Günümüz Alimleriİmam Ali Hamaneyİmam Ali Hamaney'in Konuşmaları

İmam Seyyid Ali Hamaney Hazretlerinin 23 Eylül 2025 Konuşması – 3. Bölüm

İster askeri komutanlar, ister bilim insanları veya bu olayda şehit düşen diğer kişiler olsun, hepsinin hatırasını saygıyla anıyorum ve değerli ailelerine içtenlikle ve yürekten taziyelerimi sunuyorum.

Ancak ele almayı uygun gördüğüm konular üç tanedir. Birinci konu, İran milletinin birlik ve bütünlüğü hakkındadır. Bu konuda elbette çok konuşuldu. Ben bu konuda bir noktaya değinmek istiyorum, ki değineceğim. İkinci konu, zenginleştirme meselesi hakkındadır. Bu kadar konuşulan, tekrarlanan zenginleştirme hakkında bir açıklama yapacağım. Üçüncü konu ise Amerika ile müzakereler hakkındadır. Söz sahipleri ve kalem sahipleri bu konuda çeşitli sözler söylüyor, bazıları müzakereleri destekliyor, bazıları karşı çıkıyor, bazıları gerekçeli, bazıları gerekçesiz konuşuyor. Bu konu hakkında da mümkün olduğunca birkaç cümle söylemek istiyorum.

Ancak ilk konu, yani İran milletinin birliği meselesi hakkında… İlk sözüm şudur: 12 günlük savaşta, İran milletinin birliği, İran milletinin bütünlüğü düşmanı umutsuzluğa sürükledi. Yani düşman, savaşın daha ilk günlerinde, savaşın başlarında ve ortalarında, hedeflediği maksada ve kastettiği amaca ulaşamayacağını anladı.

Düşmanın amacı, komutanları öldürmek değildi. Bu bir araçtı. Düşman kendi kendine, askeri komutanları, sistemin etkili bazı şahsiyetlerini öldürürse, ülkede karışıklık çıkacağını, özellikle Tahran’da kendi unsurlarının kargaşa ve karışıklık çıkaracağını, insanları sokağa çekebilecek kişilerin, halkı İslam Cumhuriyeti’ne karşı kullanarak bir olay yaratacağını düşünmüştü. Amaç buydu. Dolayısıyla hedef İslam Cumhuriyeti’ydi. Amaç, sistemi altüst etmekti. Başka bir konuşmamda da dediğim gibi, onlar İslam Cumhuriyeti’nden sonrası için bile plan kurmuş, düşünmüşlerdi. Fitne çıkarmak, sokak kargaşaları yaratmak, gruplar harekete geçirmek ve İslam’ı kökünden sökmek istiyorlardı. Düşmanın amacı buydu.

İşte bu amaç, daha ilk adımlarda yenilgiye uğradı. Komutanların yerine neredeyse hemen yenileri atandı, belirlendi ve silahlı kuvvetlerin düzeni, intizamı ve disiplini, aynı sağlamlık ve daha yüksek bir moral ile devam etti. Ancak asıl etkili unsur olan halk, düşmanın istediği şekilde kesinlikle etki altına alınamadı. Gösteriler oldu, sokaklar doldu ama düşmana karşı, İslami sisteme karşı değil.

Halk, işi öyle bir yere getirdi ki, düşman -sınırların dışındakiler- kendi ajanlarına, “Ey beceriksizler! Sizin için daha ne yapabilirdik ki yapmadık? Zeminleri hazırladık, bombaladık, birilerini suikastle öldürdük, katlettik. Neden bir şey yapmıyorsunuz?” dediler.

 

Başa dön tuşu