FilistinHaberlerİran

İmam Seyyid Ali Hamaney’in Danışmanı General Ali Şamhani Röportaj:

Bunu akciğerleriniz için mi çekiyorsunuz? Çünkü göğüs kafesim kırılmış. Daha fazla içten yaralar aldım.

O olaydan sonraki saatlerde ne oldu? Ne yapıyordunuz? Anlatır mısınız?

Ben yataktaydım, telefonum yerdeydi, bir mesafe uzakta. Ailem, yan odada uyuyordu. Ben uyuyordum, namaz vakti olduğu için uyanıyordum.

Bütün odam çöktü, üzerime çok fazla enkaz yığıldı ve ben 3 saat enkaz altında kaldım.

Orada benim için birçok şey yaşandı. Sabah namazımı enkaz altında kıldım.

Bilinciniz enkaz altında açık mıydı?

O darbe vurduğu andan itibaren bilincim yerindeydi. İlk başta deprem olduğunu sandım ve bina çöktü. Ayaklarımla kazmaya başladım, ayaklarımın önünü. Tabii hareket edebildiğim kadar.

Namazı kıldıktan sonra bir araba sesi duydum ve dedim ki: “Demek ki deprem değil,” çünkü deprem durumunda Tahran’da yollarda araba olmaz. Dedim ki: “Tamam, İsrailliler beni vurdular.”

Son anlara geliyordu… Oksijen azalmıştı, nokta atışı gibi nefes alıyordum, derin nefes almak mümkün değildi. Hiç yoktu, sadece nokta nefesleriyle. 3 saat daha geçti. O süre içinde bazı şeyler oldu, bunları başka bir fırsatta anlatabilirim.

Biraz zaman geçti, insanların seslerini duydum ama çok uzaktan, çok zayıf seslerdi. Üstelik işitme duyum da zarar görmüştü. Biraz umutlandım ve bağırmaya başladım: “Hasan, oğlum!” Çünkü oğlum üst kattaydı, onun odası tamamen yıkılmıştı. O saatte evde değildi, 10 dakika önce dışarı çıkmıştı.

“Hacı Hanım” çok ağır bir isim. Oksijen yoktu, “Hacı Hanım” diyemedim. Sadece ismini “Hasan”, “Azer” diye bağırıyordum. Birkaç kez seslendikten sonra… Bu evin artık orta kısmı yoktu, insanlar kirişlerin üzerinden yürüyorlardı, kenarlardan yürüyorlardı.

Bir kişi benim kazdığım yere geldi.

Ayaklarınızla kazdığınız yere mi?

Evet, ayaklarımla kazıyordum. O, son katmanları kazıyordum. Geldi ve durdu: “Burada!” dedi. Sesimi duymuş. “Evet,” dedim. Ama o tek başınaydı, çünkü kimse benim orada olduğumu düşünmüyordu, çünkü aşağıda olmam gerekiyordu.

Yaptığı ilk şey ayaklarımdaki enkazı kaldırdı ve ayaklarımı gördü. Ben de böyle yaptım, yani kazıyordum, böyle yapıyordum. Dedi ki: “Burada.” Sonra anladı ve gitti.

Tamamen bilinciniz yerindeydi, her şeyi görüyor muydunuz?

İlk anda bilincim yerindeydi, kendi kendime düşünüyordum, tasarlıyordum. Bir an bile korkmadım, “Vay, öleceğim,” demedim. Ben üç kez ölümü tattım. Bir kez devrimden önce ölmek üzereydim, bir kez savaşta ölmek üzereydim, şimdi üçüncü kez. Dördüncü de olabilir. Ben zaten ömrümü tamamladım, ne kadar daha yaşayacağım?

Ayaklarınızla ilgili bazı haberler geldi.

Evet, “Ayağını kestiler” diyorlardı. Dedim ki: “Evet, kessinler ayağı ne yapacağım?”

Ama efendim, maşallah moraliniz çok yüksek.

Onlar biliyorlar neden beni vurdular, ben de biliyorum neden onları vurdular.

Neden?

Söyleyemem… Ama onlara hadlerini bildirdim.

Söylenmeyen çok fazla şey var.

Çok fazla, çok fazla.

Ve dediniz ki, sizi hedef alacaklarını biliyordunuz.

Evet, sabit toplantılarımız vardı, durumu değerlendiriyorduk. Askeri kardeşlerimizle, şehit olanlarla… Hepsi arkadaş ve yoldaştı, aynı toplantılardaydık. Onlarla birlikte yol haritası çiziyorduk, toplantılar yapıyorduk ve saldırıya uğrayacağımızı öngörüyorduk. Sonradan meydana gelenler bu toplantılarda Rehberiyetin tedbiriyle alınan kararlar doğrultusunda uygulanan programdı.

Ne yapmamız gerektiğini biliyorduk, eğer bu meydana gelirse… ve yeteneklerimizi nasıl hızlıca değiştireceğimizi de… ve bu planın bir aldatmaca olduğunu, müzakerelerin anlaşma için değil, ülke içinde protesto için koşulları hazırlamak olduğunu biliyorduk.

Ama İran halkı uyanık bir halktır.

Evet, inanılmaz bir dayanışma gördük. Bu dayanışma duygusal değil, düşmanı tanımaktan geliyor, İran’ın önemini ve Amerika ile İsrail’in kötülüğünü bilmekten kaynaklanıyor.

Silahlı kuvvetlerin tepkisini o durumda takip ediyor muydunuz?

O gece, yabancı medyaların öfkesinden öğrendim ki iyi vuruyoruz. Analistlerin bilgisiz olduklarını gördüm. Gerçek bilgiden yoksunlar, halk ve yönetim hakkında saçma sapan konuşuyorlardı. Ne kadar derin ve gerçek bir acı çektiklerini anlıyordunuz.

Hedef alınan komutanların şehadeti aslında İran’ın aklını ve gücünü hedef alıyordu. Ama 12 saat içinde her yer yenilendi ve operasyon başladı. Operasyon plansız başlamadı, önceden tasarlanmıştı.

İran halkının desteği sayesinde, silahlı kuvvetlerin direnişi ve liderimizin yardımıyla, Allah’ın yardımıyla… 15 Hordad’dan beri İran halkıyla birlikteyiz, bugüne kadar ve aydınlık yarınlara kadar… İnşallah.

Endişelenmiyor musunuz, mesela halka açık bir yere geldiniz, bir kafe seçtiniz?

Arkadaş evim yok, ofisim yok, çay içecek bir yerim yoktu. Siz de ısrar ettiniz. “Ne yapalım?” dedim. Yürüyüşten dönüyordum, “Hadi kafeye gidelim,” dedim. Kafede oturduk.

Kafe sahipleri gerçekten çok nazik davrandılar, işbirliği yaptılar.
Son olarak en samimi cümlenizi söyleyin.

Selam olsun İran halkına! Selam olsun İran halkına! Onlar da düşünüyorlardı ki bu eylemle İran’ın iç durumu isyana hazır hale gelecek. Aklını ve gücünü, askeri komutanların hedef alarak, İran’ın nükleer yeteneğini vurarak ve halktan insanları hedef alarak halkı korkutmayı planladılar.

İran halkı… İranlılar sadece Tahran’da veya diğer eyaletlerde yaşayanlar değil, tüm dünyadaki İranlılar… küçük bir satılık grup ki daha çok İsraillilerdir. El Hak İranlılar yine kanıtladılar ki İranlılar!

Yine vatansever olduklarını kanıtladılar! Yönetimi desteklediklerini gösterdiler! Ve biz görevliyiz. Artık biz İranlılar arasında hiçbir anlaşmazlığa izin vermeyeceğiz, yanlış anlaşılmalardan veya yanlış davranışlardan kaynaklanan sorunlara izin vermeyeceğiz.

Üstelik çaba göstereceğiz… Eğer küçük anlaşmazlıklar varsa, onları bir uzlaşma sürecinde çözeceğiz.

Başa dön tuşu