I – Hayat, İman’dır
I-HAYAT, İMAN’DIR
Hayatın ve onu oluşturan temel unsurların ifadesi olan insanî şahsiyetin bilinmesi ve belirginleşmesi için, imanı oluşturan ve imanın vücûd verip oluşturduğu, muktazi ve mukteza diyebileceğimiz yapı ve vasıfların (maddeler halinde) belirtilmesi ve hayat ile olan ilişiğine de -kısacık- atıflarda ve işaretlerde bulunulması gerekmektedir:
1-)Yakin – Tasdik -Teslimiyet…
Güçlü inanç, bunlarla sağlanmış olur. Hayatta ise; inanılan ve gönül verilen şeylerde başarı elde edilir. Zira; canlılığı ve harekete geçişi sağlar…
2-) Tevhid- Vahdet – İttihad…
Gerçek iman; her yönden birlemeyi-birliği ve sadece birine teslim olmayı gerektirir. Ki; O’nun da Vacib’ül Vücûd ve Vahid-i Ehad olan Allah-u Teala (cc) olduğu-olacağı, izahtan varestedir. Hayatın ahenkli-düzenli-güvenli.. olması açısından da zarurî olan bu unsurlar, bizzat hayatın kendi bünyesi içinde de gereklilik arzetmektedir. Bir vücûd içerisinde; aklî-kalbî-ruhî-kavlî ve fiilî ihtilaf-iftirak ve iştirakların varlığı, o vücûdun hayatının yok oluşunun tezahürüdür. Keza; hayatı oluşturan maddî uzuvlar ve hücreler arasındaki tevhidî hareketin ve vahdetin yok olması, o hayatın idamının bil-fiil infazıdır…
3-)İhlas – Samimiyet – Sadakat – Sıdk – Sıhhat – Salah…
Şirk-küfür-nifak-fısk-inhiraf. gibi öldürücü virüslerden arınmak, gerçek imanın aslını ve temelini oluşturmaktadır. Hayata zıt ve onu yok edecek zehir ve virüslerden arınmış olmanın, hayat için şart olduğu açıktır. Akıl-kalp-ruh-beyin-kan-hücre gibi.. hayatı oluşturan, maddî ve manevî tüm unsurlar -ecza ve cihazlar için, bunun geçerli olacağı her akl-ı selimin kabul edeceği kesin kaziyedir…
4-) Emanet – Adalet – İtikad – İtimad – Vefakârlık…
İman, İlâhî bir emanet olup, onun korunup gereklerini yerine getirmede emin olunması gerekir. Mü’min ise; emin olan ve emin olunan bir varlığı tedaî ettirir. İlâhî teklifleri ikame etmek, Hakkı yerli-yerine oturtmak da İlâhî adaletin muktaziyâtındandır. İman, Allah-u Teala (cc)’ya intisabdır. Ki bu, sarsılmaz bir bağdır, yani akid-akide ve itikaddır. Bu rabıta ile kişi, itimada (güvene) şayan olur ve mutemed güvenilir olarak kabul edilir. Bu İlâhî emanet ve tekliflere ihanette bulunmamak, İlâhî misaka vefa göstermek, ahdini-va’dini yerine getirip ifa etmek kezâ, imanın hem muktazisi hem de muktezasıdır. Bunların, hayat-ı insaniye için de aynı ölçü ve derecede sözkonusu olduğu-olacağı açıktır… Kendinin kimseden emin olmadığı ve başkasının da kendisinden emin bulunmadığı bir kişide, hayat diye bir şey söz konusu olabilir mi?
Kezâ; adaletin bulunmadığı bir toplum hayatında, vahşet ve cinayetten başka ne görülebilir?.. Hayat, kendine vücûd veren merkez ile (Allah-u Teala (cc) ile) bağını (akidesini-itikadını) koparırsa, adem (yokluk) ve cehennem çukuruna düşmez mi?… Kendisinin kendisine ve başkasına, başkasının da kendisine itimad etmediği (güvenmediği) ve tüm güven duygusunu ve güvenilirliğini kaybetmiş bir kimsede hayat diye bir şey söz konusu olabilir mi?… Aynı durumu vefakârlık için tatbik edersek, yani kendi hayatına ve başkalarına ihanet içerisinde bulunan kimsenin ölü! olarak ifade edileceği açık değil midir?…
5-) Birr-ü Takva – Zühd ve Vera…
İmanın kemali ve kudsiyeti iyilik ile sağlanır ve takva ile de koruma altına alınmış olur. Allah-u Teala (cc)’ya ve ebede teveccüh ise, zühd ve verayı doğurur; diğer bir ta’birie, zühd ve vera, kişinin fenadan bekâya yönelmesini sağlar. Ki, bunların da hayatın en önemli unsurlarından olduğu malumdur. Zira; maddî ve manevî iyilikler, hayatın salahını ve selametini temin eder. Her türlü maddî ve manevî hastalıktan ve virüslerden sakınıp-korunmak ve teyakkuzda bulunmak (takva) ile hayat karantina altına alınmış olur. Zühd ve Vera ile de, hayat; ibka olarak ebedîleşir! Ki, ebedî olmayan-yok olmaya mahkûm olan bir hayatın hayat olmayacağı da izahtan varestedir…
6-) Ahlâk-ı Hamide – Hüsn-ü Hulk -Edeb ve Haya…
Mahlukun, Halık’a (cc) ve sair mahlukata karşı ve onlarla olan tüm ilgi ve ilişkilerinde İlâhî fıtrat üzerinde bulunması ve bu İlâhî sabiteye göre muamele yapması-ulvî ve nuranî tavır takınması anlamlarını ifade eden bu vasıflar, hayatın hem varlığı, hem de istikametle devamlılığı açısından hayatî derecede elzem ve zarurîdir. Ki; pratik hayatın her alanı, bunun canlı ve bariz şahididir…
7-) İlim – İrfan – Fikir – Zikir – Duâ -Teavün…
İman için mutlak unsurlar olan bu vasıflar ve tecelliler, insan hayatının maddî ve manevî temel dinamiklerini ifade ve ihtiva etmektedir. İlimsiz ve bilimsiz -gerektiği kadar- bir hayat, tahayyül bile edilemez. Uzuvların korunması ve ihtiyaçların tespit ve temini gibi hayatın çok basit parçası olan günlük realiteler bile, ilim ve bilgi ile olur. Yaratıcıyı, kendini ve sair varlıkları tanıma, gerekenlerle de tanışma, irfanın; bu ve sair konuların düşünülmesi, yanlışın ve doğrunun tespiti de fikir ve tefekkürün; bunların sürekli anılması ve gündemde tutulması da zikrin; yönelmenin, duânın ve her türlü yardımlaşmanın da teavünün gereği ve tezahürü olduğu izahtan varestedir. Ki; bunların, hayat için temel unsurlar olduğu, kezâ ma’lumdur…
8-) Hürmet – Muhabbet – Şefkat – Merhamet- Şükür ve Sabır…
Gerçek ve kâmil bir imanın gereği-tezahürü ve temeli olan bu vasıfların da, hayat için, aynı derecede bir öneme haiz bulunduğu açıktır. Ki, adeta; hayat bunlarla canlanır ve vücûd bulur. Zira; hürmetin yıkıldığı bir hayatta isyan-anarşi hakim olur. Şefkat ve muhabbetin bulunmadığı bir hayat, çıkar savaşının arenasına dönüşür. Böylece, zayıfların güçlüler tarafından yutulduğu bir vahşet manzarası görülür ve toplum canavarlaşmış bir yapı arzeder. Şükür ve sabrın bulunmadığı bir hayat, hırs-hased-tekasül ve atalet bataklığında yok olup gider…
9-) Ümid – Tevekkül – İzzet – Ciddiyet – İstikrar ve İstikamet…
İmanın varlığı ve korunması için şart olan, bu İlâhî-ulvî vasıflar ve özellikler, aynı oranda hayat için de, ta’yin edici ve yön verici bir mahiyet arzetmektedir. Küfrün şe’ni olan ye’s, gurur-enaniyet, tekebbür;.. zillet ve esaretin-dalaletin illeti olan laubalilik-laşkalık-kaypaklık-döneklik-inhiraf ve eğrilik.. gibi mezmûm sıfatlar, imanı ve hayatı felce uğratan ve yok oluşunu hazırlayan faktörlerdir…
10-) Amel-i Sâlih – İbadet – İtaat – Tevazu – Mahviyet ve Azimet…
Ferdî, içtimaî ve siyasî.. hayatın tüm alanlarında müessir olan ve olması lazım gelen imanın; fiilî-mücessem ve müşahhas unsurları-tezahürleri ve tecellileri vardır. Ki; namaz-oruç-humus-zekat-hacc-cihad-had-kısas.. ve sair tüm ahkâmın icrâsı; amel-i sâlih, ibadet, itaat kavramlarının mazmûnunda bulunmaktadır. Bunların, teslimiyetle ifası tevazu-mahviyet-hûşu-hûzu ve haşyet..; tavizsizlik ve sebat ile uygulanmasına gayret ve konuyu ta’kip etmek, peşini bırakmamak da, azimet olarak ifade edilmektedir. Zaten hayatın da illeti; ibadet, amel-i sâlih ve Allah’a itaattir. Diğerleri de bunların gerçek anlamda ve sürekli olarak yerine getirilmesi için gerekli olan lazımelerdendir.
Bu husus, ayrıca; hayatı oluşturan organların-cihazların-eczaların, yerli yerine yani, yaratılışına uygun olarak kullanılmasını da ifade etmektedir. Ki; bunun aksini yapmak, hayatın ölümü ve sönmesi demektir. Mesela; gözü görme işinde, kulağı işitme işinde, dili konuşma işinde, ayağı yürüme işinde, aklı fikretme-fikhetme işinde., kullanmamak ve tam aksi işlerde kullanmaya çalışmak gibi… Böyle bir durumda olan veya böyle bir duruma getirilmeye çalışılan bir hayatın varlığı mümkün müdür?… Ve hakeza., diğerlerini de siz kıyas ediniz!…