsan edenleri sever! (Bakara: 195); “Ey iman edenler! Sabır ve namaz ile Allah’tan yardım isteyin! Muhakkak ki Allah sabredenlerle beraberdir!” (Bakara: 153);…

“Hakkı batılla karıştırmayın, bilerek hakkı gizlemeyin! Namazı ikame edin, zekatı hakkıyla verin, rükû edenlerle beraber rükû edin! (ve) sizler kitabı okuyup, gerçekleri bildiğiniz halde, insanlara iyiliği emrediyor, nefsinizi unutuyor musunuz?..” (Bakara: 42-44);

“O halde siz beni ‘zikr’edin ki, ben de sizi zikredeyim! Ve bana şükredin, sakın nankörlük etmeyin!…” (Bakara: 152); “Allah’ı unutup da, Allah’ın da kendilerini, kendilerine unutturduğu kimseler gibi olmayın! Onlar, yoldan çıkan kimselerdir!…” (Haşr: 19);

“Allah, mü’minlerden mallarını ve canlarını, onlara (verilecek) cennet karşılığında satın almıştır. Çünkü onlar, Allah yolunda savaşırlar, öldürürler ve öldürülürler…” (Tevbe: 111); “İman edip de hicret edenler ve Allah yolunda mallarıyla canlarıyla cihad edenler, derece bakımından Allah katında daha üstündürler, kurtuluşa erenler de işte onlardır!” (Tevbe: 20): “Cihad eden, ancak kendi nefsi için cihad etmiş olur, şüphesiz Allah, âlemlerden müstağnidir!…” (Ankebût: 6); İlaahir…

Mezkür ayet-i kerimelerin kudsî ve nuranî ikaz ve irşâdı, konuyu daha fazla uzatmaya ihtiyaç bırakmayacak kadar bir yeterliliğe, fazlasıyla kâfidir. Başka ayetlerin ve ilgili nice Ehâdis-i Nebevîyye’nin de kaydedilmesi mümkün olmakla birlikte, zâid olacağından, ondan sarf-ı nazar edilmesinin daha uygun olacağı izahtan varestedir…

B-) Afakî Boyutu (Dışa Dönük Boyutu)

Sosyal bir varlık olan ve kendisi gibi başka insanlarla yaşamak ve diğer tüm varlıklarla da ilişki içerisinde bulunmak zorunda olan insan, hem-cinsleriyle ve sair varlıklarla, İlâhî sınırlar çerçevesinde muâmelede bulunmak ve muhatap olmak mükellefıyetiyle karşı karşıya olduğunu idrak etmek zorunda ve durumundadır. Bu mükellefiyet, ezelî ahd-i misâka ve Allah ‘a kul olma esprisine dayanmakta, pratiğini Allah’a imandan ve O’na (cc) teslim olmaktan kazanıp almaktadır…

Bu cümleden olarak; kendi iyiliğini, hayrını ve saadetini gönülden isteyen ve ona ulaşmak için çalışan her akıllı (mü’min) insan, aynı arzuyu ve çabayı diğer insanlara, özellikle de müslümanlara yöneltme yükümlülüğünü taşımaktadır. Temel insanî özelliklerden olan bu tarz-ı hareket, fıtrat dini olan İslam’ın, tabiatıyla temel öğretileri arasında bulunmaktadır…

“Ey insanlar! Sizi, bir erkekle bir dişiden yarattık, sonra sizi şubelere ve kabilelere ayırdık ki, birbirinizi tanıyasınız (ve tanışasınız)! Şüphesiz, Allah katında en keremli (şerefli) olanınız, en takvalı olanınızdır! Muhakkak ki Allah, Alim’dir, Habir’dir!…” [Hucurat(49): 13]

Kur’an-ı Kerim’in İlâhî ve lahutî semâsında yankılanan bu ayet-i kerime ile, tüm insanların tek anne ve babadan geldiği, ayrışma-gayrışma sonucu şube ve kabileler’e inkisam ettiği, bunlar arasında ise, takvanın (Allah’a gerçek imanla bağlanıp teslim olmanın) imtiyaz ve üstünlük ölçüsü olduğu vurgulanmakta, ‘…insanların, kendi yaratılış fıtratları olan İslam‘a (Rum: 30) yönelmeleri için, (sürekli olarak birçok ayetlerle de) ince ve derin düşünmeye ve fıkhetmeye yönlendirilmektedir…[1]

İnsanı insan edenin, diğer varlıklardan farklı ve üstün kılanın sadece ve sadece iman ve onun lazımesi durumunda bulunan takva ve amel-i sâlih gibi… manevî âmiller ve faktörler olduğunu beyan eden Allah-u Teala (cc)[2], şu İlâhî fermanıyla da mü’minlerin gerçek kardeş olduklarını vurgulamaktadır:

“Gerçekten, mü’minler kardeştir. Öyleyse, kardeşlerinizin arasını sulh edin ve Allah’tan ittika edinin ki, rahmet olunasınız!… (Hucurat: 10); Kardeşler arasında da, tabiatıyla çok boyutlu yardımlaşma olacaktır. Aksi takdirde, kardeşliğin teorik bir fantaziye olmaktan öte hiçbir anlamı olmaz! İşte;

“…(Ey iman edenler!).. iyilik ve takva üzerinde yardımlaşın! Günah ve düşmanlık üzerine yardımlaşmayın! Allah’tan sakının, çünkü Allah’ın ikabı şiddetlidir!” (Maide: 2) Ayet-i kerimesinin yanısıra yüzlerce ayet ve hadis-i şerifler, müslümanların kendi aralarında her türlü maddî ve manevî iyilik, va’z-u nasihat, emr-i bil’ma’ruf ve nehy-i an’il-münker, birr-ü takva, güzel söz ve muamele, ana-babaya ve tüm akrabaya yardım, infak ve sadaka, düşmanlara karşı koruma ve himaye etme, hak ve adaleti yerine getirme; zulümden yalan ve iftiradan kaçınma; kişilerin mal can ve namus güvenliğini sağlama; komşuluk ve insanlık haklarına saygılı olma.. gibi insanlık hayatıyla ilgili olan, her konuda yardımlaşma ve fedakârlıkta bulunmalarını kesin çizgi, vurgu ve emirlerle dile getirmiş, insanlığın ancak bu yolla sağlanıp korunacağını belirtmiştir…[3]

Bu hususta şu hadis-i şerifleri -teberrüken- kaydetmekle iktifa ediyoruz:

“Mü’minleri, birbirine merhametli olmada, birbirini sevmede ve birbirine yardım etmede, bir tek vücûd gibi görürsün! Onun bir uzvu hastalanınca, diğer organları ‘uyanıklık’ içinde sızlanarak acısını (kaldırmak için) çağrışırlar!…[4]; “Birbirinize buğz etmeyiniz ve haset etmeyiniz! Ve birbirinize sırt çevirmeyiniz, Ey Allah’ın kulları kardeş olunuz!… “[5]; “Sizden biriniz, kendi nefsi için (arzu edip istediği ve) sevdiği şeyi, din kardeşi için de (sevip) istemedikçe, (gerçek anlamda) iman etmiş olmaz!.[6]

İşte; bu boyuttaki kıyamın muhtevası, böylece vüzûha kavuşmuş olmakta; kardeşlik hak ve hukukuna riâyet hususunda, daima uyanık, zinde, ayakta, hazır ve hareket halinde bulunmanın ne kadar elzem ve zarurî olduğu (özet olarak) anlaşılmaktadır…


[1] Örnek olarak, bakınız; Bakara: 44, 73-76, 219, 242, 266; Al-i İmran: 65, 118, 191; En’am: 25, 32, 65, 50, 97, 151; A’raf(7): 169, 176; Tevbe(9): 87, 122, 127; Yûnus(lO): 16, 24; Ra’d(13): 3; Nahl(16): 44, 69; İsra(17): 46; Kehf(18): 57; Enbiya(21): 10, 67; Hacc(22): 46; Mü’minûn(23): 80; Nûr(24): 61; Rûm(30): 21, 24 ,28; Yasin(36): 62, 68; Feth(48): 15; Haşr(59): 13, 21; Münafıkun(63): 3, 7.

[2] Bir kısım örnekler için, bakınız; Bakara: 21, 25, 63, 103, 122, 148, 183, 194,-223, 272, 277-278; Al-i İmran(3): 15-17, 114, 172, 179, 186, 198; Mâide(5); 2, 7-11, 35, 48, 88, 69, 93, 100, 112; En’am(6): 72, 153; A’raf(7): 35, 171; Enfâl(8): 1- 4, 27-29, Tevbe(9): 20-26, 59-60, 71-72, 88-89, 119; Nahl(16): 30, 128; Meryem(19): 76, 96; Kehf(18): 1-3, 30, 46, 107; Tâ- hâ(20): 75, 112; Hacc(22): 14, 23, 50, 56; Ankebût(29): 7-9, 58-59; Rûm(30): 15, 45, 31; Şûrâ(42): 22-26; Mü’minûn(23): 1-10, 23, 32, 56, 64, 87: Şuara(26): 106-110, 124, 126-127, 161, 177, 227; Muhammed(47): 2, 5-7, 12, 14-15; Câsiye(45): 21, 30; Zümer(39): 10, 20, 22-23;…

[3] Bakınız; Bakara(2); 3, 177, 195, 215, 254, 261, 268, 270-274; Al-i İmran(3): 92, 134; Nisa(4): 34, 39; Enfal(8): 3; Tevbe(9): 54, 131; İbrahim(14): 31; Nahl(16): 75; Hacc(22): 35; Furkan(25): 67; Kasas(28): 54; Secde(32): 16, 32; Sebe(34): 39; Fatır(35): 29; Şûra(42): 42; Hadid(57): 7, 10; Münâfıkûn(63): 10; Haşr(59): 7; Teğâbün(64): 16; Talak(65): 7;…

[4] Buharî: K. Edeb/27; Z. Buharı: 955; Tecrid-i Sarih: 12/128; Yaklaşık; Müsned-i Ahmet: 4/268, 270-271, 274, 276.

[5] Buharî: K. Edeb/57, 58, 62; Z. Buharî:961; Tecrid: 12/142; Müsned-i Ahmed: 1/3, 5, 7; 2/277, 288, 312, 360..; 3/110, 165, 199..; Tirmizî: K, Birr/64; (terc): 3/271.

[6] Buharî: K. îman/7; Z. Buharî: 17; Tecrid-i Sarih: 1/30; Müslim: K. İman/17; (terc): 1/267; Sünen-i Neseî: K. İman: 19; (terc): 8/570.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Göz Atın
Kapalı
Başa dön tuşu