FATİHA SURESÎ
FATİHA SURESÎ
Namazımızı, tekbirden sonra, önce Fatiha Suresi, daha sonra da herhangi bir sure, mesela İhlas Suresi ile sürdürüyoruz.
Fatiha Suresi, “Bismillahirrahmanirrahim” ile başlar.
Rahman (esirgeyen) ve Rahim (merhametli) olan Allah’ın adıyla başlıyoruz.
“Bismillah”, Allah’a yönelip, O’ndan yardım isteme parolasıdır.
“Bismillah”, şeytanı kovar, kalbi Allah’ın zikriyle nurlandırır, insanın Allah’la olan kulluk ve bağlılığının nişanesi, Allah’a olan aşk ve tevekkülün ilanıdır.
Herkes, hangi inanç ve hangi mektepte olursa olsun bir kimsenin veya bir şeyin adıyla başlar işine; ama Müslüman, bütün işlerine (bunlardan biri olarak da namaza), sadece en üstün ve en yüce isim olan Allah’ın ismiyle başlamalıdır.
“Ey ismi en iyi başlangıç olan! / İsmini anmadan mektubu açmam mümkün mü hiç?”
Daha sonra, Allah’a hamd ve şükür gelir. Bütün şükür ve övgüler sadece Allah’a mahsustur, çünkü bütün nimetler, bütün rahmetler, bütün can ve hayatlar O’ndandır.
O’nun nimetlerini sayabilmek mümkün müdür?
Kuran-ı Kerim’de buyrulmaktadır ki:
“…Eğer Allah’ın nimetlerini saymak isterseniz sayamazsınız!..” [1]
Devamlı suda olup da, suyun kudretinden haberdar olmayan bir balık gibi, biz de hayatımızın başlangıcından sonuna kadar, her lahza nimetlere gark olmuş bir durumdayız ve ne yazık ki bundan gaflet içerisindeyiz.
Sahip olduğumuz can, yetenek ve kabiliyetler, sıhhat ve selamet, akıl ve vicdan, su ve otlaklar, meyve ve hayvanlar… bunların hepsi insanın hizmetindedir.
Bulut, rüzgar, sis, güneş, gökyüzü ve… hepsi insan için hareket halindedir.
Gece ve gündüzün birbirlerini takip edişi, deniz, içindeki bütün nimetleriyle, yer ve içindeki hububatıyla, gökyüzü, ay ve güneşiyle, onunla etrafımızı gördüğümüz göz, konuştuğumuz dil, sesleri işittiğimiz kulaklar, bir çok konuyu ezberlediğimiz hafıza, vücut organlarımız arasındaki uyum ve… binlerce, yüz binlerce nimet, ki yüce Allah’ın buyurduğu gibi bunları saymakla bitiremeyiz. Bunların hepsi bizi kuşatmıştır.
“Elinden geldiği ve dilinin döndüğü kadar Onun şükrünü edâ etmeye çalış ey gönül.”
Öyleyse, sadece O’nu över, bütün hamd ve senaları O’na mahsus kılarız:
“Elhamdulillahi Rabb’il-Âlemin”
O âlemin yaratıcısıdır, bağışlayan ve merhamet edendir, rızk verendir, kıyamet gününün sahibidir ve O’ndan bizleri doğru yola, “sırat-ı müstakim”e hidayet etmesini isteriz.
Sırat-ı müstakim; dinin, vahyin ve yüce Allah’ın yoludur.
Peygamberlerin, imamların ve salihlerin yoludur.
Takva, temizlik, adalet, iyilik, kulluk, hakka ibadet, Allah’a itaat, günahlardan uzaklaşma, kıyamet ve hesap gününden korkma yoludur.
Bizi sapıklıktan, nefsanî heva ve hevesten, fesat çıkarmaktan, Allah’la ve O’nun diniyle düşmanlıktan uzak olan iyi ve salih insanların yoluna hidayet edip bu yolda, bize devamlılık vermesini isteriz.
İhlas Suresi’nde de, yüce Allah’ı bir ve tek, hiç bir muhtaç olmamak, çocuğu bulunmamak, eşi ve benzeri olmamak gibi sıfatlarla övüp methediyoruz.
Rükû ve secdelerde Allah’ı methedip övmekle birlikte O’nu her türlü eksiklik, noksanlık, zayıflık, zulüm, haksızlık, cehalet ve her türlü insanî, maddî ve sınırlayıcı sıfatlardan münezzeh ve yüce biliriz.
Tesbihatımız, yüce Allah’ı takdis ve tenzih etme sloganıdır: “Subhanallah…” “Subhane Rabbiye’l-ala ve bihamdih.”
———————————–
[1] İbrahim Suresi, 34. Ayet