Giriş
GİRİŞ
Bilindiği gibi;.. kâinat kitab-ı kebirini muhtelif ve rengârenk mahlûkat ile tezyin eden ve İlâhî san’atının ihtişâmını sergileyen Allah-u Teala ve Tekaddes Hazretleri, ahsen-i takvim[1] ve mükerrem[2] olarak yaratmayı murad ettiği insanoğlunu, yeryüzünün halifesi[3] diye seçmiş, basit topraktan halk ve tasvir[4] etmek, müstekreh bir sudan (meniden) neslini ve zürriyetini devam ettirmek suretiyle, muhtemel olan kibir ve gurur gibi ahlâk ve hissiyat-ı hâbiseyi (tefekkür ve tezekkür ile) yok etmeyi amaçlamıştır.[5]
Kâinatın bir misal-ı musağğarı olan insanın ilki olan Hazret-i Âdem’e Cenab-ı Hakk’ın kendi ruhundan üflemesi[6] İlâhî isimleri ta’lim buyurması[7], böylece meleklerden üstün olduğunu ispatlaması[8] ‘Âdem’e secde edin’ İlâhî emrine, tüm meleklerin itaat edip de[9] kibir ve gururdan dolayı İblis’in, secdeden imtina etmesi[10] bundan dolayı da İlâhî huzurdan kovularak la’netlenmesi[11], yeni bir dönemin başlamasına sebep olmuş; İblis’in, Hazret-i Âdem ile ve tüm zürriyetiyle kin ve husumetle mücadele edebilmesi için, Cenab-ı Hakk’tan izin ve mühlet istemesini ve bu mühletin kendisine verilmesini netice vermiştir[12]…
Hak ve dost rolüne bürünen İblis[13], Hazret-i Âdem’deki azim eksikliği ve nisyan[14] yüzünden fıtne-ifsât ve iğva çalışmalarında muvaffak olmuş, Cenab-ı Hakk (cc) tarafından yasaklanan ağaçtan[15] yedirerek, Hazret-i Âdem ile zevcesinin ayağını kaydırmıştır.[16] Bunun üzerine, Yüce Allah’ın (cc) “Hepiniz, birbirinize düşmanlar olarak inin oradan! İnin cennetten yeryüzüne!…”[17] diye azarlamasına muhatab olan Hazret-i Âdem ve zevcesi, İblis ile birlikte, ulvî-nuranî âlemden, süflî-kesif âleme inerek, yeryüzünü kendileri ve nesilleri için makarr ve mesken olarak kabul etmek zorunda kalmışlardır…
Salih ve hâlis olanların dışında kalan[18] Âdemoğullarını iğfal ve idlal etmeye çalışacağını beyan eden[19] İblis, Hazret-i Âdem’in iki oğlu arasında çıkardığı cinayet ile[20] yeryüzünde ilk fitne ve fesat tohumunu atmış, böylece hak ile batıl kamplaşması ve mücadelesi başlamıştır… Hazret-i Âdem’in, hâzin bir şekilde cennetten ve âlem-i nurdan çıkarılış… ibtilası ve trajedisini müteâkib intibaha gelişi ve kalbî-hâlis nedameti ve taib oluşu üzerine[21] İlâhî rahmete ve mağfirete mazhar olmanın yanında, peygamber olarak seçilişi ile, hak cephenin ilk öncüsü olarak İblis’in ve avânelerinin karşısında yerini almıştır…[22]
“Ey iman edenler! Ana-babanızın ayağını kaydıran, cennetten çıkaran şeytan, sizlerin de ayaklarınızı kaydırmasın!….”, “Ey mü’minler! Sakın şeytanın hatvelerine uymayın!…”, “Şeytan, sizin için açık bir düşmandır…”[23] anlamlarındaki İlâhî ikaz-ihtar ve irşatlarla kullarını intibaha ve teyakkuza yönelten Yüce Rabbimizin (cc) hak cepheyi istikamet üzere ve evamiri doğrultusunda sevk-ü idare etmesi amacıyla gönderdiği yüce peygamberleri (as), sürekli olarak murakabe etmesi ve vahiy ile yollarını aydınlatması, batıl cephesinin yıkılmasını, başta İblis olmak üzere tüm şeytanların ve onların güç odaklarının hezimete uğramasını intaç etmiştir…
Hazret-i Âdem (as) ile başlayıp, Hatem’ül-Enbiya olan Fahr-i Âlem Hazret-i Muhammed Mustafa (Sallallahu Aleyhi ve Alihi Vesellem) Efendimiz ile noktalanan peygamberler kervanı ve silsilesi (Allah (cc)’ın salat ve selamı hepsinin üzerlerine olsun), insanlık âlemini tağutî ve şeytanî zulümatlardan kurtaran İlâhî Güneş misyonu üstlenmiş, küçük sahifeler ile başlayıp, insanlık toplumundaki ihtiyaç ve tekâmül ile mütenâsib bir şekilde gelişerek İlâhî kitaplar halindeki vahiy nuru aracılığıyla, insanlığı fıtratlarında mündemic bulunan gerçek uygarlığa ulaştırmışlardır…[24]
Tüm peygamberlerin (as) ta’lim ve taallüm ettiği, insanlığa sunduğu tek ve yegâne din olan İslam[25] insanlığın tekâmülüne paralel olarak Son Nebî olan Hazret-i Muhammed Mustafa (sav) ve O’na (as) inzal olunan Son İlâhî Kitap olan Kur’an-ı Kerim ile (Şer’î ahkâm ve muamelât cihetiyle de) tamamlanıp kemale ermiş,[26] böylece; kıyamete kadar gelecek tüm insanlık için (her yönden ve her yer ve zamanda) mükemmel bir yeterliliğe hâiz tek ve mutlak din olarak karar kılmıştır…[27]
Kendisinin dışında kalan tüm din ve ideolojiler üzerine kesinkes galip ve üstün olduğunu takrir eden[28] ve bunu bil-fiil ondört asırdan beri de isbatlayan Yüce İslam Dini, mutlak hak ve hakikatın temsilcisi olarak her türlü batılları yok etmiş, kıyamete kadar da yok etmeğe devam edeceğini (dost-düşman herkese, bil-fiil de) göstermiştir…[29]
Hak cepheyi temsil eden, ya da ediyor görünenleri imtihan etme amacıyla, yer yer muhtelif ibtilalara maruz bırakan[30] Cenâb-ı Hakk (cc), kâinatta icra etmekte olduğu Esbab ve Sünnetullah kanununun benzerini insanlık âlemi içerisinde de icrâ etmekte, kesin zaferi “Eğer siz Allah’a (Din-i İslam’a) yardım ederseniz, O (cc) da size yardım eder ve ayağınızı sabit tutar!.. (Hiçbir hususta ayağınızı kaydırmaz!..)”[31] tarzındaki ayetleriyle, bir kısım iradî-ihtiyarî müsbet amel ve çabalarla kayıt ve şartlara ta’lik etmektedir. Bu İlâhî kayıt-şart ve sebeblere riâyet edildiği takdirde, görülecek olan İlâhî nûsret-fetih ve zaferlerin Sünnetullahın tağayyür-tebeddül-tahavvül etmesi imkânsız olan lazımesi olduğu, Kelâmullah olan Kur’an-ı Kerim’de açıkça beyan ve ilan edilmektedir[32]…
Bu İlâhî va’d ve müjdenin tarihî örneklerinden bir kısmı kıssalar hâlinde Kur’an-ı Kerim’de yer yer dile getirilmiş, batıl cephenin ve öncülerinin (kesin olan uhrevî hüsranlarına ilâveten) yeryüzündeki zillet ve hüsranları; hak cephenin ve îlâhî öncülerinin ise, mutlak zaferleri ve galibiyetleri (enstantaneler halinde) gören gözlere gösterilmiştir[33]… Ki; Hatem’ül-Enbiya[34] ve Rahmet’el-lil’Âlemin[35] olan Resul-ü Ekrem (Sallallahu Aleyhi ve Alihi Vesellem)’in bi’setiyle birlikte sergilenen İlâhî mücadele sonucu, Din-i Hakk‘ın ve Ehl-i İslam‘ın elde ettiği eşsiz zaferler (bütün boyutlarıyla) günümüze kadar sürmüş, gittikçe vüs’at ve güç peydâ ederek, tüm dünyaya (her yönden) mutlak hakim olmaya doğru tırmanmaya başlamıştır. Günümüz emperyalizminin ve şeytanî-tağutî güçlerin düçar oldukları müthiş panik, bunun çok bariz ve açık isbatı ve kat’i göstergesidir. (Elhamdü Lillahi Haza Min Fadli Rabbi…)…
İslam’ın harice yönelik bu mutlak galibiyeti ve hükümranlığı, tabiatıyla yeni yeni menfiliklerin doğuşunu da beraberinde getirmiş; dahilî ağırlıklı ve muhtelif cins ve boyutlu imtihan unsurlarının zuhûrunu doğurmuştur. Bu da; şu fanî dünya hayatının, her hâl-ü kârda, mutlak bir imtihan ve ibtilâ meydanı oluşunun İlâhî gereğidir.[36] Yer yer haricî ve afakî hezimeti de intaç eden, gaflet, cehalet, ihanet., gibi boyutları bulunan, nefis, heva, hırs, çıkar, riya, kibir, gurur, şehvet, şöhret, hased, fısk ve havf.. gibi behimî arzu ve duygulardan doğan ve katl-cinayet-ihanet-dalalet-vahşet-fitne-fesat-isyan-tuğyan-zulüm ve felaket… gibi şenaatleri doğuran içtimaî menfîlikler Resul-ü Ekrem’in (as) irtihalini müteâkib tedricen belirmiş, gittikçe müzminleşerek, Din-i İslam‘ı ve ehl-i hakkı ızrar hatta, tehdit edecek duruma gelmiştir…
İslam’ın özünü ve İlâhî özelliğini (tahrif ve tağyir yoluyla) tehdit etmeye başlayan bu İslam’dan sapma ve İslam’ı, İslam adına saptırma ameliyesi üzerine, harekete geçen Hizbullahî müslümanlar, Öz Muhammedî İslam’ı koruma ve kollamaya başlamış, bu ameliye; İslam Tarihi’nde yeni (dahile dönük, şeytanî ve nefsanî sapık ve saptırıcı tezahürleri yok edici) bir dönemin kapısını açmayı sağlamıştır. Ki, günümüze kadar devam eden hak ve batıl mücadelesinin en önemli ve ağırlıklı olanını, işte (maalesef) bu boyut oluşturmuştur…[37]
Bu girizgâhtan sonra, müstakil bir mukaddime ile, Aziz İslam’ın bu serencamını toparlayıp-belirginleştirmeye çalışacak, böylece, geçiş yapacağımız asıl konumuzun daha da net anlaşılmasını sağlamış olacağız, İnşallah…
[1] Tin(95): 4.
[2] İsra(17): 70.
[3] Bakara(2): 30; Neml(27): 62; Sâd(38): 26.
[4] Al-i İmran(3): 6; Hicr(15): 26, 28; Kehf(18): 37; Hacc(22): 5; Fatır(35): 11; Mü’min/Ğafır(40): 67; Rahman(55): 14; Mü’minûn(23): 12.
[5] Hacc(22): 5; Nahl(16): 4; Kehf(18): 37; Mü’minun(23): 13-14; Fatır(35): 11; Yasin(36): 77; Mü’min(40): 67; Necm(53): 45-46; İnsan/Dehr(76): 2; Abese(80): 17-19.
[6] Hicr(15): 29.
[7] Bakara(2): 31-33.
[8] Bakara(2): 32-33.
[9] Bakara(2): 34; A’raf(7): 11-12; lsra(17): 61-62; Hicr(15): 29-30.
[10] Bakara(2): 34; Hicr(15): 31-33; A’raf(7): 11-12; İsra(17): 61; Kehf(18): 50; Tâ-hâ(20): 116; Sâd(38): 74-76.
[11] A’raf(7): 13, 15, 18; Hicr(15): 34-35; Nisa(4): 118.
[12] Hicr(15): 36-38; İsra(17): 63-64.
[13] A’raf(7): 20-21; Tâ-hâ(20): 120.
[14] Tâ-hâ(20): 115,121.
[15] Bakara(2): 35; A’raf(7): 19; Tâ-hâ(20): 117-119.
[16] Bakara(2): 36; A’raf(7): 22, 27; Tâ-hâ(20): 121.
[17] Bakara(2): 36-38; A’raf(7): 24-25; Tâ-hâ(20): 123.
[18] Hicr(15): 40-42; yaklaşık, A’raf(7): 18; İsra(17): 18;.. Tâ-hâ(20): 123.
[19] A’raf(7): 16-17; Hicr(15): 39; Nisa(4): 119-120.
[20] Maide(5): 27-31.
[21] Bakara(2): 37; A’raf(7): 23.
[22] A1-i İmran(3):33
[23] Bakara(2): 208; Nisa(4): 60, Maide(5): 90-91; En’am(6): 142; A’raf(7): 26, 27, 200-202; Yusuf(12): 5; Kehf(18): 50; Tâ-hâ(20): 117; Fatır(35): 6; Yasin(36): 60-62; Zuhruf(43): 63.
[24] Bakara(2): 124-133, 151, 213, 252-253; Nisa(4): 60, 64. 80-82, 163; Maide(5): 32, 43-51, 66-70, 109-111; En’am(6): 48-51; A’raf(7): 6-7, 59-62, 65, 73, 80, 85, 103- vd..; Tevbe(9): 111; İbrahim(14): 4-15; Hicr(15): 9-10; Nahl(16): 44 İsra(17): 101-109; Enbiya(21): 105; Mu’minun(23): 23, 31-32, 44-46, 49-54; Neml(27): 15-17, 45-58; Şuara(26): 196; Fatır(35): 25; Saffat(37): 37, 72-100, 123-147; Sebe(34): 28, 34-35; Mü’min/Ğafir(40): 23-34, 78; Şûra(42): 7, 13-17, 51-52; Zuhruf(43): 6, 23, 43-46; Feth(48): 29; Hadid(57): 27; Saff(61): 6; Cum’a(62): 5; Müzzemmil(73): 15-19; İlaahir…
[25] Bakara(2): 128-132, 135-141; Al-i İmran(3): 52-53, 64-68, 80-81, 84; Maide(5):111; En’am(6): 161-163; A’raf(7): 125-126; Yûnus(10): 71-73, 84, 90; Hûd(11): 14; Nahl(16): 89, 102; Enbiya(21): 108; Hacc(22): 78; Neml(27): 38, 42, 81-83, 91-92; Kasas(28): 47-55; Zümer(39): 10-14; Fussilet(41):33;Cin(72): 14-15; İlaahir…
[26] “…Bugün kâfirler, sizin dininizden (Onu yok etmek, yahut mağlup etmekten) ümit kesmişlerdir. Artık, onlardan korkmayın, benden korkun! Bugün size, dininizi ikmal ettim (kemale erdirdim), üzerinize ni’metimi itmam ettim (tamamladım) ve sizin için din olarak İslam’ı beğendim…” (Maide: 3).
[27] “Muhakkak ki Allah’ın indinde (tek, yegane) hak din İslam’dır!..” (Al-i İmran: 19): “Kim ki, İslam’dan başka bir din ararsa, kesinkes kendisinden (böyle bir din) asla kabul edilmeyecek ve o, ahirette hasirinlerden olacaktır!” (Al-i İmran: 85)
[28] Tevbe(9): 33; Feth(48): 28; Saff(61): 9.
[29] Al-i İmran(3): 12; İsra(17): 81-82; Enbiya(21): 18; Sebe(34): 48.
[30] Bakara(2): 214; Al-i İmran(3): 140-142; Tevbe(9): 16; Ankebût (29): 1-3.
[31] Muhammed(47): 7; yaklaşık olarak; Bakara(2): 249-251; Al-i İmran(3). 125-127; Enfal(8): 45; Hacc(22): 40.
[32] Enfal(8): 38; İsra(17): 77; Ahzab(33): 62; Fatır(35): 43; Feth(48): 23.
[33] Bakara(2): 249-251; Al-i İmran(3): 137; En’am(6): 10-11,32,42-45; A’raf(7): 64, 72-78, 84, 90-99, 133-137, 165-166, 171; Yûnus(10): 13, 102-103; Yusuf(12): 109-110; İsra(17): 104; Hacc(22): 42-48; Neml(27): 50-53, 56-58, 68-72; Ankebût(29): 14; Rum(30): 9-10, 41-42; Sebe(34): 15-17; Fatır(35): 44; Mü’min/Ğafir(40): 21-22, 82-85; Muhammed(47): 8-11; Fecr(89): 6-14;
[34] Ahzab(33): 40.
[35] Enbiya(21):107.
[36] Bakara(2): 214, 246-253; Al-i İmran(3): 165-177; Maide(5): 48; En’am(6): 165; A’raf(7): 175-177; Enbiya(21): 35; Ankebût(29): 1-3; Hûd(ll): 7; Kehf(18): 7-8; Muhammed (47): 4, 31; Mülk(67): 2; Fecr(89): 15-22.
[37] “Hakkı, batıl ile iltibas etmeyin (karıştırmayın)! Ve bildiğiniz halde (bile bile) hakkı gizlemeyin!..”(Bakara(2):42); “İndirdiğimiz apaçık hükümleri ve hidayeti insanlara, biz kitapta beyan ettikten sonra, (bu hak ve hakikatları) gizleyenlere Allah la’net eder ve bütün la’net edici olanlar (melekler ve tüm insanlar) da la’net eder!” (Bakara(2): 159). (Yaklaşık olarak; Al-i İmran(3): 71, 187; Bakara (2): 146);
“İşte onlar, hidayete karşılık dalaleti satın alanlardır, ancak onların bu ticareti, kâr etmemiş (kazanmamış) ve kendileri de hidayete girememişlerdir.” (Bakara(2): 16); “Onlar, ahirete karşılık dünya hayatını satın alan kimselerdir…” (Bakara(2): 86); “İmana karşılık küfrü satın alanlar, Allah’a hiçbir şey ile zarar veremezler…” (Al-i İmran(3): 177); “Onlar, Allah’ın ayetlerini bir semen-i kalil ile (dünya makamı ve çıkarı uğruna) sattılar da, insanları Allah yolundan çevirdiler, gerçekten onların yaptıkları, ne kötüdür!” (Tevbe: 9); yaklaşık; Bakara(2): 79, 174; Al-i lmran(3): 77, 187; Nisa(4): 44; “Sakın benim ayetlerimi ‘semen-i kalil’ ile satmayın, ancak benden sakının!” (Bakara(2): 41) ve; yaklaşık, Maide(5): 44; Nahl(16): 95;
“Onlardan bir grup, okuduklarını ‘kitaptan sanasın diye’, dillerini eğip-bükerler. Halbuki, okudukları ‘kitaptan değildir’. Söyledikleri Allah katından olmadığı halde, ‘Bu Allah katındandır’, derler. Onlar bile bile Allah’a iftira ediyorlar!” (Al-i İmran: 78); yaklaşık olarak, (Nisa: 135);
“Dinlerini parça parça edip gruplara ayrılanlar var ya, senin onlarla hiçbir ilişkin yoktur. Onların işi ancak Allah’a kalmıştır, sonra Allah onlara yaptıklarını haber verecektir.” (En’am: 159); “Hepiniz O’na (Allah’a) yönelerek O’na karşı gelmekten sakının, namazı ikame edin; müşriklerden olmayın! Ki, onlardan dinlerini parçalayanlar ve bölük bölük olanlar vardır. (Bunlardan) her grup, kendi yanındakiyle ferahlanır!” (Rum: 31-32); “Allah’a ve ResuIü’ne itaat edin, münazaa etmeyin! Sonra korkuya kapılırsınız da gücünüz (devletiniz) gider. Ve sabredin, çünkü; Allah sabredenlerle beraberdir. Çalım satmak, insanlara gösteriş yapmak ve (insanları) Allah yolundan alıkoymak için yurtlarından çıkanlar (kâfir-zalim ve münafıklar) gibi olmayın! Allah, onların yaptıklarını çepeçevre kuşatmıştır.” (Enfal: 46-47); yaklaşık olarak, Al-i İmran(3): 103, 105-106; Meryem(19): 37-38; Mü’minun(23): 52-56; Zuhruf(43): 65;
“Bir zamanlar Musa, kavmine şöyle demişti: ‘Ey kavmim! Allah’ın size (lütfettiği) ni’metini hatırlayın; zira O, içinizden peygamberler çıkardı ve sizi hükümdarlar kıldı. Alemlerde hiçbir kimseye vermediğini size verdi. Ey kavmim! Allah’ın size yazdığı arz-ı mukaddese girin ve arkanıza dönmeyin, yoksa hüsrana uğramış olanlara münkalib olmuş olursunuz!’ (Onlar): ‘Ya Musa! Orada cebbarin bir kavim var;, onlar oradan çıkmadıkça biz oraya asla girmeyeceğiz. Eğer oradan çıkarlarsa, biz de hemen gireriz. Ya Musa! Onlar orada bulundukları müddetçe, biz oraya asla girmeyiz. Şu halde sen ve Rabbin, gidin savaşın! Biz burada oturacağız’, dediler!” (Maide: 20-22, 24); “Musa: ‘Rabbim! Ben kendimden ve kardeşimden başkasına hakim olamıyorum, bizimle bu kavm-i fasıkın arasını ayır!’ dedi. (Allah): Öyleyse orası onlara kırk yıl yasaklanmıştır, (bu müddet içinde) yeryüzünde şaşkın şaşkın dolaşacaklar. Sen de yoldan çıkmış toplum için (yeislenip) üzülme! dedi.” (Maide: 25-26);
“İsrailoğullarını denizden geçirdik (Fir’avn’dan kurtardık), orada kendilerine mahsus bir takım putlara tapan bir kavme rastladılar. Bunun üzerine, ‘Ey Musa! Onlara ait ilahlar (putlar) gibi bizim için de bir put (ilah) yap!’ dediler. Musa, ‘gerçekten siz cahil bir kavimsiniz!’ dedi. Şüphesiz bunların içinde bulundukları (batıl dinleri) yıkılmıştır ve yapmakta oldukları da batıldır. (Ve yine Musa) Allah sizi (İslam ile) âlemlere üstün kılmışken, ben, size Allah’tan başka bir ilah mı (put mu) arayayım? (Hayret!., yuh size!) dedi…” (A’raf: 138-140) “İman ve amel-i salih üzere bulunmak, her türlü menhiyattan ve fesattan uzak bulunmak üzere” misak alınan bu fasık kavim [bkz, Bakara(2): 83-86], “Kitabı tahrif, te’vil, tağyir, teb’iz (bölmek; bir kısmını alıp, bir kısmını terk veya inkar etmek… gibi yollara başvurmak) [bkz, Bakara(2): 75, 85, 101, 176, 213; En’am(6): 91; Al-i İmran(3): 99] suretiyle, insanları kâfirleştirmek ister. [Al-i İmran(3): 65-73, 98-100; Nisa(4): 150-151; Maide(5): 41-51;
Bir çok bela ve musibetlere duçar olduktan sonra selamete kavuşan, güya ders ve ibretler alıp da iman etmiş görünen bu fasık ve müfsid kavim, “Biz Allah’ı aşikâre görmedikçe asla inanmayacağız!” [Bakara(2): 55] deme küstahlığını göstermiş, böylece; insanlık tarihinin emsalsiz döneklik ve nankörlük örneği haline gelmiştir…
“Bunu bize nefislerimiz hoş gösterdi!” diyerek, altın ve ziynet eşyalarından yaptıkları buzağı heykelini, “Kendileri için ilah ittihaz edinmiş.” [Bakara(2):54, 92-93; Nisa(4): 153; A’raf(7): 148-152; Tâ-hâ(20): 85-88, 91, 95-97], bunun üzerine Hazret-i Musa (as):
“…Ey Rabbim! Dileseydin onları da, beni de daha önce helak ederdin. İçimizden bir takım sefihlerin işlediği (günah) yüzünden hepimizi helak mı edeceksin? Bu iş senin imtihanından başka bir şey değildir. Onunla dilediğini saptırırsın, dilediğini hidayete iletirsin. Sen bizim velimizsin. Bizi bağışla ve bize merhamet et! Ve sen, mağfiret edenlerin en hayırlısısın!” [A’raf(7): 155] diyerek, varid olacak her türlü bela ve afetten Allah-u Teala’ya (cc) sığınmıştır…
“Onlardan sonra, öyle bir nesil geldi ki, bunlar namazı bıraktılar şehevata uydular. Bu yüzden ileride, azgınlıklarının karşılığını göreceklerdir.” [Meryem(19): 59]; “Hani havariler: ‘Ey Meryem oğlu İsa! Rabbin bize gökten, donatılmış bir sofra indirmeye güç yetirebilir mi?’ demişlerdi. O da: ‘Eğer mü’min iseniz, Allah’tan sakının!’ demişti. Onlar: ‘İstiyoruz ki ondan yiyelim, kalplerimiz mutmain olsun ve bize doğru söylediğini bilelim ve onun üzerine şahit olanlardan olalım!’ demişlerdi.” [Maide(5): 112-113]. Bu istihfafî üslup ile yapılan talep üzere, Cenab-ı Hakk’a yönelen Hazret-i İsa (as), ta’zir yüklü kabul ile mukabele görmüş, bunun üzerine; “Eğer kendilerine azab edersen, şüphesiz onlar senin kullarındır. Eğer onları bağışlarsan, şüphesiz sen izzet ve hikmet sahibisin!” [Maide(5): 118] tazarru ve niyazında bulunmuştur… Evet;
“İnsan, aceleci (bir tabiatta) yaratılmıştır. Size ayetlerimi göstereceğim. Benden acele istemeyin. Eğer doğru iseniz, ne zaman bu vaat (gerçekleşecek)? diyorlar!” [Enbiya(21): 37-38]; “… İnsan, çok cedelcidir (tartışmacıdır).” [Kehf(18): 54; Zuhruf(43): 58]; “Allah sizin tevbenizi kabul etmek ister; şehvetlerine uyanlar ise, büsbütün yoldan çıkmanızı isterler. Allah sizden (yükünüzü) hafifletmek ister. Çünkü insan zayıf yaratılmıştır.” [Nisa(4): 27-28];
“Biz emaneti, göklere, yere ve dağlara teklif ettik de onlar bunu yüklenmekten çekindiler ve ondan korktular ve onu insan yüklendi; muhakkak ki o, çok zalim, çok cahildir.” [Ahzab(33): 72]; “… Sakın nefsinizi tezkiye etmeyin (temize çıkarmayın)…” [Necm(53): 32]; “Ve nefsimi tebrie etmiyorum. Çünkü şüphesiz (her) nefis, kötülüğü emreder. Rabbimin koruduğu müstesna! Zira Rabbim, Ğafur’dur, Rahim’dir.” [Yusuf(12): 53]; Ve; “Yusuf (as)’ın, kardeşleri tarafından hasetlikten dolayı ihanete uğraması” olayı. Ki, çok ibret-amizdir: [Yusuf (12): 4-21, 56-100];
“Andolsun ki, senden önceki ümmetlere de elçiler gönderdik… (Ki) boyun eğsinler diye! Onları yakalayıp darlık ve çeşitli hastalıklarla cezalandırdık. Hiç olmazsa, onlara böyle azabımız geldiği zaman boyun eğselerdi! Fakat kalpleri iyice katılaştı ve şeytan da onlara amellerini süslü gösterdi!” [En’am(6): 42-43; benzer-yaklaşık yön ve boyutlar da “Sapıkların amellerini şeytanın süslemesi…” için, bkz.: En’am(6): 137; Enfal(8): 48; Hicr(15): 39; Nahl(16): 63; Neml(27): 24;] bazen de, Allah-u Teala (cc) tarafından, ervah-ı habiseye sahip olanların kötü amelleri ve sapıklıkları süslü gösterilmiştir.” [Örnek olarak En’am(6): 108; Neml(27): 4;Fussilet(41):25;]
“Kadınlardan, oğullardan, yığın yığın biriktirilmiş altın ve gümüşten, salma atlardan, sağmal hayvanlardan ve ekinlerden gelen zevklere düşkünlük ve bağlılık insanlar için bezenip süslendi. Bunlar, dünya hayatının (geçici) metaldir. Nihayet varılacak güzel yer, Allah’ın huzurudur.” [Al-i İmran(3): 14]; “İnkar edip kâfir olanlara, dünya hayatı süslendi. Bu yüzden onlar, iman edenlerden bazısıyla alay ederler…” [Bakara(2): 212; değişik boyutlardaki benzer ayetler için bkz.: En’am(6): 122; Nisa(4): 27; Yûnus(lO): 12; Ra’d(13): 33; Fatır(35): 8; Mü’mm/Ğafır(40): 37; Muhammed(47): 14; Feth(48): 12; Tevbe(9): 23-24, 37; Kehf(18): 45-46; Hadid(57): 20;
“Dünya hayatı bir oyun ve eğlenceden başka bir şey değildir. Sakınanlar için elbette ahiret yurdu daha hayırlıdır. (Dünya hayatının faniliğine) hala akıl erdiremiyor musunuz?!” [En’am(6): 32; yaklaşık, Ankebût(29): 64; Muhammed(47): 36]; “Ey iman edenler! Eşlerinizden ve çocuklarınızdan size düşman olanlar da vardır. Onlardan sakının! Ama affeder, kusurlarını başlarına kakmaz, hoşgörür ve bağışlarsanız, bilin ki, Allah çok bağışlayan, çok esirgeyendir. Doğrusu mallarınız ve çocuklarınız sizin için bir imtihandır. Büyük imtihan ise, Allah’ın yanındadır.” [Teğabun(64): 14-15]
“Dinlerini bir oyuncak ve bir eğlence edinen, böylece kendilerini dünya hayatı aldatmış kimseleri bırak! Sen, yalnız ‘Kur’an ile’ nasihat et ki, hiçbir kimse (kendi) kazandığı yüzünden helake sürüklenmesin! Onun, Allah’tan başka ne bir velisi ne de şefaatçisi vardır. O, bütün varını fidye olarak verse, yine de ondan alınmaz. Onlar kazandıkları yüzünden helake sürüklenmiş kimselerdir. İnkar etmekte oldukları gerçeklerden dolayı, onlar için kaynar sudan ibaret bir içecek ve acıklı bir azap vardır. De ki : ‘Allah’ı bırakıp da, bize fayda ya da zarar veremeyecek olan putlara mı tapalım? Allah bizi hidayete ilettikten sonra, şeytanların saptırıp şaşkın olarak ‘çöle’ düşürmek istedikleri;., arkadaşlarının ise ‘bize gel!’ diye hidayete çağırdıkları şaşkın kimse gibi ökçelerimizin üzerinde gerisin geri (küfür ve şirke-dalalete) mi döndürüleceğiz?! Allah’ın (gösterdiği hidayet) yolu, (gerçek) hidayetin ta kendisidir! Ve bize, âlemlerin Rabbine teslim olmamız emrolundu!” [En’am(6): 70-71; yaklaşık., A’raf(7): 51; Tevbe(9): 65-69; Enbiya (21): 41-46; Duhân(44): 9; Tûr(52): 11-12];
“Hevasını kendisine ‘ilah’ edinen kimseyi gördün mü? Şimdi ona sen mi vekil olacaksın?…” [Furkan(25): 43]; “Hevasını ilah edinen ve Allah’ın bir bilgiye göre saptırdığı, kulağını ve kalbini mühürlediği, gözünün üstüne de perde çektiği kimseyi gördün mü? Şimdi onu, Allah’tan başka kim hidayete eriştirebilir? Hâlâ ibret almayacak mısınız? (Hayat) ancak bu dünya hayatıdır. (Burada) ölürüz ve yaşarız, bizi ancak ‘zaman’ helak eder! Dediler. Bu hususta onların hiçbir bilgisi de yoktur. Onlar sadece (cahilane) zannediyorlar!” [Casiye(45): 23-24];
“Aralarında Allah’ın indirdiği (İslamî-Şer’i hükümler) ile hükmet ve onların ‘hevalarına’ tabi olma! Allah’ın sana indirdiği hükümlerin ‘bir kısmından’ seni saptırmamalarına dikkat et! Eğer (İslamî hükümlerden) yüz çevirirlerse, bil ki (bununla) Allah, ancak, günahlarının bir kısmını onların başına (dünyada da) bela etmek ister. İnsanların çoğu da zaten fasıklardır! Yoksa onlar (İslam dışı-tağutî) cahiliyet hükümlerini mi arıyorlar? Yakîn sahibi (iyi anlayan-akıllı ve anlayışlı) bir toplum için hükmü Allah’tan daha güzel kim vardır?” [Maide(5): 49-50];
“Onlara, kendisine ayetlerimizden verdiğimiz ve fakat onlardan sıyrılıp çıkan, o yüzden de şeytanın (izine) tabi olup, sonunda da azgınlardan olan kimsenin haberini oku! Dileseydik, elbette onu ayetlerle yükseltirdik. Fakat o, yere saplandı, heva ve hevesinin peşine düştü. Onun durumu, tıpkı (şu) köpeğin durumuna benzer: Eğer üstüne varsan da dilini çıkarıp solur, bıraksan da dilini sarkıtıp solur. İşte, ayetlerimizi (hükümlerimizi) yalanlayan kavmin durumu budur! Bu kıssayı (insanlara) anlat, umulur ki düşünür, ibret alırlar. Ayetlerimizi yalanlayan ve kendilerine zulmetmekte olan kavmin durumu ne kötüdür! Allah kimi hidayete erdirirse, doğru yolu bulan odur. Kimi de saptırırsa işte onlar hüsrana uğrayanlardır.” [A’raf(7): 175-178]; [Heva ve hevesata uyanların zemmi ve hüsranı için…” bkz.; Bakara(2): 120,145; Nisa(4): 135; Maide(5): 77; En’am(6): 56, 150; Ra’d(13): 37; Kehf(18): 28; Tâ-hâ(20): 16; Kasas(28): 50; Fatır(30): 29; Şûra(42): 15; Casiye(45): 18; Muhammed (47): 14, 16; Kamer(54): 3];
“Şayet insanların, (kâfirlere imrenerek-toptan) ‘bir tek ümmet’ olma durumu bulunmasaydı, Rahman’ı inkar edenlerin evlerinin (tavanlarını) ve çıkacakları merdivenleri gümüşten yapardık, evlerinin kapılarını ve yaslanacakları koltukları da!… Ve; onları altın ziynetlere boğardık. Bütün bunlar, sadece dünya hayatının geçici metaından ibarettir. Ahiret ni’meti ise, Rabbinin katında olup sadece muttakiler içindir!” [Zuhruf(43): 33-35]
“Şu kâfirler ateşe arz olundukları gün: ‘Dünyadaki hayatınızda bütün güzel şeyleri harcadınız, onların zevkini sürdünüz! Bugün ise, yeryüzünde haksız yere büyüklük taslamanızdan ve yoldan çıkmanızdan dolayı alçaltıcı bir azap göreceksiniz!’ denir.” [Ahkâf(46): 20]; “…İnsanların mallarını haksız yollardan alan ve onları Allah yolundan alıkoyan, altın ve gümüş stokçuluğu yapıp da onları Allah yolunda harcamayanların, cehennemde alınları, yanları ve sırtlarının bunlarla dağlanacağı…” ile alakalı, bkz.; Tevbe: 34-35; “Asr’a andolsun ki; insan gerçekten hüsran içindedir. Bundan ancak, iman edip de salih ameller işleyenler ve birbirlerine ‘hakkı’ ve ‘sabrı’ tavsiye edenler müstesnadır!” (Asr: 1-3);
“Gerçekten kâfir olanları inzar etsen de etmesen de müsavidir. Çünkü onlar iman etmezler. Zira Allah, onların kalplerini ve kulaklarını mühürlemiştir. Onların gözlerine de bir çeşit perde gerilmiştir ve onlar için (dünya ve ahirette) azim bir azab vardır.” [Bakara(2): 6-7]; “Ehl-i Kitap’tan bir grup, ‘mü’minlere indirilmiş olana sabahleyin (görünüşte) inanıp akşamleyin inkar edin. Olur ki onlar (böylece şüpheye kapılıp dinlerinden) dönerler’, dedi.” [Al-i İmran(3): 72];
“İnsanlardan bir kısmı da iman etmedikleri halde ‘Allah’a ve ahiret gününe inandık’ derler. Böylece onlar, güya Allah’ı ve mü’minleri aldatırlar. Halbuki onlar, ancak kendilerini aldatırlar da bunun farkına bile varmazlar. Onların kalplerinde ‘maraz’ (nifak ve haset hastalığı) vardır. Allah da onların bu hastalıklarını arttırdı. Söylemekte oldukları yalanları sebebiyle onlar için elim bir azap vardır. Onlara, ‘yeryüzünde fesat çıkarmayın’ denildiği zaman ‘biz ancak ıslah edicileriz!’ derler. Kesin olarak biliniz ki onlar, müfsidlerdir (bozguncu fesatçılardır). Lakin anlamazlar!” [Bakara(2): 8-12; yaklaşık, Münafıkun(63): 1-3]
“Onları gördüğün zaman, kalıpları hoşuna gider. Konuşurlarsa dinlersin. Onlar, sanki ‘elbise giydirilmiş kütüklerdir!’ Her gürültüyü kendi aleyhlerine sanırlar. Onlar düşmandır, onlardan sakın! Allah onları kahretsin! Nasıl olup da (böyle) döndürülüyorlar?” [Münafıkun(63):4]; “Onların kalplerinde sizin korkunuz, Allah’ın korkusundan daha fazladır. (Bu, kesin böyledir) çünkü onlar fıkhetmeyen (inceliği anlamayan) bir topluluktur.” [Haşr(59): 13];
“Mü’minlerle karşılaştıkları vakit, ‘(biz de) iman ettik!’ derler. Fakat, şeytanlarıyla (kendilerini saptıran dostlarıyla) başbaşa kaldıklarında ise, ‘biz, sizinle beraberiz! Biz ancak onlarla (mü’minlerle) alay ediyoruz!’ derler.” [Bakara(2): 14; yaklaşık, 76]; “Gerçekte Allah onlarla istihza (alay) eder, azgınlıklarında onlara mühlet verir, bu yüzden onlar başıboş (ve serseri bir halde) dolaşıp dururlar. İşte onlar hidayete karşılık dalaleti satın alanlardır. Ancak onların bu ticareti kazanmamış ve kendileri de hidayete erememişlerdir!” [Bakara(2): 15-16];
“Ne var ki, bunlardan sonra yine kalpleriniz katılaştı. İşte onlar (kalpleriniz), şimdi katılıkta taş gibi, yahut daha da ileri! Çünkü taşlardan öylesi var ki, içinden ırmaklar fışkırır. Öylesi de var ki, çatlar da ondan su kaynar. Taşlardan bir kısmı da Allah korkusuyla yukardan aşağı düşer. Allah, yapmakta olduklarınızdan asla gafil değildir.” [Bakara(2): 74]; “Şimdi (ey mü’minler) onların size inanacaklarını mı sanıyosunuz? Gerçek şu ki; onlardan bir zümre vardı da, Allah’ın kelamını işitirler, sonra onu iyice anlamalarını müteakip, bile bile (onu) tahrif ederlerdi.” [Bakara(2): 75]; İlaahir… Bu yüce İlâhî hakikatlerin beyanından sonra da:
“Şüphesiz ki, benim velim o kitabı indiren o Allah’tır. Ve O, bütün salihlerin de velisidir. Allah’ın dışında çağırdıklarınızın ne size yardıma güçleri yeter ne de kendilerine yardım edebilirler. Onları doğru yola çağırmış olsanız işitmezler. Ve onların baktıklarını görürsün, oysa onlar görmezler. Sen affı (bağışlama ve kolaylık yolunu) tut, iyiliği emret ve cahillerden yüz çevir. Eğer, şeytandan bir fit gelip seni dürterse hemen Allah’a sığın! Çünkü O, işitendir, bilendir. Takvaya erenler var ya; onlara şeytan tarafından bir vesvese dokunduğunda (Allah’ı, emir ve yasaklarını) tezekkür eder, hemen gerçeği görürler. (Şeytanların) kardeşlerine gelince; şeytanlar onları, azgınlığa sürüklerler. Sonra da yakalarını asla bırakmazlar…” (A’raf: 196-202);
“Sen, kötülüğü en güzel bir tutumla sav. Çünkü biz, onların yakıştırmakta oldukları şeyi çok iyi bilmekteyiz. Ve; ‘Rabbim! Şeytanların kışkırtmalarından sana sığınırım! Ve, onların yanımda bulunmalarından da sana sığınırım!’ de.” [Mü’minun(23): 96-98];
“De ki: ‘Sığınırım Felak’ın Rabbine; yarattığı şeylerin şerrinden! Karanlığı çöktüğü zaman gecenin (ğasikinin) şerrinden. ‘Ukede’ (düğümlere) üfleyen (sahir ve sahire)lerin şerrinden! Ve, haset ettiğinde hasidin şerrinden!” [Felak(113): 1-5];
“De ki: ‘Sığınırım insanların Rabbine, insanların Melik’ine, insanların İlah’ına! O vesvas olan hannasın şerrinden. Öyle bir hannas (şeytan) ki; insanların göğüslerine vesvese verir! (O şeytan) ister cinlerden olsun, isterse insanlardan olsun!” [Nas(l 14): 1-6];
“İman edenler Allah yolunda savaşırlar, kâfirler ise tağut yolunda savaşırlar! O halde (Ey mü’minler!), şeytanın dostlarına karşı savaşın! Şüphe yok ki şeytanın düzeni ve tuzağı zayıftır!…” [Nisa(4): 76]. Diyen ve “Fitne (şirk ve küfür, tüm dünyada) tamamen yok oluncaya ve din de Allah için tatbik edilinceye kadar onlarla savaşın!…” [Bakara(2): 193; Enfal(8): 39] İlâhî hedefini gösteren Yüce Rabbimizden (cc);
“İnsî ve cinnî şeytanlardan, ba-husus Büyük Şeytan’dan ve tüm uşaklarından ve onların her türlü şerlerinden-fitnelerinden…” bizleri, İslam’ı, İnkılab’ı ve ümmeti korumasını; “Şeytanın baştan başa istila edip kapladığı ‘Hizbuşşeytan’a karşı…” [Mücadele(58): 19] “Va’d etmiş bulunduğu mutlak felahı ve galibiyeti ‘Hizbullah’a…” [Maide(5): 56] lutfetmesini, “Yakinî bir iman ve ilâhî rıza ve himaye bahşetmesini …” [Mücadele(58): 22]; niyaz ederiz, İnşaallah…
(‘İmam Humeynî (ra)’nin Şahsiyetinde, Aşûra Kültürünün Tecelli Boyutları’ yazısının Giriş bölümünün son kısmına ait bulunan bu dipnottaki ayet-i kerimeler, Öz Muhammedî İslam’ın takriri olan Kitabullah’ın konuyla alakalı esasının-altyapısının telemmuatından cüz’î birer örneklerdir. Ki, teşrih ve tasrihi durumunda, muhteşem ışıklar-nurlar ve İlâhî kesitler rû-nûmâ olacağı izahtan vârestedir…)