Amerikan seçimlerinin sonuçları ile ABD Başkanı Donald Trump ve Cumhuriyetçi Partinin uğradığı ağır yenilgi üzerine yaptığı analizlerin devamında Lübnan’ın El-Ahbar gazetesi “Trump ve Netanyahu’nun En Kötü Günleri” başlıklı makalesinde şu değerlendirmelerde bulundu: Amerikan ara seçimleri, sadece Cumhuriyetçiler ile Demokratlar arasında Temsilciler Meclisi, Senato veya eyalet valilikleri koltukları için yapılan bir yarıştan ibaret değildi.
İran Depremi, Trump’ın Bir Yılda İnşa Ettiği Her Şeyi Yerle Bir Etti
Aslında bu seçimler, medyatik ilginin gölgesindeki uzun başkanlık dönemi boyunca gündemini empoze etmek için kriz çıkarmada büyük deneyim kazanmış, ırkçılık, suç ve açgözlülükte katı bir başkan ile bir palyaçonun birleşiminden oluşan benzersiz modeli ve bizzat Trump’ın kendisi üzerine açık bir referandum gibi görünüyordu.
Amerika Birleşik Devletleri’nde yaşananlar, Trump’ın 2016’daki ilk başkanlık zaferinden, 2020 seçimlerindeki yenilgisinin ardından (ki bunu asla kabul etmedi) Cumhuriyetçi muhalefetin başına geçmesinden ve 2024 seçimlerinde Beyaz Saray’a dönüşünden bu yana inşa etmeye çalıştığı her şeyi darmadağın eden bir depremden başka bir şey değildi.
Trump, İran savaşının sonucunda sadece kısmen bir rol oynadığını, artan akaryakıt fiyatları ile yüksek yaşam maliyetinin belirleyici faktörler olduğunu itiraf ederek bu etkiyi önemsiz göstermeye çalışsa da; bu, Trump’ın inşa ettiği her şeyi yerle bir eden ve ona hiçbir şey bırakmayan bir İran depremiydi.
Trump ayrıca bu yenilgisini gerekçelendirirken, özellikle Ukrayna’daki savaş ve bunun benzin ile gıda fiyatları üzerindeki etkisi nedeniyle enflasyon suçunun bir kısmını dolaylı olarak Demokratların sırtına yıkmaya çalıştı.
Bunun yanı sıra ABD seçimlerinin sonucu, bu ülkede Siyonist rejime verilen destek düzeyinde eşi benzeri görülmemiş bir değişimi yansıtmakta ve Amerikan vatandaşlarının artık ülkelerinin dizginlerini İsrail’in eline vermeye niyetli olmadığını göstermektedir.
İran ile Savaşın Yansımaları Gölgesinde Amerika’nın Ötesinde Küresel Değişim
Dolayısıyla bugün şahit olduğumuz değişim küresel bir değişim olacaktır; nitekim bu değişimin genel hatları uzun süre önce Avrupa’da, özellikle de devam eden savaşların neden olduğu kötüleşen yaşam koşullarına karşı protestolarla kaynayan Fransa’da başlamıştır.
Siyonist rejimin seçimlerinde bile benzeri görülmemiş gelişmelere şahit olduk; nitekim Arap vatandaşlar eşi benzeri görülmemiş bir rol oynadı ve Arap partileri ilk kez 19 sandalye kazanmayı başardı.
Ancak ABD seçimlerinin genel sonuçlarının ötesinde, bu sonuçlar çok önemli mesajlar taşıdı. Örneğin, Müslüman senatör Abdul Sayed’in Michigan’dan elde ettiği göz alıcı zafer, değişimin boyutunu açıkça gözler önüne sermektedir.
Abdul Sayed, Cumhuriyetçi rakibi Mike Rogers karşısında zafer kazanırken, Trump haftalardır onu şiddetli bir şekilde hedef alıyordu.
Güney Lübnanlı Abbas Elviye’nin Michigan eyaletinde ikinci Senato koltuğunu kazanması da aynı ölçüde önemliydi ve kendisi, Abdul Sayed ile birlikte Michigan’ı Senato’da eksiksiz bir şekilde temsil etme hakkı kazanarak Senato’ya giren ilk iki Müslüman oldular.
Öte yandan, birkaç ay önce ölen cani Cumhuriyetçi senatör Lindsey Graham’ın kız kardeşi Darlene Graham’ın Güney Karolina Senato koltuğunu kaybetmesi de Trump için aynı ölçüde bir bozgun anlamına geliyordu.
Bu sonuçlar, Trump’ın, İsrail’in kışkırtmasıyla ve bu rejim uğruna Amerika’yı İran ile düşüncesizce ve maliyeti ağır bir savaşa sürüklediği için Amerikan vatandaşları önünde hesap vermesi gerektiğini göstermektedir; Amerikan seçmenlerin tamamen beyhude ve zararlı olduğunu söylediği bir savaştı bu.
Buna ek olarak, ABD seçimleri Batı dünyasındaki gelecekteki seçimleri, özellikle de önümüzü bahar ayında gerçekleşecek olan Fransa cumhurbaşkanlığı seçimlerini önemli ölçüde etkileyecektir.
Netanyahu ABD Seçimlerinin En Büyük Kaybedenidir
Ancak ABD seçimlerinin en büyük kaybedeni, siyasi hayatının en kötü sonuyla karşı karşıya kalacak olan ve muhtemelen kaderi hapis olan Binyamin Netanyahu’dur. Bir başka deyişle Trump’ın yenilgisi, siyasi varlığı için Trump’ın desteğine kumar oynayan Netanyahu’nun yenilgisini kesinleştirmektedir.
Bunun nedeni, Trump’ın zayıf bir başkan olarak Netanyahu’nun rakiplerini ulusal bir birlik kabinesine katılmaya zorlayabilmesidir; özellikle de Trump’ın iktidarının zirvesinde olduğu dönemde bile bunu başaramadığı koşullarda.
Trump İran ile Her Yeni Savaşta Daha Ağır Bir Yenilgiye Uğrayacaktır
Her ne kadar Trump seçim sonuçlarının açıklanmasından ve yenilgiyi kabul etmesinden sonra yeniden cüretkar bir ton takınarak İran ile savaşma kararının doğru olduğunu ve bunu tekrar yapma ihtimalinin bulunduğunu söylesede; Trump’ın İran ile çatışmayı yeniden başlatması durumunda bu kez eskisinden bile daha zayıf görüneceği ve çok daha ağır bir yenilgiye uğrayacağı açıktır.
Genel olarak, geçmiş onlarca yılda tüm Amerikan hükümetleri dünyaya karşı suç niteliğinde bir çizgiyi izlemiş ve önceliklerinin tamamı Siyonist rejimi ve suçlarını desteklemek olmuştur; ancak Amerikan vatandaşlarının Trump başkanlığındaki Cumhuriyetçi hükümetin hatalı politikalara karşı bu kez benimsediği tutum, doğru yönde atılmış bir adımdır.
Genel hatlarıyla, Amerika’nın yeni kimliği üzerindeki mücadelenin, mevcut başkanlık döneminin kalan iki yılı boyunca şiddetli geçmesi muhtemeldir. Netanyahu ve Trump’tan kurtulmak bile 7 Ekim’den bu yana başlayan ve bu ikisinin haleflerinin olduğu gibi kabul etmek zorunda kalacakları gerçekleri yaratan savaşları sonlandırmayacaktır. Dolayısıyla geleceğin ne getireceğini görmek için mevcut savaşın sonucunu beklemeliyiz.
