Genel

İMAM HUMEYNÎ (RA) İSLAM İNKILÂBI’NI NASIL VE NE İLE GERÇEKLEŞTİRDİ?

İMAM HUMEYNÎ (RA) İSLAM İNKILÂBI’NI NASIL VE NE İLE GERÇEKLEŞTİRDİ?

Gerek Mukaddime’de, gerekse devamında..; İlâhî vahyKelamullahKuranı Kerim ile Onun canlı ve mücessem timsali ve ayinei esmai İlahîye’nin en camiimükemmeli olan Enbiyai izam (as), bahusus onların en ekmeli ve hatemi olan Resulü Ekrem (sav) ve O’nun (as) temizhalis ve ehil varisleri; Dini Hakk’ın, yani İslam’ın inkılâbî misyonunu ve tecellisini hayatı insaniyeye yansıtırken, önce; kalb, ruh, aklfikr, şuur, vicdan gibi.. manevî âlemi ve cephesi üzerinde uyguladıklarına değinmiş, bunun tahakkuku oranında da, bu İlâhî-inkılâbî olgu; kavlîfiilîamelîâfâkîsiyasîiçtimaîiktisadîhukukîaskerî.. gibi, hayatı insaniyenin maddîzahirî ve şuhudî âleminde ve cephesinde, sünnetullah gereği müsbet makesini bulmuş, böylece; İslamî inkılâbın (değişik boyutta) gerçekleşmiş olduğuna, dikkat çekmiştik…

Keza..; hayatı insaniyenin ferdî boyutunda, çok büyük oranda içtimaîsiyasî vs. boyutlarında ise; tamamen, Dini İslam’ın uzaklaştırılmış-tecrid edilmiş bulunan, çağımızda; İlâhî bir eldil ve mucize olarak çıkan Hazreti İmam Humeynî (ra)’nin de; “Tecellii Esmai İlâhî, Varisi Enbiya ve Ehli Beyti Resulullah (sav) ve CanlıMücessem Kuranı KerimKelimetullah olduğuna temas edip, işarette bulunmuştuk… Ki, işte; bu nokta-i nazardan konuyu ele alarak, İmam Humeynî (ra)’nin, böyle bir asırda-çağda, bu derece müthiş ve muhteşem olan Cihanşümul (İran) İslam İnkılâbı’nı, “nasıl” ve “ne ile gerçekleştirdiğini -kısaca- tahlil etme ve onun cevap kapısını açma imkanını, böylece (Biavnillahi Teâlâ ) bulmuş olacağız, inşaallah…

Evet;.. İmam Humeynî (ra), lisanı hal, lisanı kal ve lisanı ef al’in sınırsız-tüm boyutlarıyla, tecellii esmai İlâhî, ayinei paki Resulullah (sav) ve Kuran ı mücessem olarak..; lema lema.., adım adım.., nefes nefes.., kelime kelime.., sure sure.., ayet ayet.., cümle cümle.., dalga dalga.., damla damla.., hayatı insaniye’nin manevî cephesine, yani ruhkalbakltefekkürşuurbasiretvicdan âlemlerinin, kâinatı bile istiab edecek-içine alacak kadar vâsi beldelerine-meydanlarına ve sahralarına duhul ve nüfuz ederek, İlâhîNebevîİslamî mesajın-çağrının, insanlığı kurtarıcıhidayete götürücüAllah’a ve ebede ulaştırıcı.. misyonunu-fonksiyonunu, ehliyetle-liyakatle ifa ve icra ediyor… Ezcümle:

Allah-u Teâlâ (cc)’dan eminkudsî bir ruh, yani Ruhullah olarak; Ey insan! Oku, Rabbinin adıyla, O’nun kavlî mesajını; acaibi hilkat olan kendi yapını-mahiyetini ve muhteşem âlemlerini oku!.. Oku; şu, tecelli-i esma-i İlâhî ve efali Rabbani olan kitabı kebiri kâinatı oku!.. Oku da, Hâlıkı Rahimine ve O’nun tecelli-i cemali olan ebedi cennetlere ve İlâhî rıdvana yönel!… Senden ve her şeyden sana daha yakın olan (Kâf:16; Vakıa:85;..) azametli Rabbinin “bana dön!” çağrısına (Fecr:27-30) aşklaşevkle icabet et de; kurtul!… tarzındaki, irşadî hitaplarıyla insanın, Rabbi ile irtibat kurmasını sağlıyor ve hayatı insaniye için, böylece; ebedi kurtuluş yolunu-çığrını açmış bulunuyor… Ve:

Kalpleri kaplamış olan kasvetleri (Bakara:74; Hacc:53; Mâide:13; En’âm:43; Hadid:16); kiripası (ranı) (Mutaffifin:14); havfu cebaneti (rubu) (Al-i İmrân:151; Enfal:12; Ahzâb:26; Haşr:2); marazları (Bakara:10; Mâide:52; Enfal:49; Tevbe:123; Hacc:53; Ahzâb:12, 32, 60;…); kulakları, gözleri (kalplerle birlikte) kapayan perdelerimühürleri (Bakara:7; Casiye:23) ref û izale eyleyerek, fikrîkavlî ve fiilî zikrullah ile cilalanıpparıldamasını (Enfal:2; Hacc:35; Zümer:22-23) ve itminana kavuşmasını (Râ’d:28;..) temin ederek;., İlâhî nurahidayete ve mesaja açık ve müstait bir duruma gelmesini sağlamış oluyor… İnsanlık, böylece; körlüksağırlık ve anlamazlık durumundan kurtuluyor (A’râf:179; Hacc:46); İlâhî kelama ve hitaba layık ve muhatap olma şerefine kavuşuyor…

Keza..; küfrü işmam eden yesfütur ve ataleti (Mâide:3; Yûsuf:80, 87, 110; Hûd:9; İsrâ:83; Ankebût:23; Fussilet:49;..) yıkarak, İlâhî umut (Zümer:53;..) “imanî yücelik ve izzet-güven” (Al-i İmrân:139; Nisa:139; Muhammed:35; Münafikun:8;..) “İslamî şehamet-cesaret ve şecaat” (Al-i İmrân:173, 175; Nisâ:76; Bakara:150-156; Mâide:44, 54-56; Tevbe:12-14; Ahzâb:22-23; Tâhâ:46, 68, 77; Kasas:31, 35…) ruhunuşuurunu aşılıyor, ve “…kalpleri Allah’tan bir ruh ile güçlendirerek”-“bir Ruhullah olarak Hizbullahı tesis ve teyid ederek…”(Mücadele:22) sonsuz bir “İlâhî sekînetegüce ve güvene.. (Bakara:248; Al-i İmrân:126 -127, 154; Enfal:10-12; Tevbe:26, 40; Feth:4,18;..) ulaştırıyor!…

Ve yine “kalbleri uyanıp intibaha gelenlerin eline, yürüyecekleri zaman, önlerini aydınlatacak İlâhî bir nur (En’âm:122, 125; Zümer:22; Hadid:12, 19, 28; Tahrim:8;) ve hakkı batıldan ayıracak bir furkan (Enfal:29) verilmesine, böylece; zulümattan kurtulup nura gark olmalarına (Bakara:257; Mâide:16; İbrahim:1, 5; Ahzâb:43-44; Hadid:9; Talâk:11;..) ve kesin nurlu bir burhana kavuşmalarına..” (Nisa:174;..) İlâhî bir vesile oluyor!…

Hem..; “Allah’ın emriyle hidayete götürücü bir imam .. (Enbiya:73; Secde:24;..), bir kelimei tayyibe (İbrahim:24), kelimetül ülya (Tevbe:40), kelimei sıdk ve adl (En’âm:115), kelimei büşra (Al -i İmrân:45), kelimetünbakiye (Zuhruf:28), kelimetüttakva ve kelimetullah (Allah’tan bir kelime) (Al-i İmrân:39, 45; Nisa:171; Feth:26;..) hüviyetiyle-haysiyetiyle ve mahiyetiyle müteharrik bulunan İmam Humeynî (Rıdvanullahi Teâlâ Aleyh):

Sıratı müstakime ve hidayeti İlahîye’ye giden yollar üzerindeki, çalı-diken-çöp ve taş-çakıl gibi.. tüm engelleri kaldırıyor; yol kesici eşkıyaları-çeteleri-canileri-katilleri ve tüm mütecaviz haşeratı muzırrayı tar-u mar ediyor. Manevîyat âleminin düzeniniahengini sağlıyor, yollarının ve meskenlerinin huzurselamet ve güvenini temin ediyor…

Hayatı manevîyenin viraneye-harabeye çevrilmiş olan merkezini (iman ve itikatları), sair tüm şehirilçekasaba ve köylerini (feraizvücubsünnet ve nevafil.. aksamı bulunan ameli salih, takva, ahlâkfazilet, ihsan vs. evamiri diniyeyi) yeni baştan tamir ve inşa ameliyesini hızla sürdürüyor. Kalbîruhîaklîahlâkîamelî viranhaneleri, ümranamamureye ve cenneti aşiyana çeviriyor…

Hayat -ı insaniyenin manevî cephesini-âlemini tamamen telvis etmiş olan şirkküfrfıskü fücur ve zulm kirlerini-paslarını, nuru imantevhid, takva ve hidayet ile silip süpürüyor, hayatın merkezi-esası olan kalbruhaklfikrsem’-basarvicdan ve fıtratları tertemiz hale getiriyor; hoş kokularla reyhanlaştırıyor, gül ve gülistana çeviriyor…

Manevîyat âleminin öldürücü-zehirli iklimini, nesimi İlâhî ile nezih bir atmosfere dönüştürüyor.. çorakbor arazilerini imar ediyor ve tarımaziraate elverişli duruma getiriyor..; ve; tatlı su kaynaklarından (göllerden-nehirlerden) açtığı büyük-uzun ve geniş kanallarla, (Kitapsünnet ve âsârı süleha gibi, pak kaynaklardan, açılan çığır ve çizgilerle) İlâhî-nuranî bir bûsitâna ve bağistana dönüştürüyor…

İlâhî telkintekellüm, talimterbiye ve irşad faaliyetleriyle; söz, ve varlıkları kapsayan kelime tohumunuçekirdeğini ruhkalb ve mana topraklarına ekim ve dikim çalışmalarıyla, milyonlarca mübarektayyibtahirsalihulvîsadıkadilbakiyei halise ve muttaki fidanlar-filizler-ürünler ve meyveler, yani Hizbullahlar yetiştiriyor…

Dağınık ruhları, parçalanmış kalpleri, şaşırmış akılları-kırgın ve mütehayyir gönülleri, zıtlaşmış söz ve fiilleri, “… Allah’ın ipine sımsıkı cemaat halinde yapışın, fırka fırka olup bölünmeyin!…/…” (Al-i İmrân:103); “Allah’a ve Resulü’ne itaat edin ve çekişip birbirinize düşmeyin; (yoksa) çözülüp yılgınlaşırsınız (da), rîhiniz (rüzgârınız-gücünüz) gider, (vahdet de) sabr (-u sebat) edin. Şüphesiz Allah, sabredenlerle beraberdir.” (Enfal:46) İlâhî çağrısı ile, havzı Kuranda ve İslam’da toparlayıp, tek cemaat (imamlı toplum) olarak birleştiriyor, fıtratı asliye’ye irca ederek, “Ümmeti Vahide.. (Enbiya:92; Mü’minûn:52;..) haline getiriyor… Ki bu; “vasat ümmet (Bakara:143) ve, insanlar için çıkarılmış hayırlı bir ümmet.. (Al-i İmrân:110) diye, Kuranı Kerim’de ifadesini buluyor…

Evet; tecellii esmai İlâhîye’nin ayinei camiî, varisî enbiya (as), nutfei nuru Muhammedi (sav) ve Temessülü Kuranı muazzam olan İmam Humeynî (ra); İlâhî bir rîhriyahreyhan, sursayhasehabberku rad ve saika, nefh ve rahmet olarak..:

İslam’ın abı hayatından mahrum kalmış-bırakılmış kalbruhaklvicdanın manevî âlemlerinin, ateş gibi yanan-kaynayan çöllerine, İlâhî şebnemler (jaleler-çiğler) yağdırıp, nemliuygun hale getiriyor, ardından da hoşgüzeltatlı bir rüzgârla (rîhi tayyib ile) (Yûnus:22) ferahlık veriyor, bunu da; sürekli bir meltem ve bir badı saba (sabah rüzgârı) ile daimileştiriyor…

İlâhî rahmetin öncüsü ve müjdecisi olarak, yağmur yüklü ağır bulutları, susuzluktan parça parça olmuş ve ateş koru haline gelmiş, hayatı manevîyenin çöllerine, ve; “Su!.. Su!..” diye, göklere bütün zerratıyla dua için yönelmiş topraklarına-iklimlerine taşıyan bir rüzgârlar ordusu oluyor, boşalan bir sağanak yağmur olarak; ölmüş yerleri sulayarak ihya ediyor,ölü kalplerigönülleriruhları.. diriltiyor… (A’râf:57; Rûm:48-50; Fâtır:9; Bakara:164; Furkan:48 -49;…)

Havf ile tamâ (reca) arasındaki berk (şimşek) çakışını (Bakara:20; Nûr:43; Râ’d:12) müteakib; adeta İlâhî rahmet ve hidayetin neticesi saadetinde, semavî bir haykırış olarak Allah-u Teâlâ’yı hamd ile tesbih ederek coşup-gürleyen rad (Râ’d:13) misali, bulutlardan rahmet katreleri sağıyor..; yağmur diye; havfullahmuhabbetullah ve zikrullah (bulut) denizinden pınar gibi kaynayıp-damlayan, göz yaşları olarak boşalıyor.. böylece; hayatı manevîyei insaniye deşarj-boşalmış olup, patlamaktançatlamaktan kurtuluyor. Keza; İmam Humeynî (ra): yeryüzünde fışkıran pınarlar-kaynar sular olarak; kürei arzın (rahatlatıcı-nefes aldırıcı) göz yaşları..; ve, Allahı tesbihtehlil ve zikrin neticesinde hasıl olan havfullah ve muhabbetullahın İlâhî terennüm damlaları oluyor, böylece; kürei arzın İlâhî güvencesi ve manevî garantisi durumuna geliyor…[Ki; arzın göz yaşı damlaları olan pınarlarkaynaklar, olarak da; ruhun ve kalbin engin İlâhî göllerine ve denizlerine akan ve yeryüzünü sulayarak, canlandıran ve neşelendiren dereleri ve nehirleri dahi oluşturuyor. Böylece; buharlaşmabulutlaşma ve İlâhî rahmet (yağmur) olarak, yeniden dünyaya (hayat vermek için) rücû etme mekanizmasını, yani sünnetullahı vücuda getirmiş, bu İlâhî tecellinin fiilî cilvesi olmuş oluyor.]

Keza..; “hoş kokulu, güzellik ve muhabbet yüklü bir rüzgâr olarak..” (Yûsuf:94; Rahman:12; Vakıa:89) hayatı insaniyeyi revnakdar ve nur efşan bir tenezzühgaha çeviriyor, ferahfelah ve lezzet saçan bir âlem haline getiriyor ve; “yumuşakmuharrik bir rüzgâr. (Sâd:36) olarak da kalb ve ruh âlemlerinde seyrü seferde bulunarak, tozdumankülleri ve sıkıntıları gideriyor; muzlim perdeleriuyuşukluğugevşekliğirehaveti kaldırıyor; teyakkuzzindelikcanlılık ve hareketlilik bahşediyor! “Yardımcı güç bir rüzgâr halinde esince de; mü’min kalplere sebat ve nusret tecellisini gösteriyor… (Enfal:46; Ahzâb:9) “Sanki; Allahın gökten gönderdiği, aşılayıcı (ilkah edici) bir rüzgâr olarak..” (Hicr:22) esiyor, müstait kalblere-ruhlara ve unsurlara, nuru iman, tevhid, hidayetameli salihtakvacihadkıyam ve şehadet aşıları yapıyor ve bunların sulanıpcanlanmasına İlâhî vesile ve vasıta oluyor…

Ve yine..; bir rîhi âsif olarak, mü’min kalb ve ruhların, manevînuranî âlemde pervaz etmelerine ve İlâhî güçlerin sevk-ü idarelerine-intikallerine.. araç oluyor (Enbiya:81); fısku fücur ehlini tedib için dalgalar kaldıran bir rüzgâr (rîh-i asif) (Yûnus:22) misyonunu icra ediyor; ve, ehli küfrün habis emellerini-planlarını, (bir efali İlâhî hüviyetiyle) tarumar ederek, küllerini havaya savuruyor; (Yûnus:24 ; Ra’d:31-34,42; Nahl:46; Kehf:2-43,45; Neml:50-52; vb.leri…)

Allah-u Teâlâ (cc)’ya hayasızca baş kaldıran, insanlık hayatını şirkküfrzulm ve fıskû fücur fırtınalarıyla-kasırgalarıyla yakıpyıkan ve tarumar eden tağutî ve şeytanî güçlerin, ruhkalb ve âlemi mana üzerindeki habis etkilerini-fiillerini silip süpüren, “köklerini kesipkoparan, kırıpgeçiren bir rîhi kâsif (İsrâ:69); bir rîhi akim (Zâriyât:41); ve bir rîhi sarsar (Fussilet:16; Kamer:19; Hakka:6) fonksiyonunu (biiznillah) yerine getiriyor; hayatı manevîyeyi, hak ve hakikatin ve İlâhî adaletin merkezi ve pay-ı tahtı durumuna getiriyor. (Ki; bunun, hayatı maddîye ve zahiriyeye de kesin-mutlak etki edeceği ve İlâhî hükümranlık rengini hissettireceği.. izahtan varestedir…)

Hem;.. “kâfirlerin ölüm korkusuyla kulaklarını tıkadığı.. (Bakara:19); ve Allah-u Teâlâ’ya bağyu tuğyan ve şirk koşanların çarpılıpdüştüğü ve yok olup gittiği..” İlâhî bir saika (Bakara:55; Nisa;153; Râ’d:13; Fussilet:13, 17..); görevini yapıyor, tağutların şımarık tavırlarıyla, hayatı insaniyeye şirkküfrşüphe ve evham tohumlarını atmasını-fesada ve dalalete kapı açmasını önlüyor… Keza; “zalimleritağutları, diz üstü çökmüş olarak sabahlatangeberten, (Hûd:67, 94); gün doğarkensabahlarken bir anı gaflette ve rehavette ikenanidenşiddetle yakalayıveren: (Hicr:73, 83); bir yıkım ve silip süpürücü olarak suçüstü yakalayıcı.. (Mü’minûn:41); tenkil ve tecziyeleri için huzurda toplayıcı.. (Yasin:53); husumetleşme halinde iken söndürücükül haline getirici olarak yakalayan.. (Yasin:29, 49); ağıldaki çalıçırpı ve kuru ot haline getirici-öldürücü.. (Kamer:31); bir anlık bile gecikmesi olmayandört gözle beklenilen.. (Sâd:15); hak ve gerçek olan.. (Kâf:42); bir sayhai İlâhî rolünü oynuyor, böylece; mazlum-mahrum ve mustazaf halkların İlâhî intikamını almaya vesile oluyor ve Cihanşümul İslam Devleti ve İnkılâbı’nın önündeki zalimtağutî engelleri kaldırıyor, hakkın mutlak hakimiyetini âlemi manaya (giderek de, âlemi maddeye ve şehadete) kesinkes (Biiznillahi Teâlâ) oturtuyor…

Hem;.. sanki-adeta; “Allah’ın dilediğininmutmâin olanların dışında kalan tüm mükellef varlıkları müthiş bir korku içerisinde, boynu bükük şekilde Huzurullah’ta toplayıcı.. (Neml:87);… Mücrimleri yere çarpıp-yıkıcı ve muhakeme için ayağa kaldırıcı ve şahid ihrâzıyla, hak ile hüküm verilebilmesinin ortamını hazırlayıcı.. (Zümer:68-69); şirkküfrzulm ve tuğyan ölümündenkabrindenuykusundan ve sarhoşluğundan uyandırıp diriltici ve İlâhîİslamî adaletle muameleye tabi tutucu ve Huzurullah’ta toplayıp-cem edici.. (Yasin:51-52; Kâf:19-21; Nebe’:17-18); bir misyonu-fonksiyonu olan suri İsrafil’in, dünyanın mücadele meydanında ve muhasebemuhakemeimtihan mahşerinde bir temessülü ve inikası olarak; “hükümet-i İlâhî ve İnkılâb-ı İslamî”nin tahakkuku alanında-sahasında gerçekleştiriyor, böylece; zalimmücrim ve tağutlar, İlâhî hüküm ve adaletin keskin kılıcıyla kahru perişan oluyor. Ki, bu da; tabiatıyla, tüm mü’minleri ve mazlumları dilşad ediyor…

Elhasıl;.. İmam Humeynî (ra); batılın öncüleri olan cinîinsîmücerredmücessem ve küçük büyük tüm şeytanlartağutlar ve yardımcıları için; dünyada gönderilmiş ve kıyamete kadar etkinliği devam edecek olan “İlâhî bir azab kamçısı..” (Fecr:13) ve; “köklerini kurutacak-yerin dibine batıracak, Allah tarafından gönderilen-yağdırılan balçıktan pişirilmiş taş ve ateş yağmuru..” (A’râf:84; Hicr:74; Furkan:40; Şuârâ:173; Neml:58;…) olarak, “mü’minlerin-mazlumların intikamını alma ve İlâhî adaleti tesis etme.. görevi” ile, adeta Allah-u Teâlâ (cc) tarafından tavzif edilmiş bulunuyor…

Böylece;.. hayatı insaniyenin kalbruhaklfıtrat ve manevîyat âleminden başlayarak.. tüm veche ve cepheleri; hakkınİslam’ın İlâhî nuru ve hükümranlığıyla huzura ve sürura gark oluyor… Ve keza;.. “…Allah-u Teâlâ, O’nun eliyle mütecaviz müşrikleri azaplandırıyor, hor ve aşağılık kılıyor, mü’minlere (bu vesileyle) nusretzafer veriyor ve gönülleri şifaya kavuşturup kalplerindeki ğayzı gideriyor…” (Tevbe:14-15’e telmih)

“Ey insanlar! Rabbinizden bir öğüt, sinelerde olana bir şifa ve mü’minler için bir hidayet ve rahmet olarak geldi.” (Yûnus:57) Ayet-i kerimesinin İlâhî bir mâsâdakı ve tecellisi oluyor.. “iman edenler için bir hidayet ve bir şifa; iman etmeyenlerin kulak tıkadığı, onun da onları görmez (tanımaz-adam kabul etmez) olduğu..” (Fussilet:44);.. “…mü’minler için şifa ve rahmet, zalimlerin ise, ancak hüsranını (ve felaketini) arttırıcı..” (İsrâ:82) İlâhî bir şahsiyet ve Kuranı mücessem hüviyetini taşıyor…

Evet;.. “Tecellii Esmai İlâhînin Efali Nuraniyesi ve Tezahürü Rabbaniyesi, İlâhî vahyinKuranı Kerimin MücessemMüşahhas Âyâtı Kudsiyesi olan İmam Humeynî (ra); hayatı insaniyenin ruhkalbgönültefekkürvicdanakl ve şuur, kısaca manevîkudsî âleminin.. toprağıçamuruharcısuyu, yani temeliesası ve altyapısıhayat kaynağı; ve;.. ulvi dağıyüksek burcu ve direği, engin denizikurtuluş gemisi, yıldızları, şemsü kameri ve arzu seması.. olarak, arz-ı endam ediyor:

Topraktan-turabdan (Al-i İmrân:59; Rûm:20), yani çamurdan-tınden (ıslatılmış topraktan) (En’âm:2; A’râf: 12; Sâd:76), onun da süzülmüş olanından (minûn:12), hem de cıvıkyapışkan olanından (Saffât:11) ve ateşte pişmiş gibi kurutulmuş hale getirilmiş bir çamurdan (Rahman:14) bir ahseni takvim olarak (Tin: 4) yaratılmış olan; ve Allah-u Teâlâ’nın, dest-i sübhanîsi ile düzeltilipşekillendirilen (muhtelif organlarla-cihazlarla olgunlaştırılıp), kendi ruhundan nefh edilen.. (Hicr:29; Secde:9; Sâd:72); beşeriyetin atasıaslıkökümayasıdayanağıkaynağı kılınmış bulunan ilk insan (Hazret-i Adem) ile İlâhî harikalar ve mucizeler manzumesi olan hayatı insaniye, içtimaî bir meşher olarak oluşmuş-kurulmuş ve devam etmiş oluyor…” (A’râf:189; Zümer:6; Nisa:1; Hucurat:13; Mü’minûn:12 -16’ya telmih) Ki: İslam’ın siyasîiçtimaî ve sair pek çok dallarda, etkisini tamamen kaybettiği, ümmetin tamamen yürüyen bir ölü ve mezar durumuna geldiği bir çağda; imanİslamtakvaameli salih ve ahlâkın canlı ve müşahhas timsali olan İmam Humeynî (ra); bir desti gaybi İlâhî tarafından, hayatı İslamiye ve manevîyenin İlâhî-nuranî hammaddesitoprağıçamuruharcıvalideyni ve mayası olarak istihdam ediliyor, böylece; yeni baştan, ihyayı din ve ümmet vakıası gerçekleşmiş ve ahseni takvim ve nûmûnei imtisal bir İslam toplumu-Hizbullah nesli doğmuş, İnkılâbı İslamî’nin cihanşümul hükümranlığı tahakkuk etmiş oluyor…

“…Rabbi, dağa tecelli edince, onu paramparça etti…” (A’râf:143); “Dağları görürsün de, onları donmuş-durmuş sanırsın. Oysa onlar, bulutların geçişi gibi geçer-sürüklenirler; her şeyi muhkemsapasağlam ve yerli yerinde yapan, Allah’ın sanatıdır. Hiç şüphesiz O; yaptıklarınızdan haberdardır.” (Neml:88); “…dağlardan da beyaz ve kırmızı, renkleri değişik ve siyah yollar.. (meydana getirdik)” (Fâtır:27); “…Davud ile birlikte tesbih etsinler diye, dağlara ve kuşlara boyun eğdirdik. (Bunları) yapan, biz idik.” (Enbiya:79); “Dağları da bir direkkazık! (yaptık)” (Nebe’: 7); “Allah, sizin için yarattığı şeylerden gölgeler kıldı. Dağlarda da, sizin için barınaklarsiperler kıldı…” (Nahl:81) Ayet-i kerimelerinde tasrih edilen hakaik muvacehesinde, İmam Humeynî (ra):

Hayatı insaniyenin temel unsurlarını (havasubitkimaden vs..yi) iddihar eden ve meknuz bulunan başı dikazametliheybetlizengin dağları andırıyor.. bununla; insanlığa hayatfelah ve neşve saçarken, tağutî güçlere ve zalimlere de korku ve dehşet saçıyor… Keza; İlâhî tecellinin haşyeti ile, kalbi nuranisi parça parça olurken, bu da; sonsuz sükûnmahviyet huzmelerini dışa yansıtırken, ruhkalbtefekkür ve mânâ âleminin hızlı ve süratli hareketi, dünyayı, bütün manzumesi ile birlikte kuşatıyor, ve hayatı insaniyeyi, bütün boyutlarıyla İlâhîİslamî nizamın hükümranlığına sokucu, muhteşem-tarihî bir misyon üstleniyor… Ve; “Allah-u Teâlâ’ya olan sonsuz bir huşu ve haşyetle (gerek hafi, gerek cehri) zikrü tesbihat ile ürperirken, mazlummustazaf halklara sığınak ve barınaksiper oluyor..” Hem de; hayatı maddîye ve manevîyenin, şirkküfrtuğyan ve zulm ile sarsılıpyıkılmamasının İlâhî garantisigüvencesi, yani İlâhî muvazenenin-dengenin ve İslamî adaletin, çakılı kazığıdireği olma..” özelliğini taşıyor… Ve yine; Ümmeti Muhammed (sav)’in, rengarenk ırklarının aşiretlerinin, fikrîamelîmeslekî muhtelif-ayrı ayrı İslamî mezhebmeşreb ve kültür akımlarının ve yollarının tecemmu ve temerküz ettiği İlâhî-Kur’anî yüce ve yüksek nuranî bir şahsiyet olarak tezahür etmiş bulunuyor…

Keza..; binlerce İlâhî sanat-hikmet ve mucizâtı havi bulunan enginderin ve muhteşem bir deniz misali, bir vakarheybet ve azamet tecellisi olarak; nimetfazilet gemilerinin (İsrâ:66; Hacc:65; Rûm:46; Lokman:31; Fâtır:12;..) hayat huzmelerinin seyr-ü seferine, araç ve zemin olurken;.. tağutîşeytanî öncüleringüçlerin de boğulupyok olmalarını, böylece; batıl akımların, ruhî-kalbî bahri ummanlarda izmihlâle uğradığını simgeliyor… (Bakara:50; A’râf:64, 136; Enfal:54; Yûnus:73, 90; İsrâ:103; Tâhâ:78; Şuârâ:66, 120;..) Ve; ehli hakkı dahi, İlâhî lütufkerem ve rahmetin tecelligahımazharı haysiyetiyle, sahili selamete ulaştırıyor-İslamî İnkılâb’ın İlâhî himayesine ve gölgesine, böylece (Biiznillahi Teâlâ) idhal etmiş oluyor… (A’râf:64; 141; Yûnus:73, 90; 26-65, 119; Tâhâ:80)

Evet..; “Nuh dedi ki: Rabbim! Yeryüzünde, kâfirlerden yurt edinen hiç kimseyi bırakma! Çünkü Sen, onları bırakacak olursan, Sen’in (mü’min-mazlum) kullarını şaşırtıp-saptırırlar ve onlar facirden-kâfirden başkasını doğurmazlar!” (Nuh:26 -27) Ayet-i kerimesinin, çağımıza yansıyan İlâhî tecellisi olarak da İmam Humeynî (ra); “Emperyalist, hakimmüstakarr olan kâfirlerin, kalbruh ve âlemlerinde tamamen yıkılmasını, tüm nesillerinin-köklerinin kurutulmasını, böylece; mahalli iman olan kalplerin garanti altına alınmasını..” Allah-u Teâlâ’dan hâlkâl ve fiil lisâniyle istemiş; İlâhî-manevî inkılâb tufanıyla dünya mustazaflarının kalblerinde, emperyalizmin tüm sevgisiegemenliği ve yurt edinmesi yıkılmış, bu yıkılış; tedricen siyasîiçtimaîiktisadîaskerî vb.. maddîzahirî âleme de yansımaya başlamış bulunuyor…

“Ebu Leheb’in iki eli kurusun! Kurudu ya!.. Malı da, kazandıkları da kendisine bir fayda sağlamadı; alevi olan bir ateşe girecektir. Eşi de!..; odun hamalı (ve) boynunda bükülmüş bir ip (bağlanmış) olarak.” (Tebbet-Mesed:1-5) Ayet-i kerimesi ise, sonsuz anlamları yanında, çağımıza aynı tecelli ile; “Büyük Şeytan Amerika’nın (emperyalizmin) iki eliiki yönlü (kültürel ve siyasîiktisadî ve askerî,.) sömürüsü kökten kuruyup-kesilsin! Onun ne sömürdüğü-hırsızladığı malı ve ekonomik gücü, ne de katliamlarlacinayetlerle kazandığı süper güç imajı ve ika ettiği fitnefesadinkâr ve tuğyan kasırgaları, kendisine ve yandaşlarına hiçbir faydaçıkar sağlamadı. Halklar-ülkeler arasında yakıp-tutuşturduğu sıcak ve soğuk savaş ateşinin alevleri arasına kendisi ve uşakları girecek; ahirette ise, bunun sonsuz şiddetlisi ile karşılaşacak! Bu fitne ateşini tutuşturmak için, taşıdığı fesad odunlarının hamallığını (taşıyıcılığını-körükleyiciliğini) yapan ve uşaklıkkölelikten de öte, karılığını yapan, müşrikmürtedmünafık ve fasık düzenler-gruplar da, boyunlarına esaretzilletrezalet ipi-yuları, bükülmüş-sarılmış olduğu halde, aynı akibete uğrayacaktır.” şeklinde-anlamında, tezahür etmiş oluyor…

Artık, Ben mağlubum! İntikamımı (onlardan) hemen al diye, Rabbine dua etti.” (Kamer;10); “Rabbim! Beni (tebliğ ettiğim Din-i İslam’ı) yalanlamalarına karşılık, Bana nusretzafer lütfet dedi.” (Mü’minûn;26) “Böylelikle Biz O’na (Nuh’a), gözetimimiz altında ve vahyimiz ile gemi yap!…/… diye vahyettik.” (Mü’minûn;27) gibi, ayet-i kerimeler dahi; “İmam Humeynî (ra)’nin; “İlâhî, bizim kimimiz-kimsemiz ve sahibimiz, Sen’den başka asla yoktur. Şu azgınlaşmış dünya emperyalizmine-müstekbirliğine karşı, aciz-fakir ve mustaz’af mü’min kullarına Sen yardım et! Fetih ve nusretler-zaferler yağdır!..” tarzındaki nice dua ve niyazlarının Allah-u Teâlâ (cc) tarafından kabul edildiğini yansıtıyor. Ki; “Ehl-i Beytim, Nuh’un gemisine benzer; binen kurtulur, binmeyen boğulur.” anlamındaki meşhur hadisi şerif muvacehesinde, İmam Humeynî (ra); İslam ümmeti ve mustazaf halklar için sefinei necat olan Ehli Beyt mektebini, yeniden ihya, hatta inşa etmek; bunu da Cihanşümul İslam İnkılâbı ve Cumhuri İslamî ile bilfiil müşahhas ve mücessem hale-hüviyete getirmek suretiyle, “Tecellii Esmai İlâhîAyinei Vahy ve Kuranı Mücessem olduğunu-o misyonu taşıdığını ispatlıyor. Böylece; “O İlâhî kurtuluş gemisine (Ehl-i Beyt mektebine ve İnkılâb-ı İslamî dairesine-çerçevesine) giren kurtulmuş, girmeyen de (her yönden) gark olup-boğulmuş oluyor…” (A’râf:64; Hûd:36-48; Mü’minûn:27-29; Şuârâ:117-120; Ankebût:14-15; Saffât:75-82;..‘lere telmih-atıf)

İnsanlar için bir döşekmekânyatakdağlarla tesbit edilmişbir kararbir sergi ve otlakbir maişetrızk ve ürün merkezibir beşiksulak arazibostanrengârenk bir bahçehayattar ve müzeyyen bir belde olarak yaratılmış bulunan yeryüzü (arz)..” (Bakara:22; A’râf:10; Hicr:19-20; Nahl:10, 13; Tâhâ:53-54; Mü’min:64; Zuhruf:10-11; Kâf:7; Nebe’:6-11, 14-16; Naziât:30-33; Şems:6;..); bütün ihtişamı, mucizevî-sonsuz özellikleriyle, hayatı insaniyenin ve hakikatı imaniye ve İslamiye’nin kalpruhfuâd (gönül), manevîlahutî ve melekûtî âlemlerine-cephelerine de, aynı-yaklaşık İlâhî tecellilericilveleri aksettiriyor. Böylece, İmam Humeynî (ra); önce kalblerruhlar ve fikirler.. üzerinde gerçekleştirmiş bulunduğu, daha sonra da, siyasîiçtimaîmaddî ve dünyevî alanlara-cephelere yansıttığı İlâhî İslam İnkılâbı ile:

Hayat-ı insaniyeyi, fıtratına mutabık bir tarzda rahata istirahatamekânaistikrara.. kavuşturuyor…

Hayatın maddî ve manevî her türlü elzemzarurî ihtiyacâtını-levazımâtını-cihazâtnı-suyunu ve tüm gıdasını karşılıyor, yani; yolunu gösteriyor!…

Biçare insanı, İslam’ın İlâhî beşiği olarak, ninnilerle büyütüyor, hizmetini yapıyor, arzu ve isteklerini karşılıyor, tenezzühteneffüs ameliyesini, zindeliğini sağlıyor ve seviyesine göre gerekli olan tüm eğitimlerden geçiriyor, yani; usûlünü ve metodunu öğretiyor… Böylece; dareyn için müstait nafi ve mesud bir varlık haline getiriyor…

Evet; “O’dur(Allah’dır) ki, arzı sizin için bir beşik kıldı ve hidayeti bulursunuz diye, onda size (bir takım) yollar var etti.” (Zuhruf:10; yaklaşık, Nahl:15; Tâhâ:53) İlâhî beyanı, bilinen maddîdünyevî yollarla birlikte; İslamîimanîmanevî ve uhrevî yolları da mündemiç bulunmakta, bu İlâhî hidayet yollarına da, ancak dünyada ulaşılabileceği, sarahaten bilinmektedir. Ki; çağımızda bunun yerinin (arzının) İmam Humeynî (ra)’nin İlâhî-Nebevî öğretileri ve İslam İnkılâbı çizgisi-mektebi ve mahall-i dairesi olduğu, böylece vüzûha kavuşmuş oluyor… Bu da; tüm İslamî mezhebmeşrebmeslekcemaat ve ekollerin, ve; değişik müslüman kavim-kabile ve ulusların, bu İlâhî zeminde, temerküz ederek, her yönden müttehid-mütesanid bir Ümmeti Vahide (Hizbullah Ümmeti) haline bilfiil gelmesinin temel harcını oluşturuyor…

Keza..; misali musağğarı kâinat olan insanın, sonsuzluğa uzanan ve nice İlâhî esrarımucizatı mutazammın bulunan ruhkalbaklfikrvicdan gibi.. manevî âleminin nuranî-ulvî semasıgöğü hüviyetini (çağımızda) taşıyan İmam Humeynî (Rıdvanullahi Teâlâ Aleyh):

“… İlâhî burçlarla müzeyyen bir temaşagah; hiçbir şeytanın sızamayacağı, bir ismet ve marifet âlemi; ve düşmanlara şihabı mübin ve sakibler fırlatan bir karargah…”(Hicr:16-18; Saffât:6-10’a telmihen) “…Hayat-ı manevîye-i insaniyenin üzerinde koruyucuşiddetli bir binaçatı; ve hiçbir açığıkusuru bulunmayan, boyu yüksek ve belli bir düzen-nizam…” hüviyetini taşıyor… (Kâf:6; Naziât:27-28’lerden mülhem..)

Kâmilmücahid insanların, ebedül âbâda ve Allaha doğru seyr-ü süluk edebilecekleri nûrânî yollar ve yörüngelerle donatılmış, (adeta) Allah-u Teâlâ’nın kendisiyle kasem ettiği lahutî bir sema.. (Zâriyât:7’den mülhem) “Ki; Allah-u Teâlâ (cc)’nın, onun vasıtasıyla indirdiği abı hayat ile; ölmüş beldeler ihya ediliyor, canlar diriliyor, ağaçlar, ekinler-bitkiler, sebzeler-meyveler, bağlar-bahçeler canlanıyor, hayvanlar sulanıp-otlatılıyor…” (A’râf:57; Hicr:10-11; Nebe’:14-16 vb.’lerinden mülhem..) Böylece; hayatı manevîyede münferiden oluşturduğu bu İlâhîİslamî atmosferi, giderek, siyasaltoplumsal cepheye önce bilkuvve, sonra da bilfiilgerçek vakıa olarak intikal ettiriyor; yani, Cihanşümul İslam İnkılâbı’nın güçlü temelini atıyor. Ki; (Biîznillâhi Teâlâ) kıyamete kadar genişleyecek ve tüm dünyayı kuşatacak olan bu inkılâb, aynı zamanda çağdaş dünyanın tarihî değişimini de temelden gerçekleştirmiş oluyor…

Hem..; “…Allah-u Teâlâ’nın mevkiinetarzı edasına and ettiği, ve; şihabun sakîb ettarîknecmûs sakîb (karanlığı delip geçen yıldız) diye nitelendirdiği, (Saffat:10; Necm:1; Vâkıâ: 75; Tarık: 1-3’e telmih) Ve; “Denizin ve karanın her türlü zulümatlarından kurtulup hidayeti (maddî ve manevî doğru ve kurtuluş yollarını) bulmak için, ayetler mecmuası olarak tafsil edilmiş bulunan bir yıldız..” (En’âm:97; Nahl:16’dan mülhem) misali; hayatı manevîyeyi (dolayısıyla da, hayatı maddîyeyi) tezyin ederek, aydınlatıyor, hayatın güven kaynağı ve hidayete (istikamete-kurtuluşa) ulaştırıcı, İlâhî bir ayet ve vesile misyonunu yerine getiriyor…

Ve yine..; “Allah-u Teâlâ (cc) tarafından zatınaparlaklığınaışığına ve uyumlu haline kasem ettiği (Şems:1-4), nur, sirac ve münir (aydınlatıcınur saçıcı) diye vasıflandırdığı (Nebe’:13; Nuh:16; Yûnus:5; Furkan:61) (Resul-ü Ekrem dahi, siracenmünirâ diye tavsif edilmiştir: Ahzâb:46) “Boyun eğdirerek, kullarının hayatı için musahhar kıldığı..” (Zümer:5; Rad:2); ve, “hareketlerinin tümü, hayatı insaniyenin istifadesine sunulan” (İbrahim:33; Nahl:12); “yıllarınaylarıngünlerin hesabının İlâhîsabit ölçüsü kılınan” (En’âm:96; Yûnus:5; Rahman:5;..); ve emri hakka musahhar olarak, her biri bir eceli müsemmaya (belirlenmiş bir süreye) kadar cereyan edenakıpgiden (Râ’d:2; Lokman:29; Fâtır:13; Zümer: 5;..) ve; mutlak hak ile yaratılıp, kendine has menziller uğrakhizmet yerleri takdir edilen, istikrar bulacağı, karar kılacağı, sükûna ve itminana ulaşacağı Allah-u Teâlâ’ya (cc) doğru, büyük bir aşk-şevk-vecd ve heyecan ile cereyanhareket eden, akıpgiden ve coşup taşan ve her dem Allah’a karşı (sair yârânı ile birlikte) secde halinde bulunan. (Yûnus:5; Yasin:38-40; ve, Hacc:18’lerden mülhem..) şems ve kamerin..”, İlâhî hayatı insaniyenin kalbruhgönülfikraklşuurvicdan ve manevîmelekûtî âlemlerinin âlemi şehâdetteki tecellisi ve temessülü olan ve mezkûr âlemleri, şu bahtsız çağımızda, haşmet ve azametle aydınlatan İmam Humeynî (radiyallahu anh):

Hayatın temel unsurlarından olan İlâhî ısısı ile; kalb ve ruhların hakka ve fıtrata, hatta birbirlerine olan, bürudetini (soğukluğunu-uzaklığını) izale ediyor, hakkafıtrata ısınmayı ve yaklaşmayı, birbirlerine ülfet-ünsiyet duyup kaynaşmalarını ve ümmeti vahide haline gelmelerini sağlıyor…

Saçtığı İlâhî ışık ve nur ile; şirk-küfr ve tuğyan zulümatlarını dağıtıyor, karanlıklarda kalmış bulunan İlâhî hakaikin açığa çıkmasını, netleşmesini sağlıyor. Böylece; tecellii esma, aksedecek-fonksiyonunu izhar edecek müstaitmuvafık (münferid ve toplumsal) kalblere-ruhlara-akıllara ve tahir-tayyib âlemlere ve ayinelere kavuşuyor…

Keza..; Parıldayan İlâhî nur ve ışıklarla, kararan kalbler, ruhlar, akıllar, düşünceler-görüşler, kültürler ve ameller aydınlanıyor, batıl düşünce ve sistemlerin örttüğüperdelediği, hidayet yolları açığa çıkıyor, güneş gibi ışıklanıp-parıldıyor ve caddei kübrayı Kuraniye (Allah’a giden mutlak yol-cadde) olan sıratı müstakim, İlâhî meşiet ve tavzif ile koruma ve güvence altına alınmış oluyor…

İlâhî bir kanun (sünnetullah) olan cazibedafîamedcezirnizamintizammizanahenk gibi ameliyeler ile; manzumei hayatı insaniye teessüs ediyor, anarşiterörfitnefesad ve tuğyan gibi, hayatı tahrib edici unsurlar-faktörler kökten yok oluyor. Böylece; zail olan batılların yerine, mutlak ve tek olan hakhakikatİlâhî hükümranlık, yani Dini İslam ebedî-İlâhî tahtını kuruyor. Ki; ferd ferd tahakkuk eden ve manevî alanda başlayan bu inkılâbî ameliye; tedricen hayatın siyasî-içtimaî-iktisadî-hukukî-askerî-kültürel bütün âlemlerini ihata edip kucaklıyor. Bu da; çağdaş dünyanın, tarihî değişimini sağlayan temel faktör olarak karşımıza çıkıyor. Ve; İmam Humeynî (ra), bu muazzam tarihî olaya damgasını (Biiznillahi Teâlâ) vurmuş; “güçlerin dengesini ve tarihin seyrini hakkınİslam’ın lehine değiştirmiş” bulunuyor…

Ve yine..; planlıprogramlıhesaplı kitaplıbilinçliperiyodiksistematikkısaortauzun vadeli ve ebede kadar İlâhî takdir ve düzen içinde bir mesuliyet gayret ve ameliye ile ve çok dakikamik bir tarzda şirk, küfr, zulüm, fısku fücur ve batılın sair tüm tezahürlerini yok ederek, hüsrana ve izmihlâle uğratıyor… Keza; fıtratı İlahîyeye tevcih ettiği ve İnkılâbı İslam’ın birer erkanımeczubuefradıunsuruâlemihadimi ve peyki durumuna getirdiği ervahı tayyibeleri (Hizbullah Ümmeti ve Orduları); enbiyaya (sav) ve eimmeye (as) tevarüsen ve hidayete ermiş ve hidayete erdirici olan İlâhî imametirehberiyeti etrafında ve emri tahtında oluşmuş bir manzumei şemsiyei İlahîye misâli, muti’-musahhar ve sacid bir halde, ebedül abada ve Allahu Teâlâ’ya doğru mesudâne ve muzafferâne urûc edip yükseliyor… Böylece; “Ey itminana ermiş nefis! Rabbine, razı olmuş ve razı olunmuş olarak dön! Gir (salih) kullarımın arasına ve gir cennetime!” (Fecr:27-30) İlâhî çağrısının cazibesine kapılarak, alâyı illiyine yükselip-yüceliyor… Ve; hakeza…

Hem..; Veraseti Enbiya ve Ayinei Tecellii Nuru Nübüvvet (as) olarak, İmam Humeynî(radiyallahu anh):

İbrahimi zaman (as) unvanı ve haysiyetiyle; muasırı olan insanların-müslümanların imanlarını tahkike yükseltiyor, Allah-u Teâlâ’nın lütfuyla kendi âlemine ve çevresine melekûtîlahutî âlemlerin kapısı ve esrarı açılıyor; ‘la uhibbül afilin ışığı doğuyor; “gerçek şu ki; ben bir muvahhid (hanif) olarak, yüzümü (tüm düşünce ve yaşayışımı) gökleri ve yeri yaratana (fatr edip faaliyete sokana) çevirdim. Ve ben, asla müşriklerden değilim!” diye, tevhid bayrağı (tüm boyutlarıyla) açılıyor. (En’âm:75-83) ve; bir kısım İlâhî fiilîhissîmüşahhas mucizelerle, bu imanı tahkik, yakine ve itminana ulaştırılıyor. (Bakara:260’a telmih)…

Ve;.. müşrik-mürted ve münafık düzenin bekçilerinesavunucularına ve etbaına yönelerek: “Sizin gibi aciz bir yaratık olan şu putlara-tağutlara ve onların habisuydurma düzenlerine-heva ve heveslerine neden boyun eğiyor-belinizi büküyor-rükua varıyor, dediklerine-kanunlarına itaat etmekle onlara tapınma yarışına giriyorsunuz?.. neden, sizi ve her şeyi yoktan var eden ve yok edecek olan ve bütün ihtiyaçlarınızı karşılayan Allah-u Teâlâ’ya (cc), gerçek iman etmiyor, O’na ibadet ve itaat içinde olmuyor, O’nun İlâhî hükümlerine-kanunlarına ve şeriatine tabi olmuyor, onları hayat nizamı ve felsefesi ve devlet-hükümet kanunu ve yönetim biçimi kabul edip de dünya ve ahirette huzura-saadete-izzete-hürriyete ve kurtuluşa ermeye çalışmıyorsunuz?.. diyor.” (Enbiya:51-67; Şuârâ: 69-104; Ankebût:16-18; Zuhruf:26-28; vb‘lerinden mülhem)… Keza:

Tevhid-i hakikinin kalbruhaklfikr ve vicdanlar üzerinde, gerek ferdi, gerekse içtimaî alanda-sahada gerçekleşmesiyle beraber, siyasîaskerîiktisadîhukukî vb., fiilîmüşahhas olarak hayatı insaniyenin tüm alanlarında-âlemlerinde gerçekleştirilmesi amacıyla; müşrikzalimtağutî düzenlerin mücessem timsalleri olan habis putlaraheykellere yönelerek onları paramparça edip tarihin çöplüklerine gönderiyor… (Enbiya:57-58; Saffât:91-96’ya telmih) “Böylece; asrın Nemrud’u olan Büyük Şeytan Amerika’nın, bölge temsilciliğini yapan tağutî şahlık rejimi yıkılıp, tarihin çöplüğüne atılıyor ve Büyük Şeytan’ın kendisi de, dünya çapında büyük sarsıntılar geçiriyor. İlâhî tevhidin, nefy ve isbat ameliyelerinin, tüm boyutlarıyla bir bütün halinde dalgalanmasını sağlayan bu olay üzerine başlayan ateşe atma-ateşte yakma (yani, bin bir türlü zulüm-baskı-işkence-cinayet ve katliamlar) ve sair fitnefesad ateşini tutuşturup-körükleme oyunları-komploları, inayet ve rahmeti İlâhî ile suya düşüp-akamete uğruyor, ve ateşler sönerek, selamete dönüşüyor.” (Enbiya:68-71; Ankebût:24; Saffât:97-98’lerden mülhem)… Ve:

Neticesi selamet olan bu ateşin alevi; milyonların ruh, kalb, aklfikr ve vicdanlarında kıyam dalgalarının oluşup-tutuşmasında İlâhî bir kıvılcım rolünü oynuyor, fiil ve eyleme dönüşen bu kıyam dalgaları; İslam’ın ve ümmetin makus talihini ve tarihini değiştirecek, emperyalizmin ve uşaklarının dünya hegemonyasını yıkıp, dengeyi tersine çevirecek olan, muhteşem İslam İnkılâbı’nı doğuruyor. Ki; İmam Humeynî (ra)’nin ilk tohumunu (çağımızda) attığı, geliştirip hükümran kıldığı bu İlâhî-İslamî İnkılâb, tabiatıyla, çağdaş dünyanın tarihî değişimini, emperyalizmin aleyhine; İslam’ın-müslümanların ve mustazafların da lehine olarak, gerçekleşmesini sağlıyor; böylece, dünyadaki dengeler köklü ve ebedî bir tarzda değişmiş oluyor…

İmam Humeynî (ra); bu muhteşem İnkılâbı İslamî’nin bedeli olarak da (İlâhî imtihan gereği), başta alim-salih oğlu Şehid Mustafa, Erkânı İnkılâb’dan olan Şehid Mutahhari, Şehid Beheştî, Şehid Medenî, Şehid Recaî, Şehid Bahoner ve Şühedayı Kıyamı Kâbe (R. Aleyhim) olarak, inkılâb öncesi ve sonrası on binlerce kurbanlık İsmaillerini Allah-u Teâlâ ve Tekaddes’e (cc), büyük bir aşkşevksıdksadakatihlas ve ubudiyyet coşkusuyla-şuuruyla takdim etmiş; böylece, Halilullah İbrahim ve Zebihullah İsmail’in (as) İlâhî mektebini ve ruhaniyatını, çağımıza aksettirmiş bulunuyor. (Saffât:102-108’e telmih)… Ve keza..:

Tecelligahı İlâhî, mahalli tevhid ve iman ve bei manevî hüviyetinde olan, “minselim ve tahir kalblere musallat olmuş bulunan tüm tağutîşeytanî etki ve tezahürleri, İnkılâbı İslamî’nin çok boyutlu İlâhî nuruyla yıkıp-kaldıran ve âlemi, o inkılâbın lahutî-ebedî cezbesiyle coşturan İmam Humeynî (ra); “Beyt-i Evvel” (Al-i İmrân:96), “Beyt-i Atik” (Hacc:29, 33), “paktemiztazim ve emnü eman yeri (Bakara:125-126; Al-i İmrân:97; Mâide:2; Hacc:26; Kasas:57; Ankebût:67;..) Ve; “Bütün insanların (müslümanların) davetli olduğu ve ziyaretlerine açık olması gerekli olan” (Al-i İmrân:97; Enfal:34; Hacc:25-28;..) “Şirk necaseti ile özdeş müşriklerin, asla yaklaştırılmaması ve onlardan beri tutulması emredilen..” (Tevbe:28) “BeytullahelHaram olan bei Muazzama’ya” yöneliyor ve “Hazret-i İbrahim’in, oğlu İsmail (Aleyhimesselam) ile birlikte, Dini Hakk’ın tevhidi merkezi olarak inşa ettiği ve nesilden nesile, İlâhî bir emanet diye bıraktığı..” (Bakara:127-134 vb.’ne telmih) fakat günümüzde emperyalizm tarafından, fiilî işgal altında bulunan bu İlâhî emanetin ve tevhidi merkezin (mübarek çevresiyle birlikte) kurtarılması ve aslî hüviyetine kavuşturulması için çalışıyor; ki bu amaçla:

Hacc mevsiminde, Mescidi Harameyn’de ve özellikle Kâ’be’de, dünya müslümanlarına; “İslam’ı himaye ve hakim kılma, şirk ve küfrü ref’ü izale etme ve bunu isbatizhar sadedinde de, beraetvahdet muhtevalı kıyam etme ve kıyamda bulunma (miting-yürüyüş-nümayiş-kongre-tebliğ faaliyetlerini sürdürme) ruhunu ve şuurunu veriyor. Ki:

“Allah, Beyt-i Haram (olan) Kâ’be’yi, insanlar için bir kıyam (ayaklanma) yeri kıldı…” (Mâide:97) Ayet-i kerimesi, bu hakikati amir ve natık bulunmaktadır…

Keza “Dünya Müslümanlarının vahdet ve uhuvvet içerisinde bulunmaları, ancak bu yolla güç elde edebilecekleri ve gerçek hürriyete-izzete ve rıza-i İlahîye’ye kavuşabilecekleri” mesajını veriyor. Ki; “Allah’ın ipine sımsıkı topluca yapışın. Ve fırkalaşıp da dağılmayın. Ve Allah’ın sizin üzerinizdeki (onca) nimetini hatırlayın…” (Al-i İmrân:103); “Allah’a ve Resulü’ne (tam) itaat edin ve çekişip birbirinize düşmeyin, (yoksa) çözülüp-yılgınlaşırsınız da, gücünüz gider…” (Enfal:46); “Mü’minler hiç şüphesiz kardeştir. Öyleyse, kardeşlerinizin arasını sulh ve ıslah edin...” (Hucurat:10) gibi, nice ayet-i kerimeler dahi, mezkûr mesajın İlâhî kaynağı ve mesnedi olmaktadır…

Başta, Büyük Şeytan Amerika ve Siyonist İsrail olmak üzere, tüm cinnîinsî şeytanlardan ve onların her türlü fitne-fesad ve iğvalarından, Allahu Teâlâ’ya sığınma ve iltica etme ve bunun “pratik yollarını-yerlerini ve usûllerini” gösterme ta’limini-tedrisini ve tatbikatını yaptırıyor. Ki; “Eğer, şeytandan bir fit gelip, seni fitlerse hemen Allah’a sığın. Çünkü O, işiten ve bilendir.” (A’raf:200; Fussilet:36); “... Gerçekten ben; hesab gününe iman etmeyen her mütekebbirden, benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz (olan Allah’a) sığınırım.” (Mü’min:27) gibi.. ayetlerde ifadesini bulan bu hakikat, müşriklerdenemperyalistlerden teberri etmeyi de mündemiç bulunmaktadır. Ki; bu, müşriklerden beraat yürüyüşü adıyla, kutsal beldelerde ve kutsal Hacc mevsiminde, Hattı İmam bir hareket olarak icra edilmektedir… Büyükortaküçük şeytanları (cemreleri) taşlama menasiki olarak, yapılan bu ameliye; “Amerika’ya ölüm! İsrail’e-siyonizme ölüm!” ve; sair tüm şeytanî güçleri-mihrakları telin etme şeklinde tezahür etmektedir. Ki; malûm Tevbe Suresi’nin 1,2 ve 3. ayet-i kerimeleri, bu İlâhî vecibeyi, sarahaten amir bulunmakta olduğu, ehlince bilinmektedir. Ve hakeza…

İşte, böylece; İmam Humeynî (ra), tüm İslamî farizaları ve müesseseleri olduğu gibi, mukaddes Hacc vecibesini de, İlâhî-Nebevî ve Kur’anî mecrasına ve aslına irca etmiş bulunuyor… (Tabiî ki; Büyük Şeytan Amerika’nın ve siyonizmin gönüllü uşaklığını yapan bölgedeki tağutî-münafık rejimlerin her türlü baskı-tahakküm-engelleme ve katliam-cinayet eylemlerine rağmen…)

Ve; Allahu Teâlâ’nın (cc), bin bir hikmetcilvetecelliimtihan ve ibtilalarını mündemiç bulunan. “kelimeleri, başarı ile tamamlayan İmam Humeynî (ra)’nin; İlâhî şahsiyetindemahiyetinde meknuz bulunan (hidayete götürücüışık ve nur saçıcı ve sıratı müstakimi gösterici..) külli ve umumî imameti kübrası, âlem-i şehadette bilfiil zuhur ediyor, böylece; adeta, mevud olan intizar (Bilutfillahi Teâlâ) gerçekleşmiş oluyor…” (Bakara:124; Enbiya:73, 105; Nur:55; Kasas:5; Secde:24; vb’lerinden mülhem)…

Bu cümleden olarak; Musayı zaman (as) olarak, İmam Humeynî (Radiyallhu Anh):

Yedi beyzası ile, düşmanların gözünü kamaştırıp körleştiriyor; dostlarının yollarını aydınlatıyor, el attğı her şeye rahmet ve bereket yağıyor. El attığı her olay, İlâhî zafer ve fetih ile sonuçlanıyor; düşmanlarına korkular salarken, etbaına güven kaynağı oluyor. (Tâhâ:22; Şuârâ:33; Neml:12; Kasas: 32’den mülhem) Ve; Hizbullah ümmetinin emperyalizm ile sürdürdüğü ezeli ve ebedi savaşında; adeta mucizevî-İlâhî “sekine tabutu” ve “bakiye”sinin özelliğini taşıyor… (Bakara:248’e telmih) Ve; bu İlâhî mucize olan yedi beyzasekine ve bakiye; İmam Humeynî (ra)’nin nurlu halefi, fasih vezirikardeşi ve pazusunun kuvvetigüçlendiricisi (Tâhâ:25-37; Kasas:34-35’e telmih) olan, “Medarı İftiharı İslam Ayetullahel Uzma İmam Seyyid Ali Hüseynî el Hamaneî’ye” intikal etmiş bulunuyor…

Keza..; Asayı Kudsî’si ile, denizleri şak edip-yarıyor ve kudurmuş a’da’yı suların müthiş dalgalarına ve denizin derinliklerine gark ederek boğuyor, böylece; etbaı’na, kurtuluş yollarını ve İlâhî fetih ve zafer kapılarını açmış bulunuyor… (Bakara:50; A’râf:136; Enfal:54; Yûnus:90-92; İsrâ:103; Tâhâ:77-80; Şuârâ:63-66’lara telmih) Ve; Büyük Şeytan Amerika’nın-müttefikleri olan sair emperyalistlerin; süper güçbüyük ve müterakki devletler olduğu imajını; kandırmaaldatma ve korkutma tarzındaki şeytanî sihirbüyü ve hilelerini tar-u mar etmiş ve onların kuru birer kütük ve şamata-sansasyon yapıp gürültü çıkaran, birer boş teneke olduklarını dünya kamuoyuna göstererek, mustazafların güç ve azamet kazanmasını sağlıyor… Ve; Firavnî düzenlerin ve tağutî güçlerin yıkılmasının mutlu kapısını açıyor… (A’râf:115-126; Yûnus:80-82; Tâhâ:65-70; Şuârâ:43-48’lerden mülhem)…

Hem..; aynı asayı, kurumuş çöllere, sert taşlara-kayalara, yani “çölleşentaş gibi katılaşan, veyahut; hakka nurasusayan ve müştak olan kalplere vurunca, abı hayatlar fışkırtıyor, cennet nehirleripınarları akıtıyor, maddî ve manevî hayatı insaniyeyi gülistanabağistana ve nuristana çeviriyor… (Bakara:60; A’râf:160’a telmih)

Ve keza..; “Allah-u Teâlâ’nın (cc) bir kelimei mucizesi (Kelimetullah), Allah’tan ve Allah’ın üflediği bir ruh (Ruhullah) (Al-i İmrân:39, 49; Nisa:171; Enbiya:91; Tahrim:12) ve İlâhî mâideye mazhar, insanlara bir ayet ve Allah’tan bir rahmet (Mâide:110-114; Meryem:21-34;..) olan..” İsâyı zaman (as) olarak; “ölmüş ruhlarıkalpleri nefhi İlâhî ile diriltiyor, mezarı müteharrik olanlara can ve hayat veriyor, ihmal ve terk edilmiş hayatı diniyeyi ihya ediyor, değişik marazlara-illetlere ve hastalıklara müptela olan biçareleri, edviyei İlâhî ve eczahanei sübhaniye ile şifayasıhhata kavuşturuyor, emperyalizmin ebedî izmihlalinin ve Dini İslam’ın da cihanşümul sonsuz hükümranlığının İlâhî müjdesini veriyor…” (Al-i İmrân:49; Mâide:110; Fetih:27-29; vb.’lerinden mülhem)…

Böylece;“RahmetellilÂIemin (Enbiya:107), şahidnezirbeşir ve siracı münir (Ahzâb:45-46), Reûf unRahim (Tevbe:128) ve Sahibi Huluku Azim (Kalem-Nun:4), Sahibi Makamı Mahmud (İsrâ:79) ve HatemenNebiyyin (Ahzâb:40) SeyyidilMürselin Hazret-i Muhammed Mustafa’nın (sallallahu aleyhi ve alihi vesellem) paktahir ve tayyib evladı- hayrülhalefi, küllîumumî varisi, nuru nübüvvetinin İlâhî tecellisi ve kemali Dini Muhammedi’nin İlâhî vesilesi, hülasa; Kuranı mübinin cami ayinesi ve mücessem timsali olarak, batılın kıyamete kadar yok edilmesini ve Dini Hakk’ınahkâm-ı İslamiye’nin ve şeriat-ı Muhammediye(as)’nin ebediyyen ikamesini (Biavnillahi Teâlâ) sağlıyor ve bunun da İlâhî garantisi ve güvencesi oluyor. Bu İlâhî ferec ve fütuhatın ve hükümranlığın sadrı İslam’daki temeli, fethi Mekke ile; çağımızda da fethi İran ile atılmış oluyor. Ki; bu son fetih; tüm dünyanın fethini kuşatıp-kucaklayacak, bir ihtişamı taşıdığını gösteriyor, böylece; Resulü Ekrem’in (as) hatemiyetini ve şeriatının ebedi hakimiyetini bilfiil isbatlıyor. İslam İnkılâbı, bunun canlı şahidi olurken, Kuranı Kerim dahi, bütün ayetleriyle-beyanlarıyla ve hükümleriyle, bunun yazılı metni özelliğini taşıyor… Ve; İmam Humeynî (ra), işte;.. bu İlâhî-Nebevî ve Kur’anî manzumeyi, bütün özellikleriyle temsil ederek, çağımıza ve gelecek çağlara ihtişamla yansıtıyor… Ve hakeza…

Netice itibariyle; Kuranı Mücessem olan İmam Humeynî (ra)’nin; “çağdaş dünyanın tarihî değişimini” köklü şekilde etkileyen ve İslam İnkılâbı ile sonuçlanan hâlikâlî ve fiilî faaliyetlerinin-çalışmalarının mahiyetikemiyet ve keyfiyetinin, gerçek anlamıyla anlaşılabilmesi için; Kuranı Kerim’in tüm ayetlerinin, tek tek ve bütünlük içerisinde ele alınıp-tahkik ve tedkiki gerekmektedir. Zira, İmam (ra); lisan-ı hal, lisan-ı kal ve lisan-ı ef’aliyle, Kuranı Kerim’in, çağımızın ve gelecek çağların en muhteşem ve en ihatalıcanlı mübeyyini, müfessiri ve mütemessilidir. Dolayısıyla da; Kuranı Kerim’in, asrımıza ve gelecek çağlara yönelik anlamlarının, tam ve mükemmel olarak anlaşılabilmesi için, İmam’ın (as); nuranî hayatının, her lahzasının tek tek, adım adım, zerre zerre, lema lema ve safha safha, bir küll ve bir bütün olarak, muhtelif dallarda uzmanlarca ele alınıp -incelenmesi iktiza etmektedir. (Ki; Makamı Muazzamı Rehberî’nin denetimi ve himayesi altında, “İmam Humeynî (ra)’nin Eserlerini Tanzim Ve Yayınlama Kurumu” tarafından, bunun büyük ölçüde başarılabileceğini ümid etmekteyiz, inşaallah…) Ve böylece; (çağımızda) Kuranı Kerim, İmam Humeynî (ra) ile; İmam Humeynî (ra) de Kuranı Kerim ile (gerçek anlamlarıyla) anlaşılmış olacaktır. Bunların anlaşılması ile (bir kısım temel değişim dinamiklerine dikkat çektiğimiz) “Çağdaş Dünyanın Tarihî Değişimi Meselesi” de, tamamen ve tüm boyutlarıyla (en ince noktalarına ve teferruatına kadar) vuzuha kavuşmuş bulunacaktır…

Evet..; Kuranı Kerim, değişik insan toplumlarının ve muhtelif çağların tarihî değişimleri ile dolup taşmakta, bu değişimlerin temel sebeplerini (illetlerini) ve dinamiklerini dile getirmekte, seyir çizgilerini ve değişim süreçlerini ve boyutlarını (genel hatlarıyla) söz konusu etmekte ve kısası Enbiya (as)’da sergilenen hak ve batıl mücadeleleri ile de, bunu, somutlaştırmaktadır… Önce; kalbruhaklfikirdüşüncekültür ve ahlâk gibi, manevî hayatla ve ferdîiçtimaî boyutlarıyla başlayan; giderek, siyasiiktisadîhukukîaskerî gibi, hayatı insaniyenin maddîâfâki alanlarını da (tabiatıyla) kapsayan ve çoğu kez, resmi kurum (devlet) hüviyetine bürünen bu tarihî değişim; bariz ve şümullü örneğini, Arap cahiliye döneminde yaşamış; yani, Resulü Ekrem’in (as) İlâhî biseti ile birlikte, yeni bir değişim sürecine girmiş; Öz Muhammedi İslamın İlâhî inkılâbî etkisi ve misyonuyla, tüm batıl tezahürlerden soyutlanmış olarak, “Hakkın ayinesi ve makesi (Asr-ı Saadet) durumuna gelmiştir…

Bir kısım isimterimkavramzamanmekân ve ifade farklılığıyla beraber, temeldeesasta, Arap cahiliyesi ile birleşen, hatta daha da katmerleşen çağdaş dünya cahiliyesi de; İmam Humeynî (ra)’nin (varisi Resulullah olarak) gerçekleştirdiği, İslam İnkılâbı ile birlikte, büyük bir değişim sürecine girmiş;.. sahifei tarihini, batıl tezahürlere kapatmak; Hakk’ın İlâhî -muhteşem tecellilerine açmak zorunda kalmıştır…

Bilindiği veçhiyle;.. her hangi bir değişimin, iki ana unsuru ve iki temel dinamiği vardır:

 

A) FailMüessirmuharrikmuhavvilnasih

B) Meful müteessir müteharrik mütehavvil ve mensuh…

Bir tarihî değişimin de; haliyle bir değişeni, bir de değiştireni vardır. Çağdaş dünyanın, tarihî değişiminde de, tabiatıyla bir değişen; bir de değiştiren, yani değişenin yerini alan olacaktır. Ki burada; birincisinin, yani değişenin-gidenin, yani yok olanın, tüm boyutlarıyla batıl; ikincisinin, yani değiştirenin, gelenin, yani hakim ve hükümran olanın da, (imantevhidadaletnurhidayettakvaahlâkfaziletizzet ve hürriyet, gibi, tüm boyutlarıyla) hakk olduğu, izahtan varestedir…(İsra:81’e vb.’lerine telmih)

Daha evvel, tarihî seyrini ve gelişimini çok kısa olarak da olsa, mevzu-u bahis ettiğimiz ve serapa şirkküfrzûlmfıskû fücur ve tuğyan.. gibi bâtılların vahşiyâne bir teşhirgahısergisi ve âyinesi olan çağdaş dünya tarihinin; (kendi bünyesinde bulunan) dinî hurâfanın ve ortaçağ karanlığının baskısından, kendini (reform ve rönesâns ile) kurtardıktan sonra, uygun bir ideolojihayat felsefesi (yani, din) ve aynı zamanda bir melce ve sığınak, (yani, tanrı) arayışı içerisine girdiği, bu amaçla çeşitli isim ve vasıflı aşamalar aştığı ve değişiklikler yaptığı, nihayet, cidalçatışma ve materyalizmde (yorum ve anlayış farklılıklarıyla birlikte, temel espri ve mantık olarak) karar kıldığı bilinmektedir… Ki, bunun seyir ve hayat alanı; sırf dünya, tek gayesi ve hedefi de çıkarmenfâat ve sömürüdür… Bu ise; dünyada, sürekli güçlü olmayı, güçlü olmak da, kan emmeyi, o da zulümvahşet ve cinayetler irtikâb etmeyi gerektirir… Bu da; kısaca, emperyalizm olarak, nitelendirilmekte; Hümanizm, sosyalizm, liberalizm, kapitalizm, pozitivizm, fâşizm, nasyonâlizm, komünizm, mârksizm, rasyonalizm, realizm, modernizm, postmodernizm, demokrasi, bilimcilik, özgürlük ve insan hakları gibi.. siyasi, felsefik ve ideolojik akım-kurum ve isimler de, bunun (emperyalizmin) zarfı ve kılıfı olmaktadır…

Evet..; materyalist batı uygarlığının temeli ve alt yapısıhareket noktası olan cidalçatışma; toplumlar ve devletler arasında gâlib olma duygusunu körükleyecek, bu da; güçlenme yarışını doğuracaktır. Bu yarış; imansızlık illetiyle, sınır tanımayacak ve meşru, gayri meşruhelâlharâm ayırma diye, hiçbir kayıt ve endişe taşımayacak ve “maksatmenfâat için, her araç mübahtır!” görüşünü-hükmünü bilfiil doğuracaktır… Kısa yoldan-zahmetsiz güçlenme duygusu, zayıfların üzerine çullanmayı ve tüm varlıklarını–canlarnı-mallarnı soyupyağmalamayı ve talan etmeyi netice verecek, binâenaleyh; fâkir-fukârâ ve mustazaf halklar, emperyalistlerin işçisi-ırgatı-kölesi olmakla kalmayacak, kan emilmecan boğazlama merkezleri olmaktan, kendilerini kurtaramayacaktır…

Güçlü devletler ve emperyalist güçler arasında, hızlandırılan bu sömürükan emmeöldürme ve yağmalama yarışı ve kampanyası, ara sıra kemik kapmakan emme ve akıtma savaşlarnakapışmalarına da sebep olmaktadır. Ki; başta birinci ve ikinci cihan savaşları olarak, birçok bölgesel-mevziî savaşlar, bu tür savaşlar olarak çağdaş dünyanın katran gibi kara tarihine geçmiş bulunmaktadır...

Çıkarı ve sömürüyü mutlak amaç ve hedef olarak (yani, din yerine) benimseyen, onun hâsılası olan parayı da mutlak güç (yani, ilâh) makâmına oturtan.. emperyalizm, ona ulaşmak için her şeyin mübâh hatta, kendisi için bir hak ve hukuk olduğunu.. kabul etmekte; devlet stratejisini ve kanunî düzenlemesini de, ona göre ayarlamaktadır… Ki; fuhuş, kumar, uyuşturucu, içki ve faiz sektörleri.. ile, gasbsoyguncinayetkatliamsabotajkundaklamakışkırtma örgütleri ve şebekeleri bunun temelini ve alt yapısını oluşturmaktadır… İşte; çağdaş dünyanın tarihini ve gündemini oluşturan zincirleme vahşetler, intiharlar, buhranlar, felâketler, ahlâksızlıklar, cinayetler, zulümler, derbederlikler, sefaletler, kaoslar-bunalımlar-sıkıntılar -cinnetler-figanlar-feryatlar, akan kanlar-yaşlar ve bitmeyen zalimane savaşlar, bu habis alt yapının, yani emperyalist tezgahınmekanizmanın ve felsefenin zakkumu, pis kokulu ve öldürücü-zehirli ürünü ve meyvesi olarak, arz-ı endam etmektedir…

Dünyanın dört bucağından transfer edilen on binlerce, iyi ve tam kapasite ile çalışan akıllarbeyinler; dünya mazlumlarından, asırlardır aşırılançalınan ve astronomik rakamlara ulaşan paralar; mekanikelektronikbilgisayar teknolojileri; kimya ve nükleer teknoloji; lazer ve uzay teknolojileri; tüm ilimbilim dalları ve sınırsız sanayi bacalarıfabrika çarkları; siyasisosyal kurumlardevletleruluslararası teşkilatlar (BM vb); her türlü ulaşım ve iletişim araçları; askeri güçler ve ordular; hukukîiktisadî ve kültürel oluşumlar, ayrı ayrı ve ortak organizeli olarak hep birlikte, mezkûr habismenhuselim ve hazin, ürünlerin-meyvelerin ve neticelerin, daha çok verimli ve kapsamlı bir şekilde alınması ve yaygınlaştırılması için ve sadece o amaçla kullanılmaktadır. Ki; bu emperyalist organizmanın başını da Büyük Şeytan Amerika çekmekte; İngiliz emperyalizmi de, tarihî sömürü deneyimini, ve, dünya siyonizmi ise; şeytanî hilesini ve sermayesini, bu organizmanın emrine-istifadesine sunmakta..; diğerleri de, katkılarını azami ölçüye çıkarmaya çalışmaktadır… İşte; “ çağdaş dünyanın tarihî değişimi meselesinde; değişecekdeğişmekte olan ve değişmesi insanî-hayatî bir zaruret ve gereklilik olan unsurlarfiil ve tezahürler bunlardır. ve İmam Humeynî (ra), İran İslam İnkılâbı ile bu İlâhî misyonu ve fonksiyonu ifa ve icra etmektedir…

Bu tarihî değişimde; değiştirici olacak olan İslam ise; teavünü (yardımlaşmayı) düstur-u hayat ittihaz edinmiştir. Hakkı ve hukuku zayi edilen mazlumlaramustazaflara uzanacak olan bu İlâhî el, hakkın ihkakını esas almış, bu da İlâhî adaletihidayeti ve istikameti sağlamış, karşılıklı hürmetmuhabbetgüvenuhuvvethuzur ve sükûn atmosferini doğurmuş olacaktır… Emperyalizmin yapısında ve tarihinde görülen, mezkûr vahşetlerinfelaketlerinzulümlerin ve pisliklerin.. hiç biri görülmeyecek ve onlardan, hiçbir iz, asla kalmayacak; insanlık hayatı ve tarihi, İlâhî adaletin, Îslamî izzetin, insanî hürriyet ve müsavatın, gerçek huzur ve saadetin âyinesi ve simgesi haline gelecektir, inşaallah…

Evet;.. bu İlâhî teavün düsturunun-sırrının, cari ve hakim olmasıyladır ki; kâinat, sonsuz -muhteşem âlemleriyle birlikte, eşsiz bir nizamintizam ve ahenk içerisinde bulunmakta, hayatın ve kendi varlığının devamını, pürüzsüz-eksiksiz sağlamaktadır. Ve; güneşler-yıldızlar-gezegenler ve sâir kevnî varlıklar arasında, bu teavün kanunu sayesinde, en küçük bir dövüşkavgahusumetsavaş ve çatışma asla söz konusu olmamakta, tüm âlemde-kâinatta huzurgüvenmüsavatadalethakkaniyetneşe ve saadet müşahede edilmektedir. (Ki; aksini, yani cidalin müdahelesini eliyazubillah– tahayyül edecek olursak, işin vehametini-kâinattaki herc-ü mercin boyutlarını ve dehşetini, varın siz kıyas edin…)

İşte; bu kadar ulvikudsi ve nâfi bir prensibi, içtimaî hayat düsturu olarak va’z eden yüce İslam’ın karşısında, hiç bir batılın ve habis hüküm-kanun-düstur ve prensiplerin duramayacağı ve her an izmihlâle uğrayacağı, izahtan varestedir… Zira:

…Her şey kesin helak olucudur, Onun (Allahın) vechi müstesna!…” (Kasas:88) Ayeti, Allah-u Teâlâ’nın teveccüh ettiği ve O’na ait olan O’ndan telemmu edip -yansıyan vechin, yâni hakkın dışında kalan her şeyin helake-yokluğa maruz olduğunu tasrih etmektedir. Ki; onlar ise, sosyolojik-ideolojik ve felsefik-kültürel (akidevî-teşriî-fikrî ve amelî, yönleriyle) İslamî terminolojide ve Kuranî ıstılahta batıl diye tesmiye edilip-özetlenmiş bulunmaktadır… Ki; batılın, hakkın karşısında asla tutunamayacağı izahtan varestedir. Bu hakikati, Kuranı Kerim şu ayet-i kerimeleri ile dile getirmektedir:

“De ki: Hak geldi, batıl yok oldu! Hiç şüphesiz, batıl yok olucudur.” (İsrâ:81); “Hayır (bilakis), Biz hakkı, batılın üstüne-üzerine fırlatırız; o da, onun beynini darmadağın eder. Bir de bakarsın ki, o, yok olup gitmiştir…” (Enbiya:18); “De ki: Hiç şüphesiz benim Rabbim, hakkı (batılın beyni üstüne) fırlatıp çarpar. O (Allah), gaybleri bilendir. De ki: hak geldi; batıl ise, ne (bir şey) ortaya çıkarabilir, ne de geri getirebilir.” (Sebe’:48-49)

Ve;.. “hakka dayanmayan, kaynağı hakk olmayan ve siyasîiçtimaîfikrîideolojik ve kültürel bir oluşum-camia ve toplum olan her ümmet; fâni-geçici-gidici ve yok olucu bir özellik taşımakta, ancak belirginmuayyen bir süreye kadar (eceli müsemma olarak ve İlâhî takdir gereği) varlığını sürdürüp, yok olup gitmektedir.” (A’râf:34; Yûnus:48-49, 53; Hicr:5; Nahl:61;..) Bu geçici süre, kendi aleyhlerine delil ve yıkılışları şiddetli olsun.. diye, bir mehilmühlet olarak, Kuranı Kerim’de ifadesini bulmuştur: (Müzzemmil:11; Tarık:17)… Ki; batılın ve tağutların zulüm düzenlerinin yıkılışı, sünnetullahın değişmez ve asla değiştirilemez hükmükanunu ve gereği olduğu.. keza; yine Kur’an-ı Kerim’de, açıkça bildirilmiştir (Enfal:38; İsrâ:77; Fâtır:43; Feth:23)

Ve yine..; “mütecaviz kâfirlerinemperyalistlerin hezimete uğrayacağı.. (Al-i İmrân:12; Kamer:45;..); “Müthiş bir inkılâba uğrayıp devrilecekleri..” (Şuârâ:227); “Ve köklerinin kırılıp, geçirilecekleri ve onların yerini, başkalarının alacakları.. (Enbiya:11); “Onlara ve yeryüzüne varis olacak olanların da salihmustazaf mazlumların ve hak ehlinin olacakları..” (Enbiya:105; Nûr:55; Kasâs:5;..); “Bunun da çok yakın olduğu.. sabah oluncaya kadarlık bir süre içinde olacağı.. (Hûd:81); Kesin galibiyetin de hakkınİslamın ve Hizbullahın olacağı.. (Bakara:249; Al-i İmrân:160; Mâide:54-56; Hacc:40; Saffât:172-173; Muhammed:7-8; vb…) Allah-u Teâlâ (cc) tarafından, Kur’an-ı Kerim’de sarahaten ilan edilmiştir. Ki; beşeriyet tarihi ve günümüz dünyasındaki yeni gelişmelerdeğişmeler, bu İlâhî beyanın ve hakikatin, canlı şahitleri olarak müşahede edilmiş ve edilmeye devam edilmektedir-edilecektir…

Din, artık tamamen ve her türlü fonksiyonunu kaybetmiştir!(?).. zehabına, kendini kaptırmış bulunan çağdaş ve emperyalist dünya; İmam Humeynî (ra)’nin gerçekleştirdiği Cihanşümul İslam İnkılâbı’nın, batılı târû mâr edici ve hakkı bütün cepheleriyle hakim kılıcı, İlâhî bir güneş olarak doğuşu.. ve, (umulmayan bir zaman ve mekânda) aniden zuhuru ile karşı karşıya gelmiş, müthiş bir panik ile süresiz bir şoka, hatta komaya girmiştir… Çağdaş dünyanın, hakkın ve İslam’ın lehine dönüşen tarihî gelişimi ve değişimini önlemek, yeni yeni perdeler-maskeler ve komplolar ile, en azından bu tarihî değişimin hızını azaltmak veya saptırmak için faaliyete geçen emperyalist dünyanın, Büyük Şeytan Amerika’nın önderliği altında geliştirmeye çalıştığı yeni dünya düzeni oyunları da, fiyasko ile neticelenmeye doğru gittiğine, bizzat kendisi bile şahid olmakta ve yer yer de, bunu itiraf etmek zorunda kalmaktadır…

Çağdaş dünya tarihi, artık bundan böyle İslam’ın İlâhî nuru ile aydınlanacak, sadrı İslam’ın mükemmel ve gerçek bir ayinesi olarak, ezelden gelip, ebede doğru giden zaman süreci içerisindeki şerefli yerini alacak..; İmam Humeynî (ra)’nin önderliğinde gerçekleşen Cihanşümul (İran) İslam İnkılâbı sayesinde, çağdaş ve müstakbel dünya, insanlık tarihinin en adil, en mükemmel, en özgür, en parlak ve nuranîİlâhî hayat düzeni ve dünya sistemine şahid olacaktır… Ki; daha şimdiden bu İlâhî nur ve hidayetin, ışıkları, dünyayı aydınlatmaya (çok önemli ölçüde) başlamış bulunmakta, tüm yeryüzü İnkılâbı İslam’ın İlâhî-kurtarıcı tecellileri ve nağmeleriyle çınlamaktadır…

Evet: İslam; fıtrat-ı insaniyenin derinliklerindeki perdeleri yırtıyor, külleri-tozları kaldırıyor, şirk-küfr-zulm-tuğyan ve fısk-u fücuru ve tüm batıl tezahürleri yıkıyor ve yeniden hayatı insaniyeye, tüm boyutlarıyla ve cepheleriyle yön ve renk veriyor… İnsanlık, artık dine dönme ve hakkı bulabilme arayışı ve çabası içerisinde, fıtratını yakalayabilmenin aşkı ve umuduyla coşuyor…

Mustazaflar, salih ve halis mümin insanlar; artık idareyi-siyaseti ve İslamî hilafeti (direkt olarak) ele geçiriyor, böylece Kur’an-ı Kerim’de tasrih edilmiş bulunan vadi İlâhî, bilfiil gerçekleşiyor. Ve;.. istikbarınemperyalizmin, zulüm-vahşet ve cinayetkâr dönemi, tarihin çöplüğüne ve karanlığına atılıyor…

İhyayı din ile ihya olan insanlık” dindışı ve muhalifi, tüm beşerî görüş-felsefe-akım-düzen ve ideolojilerin habis kıskacından kendini kurtarıyor, demokrasi-uygarlıkçağdaşlıkilericilikaydınlıkkalkınmışlıkbatıcılıkulusalcılıkliberalizm gibi.. şeytanî tuzakları bozuyor ve tağutî zincirleri kırıp parçalıyor… İslam İnkılâbı’nın bu İlâhî etkisi, muharref olan dinlerin de, yeniden tanınmasına ve mensuplarının dindarlaşmasına çok önemli katkılar sağlıyor… Böylece; “din, çağdaş dünyanın dengesini ve rotasını değiştiren tek etken ve eksen durumuna gelmiş oluyor…

Devlethükümet olmakla İlâhî hilafetin, tüm boyutlarını-veçhe ve cephelerini, bütün şümulü ve ihatası ile uygulama alanına geçiren ve hayata tamamen müessir kılan Dini İslam; hayatı insaniyenin muhtaç olduğu maddî ve manevî tüm lazımeleri, insanlığın istifadesine sunmuş olmakla, insanlık hayatı; gerçek adalet, müsavat, hürriyet, izzetşehametazamet emnü eman huzursükûnfelahtealiterakkiilim irfanmedeniyet ve saadet nurlarıyla cuş-u hûrûşa ve ihtizaza geliyor ve tarihinin en mutlu ve neşeli-mesudâne dönemini yaşıyor…

Allahu Teâlâ’nın (cc), insan hayatı için bahşetmiş olduğu maddî ve manevî tüm ni’metler, yerüstü ve yeraltı kaynakları, tamamen insanlığın, bahusus mustazafların ve mahrumların emrine ve ihtiyaçlarının karşılanmasına tahsis ediliyor, böylece; mustazaf insanlığın veraset ve sekinet dönemi başlıyor… Bahusus, İslamî teavün düsturunun şümûllü ve ihatalı fonksiyonu ile; hayat-ı insaniyenin ulaştığı kemal, beşerî havsalanın istiab edemeyeceği bir noktaya-merhaleye ulaşıyor…

Ümmeti İslamiye’nin, aslî ve fıtrî yapısına mutabık ve muvafık bir tarzda geldiği ümmeti vahide (imamlı -halifeli toplum) durum ve konumu ile; tek devlettek millettek mektebtek mezhebtek ordutek komutantek el ve tek ses.. İlâhî hedefine doğru gittiğine, dünya ve çağdaş tarih alenen şahid oluyor. Caddei kübrayı Kuraniye, Veraseti NübüvvetŞeriatı Muhammediye (as), Mektebi Ehli Beyti Resul (as), İmametRehberiyetVelayeti Fakih gibi İlâhî kurum-şiar-kavram ve müesseseler ve sabit hatları-çizgileri; mezkûr hedefin tahakkuku hususunda, İlâhî eksenamilillet ve güvence misyonunu-fonksiyonunu ihraz ediyor… Bilhassa; Makamı Muazzamı Rehberî’de, teşrî (içtihadî yasama), icra, kaza (yargı), iftâ (merciiyet) ile beraber kuvvetler (ordu-emniyet-vb.)-medya (iletişim)-talimterbiye (eğitim–öğretim-kültür ve ilmî havzalar), iktisat (sanayi-ticaret ve maliye) vb.’lerinin tecemmu ve temerküz etmesiyle, söz konusu ümmeti vahidenin mukteza ve muktazileri olan ulvî ve İlâhî neticeler, daha kolay ve daha çabuk elde edilmiş oluyor… Böylece; gelişecek ilimbilimgüçekonomiteknoloji ve sair tüm imkanlar, insanlığın sadece ve sadece faydasınavahdetinekalkınmasınaülfet ve ünsiyetinehuzur ve saadetine.. kısaca, lehine kullanılacak, böyle olunca da; haliyle insanlık mutluluğun tadını ve zevkini yaşayacaktır… Ve; hâkezâ…

İşte; “çağdaş dünyanın tarihi değişim mes’elesi”nin kısaca tahlili budur! Ve; bu bölüm (tabiatıyla, mukaddime ile beraber), sonraki iki bölümün, (yani; “İmam Humeynî (ra) ve İslamın Evrensel İnkılâbı’nın Geleceği ile, İslamın Evrensel İnkılâbı’nda İran İslam İnkılâbı’nın Risaleti bölümlerinin) de büyük ölçüde vuzuha kavuşmasını sağlamış olmakla beraber, tebliğin tenasübü ve kemâlinin sağlanması amacıyla, mezkûr bölümleri de ayrı ayrı başlıklar altında (ve, mümkün olduğu kadar çok kısaca) bahis konusu ederek, yazının bütünlüğünü sağlamaya çalışacağız, inşaallah…

Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Göz Atın

Kapalı
Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı