Genel

Kıyamın Anlamı ve Boyutları

KIYAMIN ANLAMI VE BOYUTLARI

‘Ayakta kalma-bırakma’; ‘ayakta ve huzurda durma’; ‘ayakta bırakılma’; ‘ibadet, tefekkür-tezekkür, huşu ve huzû halinde bulunma’; ‘nöbette, gözetimde ve denetimde bulunma’; ‘ayağa kalkma-ayaklanma’; ‘zinde-uyanık olma’; ‘dimdik ve dayanak olma’; ‘başlama-azmetme ve onu süreklendirme’; ‘olgunlaşma (tavını alma)’; ‘toplu bulunma-dosdoğru olma’; ‘gafletten, ataletten ve ye’sten arınma’; ‘karar kılma, sabit olma’ gibi.. pek çok ve geniş anlamları bulunan[1] kıyamın (müştaklarıyla birlikte), iki taallûkâtı vardır: a-) Muvafık.. b-) Muhalif…

Biri; dost ve mütenâsip cepheyi, diğeri ise; düşman ve mütenâkız cepheyi temsil eder. Bu cephelerin herbirinin de yine iki boyutu vardır: 1-) Enfüsî.. 2-) Afakî… Ki bunların ayrı ayrı başlıklar halinde incelenmesi daha faydalı olacaktır.

ALLAH’A KARŞI KIYAM’DA BULUNMAK:

Mutlak Halik ve Vacib’ul-vücûd olan Allah-u Teala (cc), Kayyum sıfat ismiyle bizzat müsemmâ bulunmakta, bütün varlıklar da bu İlâhî isim ile, O’nun cilvesi ve tecellisiyle ayakta (kıyamda) kalmaktadır “…Kendisinden başka hiçbir ilah olmayan Allah ‘hayy’ül-kayyum’dur!…” (Bakara: 255; Al-i İmran: 2). Allah’ın kayyumiyyeti ile var olan ve tekvinî olarak kaim bulunan insan, ihtiyarî iradesi ile, haşyet ve muhabbet ile Ol zat-ı zül’Cemal ve’l-Celal’in huzur-u manevîyesinde, daima kıyam halinde bulunma zorundadır…

“Şunlar ki; ‘kıyamda’ iken, otururken ve yanları üzerine yatarken (daima) Allah’ı zikrederler ve göklerin ve yerin yaratılışını tefekkür ederler de; ‘Rabbimiz sen bunları boşuna yaratmadın!… Seni tesbih ederiz; cehennem azabından bizi koru!…’ derler…” (Al-i İmran: 191);

“Rahman’ın kulları şunlardır ki, yeryüzünde hevn (tevazu) ile yürürler, cahiller kendilerine laf attıklarında, (mukabele etmeksizin, sadece) ‘Selam!’ derler… Onlar ki; gecelerini Rablerine secde ederek ve ‘kıyam’da durarak geçirirler!… Ve onlar ki; ‘Rabbimiz cehennem azabını bizden sav! Çünkü, onun azabı devamlı bir helaktır!…’ derler…” (Furkan: 63-65);

“Yoksa o (inkârcı kimse), geceleyin secde ederek ve ‘kıyam’da durarak ibadet eden, ahiretten çekinen ve Rabbinin rahmetini uman kimse (gibi) mi? De ki; ‘Hiç bilenlerle bilmeyenler müsavî olur mu?’ Doğrusu ancak, akıl sahipleri bunları tezekkür eder!…” (Zümer: 9) İlaahir… gibi ayet-i kerimeler, gerçek mü’minlerin, Allah-u Teala’nın (cc) karşısındaki ubûdiyetlerini, bu arada kıyam durumlarının bir lem’acığını terennüm etmektedir…

Aslolan ‘Allah’a karşı kıyamdır’, diğer kıyamî boyutlar, O’nunla (cc) kaim, O’nun emir ve nehiyleriyle sınırlıdır… Sadece ‘Allah’a ibadet etmek için yaratılmış bulunan…’[2] ve ‘en mükerrem bir varlık…’ durumunda olan[3] şu fanî insan, tüm Esma-i İlâhîyenin küllî tecelliyâtının cüz’î bir ayine-i camii hüviyetinde bulunmakta, muhatap olduğu İlâhî tekliflerin tümünü (istitaatı nispetinde) hayatında yansıtması gerekmektedir…

Ayrı ayrı tecellisi bulunan Esma-i İlâhîyye’nin ayrı ayrı mukteziyâtı bulunacağı tabiîdir. “Ey iman edenler! Allah’a, Peygamber’e, Peygamberi’ne indirdiği ‘kitab’a ve daha önce indirdiği kitab(ların tamamın)a da iman ediniz!…” (Nisa: 136); “Ey insanlar! Sizi ve sizden öncekileri yaratan Rabbinize ibadet edin! Umulur ki böylece korunmuş olursunuz!…” (Bakara: 21); “Ey iman edenler! Allah’tan, gerçek bir ittika ile korunun! Ve ancak, müslüman olarak can verin!… Hep birlikte Allah’ın ipine sımsıkı yapışın; fırka fırka olmayın, Allah’ın size olan ni’metlerini hatırlayın!… (Al-i İmran: 102-103);… gibi pek çok ayetler iman-İslam-takva ve ubûdiyyet ile alâkalı İlâhî evâmir ve tecelliyâtı içermekte;…

“Gerçekten mü’minler felaha ermiştir; onlar ki, namazlarında huşu içindedirler; onlar ki, boş ve yararsız şeylerden yüz çevirirler; onlar ki, zekatı yerine getirirler ve onlar ki, iffetlerini korurlar; ancak eşleri ve ellerinin sahip olduğu (cariyeleri) hariç!...(bundan dolayı) kınanmış değillerdir. Şu halde; kim bunun ötesine gitmek isterse, işte bunlar, haddi aşan kimselerdir. Ve yine onlar ki, emanetlerine ve ahidlerine riayet ederler. Ve onlar ki, namazlarını muhafaza ederler. İşte, asıl vâris olacaklar bunlardır!...” (Mü’minun: 1-10); Ayetleri de tüm müslümanların mükellef bulundukları amel ve özelliklerin bir kısmını nâtık bulunmaktadır.

“Muhakkak ki Allah, ‘adaleti, ihsanı, akrabaya vermeyi’ emreder; ‘fahşa’dan, ‘münker’den ve ‘bağy’dan da nehyeder. O, tezekkür edesiniz diye, size öğüt veriyor!” (Nahl: 90); “…Namazı kıl! Marufu emret, münkerden nehyet! Sana gelecek musibetlere sabret!.. Doğrusu bunlar, azmedilmeye değer işlerdir!..; küçümseyerek insanlardan yüz çevirme ve yeryüzünde böbürlenerek yürüme! Zira Allah, kendini beğenmiş, övüngen kimseleri asla sevmez! Yürüyüşünde tabiî ol! Sesini kıs! Unutma ki, seslerin en çirkini merkeplerin sesidir…” (Lokman: 17-19) gibi ayetler ise, sosyal ve ahlâkî içerikli İlâhî nasihatlardır…

“Mü’minler, mü’minleri bırakıp da kâfirleri dost edinmesinler! Kim bunu yaparsa, Allah’tan ilişiği kesilmiştir…” (Al-i İmran: 28); “Ey iman edenler! Yahudileri ve hristiyanları dost edinmeyin! Zira onlar, birbirlerinin dostudur!…” (Maide: 51); “Onlara (düşmanlara) karşı gücünüz yettiği kadar kuvvet ve cihad için bağlanıp beslenen atlar hazırlayın! Çünkü, onunla Allah’ın düşmanını ve sizin düşmanınızı ve onlardan başka, sizin bilmediğiniz fakat Allah’ın bildiği (düşman) kimseleri korkutursunuz. Allah yolunda ne harcarsanız, size eksiksiz ödenir, siz asla zulme uğratılmazsınız!…” (Enfal: 60) ayetleri de, kâfir-münafık tüm düşmanlara karşı takınılacak İslamî tavrı açıklamakta, mü’minlerin dikkatleri bu konuya da çekilmektedir…

“Fitne tamamen yok oluncaya ve din de Allah için tatbik edilinceye kadar, onlarla savaşın!… (Bakara: 193; Enfal: 39); “Ey Peygamber! Kâfirlere ve münafıklara karşı cihad et, onlara karşı sert davran!…” (Tevbe: 73; Tahrim: 9); “Allah, kendi yolunda kenetlenmiş bir duvar gibi saf bağlayarak savaşanları sever!…” (Saff: 4); İlaahir… Anlamındaki çok sayıdaki ayetler ise, İslam yolunda cihad ve kıtalin önemini dile getirmekte, bu hususta iman edenlerin hassas bulunmalarına dikkat çekmektedir…

İşte; yukarıda kaydettiğimiz ayetler ile birlikte, Yüce Kur’an-ı Kerim’de bulunan tüm ayetler (İlâhî emir-nehiy veya kıssa olarak) değişik tecellileri olan Esma-ı İlâhîyye’nin muhtelif boyutlu ve muhtevalı tezâhürü durumundadır. Ve kayyumiyet tecellisi ise mezkür İlâhî teklif ve beyanlarının kıyamını, canlılığını ve devamını sağlamaktadır…

Bu açıdan bakıldığında, Tecelli-i Esmâ’nın ayine-i camiî olan insanoğlu, muhatabı olduğu tüm ayetlerin muhtevası hususunda daima kaim ve kıyam durumunda bulunma, bunların ikamesi, korunması ve yüceltilmesi için gayet hassas, uyanık ve ayakta-eli tetikte olma zorunluluğu ile karşı karşıya bulunmaktadır…

Dinin, imanın, amelin, ahlâkın, adaletin ve diğer İlâhî evâmirin ve ahkâmın korunup-kollanması ile alâkalı ve onlara karşı her türlü (enfüsî ve afakî) tekâsül, tahfif, tahkir veya saldırılara mukavemette bulunabilme için kıyam halinde olma;.. Kezâ; tüm menhiyyatı, soyut ve somut her nevî batılı ve düşmanları iskat ve iptal etme; İlâhî vahiy ile müberhen ve mübeyyen tüm şer’î ahkâmın, ferdî ve içtimaî hayatın bütün alanlarına hükümran olması ve muhtemel mâniaların bertarafı için kıyam üzere bulunma.. gibi;.. kıyamın sair ecza ve aksamı; doğrudan doğruya, yegane ve mutlak kayyum-u hakikî olan Allah-u Teala’nın huzur-u manevîyelerinde, kıyamda olma ve huzurda durma, İlâhî evâmirine âmâde bulunmaya merbut; ve onun fürûâtı mesâbesinde olmakla beraber, yine de her birine ayrı ayrı temas ve işaret edeceğiz ki, ayrıntılarla konu daha iyi anlaşılmış olsun!…


[1] “Kame, ikame, kaimen kıyamen, kum-ekim, kavvamun-kayyumun, kıvamun-makamun, kavmun-akvamu, kayyimen-müstakimeri” gibi.. pek çok kök ve iştikakları bulunan kıyamın, muhtelif (fakat, yaklaşık) anlamlarda kullanılışı için, bakınız.;

1-) Kamû. Bakara: 20, Nisa: 142, Al-i İmran: 142, Kehf: 14;

2-) Kum-Kûmu..: Müzzemmil(73): 2; Müddessir(74): 2; Bakara(2): 238, 275, 229; Nisa: 102, 127; Maide: 6, 68, 107; Tevbe: 18, 84, 108; İbrahim: 41; Mü’min(40): 46; Hadid (57): 25; Rum(30): 12, 14, 25, 55…

3-) Kaimün-Kaimen-Kaimeten..: Al-i İmran: 18, 39, 75, 113, 191; Yûnus(10): 12; Hûd(11): 71, 100; A’raf(13): 33; Kehf(18): 36; Zümer(39): 9, 68; Hacc(22): 26; Maide:97; Furkan(25): 64; Fussilet(41): 50; Haşr(59): 5; Zariyat(51): 45; Meâric(70): 23;…

4-) Kavvamun-Kavvamin-Kayyumun..: Nisa: 34, 135; Bakara: 255; Al-i İmran: 2; Maide: 8; Tâ-hâ: 111;…

5-) Akvemü-Makamun-Mukame-Mukimun..: Bakara: 125, 282; Al-i İmran: 97; Nisa: 46; Maide: 107; Yûnus:(10): 71; İbrahim(14): 14; İsra(17): 9, 79; Şûara(26): 58; Neml(27): 39; Furkan(25): 66, 76; Ahzab(33): 13; Fatır(35): 35; Saffat(37): 164; Duhân(44): 26, 51; Rahman(55): 46; Meryem(19): 73; Tevbe(9): 21, 68; Hûd(11): 39; Hicr(15): 76; Zümer(39): 40; Şûrâ(42): 45;

6-) Kayyimü-Kayyimen-Kayyimeten: Tevbe(9): 36; Yûsuf(12): 40; Kehf(18): 2; Furkan(25): 67; Rum(30): 30,43; Beyyine(98): 3, 5:…

7-) Kavamen-Kıyemen-İkame-Takvimin: Furkan(25): 67; En’am: 161; Nahl(16): 80; Enbiya(21): 73; Nûr(24): 37; Tîn(95): 4;…

8-) Müstakimü-Müstakimen: Nisa: 68, 162; En’am: 39, 87, 126, 152; Fatiha: 6; Bakara: 142, 212; Al-i İmran: 51, 101; Feth(48): 2, 20; İlaahir…

Kelimenin diğer kök ve iştikaklarıyla ilgili, Kur’an’da yüzlerce Ayet-i kerime bulunmaktadır. Ki, bundan fazlası da, zâid olacaktır…

Ayrıca;  mezkür kelimelerin  lügavî anlamları  için de,  bakınız: Lisan’ul-Arab: 12/496-506; Müncid: 663-664; Mu’cem’ul-Veciz: 773-774; El-Müfredat: 628-631;…

[2] Bakara: 21; Zariyat(51): 56;…

[3] İsra(17):70.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu