Bizim Feryadımız, Mahrumların ve Yalın Ayaklıların Feryadıdır!
Bizim Feryadımız, Mahrumların ve Yalın Ayaklıların Feryadıdır!
“Bugün, bizinim müşrik ve kâfirlerden uzak olduğumuzu ve onlarla hiçbir ilgimizin bulunmadığını ilan ederek, feryad’ etmemiz, zalimlerin zulmüne karşı bir feryad’dır…
Bu feryad, Doğu ve Batı saldırganlarının ve özellikle de, Amerika’nın elinden canı yanmış ve ‘evi-vatanı’ ve bütün kaynakları yağmalanmış bir ümmetin feryadıdır!…
Bizim bu feryadımız, zulüm ve baskı altındaki Afganistan müslümanlarının feryadıdır…”; “Bizim feryadımız, aynı zamanda Afrikalı müslüman halkın da feryadıdır. Afrikalı o din kardeşlerimiz ki, sırf siyah derili oldukları için, ırkçı kültür ve zorbalığın kırbaçları altında inlemektedirler…
Bizim, müşrik ve kâfirlerle hiçbir münasebetimizin olmadığını ifade eden feryadımız, Doğu ve Batı süper güçlerinin ve özellikle de Amerika ve İsrail’in kendilerine göz diktiği, tüm kaynaklarını yağmaladığı, uşaklarını onların başına yöneticiler olarak diktiği, binlerce kilometre mesafeden onların topraklarına savaş tohumları ektiği ve ülkelerinin kara ve deniz sınırlarını işgal ettiği Lübnan, Filistin ve sair millet ve ülkelerin de feryadıdır!…
Bizim bu feryadımız; Amerika’nın ‘fir’avn’lığına ve sultacılığına artık tahammül edemeyen; ‘nefret’ çığlıklarının ebediyyen göğüslerinde mahpus kalmasına rıza göstermeyen, hür yaşamak, hür kalmak isteyen ve feryad ederek tüm nesillere örnek olmak isteyen bütün milletlerin feryadıdır!
Bizim, müşrik ve kâfirlerle hiçbir münasebetimizin olmadığını ifade eden bu feryadımız; inancımızı, haysiyet ve namusumuzu savunmaya yönelik bir feryaddır!.. Kaynaklarımızı, servetlerimizi ve ülkemizin varlığını koruma feryadıdır. Bu feryad, küfür ve nifak hançerinin, kalplerini parçaladığı milletlerin feryadıdır!…
Bizim bu feryadımız; alın terlerinin ve zahmetlerinin ürünü olan kaynakları, uluslararası korsanlar ve hırsızlar tarafından yağmalanan yoksul ve yoksun açların-mahrumların ve yalınayaklıların feryadıdır! Bu uluslararası korsanlar ve hırsızlar, yaptıkları işlere bir de ‘kılıf uydurarak, yoksul halkı-çiftçileri-işçileri ve zahmetkeşleri daha çok sömürmek ve onların en küçük bir hakka bile sahip olmalarını önlemek için ‘kapitalizm’-‘sosyalizm’- ve ‘komünizm’ gibi ekonomik ve siyasî sistemler oluşturmuşlardır!…
Bizim bu feryadımız; bütün küfür ve istikbarın, O’nun ölümünü sabırsızlıkla beklediği bir ümmetin feryadıdır!.. Küfür ve istikbarın bütün oklarını-kılıçlarını ve mızraklarını Kur’an’ına ve muazzam ma’sumluğuna doğru çevirdiği bir ümmetin feryadıdır, bu feryad!…
Ama, heyhat ki;.. Ümmet-i Muhammed, ‘Aşura Kevseri’ni kana kana içenler ve sâlihlerin ‘verasetini’ bekleyenler; ‘ölüme benzeyen’ bir zillete ve Doğu ile Batı’nın esaretine ‘boyun eğmiş’ bulunmaktadırlar!…
Heyhat olsun, Humeynî’ye..; Eğer müşrik-kâfir ve canavar tabiatlıların Kur’an’a, Resul-ü Ekrem’in emanetine, Ümmet-i Muhammed’e ve İbrahim-i Hanif’in ta’kipçilerine olan saldırıları karşısında suskun durup, müslümanların ‘zillet içinde’ çırpınmasına göz yumarsa!…
Ben, bu naçiz ‘kanımı’ ve ‘canımı’, müslümanları ve hakkı savunma ‘farzını’ yerine getirmek için ‘amade’ kılmış bulunmaktayım ve muazzam ‘şehadet feyzini’ beklemekteyim!.
Güçlüler, süper güçler ve onların uşakları şunu iyi bilsinler ki, ‘Humeynî’; ‘tek başına’ bile kalsa, küfür-zulüm ve putperestlikle mücadele yolu olan kendi yolundan asla sapmayacak; bu yola devam edecek ve İslam Dünyası’nın ‘fedaileriyle birlikte’, diktatörlerin pençesi altında inim İnim inleyenlerle birlikte, ‘Dünya-yiyiclerinin’ ve onların zalim uşaklarının rahat bir ‘uyku’ uyumalarına asla ‘izin’ vermeyecektir!… “[1]…
“…Münasip bir zaman ve fırsatta, İslam ülkelerindeki saldırganların ve zorbaların ‘elini’ kıracağız! Ve ‘Muhammedî’ hükümlerin gerçek beyanı ve hakiki İslam’ın ‘şiarı’ olan ‘inkılabımızı’ ihraç edip yaygınlaştıracak, ‘Dünya-yiyicilerinin’ zulüm ve sultasına son verecek ve Allah’ın yardımıyla, hakkın ‘mutlak imameti’ ve gerçek ‘ıslah edici’ ve ‘kurtarıcı’ olan ‘İmam-ı Zaman’ın (canımız, ona feda olsun!) zuhûru için ‘yol’ açacağız!”…[2]…
“… O (Hazreti İbrahim); bize, hepimize şunu öğretti: Allah’ın dinin ve İlâhî adaletin hakimiyeti için, hayatınızın en aziz semerelerini, kendi azizlerinizi Allah yolunda ‘feda’ edin ve bundan dolayı da ‘bayram’ yapınız! O (Hazreti İbrahim), Âdem’in nesline şunu anlattı ki; Mekke, âşıkların ‘kurbangâhı’dır. Orası ‘tevhid’in yayılma mekânıdır ve müşriklerin menfaatlerine ve azizlerine ‘gönül’ bağlamak da ‘şirk’tir…
O (Hazreti İbrahim), Âdemoğullarına, Allah yolunda cihad dersi verdi ve fedakârlığı, bu mekandan hareketle, bütün Dünya halklarına tebliğ etmelerini istedi…
Adaleti ikame etmek ve zamane ‘müşrikleri’nin ellerini ‘kesmek’ için, Allah yolunda, baştan ayağa tanınmaz hale gelinceye kadar, her şeyden (Allah yolunda boğazının kesilmesine razı olan) İsmail ‘zebihullah’ misali fedekarlık etmek, hakkın ‘ölümsüzlük’ kazanması için şarttı…
Bu putkıran (Hazreti İbrahim) ve O’nun aziz evladından olan Muhammed Mustafa (sav); beşeriyete, ‘putların’ nasıl olurlarsa olsunlar, ‘kırılması’ gerektiğini öğretti ve ‘Ümm’ül-Kura’da (beşer tarihindeki ilk yerleşme mıntıkasında) olan ‘Ka’be’ öyle bir mekândır ki; oradan, âlemin her noktasına ve dünyanın sonuncu gününe kadar, putların ‘kirli’ varlığından temizlenme çağrısı yapılır!…
‘Put’; ne olursa olsun, ister ‘heykel’, ister ‘güneş’, ister ‘ay’, ister ‘hayvan’, ister ‘insan’ ve daha bilmem ne olursa olsun..; tarih boyunca , tağutlardan daha tehlikeli olmuştur. Bunun içindir ki; Âdem Safiyyullah’tan İbrahim Halillullah’a ve Muhammed Habibullah Sallallahü Aleyhim ve Alihim Ecmain’den tâ.. ‘Son zamana’ kadar hepsi, ‘Ka’be’den ‘tevhid’ nidasını yükseltmişlerdir…
Öyleyse..; Zamanımızın süper güçleri de, bugünün ‘büyük putları’ değil midirler? Onlar da, dünya halklarını itaate, kendilerine tapmaya çağırmıyorlar mı? Zor ve zer (altın) ile, para ve tezviratla kendilerini insanoğluna yüklemiyorlar mı?… Ve Ka’be, ‘putların kırılması için’ biricik merkez değil mi?…
Halil İbrahim ilk zamanda, Hizbullah Hazret-i Muhammed ve onun geleceği va’dolunmuş aziz evladı ‘Mehdi’ ise, ‘Ahir zamanda’ Ka’be’den tevhid nidasını yükseltmişlerdi ve yükseltiyorlardı…/… Ve bize de lazımdır ki, onlara tabi olalım. Ve Kelime-i Tevhid’i ve Tevhid-i Kelime’yi, davet feryadlarını ve zulüm altında inleyişlerini-beyanlarını, müslümanların oradaki ‘canlı ve görkemli’ toplantılarında, o mukaddes mekânda, Mekke-i Mükerreme’de yükseltelim!.. Ve ‘putları’ kıralım!…
Başlarında ‘Büyük Şeytan’ın (Amerika’nın) bulunduğu şeytanları ve ortaya çıkardıkları zorlukları fırlatıp atalım-kovalım! Ki; İbrahim Halilullah, Muhammed Habibullah ve Mehdi Veliyullah azizlerin hacclarını yerine getirmiş, eda etmiş olalım!…/… “[3]…
“… Müslümanlar bulundukları her yerde ve özellikle de, Hakk’ın Ka’be’sinde, Allah’ın askerleriyle ‘dayanışmaya’ girmelidirler. Tıpkı; ‘şehidlerin başı’ ve efendisi Hazret-i Ebu Abdullah El-Hüseyn (as) gibi, ‘Hacc İhramı’ndan, ‘Harp İhramı’na geçmeli; Ka’be tavafından, Kabe’nin Rabbinin tavafına yönelmeli; Zemzemle alınan abdestten, ‘şehadet’ ve ‘kan’ guslüne doğru gitmelidirler!…” Böylece; ‘Bünyanün-Marsus’ (kenetlenmiş) ve yenilmesi mümkün olmayan bir ümmete dönüşmeli ve ne ‘Doğu’ ne de ‘Batı’ süper gücünün, onlara karşı koyamayacağı bir güce erişmelidirler…”[4]…
“… Şurası kesin bir husustur ki; ‘ruhsuz-hareketsiz-kıyamsız-beraetsiz ve vahdetsiz’ bir hacc; küfür ve şirkin ortadan kalkmasına yol açmayan bir hacc, hacc değildir!… “[5]…
“Amerikan uşakları; Amerikan bayrağının yakılmasını ‘Mescid-i Haram’ın yakılması olarak ve ‘Sovyetlere, Amerika’ya ve İsrail’e ölüm!’ sloganlarını Allah’a, Kur’an’a ve Peygamber’e düşmanlık olarak değerlendirmekte ve ihrama bürünmüş asker ve memurlarımızı komplonun liderleri olarak tanıtmaktadırlar… “[6]…
“…Biz, müşriklerden uzak olduğumuzu ilan ederek İslam dünyasının potansiyel enerjisini serbestleştirmek istemekteyiz! Allah’ın yardımı ve ‘Kur’an neslinin’ çabaları sayesinde, birgün bu arzu gerçekleşecektir… İnşaallah, birgün gelecek, bütün müslümanlar ve sıkıntı çekenler, dünya zalimleri karşısında ‘feryad’ edecek ve zalimlerle uşaklarının, dünyanın en alçak yaratıkları olduklarını ilan edeceklerdir…”[7]…
“…Biz; müfsid Siyonizm, Kapitalizm ve Komünizm sistemlerinin köklerini tüm dünyada kurutmak istiyoruz!.. Bu üç sisteme dayalı olarak kurulmuş devletleri, Allah’ın yardımıyla yerle bir etmeye ve İslam nizamını istikbar dünyasına ‘hakim’ kılmaya kararlıyız!… Tutsak milletler, ergeç buna şahid olacaklardır…
Haraç isteyenlere ve Amerikalı zorbalara karşı, bütün varlığımızla direneceğiz!… İnşaallah, Ka’be ve Hacc’ın, bütün mazlumların feryadını, her yere duyurması., ve tevhid sesini yayması gereken bu insaniyet minberinin; Amerika, Sovyetler, küfür ve şirkle ‘anlaşma yeri’ olmasına izin vermeyeceğiz! Allah’tan dileğimiz; sadece müslümanların Ka’be’sinden değil, dünya kiliselerinden bile, ‘Kahrolsun Amerika ve Rusya!’ feryadının yükselmesini sağlamak için, bize ‘güç’ vermesidir!…
Tüm dünya müslüman ve mahrumları, İslam İnkılabı’mızın sömürgeciler için meydana getirdiği ‘Cehennem’ karşısında gurur duymalı ve kendileri için, cehennem hayatının sona erdiğini, küfrün egemenlik ve zorbalığının devrini tamamladığını, özgürlüğün ve milletlerin ‘baharının’ başladığını hissetmelidirler. Bütün müslümanların bu hissi duymalarını ve bu doğrultuda çaba harcamalarını diliyorum!…
Amerika ve Sovyetlerin, içine ‘ölüm ve esaret’ tohumları ektiği bu bataklık, sükut ve durgunluktan çıkmamız ve zemzem denizine yönelerek, Amerika ve Amerikan uşakları tarafından ‘kirletilen’ Ka’be örtüsünü ‘göz yaşlarımızla’ yıkayıp-temizlememiz gerekmektedir…
Yabancıların sultası altında yavaş-yavaş ölmekte olan dünya müslümanları!..; ölüm korkusunu yenmelisiniz!… ‘Şehadet âşığı’ gençleriniz sayesinde, küfür cephesini ‘darmadağın’ etmelisiniz!… Mevcut durumu sürdürmekten yana olmamalı, ‘esaretten ve kölelikten’ kurtulmak için islam düşmanlarının üzerine-üzerine gitmelisiniz!… İzzet ve hayat, savaşımla elde edilir. Savaşımın ilk adımı, ‘irade’ sahibi olmak; ikinci adımı ise, dünya küfür ve şirkinin ve özellikle de Amerika ‘nın patronluğunu reddetmektir…
Biz Mekke’de olsak da olmasak da, gönlümüz ve ruhumuz ‘İbrahim’ ile birliktedir. Bize, ‘Medine’ yolunu kapatmakla Peygamber’e olan bağlılığımızı ve aramızdaki ‘bağı’ ortadan kaldıramazlar!..; Ka’be’ye doğru namaz kılmaktayız ve ölürken Ka’be’ye yönelmekteyiz. Allah’a hamd olsun ki; Ka’be’nin Rabbine bağlılıktan sapmamış ve müşriklerden ‘beraet’ temelini, binlerce aziz ‘şehidimizin’ kanlarıyla ve canlarıyla vücûda getirmiş ve bu iş için hiçbir İslami ve sair ülkeden ‘destek’ beklememişizdir…
Biz, tarih boyunca zulme uğrayan ‘mahrumlar ve yoksullarız!.. Bizim, Allah’tan başka kimimiz-kimsemiz yoktur. Binlerce parçaya da ayırsalar bedenimizi, gene zulümle savaşmaktan el çekmeyiz!…/…
Müslümanlar bilmelidirler ki; dünyada ‘bir güç dengesi’ meydana getirmezlerse eğer, yabancıların çıkarları her zaman onların çıkarlarının üstünde yer alacak ve gerek Büyük Şeytan (Amerika), gerekse Sovyetler, çıkarlarını korumak adı altında, her gün bir olay çıkaracaklardır…
Müslümanların kurtulması ve mutluluğa ulaşması için, sömürgecilerle olan sorunlarını çözüme kavuşturmalarından ve en azından dünyada bir güç olarak, varlıklarını göstermelerinden başka bir yol var mıdır?…
Eğer, bu gün Amerika kendi çıkarlarını koruma adına bir İslam ülkesini ‘yerle bir’ etmek istese, onu kim engelleyebilecektir?…
O halde, savaşımdan başka, bir yol kalmamıştır!.. Süper güçlerin ve özellikle de Amerika’nın ‘pençe ve dişlerini’ kırmak gerekmektedir… İki yoldan biri, tercih edilmelidir: Ya ‘şehadet!’, ya da ‘zafer!’ ve bizim ‘mektebimizde’ bunların ikisi de ‘zafer’ demektir!…
Allah Sübhanehü; hakim ve zalim sömürgecilerin politikalarını başarısızlığa uğratmayı ve insanî değerlerin yüceltilmesini bütün müslümanlara nasip etsin, İnşaallah.. Müslümanları, ‘zillet’ çukurundan ‘izzet’ doruğuna yüceltsin!… “[8]…
“Ya Rabbi! Zalimlerin zulüm üzerine kurulu ‘saraylarının’ yerle bir edilmesi ve bütün dünya mütecavizlerinin ömür yıldızlarının batması için, bizim İslamî İnkılabımızı bir ‘ilk adım’ haline getirerek bize yardım et! Bütün halkları, mustaz’afları ve yalınayaklıları semerelerinle-bereketlerinle-‘veraset ve imametle’ nasiplendir!..”[9]
İşte;.. Kur’an denizinden ve Aşura kevserinden, İlâhî nağmeler halinde tebellür eden bu nuranî beyan ve ifadeler İmam Humeynî (ra)’nin (bize izafeten) sınırsız olan İlâhî-İslamî şahsiyeti hususunda İlm’el-Yakin kapılar ve pencereler açmakta; başka şerh ve izahlara ihtiyaç kalmayacak kadar, yakinî bir müşahede imkanı sağlamaktadır…
Bütün zerrat-ı vücûdu ve sergüzeşt-i hayatı, Kur’an-ı Kerim’in canlı ayetlerini ve Aşura Kültürü’nün İlâhî tecellilerini en kâmil bir tarzda tecessüm ettiren İmam Humeynî (ra)‘nin yüce şahsiyeti; Hakaik-i İmaniyye ve Nur-u İlâhîyye’yi tüm boyutlarıyla temsil etmektedir. Ki, biz buna; Nur-u Kur’an ve İslam, yani özetle Kemal-i İman diyebiliriz.
Zaten; din-akıl-can-mal ve nesil unsurlarını ve bunların emniyetini-selametini ifade eden ve İlâhî Risaletin-Nübüvvetin korunmasını istihdaf eden hayat yani hayat-ı insaniyye (ki, hakikat-ı İlâhîyyenin ayinesi, tecellisidir), imanın tecellisi, hatta (ta’bir caiz ise) mürâdifidir. Bundan dolayı da, Yüce Kur’an’da; mü’minler, hayy (canlı) olarak ifade edilirken; kâfirler de, meyyit (ölü) ve eshab-ı kubur (kabir ehli ve eshabı) diye nitelendirilmektedir. Örnek olarak;
“Ölü iken, kendisini ‘ihya’ ettiğimiz (dirilttiğimiz) ye ona insanlar içinde yürümesi için bir ‘nur’ verdiğimiz kimsenin durumu, karanlıklarda kalıp oradan bir çıkış bulamayanın durumu gibi midir? İşte; kâfirlere, yapmakta oldukları böyle süslü ve çekici gösterilmiştir! [En’am(6): 122];…”
“A’ma (görmeyen) ile Basir (gören) müsavi değildir. Ve zulümatla nur da (müsavi) değildir!.. Ve gölge ile sıcaklık da (müsavi) değildir!..” [Fatır(35): 19-21];… “Canlılar ile ölüler hiç de ‘müsavi’ değildir. Gerçekten Allah; dilediğine işittirirse de, sen, kabirlerde bulunanlara işittirecek değilsin!” [Fatır(35): 22];…
“Ey iman edenler! Öyle bir kavmi ‘veli’ edinmeyin ki; Allah kendilerine gazap etmiş, ahiretten ümidini kesmişler, ‘eshab-ı kubur’dan olan kâfirlerin meyus (ümitsiz) olmaları gibi ye’se düşmüşlerdir.” [Mümtahine(60): 13];…
“Andolsun, cehennem için cinlerden ve insanlardan çok sayıda kişi yarattık (hazırladık). Zira; onların kalpleri var, bununla ‘fıkh’ etmezler; ve gözleri vardır, onunla görmezler;.. Ve kulakları vardır, onunla da işitmezler. İşte onlar, hayvanlar gibidir; hatta, daha da sapıktırlar. Onlar, gafil olanlardır!” [A’raf(7): 179];… Gibi ayet-i kerimeler, konuya açıklık getirmekte; hayatın ve insanlığın, ancak iman ile vücûd bulacağına açıkça dikkat çekmektedir…
Bu da bize, imanın hayat (canlı) olduğunu göstermekte, bu da; fiil-amel-hareket ve çaba gibi., tezahürleri ihtiva ve iktiza etmektedir. Onun için de, Kur’an-ı Kerim’de yer yer İlâhî emirler ve ameller iman olarak nitelendirilmekte, böylece; imanın pratikliği gösterilmiş olmaktadır… “İman ‘ın yetmiş küsür şubesinin bulunduğu., “na dair vârid olan hadis-i şerif dahi, bu Kur’anî-İlâhî hakikati ve realiteyi natık bulunmaktadır…
Mutlak imanı ifade eden gerçek-daimî ve bâki hayatın korunması ve devamı için de, tabiatıyla bir kısım çabalara ve cehd-ü gayretlere ihtiyaç vardır. Ki; bu da cihaddır. Bunun neticesinde, vasıl ve şahid olunacak (çok boyutlu) mutlulukların olacağı da tabiîdir. İşte, bu da; şehadettir. Bundan dolayıdır ki, Eimme-i Ma’sume (as) tarafından; ‘hayat, iman-cihad ve şehadettir!” diye, ifade edilmîştir…
Kur’an-ı Kerim’in; (dengi-misli olan) müşahhas-mücessem Canlı Kur’an özelliğini (kâmilen) taşıyan yüce şahsiyetler tarafından, zemin-zaman ve muhatap faktörlerine göre siyasî-içtimaî.. hayata düzenli-planlı-programlı ve disiplinli bir şekilde tedricen uygulanıp pratize edilişini ifade eden Aşura Kültürü’nün esası ve temeli de, işte budur!… (Kıyamın ise; -genel olarak- bu üç unsurun ruhî zindeliği, teyâkkuzîliği.. -özel olarak da- cihadın ‘mebdei-mukaddimesi..’ mahiyetini ve özelliğini taşıdığı, izahtan varestedir…)
SONUÇ OLARAK:
Bunu, yani; “Hayatın, iman-cihad ve şehadet oluşu..”nu, ayrı ayrı üç ana başlık altında ele alır, çok kısa da olsa tahlillerini yaparsak, konumuz olan “İmam Humeynî (ra)’nin Şahsiyetinde ‘Aşura Kültürü’nün Tecelli Boyutları”, (daha önce geçmiş olan tafsilatlarla birlikte, nazar-ı itibara alınmak kaydıyla..), daha net ve daha müşahhas bir şekilde anlaşılmış olacaktır, İnşaallah…
[1] Sahife-i Nur: 20/112-114;… (İmam Humeynî (ra)), 1987 yılı (katliam öncesi) Hacc Mesajı‘ndan;… Bakınız; Mekke Amerika’nın Pençesinde sahife: 22-25;…);… Ayrıca; İmam-ı Aziz’in (ra), şu nuranî-azâmetli sözlerine kulak verelim:
“…Ben, verdiği bir karardan sonra boş söz söyleyip oturan insanlardan değilim; ben, peşin-peşin yola düşerim!.. İslam’ın maslahatı, bir söz söylememi gerektiriyorsa, söylerim ve peşinen yola düşerim. Allah-u Teala’ya hamd olsun, hiçbir şeyden korkmuyorum. Allah’a yemin olsun ki, şimdiye kadar hiçbir şeyden korkmadım. Beni götürdükleri gün bile, onlar korkuyorlardı, ben onları, ‘korkmayın!’ diye teselli ediyordum…/…” (Hatt-ı İmam: 1/65);…
RÜTBELİLERİN KAÇIŞI
“Biz memleketi korumak istedik ve korumak istiyoruz; biz şöyleyiz-biz böyleyiz diyen bu beylerin, (2. Cihan Savaşı’nda) buraya müttefikleri geldiklerinde, nasıl kaçtıklarını hatırlıyor musunuz?…
Bu zavallılar, Tahran’dan Yezd’e kaçtılar!…; Kaçan bir tek ‘molla’ bulabilir miyiz?…
O gün, Tahran semalarında uçaklar görünüp halkı korkutmaya çalıştıkları zaman ben Tahran’daydım. Merhum Şeyh Hüseyn Kumî (ra) ile Şahpur Meydanı bölgesindeydik. O, bütün sakinliği ve ağırbaşlılığıyla bıyıklarını burarak, sanki hiçbir şey yokmuş gibi umursamaz bir davranış içindeydi; ben de, onun gibi hiç umursamıyordum!
Bu zavallılar; biz, ‘şöyle., şöyleyiz.., memleket için şöyle yapıyoruz..’ diyen bu ‘rütbeli’ askerler, ‘menfaat-çıkar’ sözkonusu olduğu zaman, işte böyleydiler!…
Allah korusun, bir gün bir yaprak ‘düşecek’ olursa, ilk kaçacak olan kimseler bu ‘rütbeliler’dir. Biz; Allah’a hamdolsun, sonuna kadar buradayız.. Şayet, buraya gelseler, bizi alıp götürseler, biz yine varız!…” (Hatt-ı İmam: 1/121-122);…
[2] Sahife-i Nur: 20/132; (Ve; Mekke Amerika’nın Pençesinde: 62);…
[3] Sahife-i Nur: 18/87-88; (Ve; Mekke Amerika’nın Pençesinde: 111-113).
[4] Sahife-i Nur: 20/111-112; (Ve; Mekke Amerika’nın Pençesinde: 20).
[5] Tarihî Mesaj: 12;…“Evet; dünya istikbarının mantığında küfür ve şirkten uzaklaşmayı gerçekleştirmek isteyenler, ‘şirk’le suçlanacak ve müftüleriyle müftü çocukları, o ‘Bel’am-ı Baora’lar’, onların kâfirliklerine ve öldürülmelerine hükmedeceklerdir…/… Hüseyn’in (as) dostlarını o sıcak hava’da, ‘Hicaz Kerbelası’ ve ‘Haram Mezbahası’nda katletme yoluna gittiler ve tıpkı İslam Tarihi’nde, İslam’ın o aziz çocuklarına yaptıkları; ‘bozguncu-müşrik’ ve benzeri suçlamaları, bunlar için de tekrar ederek ‘kanını’ dökmeyi de, onlarınki gibi helal saydılar. Ama, inşallah gönlümüze biriken üzüntüyü, uygun bir fırsatta, Amerika ve Suudîlerden ‘intikam’ alarak bertaraf edecek ve işledikleri suçun kızgınlığıyla yüreklerini dağlayıp, Allah’ın askerlerinin küfür askerlerine galebe çalmasının ve Kâ’be’nin onların pençesinden kurtarılmasının sevinci içinde ‘Mescid-i Haram ‘a gireceğiz…./….
…Hacc, bütün bir hayatı kapsayan İslamî siyasetin tespit edildiği İlâhî ma’rifetler merkezidir. Hacc, maddî ve manevî rezilliklerden uzak bir toplum ‘oluşturma’ mesajıdır. Hacc, dünyanın en mükemmel toplumunun modelliğini yapacak bir hareket ve çabalar bütünüdür. Haccda gerçekleştirilenler, ‘hayatın modeli’dir. Değişik ırklardan oluşmuş müslümanların, Ümmet-i Muhammed’in ( bir parçası haline gelmek için) ‘İbrahim’e benzemesi’ gerekmektedir. (O’nun yaptıklarını yapması gerekmektedir.). Hacc; bu tevhidi hayatın ‘alıştırma-düzenleme ve hazırlama’ aşamasıdır. Hacc; bir ‘deneme alanı’, kabiliyetlerin değerlendiriliş yeri ve müslümanların maddî ve manevî güçlerinin gündeme geldiği mekândır../.,.
…Milyonlarca müslüman, her yıl Mekke’ye gidip Peygamber, İbrahim, İsmail ve Hacer’in dolaştığı yerlerde dolaşmakta fakat; hiç kimse kendine, ‘İbrahim’ ve ‘Muhammed’ (as)’in ‘kim?’ olduklarını, ‘ne?..’ yaptıklarını, hedeflerinin ‘ne olduğunu?’… ve bizim ‘ne yapmamızı?..’ istediklerini sormamaktadır;.. Bunlar üzerinde hiç düşünülmemektedir…/…
…İslam Peygamberi’nin ‘komprador’ câmilere ve ‘süslü’ minarelere ihtiyacı yoktur. İslam Peygamberi; bağlılarının, ‘şeref ve azametini’ istemektedir. Ki; maalesef bu şeref ve azamet, istikbarın ‘uşağı’ yönetimlerce ayaklar altına alınmış bulunmaktadır…/…
…Acaba, müslümanlar arasında bunca ‘rezalete’ tahammül edemeyip ‘ayaklanacak’ kimse kalmamış mıdır?.. Acaba, İslam ülkeleri liderlerinin; bir milyar müslümanm hislerini ‘görmezlikten’ gelip Siyonistlerin cinayetlerini ‘ört-bas’ etmelerine ve yeniden ‘Mısır’ ve benzerlerini ‘sahneye’ çıkarmalarına göz mü yumacağız?…” (Tarihî Mesaj: 9-10, 11-12,16,17);…
…Mekke ve Medine yürüyüşleri; ‘Arabistan petrol’ musluklarının kapanması neticesini doğuracaktır. Mekke ve Medine’de gerçekleşen ‘beraet’yürüyüşleri; Amerika ve Sovyetlere bağımlı ‘uşakların’yok olması neticesini verecektir. İşte; kadın-erkek demeden ‘katliamla’ bu yürüyüşü engellemelerinin sebebi budur! Bu yürüyüşler; ‘saf-dillere’ bile, Amerika ve Sovyetlere bağlanmamak gerektiğini göstermektedir!…
…Mekke olayı, İslam dünyasında büyük değişimlere yol açacak ve İslam ülkelerine hakim olan ‘gasıp’ yönetimlerin ‘kökünün’ kazınmasına zemin hazırlayarak, ‘din adamı’ taslaklarını meydandan kovacaktır…/…” (Tarihî Mesaj: 22);…
“…./…Filistinli, kaybettiği yolunu bizim ‘beraet’yolumuzda buldu. Bu mücadelede, nasıl ‘çelik surların’ devrildiğini; ‘kanın kılıca’, ‘imanın küfre’ ve ‘feryadın kurşuna’ nasıl ‘galebe’ çaldığını ve ‘Ben-i İsrail’in, ‘Nil’den Fırat’a kadarki bölgeyi ele geçirme hülyasının nasıl boşa çıkarıldığını gördük!.. ‘Filistin Yıldızı,’ bir kez daha bizim ‘Ne doğu, ne batı!’ ‘mübarek ağacımızın’ tepesinde ışıdı!…
…Filistin olayı, inkılabımızın katettiği aşamalardan sadece biridir. İslamî İnkılabımıza ‘gönül’ verenlerin sayısı tüm dünyada artış göstermektedir. Bizi ‘destekleme’ dilekçelerini ‘kanlarıyla’ imzalayanlar, ‘İnkılab’ davetinde can ve başla ‘Lebbeyk!…’ diyenler ve Allah’ın buyruğunu gerçekleştirmeye çalışanlar, tüm dünyanın kontrolünü ele geçireceklerdir!
Bugün; hak ile batıl, fakir ile zengin, istiz’af ile istikbar ve yalın ayaklılarla tasasız müreffehler arasında savaş başlamıştır. Ve ben, dünyanın her yerinde mücadele yükünü omuzlayan ve Allah yolunda ve müslümanların izzeti için ‘cihada’ azmeden azizlerimizin el ve pazılarını öperim!…; ‘halis’ selam ve övgülerimi, bütün ‘özgürlük ve olgunluk’ goncalarına sunarım…/…
İran halkı, açlığa ve Susuzluğa tahammül edebileceğini ve ama, İnkılab’ın ve İnkılab prensiplerinin ortadan kalkmasına asla tahammül edemeyeceğini isbat etti…/…
…Dünya mustaz’af ve mahrumlarının bağımsızlığı ve özgürlüğü için mücadele vermenin, sermayedarlık ve zenginlik isteğine ters düşmediğini sananlar, mücadelenin ‘alfabesine’ bile yabancıdırlar!.. Sermayedarlarla tasasız müreffehlerin nasihatla yola getirilebileceğini ve bu yolla özgürlük savaşımcılarıyla bütünleşerek onlara yardım edeceklerini sananlar, ‘havanda’ su dövmektedirler!…
‘Kıyam’ ve ‘rahat yaşama’; ‘dünyaya bağlılık’ ve ‘ahiret düşüncesi’ birbirinden ayrı şeylerdir ve asla biraraya gelemezler. Bizimle birlikte ‘sonuna kadar’ gidecek olanlar; ‘fakirlik-mahrumiyet ve istiz’af derdini tadanlardır!.. İnkılabı ‘ayakta’ tutanlar ve devam etmesini sağlayanlar, kesinlikle ‘yoksul’ müslümanlardır!…/…
Amerika ve istikbar, ‘İslam İnkılabı’nı yenilgiye uğratmak için, bir çok alanda ‘maşalar’ kullanmaktadır. Dinî kesimler arasında ve üniversitelerde ‘maşaları’ vardır! Bu tehlike üzerinde bir çok kez durmuşumdur; bunlar, İslam’ı ve İnkılab’ı ‘içten’ çökertmeye çalışmaktadırlar. Din adına hareket ediyormuş gibi gözüken bu kişilerin şerrinden Allah’a sığınmak gerekmektedir../…
Tüm dünya fakirlerinin haklarını almak için, kanımızın son damlasına kadar mücadele edeceğiz! Bugün dünya, ‘Halis-Muhammedi İslam’ kültürüne susamış bulunmaktadır. Müslümanlar, büyük bir ‘İslam Teşkilatı’ oluşturarak ‘beyaz ve kızıl’ sarayların debdebesini ortadan kaldıracaklardır…
Bugün Humeynî, düşmanın top ve tüfeklerine ve her türlü sıkıntıya göğüs germiştir ve tüm ‘şehadet’ âşıkları gibi, ‘şehadet’ gününü beklemektedir…
Savaşımız, inanç savaşıdır ve coğrafi sınır tanımamaktadır!.. Bu inanç savaşımızda, tüm dünyada büyük bir ‘İslam Ordusu’ oluşturmalıyız. İnşaallah, büyük İran milleti, İnkılabı maddî ve manevî yönden destekleyerek sıkıntıları huzura dönüştürecek ve tüm dünyada, Allah’ın düşmanlarından intikamını alacaktır…
Büyük İran milletinin, bir ‘yıldırım’ gibi Amerika’nın beynine inmiş olmasından daha tatlı ne olabilir?.. İran milletinin, ‘şehinşah’ sisteminin yıkılmasını ve Amerika’nın İran’daki ‘hayat’ damarlarının kurumasını görmesinden daha tatlı ne olabilir?.. Aziz halkımızın; nifak-milliyetçilik ve sentezcilik köklerini kurutmasından daha tatlı ne olabilir?.. Ve; inşaallah, bunların ‘bütün dünyadaki’ köklerini kurutarak en büyük mutluluğa da erişecektir…/….
Ne mutlu mücahidlere!.. Ne mutlu Hüseyn’in (as) vârislerine!… Amerikan uşakları bilmelidirler ki; Allah yolunda ‘şehid’ düşmek, savaş alanında yenmek ve yenilmekle karşılaştırılabilecek bir şey değildir!.. ‘Şehadet’ makamı, kulluğun en yüce ‘noktası’ ve maneviyat âlemine yücelmedir…/… Biz diyoruz ki, küfür ve şirk varoldukça mücadelemiz devam edecek ve mücadele var oldukça biz var olacağız!… Biz, şehir ve memleket için kimseyle kavga etmiyoruz! Bizim amacımız, ‘Lailahe İllallah!’ bayrağını yüceltip dalgalandırmaktır!…
…Bizim ve İslamî İnkılabımızın ilk görevi: ‘Ey uyuyanlar! Ey gafiller!…; uyanın ve çevrenize bakın ki, ‘kurdun’ yuvasının yanı başında uyumaktasınız;., ayaklanın! Ki, burası uyunacak yer değildir; derhal feryada başlayın!.. Kıyam edin!… Çünkü, Amerika ve Sovyetler pusuya yatmışlar ve sizi yok etmedikçe pes etmeyeceklerdir!…’ diye, feryad etmektir…
Eğer; dünya ‘İslam Birliği’ oluşturulsaydı, kimse Resulüllah’ın (sav) manevî evlatlarına bunları yapmaya cesaret eder miydi?… Ben, Amerika ve Avrupa devletlerini uyarıyorum: Geç olmadan ve henüz ‘ölüm’ bataklığına saplanmamışken, Fars Körfezi’nden uzaklasın!.. Her zaman sizin savaş gemileriniz, bizim yolcu uçaklarımızı düşürecek değildir. Ve İnkılab evlatlarının sizint savaş gemilerinizi Fars Körfezi’nin bağrına gömmesi mümkündür…/…
Birleşik Doğu ve Batı Cephesi’ne karşı, İslam ve İnkılabımız adına ‘güçlü’ İslamî ve insanî bir ‘cephe’ oluşturmak ve dünya mahrum ve yoksullarının ‘liderlik ve üstünlüğünü’ kutlamak üzere kendimizi hazırlamamız gerekmektedir. Emin olunuz ki; Doğu ve Batı güçleri, maddî dünyanın ‘kof eserleridirler ve anmaya bile değmez!…/…
Dünya halklarıyla irtibat içinde, müslümanların sorun ve problemlerine ‘çözüm’ bulmak ve savaşımcıları-açları ve mahrumları desteklemek üzere bütün varlığımızla çaba harcamalıyız!…/…
…Şehidlerin kanı, İnkılab ve İslam’ı ‘sigortalamış’ bulunmaktadır. Şehidlerin kanı, tüm dünyaya ‘direniş’ dersi vermiştir! Ve Allah biliyor ki, bu yol sürdürülecektir!.. Milletler ve gelecek nesiller ‘şehidlerin’ yolunu izleyeceklerdir. Şehidlerin ‘pâk’ mezarı, ‘kıyamete’ kadar Allah dostlarını ve arifleri kendine çekecek ve özgürlükçülerin ‘şifahanesi’ olacaktır!.. Ne mutlu ‘şehid’ olanlara! Ne mutlu o nur kafilesine katılanlara! Ne mutlu o incileri kucaklarında büyütenlere!…
Rabbimiz; ‘şehadet’ kapısını, arzulayanlar için her zaman açık tut! Ve bizi ona ulaşmaktan mahrum etme! Rabbimiz! Ülkemiz ve milletimiz henüz mücadelenin başlangıcındadır ve şehadet ‘meş’alesine’ ihtiyaç duymaktadır!.. Bu parlayan ‘ışığı’, sen koru!….” (Tarihi Mesaj: 23, 24, 25-26, 27,28, 30, 33, 35-36);…
[6] Tarihî Mesaj: 14;…
[7] Tarihî Mesaj: 16;…
[8] Tarihî Mesaj: 18-21;… ve, kezâ; Aziz İmam’ın (ra), çok önemli olan şu ifadelerine de kalplerimizi-kulaklarımızı açalım:
İSLAM BİRLİĞİNİN GEREĞİ
“Bir diğer taraftan, İslam vatanını emperyalistlerle müstebid ve makam düşkünü yöneticiler parçalamış bulunmaktadır. İslam ümmetini biribirinden ayırmış, bölünmüş birkaç millet durumuna getirmişlerdir. Bir zamanlar, Büyük Osmanlı Devleti vücûd bulduğunda, emperyalistler bu devleti parçaladılar. Rusya, İngiltere, Avusturya ve diğer emperyalist devletler bir araya geldiler, Osmanlı Devleti ile savaştılar ve her biri bu devletin bir bölgesini ele geçirdi veya nüfuzu altına aldı…
Gerçi, Osmanlı yöneticilerinin bir çoğu liyakatsiz, bazıları da fasid’ idi, saltanat rejimi yürürlükte idi. Yine de, bu devletteki halk içinden ‘sâlih’ kişilerin ortaya çıkması, halkın yardımı ile devletin başına geçmesi, millî güç ve birlik sayesinde emperyalizmin oyununa son vermesi ‘tehlikesi’ vardı. Bu sebeple, sayısız savaşlardan sonra ve Birinci Dünya Savaşı’nda Osmanlı Devleti’ni böldüler ve onun topraklarından on-onbeş ‘devletçik’ ortaya çıktı. Her ülkeciği de, bir bölük adamlarının veya bir adamlarının eline verdiler. Sonraları, bu ülkeciklerden bazıları, emperyalistlerin görevlileri ve adamlarının elinden kurtuldu!…
İslam Birliğini sağlamamız, İslam vatanını emperyalistlerin ve onların başa ‘diktiği’ yöneticilerin elinden kurtarmamız için de ‘hükümet’ teşkilinden başka yol yoktur! Zalim ve kukla yönetimleri, müslüman milletlerin hürriyeti ve birliği için, ‘başaşağı’ etmemiz ve halkın hizmetinde ‘adilane’ İslamî yönetimi meydana getirmemiz gereklidir. Hükümet teşkili, müslümanların birliğini ve nizamını muhafaza içindir. Nitekim; O’na selam olsun!..; Hazret-i Zehra, hutbesinde şöyle buyuruyor: ‘İmamet, nizamın korunması ve müslümanların ‘iftirakını’, ‘ittihada’ tebdil içindir!…‘…”(İslam Fıkhında Devlet: 42-43);…
[9] Sahife-i Nur: 20/118;… (ve; Mekke Amerika’nın Pençesinde: 36);… Kezâ;
-“… Allah ‘ım! Bu büyük ni’metleri milletimizden geri alma!…
-Ya Rabbi! Bereketlerinin değerini bize daha fazla tanıt!…
-Ya Rabbi! Kulluk ve ihlasımızı ve senin karşında zillet ve acz tavrımızın artmasını sağla!…
-Ya Rabbi! Bize tevekkül, sabır, mukavemet, rıza ve ikram lutfet!…;
-Çocuklarımıza ve bize, senin kullarına ‘hizmet’ etme yolunda ve senin için ‘kurban’ olma sınırına ulaşmayı nasip eyle!.,.“(Sahife-i Nur’: 20/13 l;(ve; Mekke Amerika’nın Pençesinde: 61);… Ve, kezâ..;
-“Rabbim! Hiç kimse bilmese bile, sen biliyorsun ki, senin dinînin bayrağını yükseltmek için ‘kıyam’ ettik; adaleti gerçekleştirmek ve Doğu ile Batı güçleri karşısında, Sen’in Resulü’nün yolunu ta’kip için mukavemette bulunduk ve bu yolu kat’ ederken bir an bile geri duraklamadık!…
-Rabbim! Biliyorsun ki, bu toprakların çocukları Sen’in dinînin izzeti için ‘şehadete’ ulaşmakta ve gülümseyerek ‘ümit ve şevk’ dolu gönüllerle, senin sonsuz rahmetine doğru yücelmektedirler!…
-Rabbim! Biliyorsun ki, Resulü ‘nün ümmeti bu memlekette komplolarla karşı karşıyadır. Şeytanın uşakları içerde ve dışarda, onu rahat bırakmamaktadırlar. Bu milleti, iktisadî açıdan sıkıntıya sokmak için gösterilen çabalar, gün geçtikçe artmaktadır…
-Rabbim! Biliyorsun ki, halkımız bu zorlukları can-u gönülden göğüslemekte; Sen’den başka hiçbir şeyden korkmamakta; tüm eziyet ve sıkıntılara tahammül etmektedir. Halkımız, bütün yardım ve zaferi Sen ‘den beklemektedir!…
O halde; bize yeniden yardım eyle! Milletimizin gönlünü yardım ve zaferinle daha ümitli kıl!.. Cephedeki askerlerimizi gaybî yardım ve gizli ordularınla galip ve muzaffer eyle!.. Zorluklara ve sıkıntılara tahammül etmede sabrımızı ve istikametimizi artır. Zaferde de, mağlubiyette de rıza ve ni’metini esirgeme bizlerden!.. Sen’in dinin için ‘şehid, yaralı ve esir’ veren; sana ve rızana kavuşma aşkına bütün bunlara tahammül eden halkımızın gönlünü mesrur eyle!… Hepimizi sana kulluk yolunda âşık ve dertten anlayanlar eyle!.. Şehidlerimizin; Resulünün (as) ve hidayete erdirmeye çaba harcayan İmamların (as) berrak ‘kevserinden’ içmelerini sağla!.. İslamî İnkılabımızı, gerçek ‘ıslah edici’nin (Hazret-i Mehdi’nin) inkılabıyla birleştir!..; Sen, ni’metler sahibisin!… Ey Rabbim!!!…” (Sahife-i Nur: 20/133;… ve; Mekke Amerika’nın Pençesinde: 64-65);..