Genel

ÖNSÖZ

ÖNSÖZ

-BİSMİHİ TEÂLÂ-

Sonsuz hamd-ü senâlar; bütün alemleri yoktan var eden, belli bir nizam ve intizamla idame ettiren, tüm alemler ve yaratıklar üzerinde mutlak hakim ve hükümran olan, hadsiz-hesapsız nimetleriyle hayatın devamını sağlayan, gönderdiği peygamberlerle İlâhî Kitap-hüküm ve hikmetle kullarını terbiye edip kemale erdiren / dünya ve ahiret mutluluğuna ulaştıran Hallâk-ı Hakim ve Rahman-ı Rahim olan Allah-u Teâlâ (C.C.)’ya olsun!…

Hadsiz Salât-ü Selâmlar, minnet ve şükrânlar; Fahr-i Alem, Habib-i Ekrem, Rahmet’el-lil Alemin olan Hâtem’ül-Enbiyâ Hz. Muhammed Mustafa (SAV)’ya ve Selefleri olan tüm Enbiyâ’ya (Aleyhimüssalâtü Vesselâm), Nübüvvet mektebinin ve Hatemiyetinin İlâhî vârisleri ve izleyicileri/öncüleri olan Evliyâ-i izâme ve hâsseten Nesl-i pâk-i resül olan Eimme-i Mâsûmeye ve tüm Ehl-i Beyt önderlerine (AS), çağımızda Ehl-i Beyt Mektebinin Nûr Saçan Kandillerine (Muhteşem İslam İnkılabının aziz müessisi Ruhullah el-Humeynî (R.A.)’ye ve yüce Halefi olan Seyyid Ali Hamaneî (R.A.)’ye ve İnkılab’ın tüm Erkânına…) Hizbullahî ümmetin tüm öncülerinin izleyicilerinin üzerine olsun!…

“And olsun, Biz Tevrat’dan sonra Zeburda da ‘Şüphesiz arz’a sâlih kullarım vâris olacaktır!’ diye yazdık. Hiç şüphesiz, (Allah’a) ibadet eden (ve kullukta bulunan) bir kavim için bunda açık bir belâğ (tebliğ ve mesaj) vardır.” (Enbiyâ: 105-106) (Ve: bkz. Nûr: 55; Kasas: 5-6; vb…) Ayet-i Kerimelerde açıkça ifadesini bulan İlâhî müjde ve va’din bil-fiil vukuu ve tahakkuku, ilk insan/ilk peygamber olan Hz. Adem’den (AS), Nübüvvet zincirinin ‘kemâli’ ve ‘son halkası’ olan Resül-ü Ekrem (SAV)’e kadar gelmiş-geçmiş bütün peygamberlerin mutlak ve ortak hedefi olmuş, bu İlâhî hedef; insanlık tarihinde bâtılın izmihlalini intac edecek olan ‘Hak-Batıl Mücadelesi’ olarak yerini almıştır. “De ki: Hak geldi; bâtıl zâil oldu/yok olup-gitti. Zaten bâtıl, zâil olup-yok olmaya mahkûmdur.” (İsrâ: 80) Ayet-i Kerimesi ve benzerleri bu İlâhî hakikatı natık bulunmaktadır.

Kezâ; İslâm’ın İlâhî/nihâî cihanşümul hükümranlığının gerçekleşmesi, insanlığın, ‘din, can, mal, akıl ve nesil’ güvenliği diye özetlenmiş bulunan huzur-sükun-fıtrat ve istikametinin korunması, İlâhî/Nebevî misyonun devamının sağlanması, Öz-Nebevî/Muhammedî İslâm’ın gerçek mecrâsından saptırılmaması/tahrife uğratılmaması için ‘Verâset-i Nübüvvet’in, yani ‘Varis-i Enbiya’ olan Salih/ehîl önderlerin İlâhî nasb ve istihlaf ile irsal ve izhar edilmesi “muktezâ-yı Hak, Rahmet ve Adalet olduğu” izaha gerek kalmayacak kadar açık olduğu ehil zevatca bilinmektedir. Ki; “Hani, Zekeriyya şöyle demişti: Doğrusu ben, arkamdan iş başına geçecek olanlardan endişe ediyorum! Zevcem de kısırdır. Tarafından bana bir veli (varis olacak bir oğul) ver ki: bana da varis olsun- al-i Ya’kub’a da varis olsun! Ve onu rızana layık kıl, ey Rabbim!…” (Meryem: 5-6); “Bir zamanlar Rabbi, İbrahim’i birtakım kelimelerle (söz/amel ve fiillerle imtihân etmiş, onları tam yerine getirince de: ‘Ben seni insanlara imam yapacağım!’ demişti. İbrahim de: ‘zürriyetimden de’ (İmamlar yap, ya Rabbi!) dedi…” (Bakara: 124) vb… Ayetlerde de beyan edildiği üzere; şanı yüce Peygamberler, Allah-u Teâlâ (C.C.)’ya niyâzda bulunarak, öncelikle kendi zürriyetlerinden ‘Salih Varisler’ ihsan etmesi talebinde bulunmuşlardır.

En son Peygamber olan Resül-ü Ekrem (Sallallahu Aleyhi ve Âlîhi Vesellem) bu hususta sonsuz İlâhî bir ihsana/ni’mete mazhar olmuş, aziz ve yüce ‘Nesl-i Pâki, kıyamete kadar devam edecek olan ‘Verâset-i Nübüvvet ve İmamet-i Kamile’ İlâhî lütuf ve makamıyla mümtaz ve müstakar bulunmuştur.

Her peygamberin nesli kendinden, benim neslim ise Ali ile Fatıma’dan devam edecektir.

Ehl-i beytim, Nuh’un gemisi gibidir; binen kurtulur, binmeyen (onlara uymayan) helâk olur.

Size (uyasınız diye) ‘kıymeti ağır iki emânet’ bırakıyorum! Bunların biri, Kelamullah olan Kur’an-ı Kerim; biri de, itretim olan ehl-i beytimdir. Onlara sımsıkı sarılırsanız, asla dalalete düşmezsiniz. Ve bunlar, biribirinden daha âzâm’dır. Bunlar, kıyâmet kopuncaya kadar biribirlerinden ayrılmayacaklardır…” gibi… pek çok ehâdis-i şerife, bu İlâhî hakikatı tevâtüren beyân etmiş, insanlığa gerçek kurtuluş yolunu göstermiştir.

Bu cümleden olarak; ‘Hak-Bâtıl Savaşı’nın tarihî ve en kapsamlı karşılaşmasının ayak seslerini duymakta olduğumuz bir dönemde İran İslam Cumhuriyeti başkenti Tahran’da akdedilmiş bulunan “Uluslar Arası İmam Humeynî(ra) ve Tefekkürün İhyâsı Kongresi’ne 31-Mayıs/1-2 Haziran 1997 tarihinde ‘İmam Humeynî Ve İslâm Aleminin Geleceği’ başlığı altında sunulan bu ‘Tebliğ’de bahis konusu mezkür İlâhî gerçekler, ihbar ve müjdeler (kısaca da olsa) arz edilmeye ve; Aziz/Yüce İslâm’ın adilâne/mutlak hükümranlığının İlâhî va’d ve dayanakları gösterilmeye çalışılmıştır.

Bu itibarla; İslâmî camiâmız için faydalı olabileceği ümidiyle bu eseri yayınlarken, ‘İslâm İnkılâbı’nın çağımızdaki etkin muntazırı ve müjdecisi olan Merhum Üstâd Said Nursî Hz.leri’nin: “Evet ümidvâr olunuz şu istikbâl zulümâtı ve inkılâbâtı içerisinde en yüksek gür sâdâ, İslam’ın sâdâsı olacaktır!…” “İlâhî basiret ve ferâset fışkıran sözünü yeniden hatırlatırken, hepinizi Yüce Rabbimizin sonsuz selamlarıyla selâmlarız.

Başta da, sonda da bütün hamd-ü senalar Allah-u Teâlâ (C.C.)’ya âittir.

Emvâc Yayınları

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Göz Atın
Kapalı
Başa dön tuşu