Suriye’ye karşı yürütülen medya savaşının kollarından birini temsil eden Tarık el-Belşe, gelişmiş cihazların olduğu karanlık odalarda, gerçekleşmemiş olayların ve montajlama, sahte görüntülerin nasıl hazırlandığını ve para karşılığında uydu kanalları ve dış odaklara gönderildiğini itiraf etti.
Suriye Televizyonu’nda dün gece yayınlanan itirafında işbirlikçi el-Belşe, şöyle konuştu:
1980 Lazkiye doğumluyum. Başlangıçta insanlarla camiden normal şekilde çıkıyordum. Gösterilerden birinde, askerlik günlerinde tanışmış olduğum Memun Hammudi’yi gördüm. O zaman bana Lazkiye’deki gösterileri daha çok büyütmemiz ve daha çok gösteri yapılması gerektiğini söyledi. Ne gibi, diye sordum. Bana, amcasının oğlu Ahmet Rıdvan Hammudi’nin yurtdışında yaşayan bir muhalif olduğunu ve bizlere para ve kamera göndereceğini ve bizler için Hurbatulcavz beldesinde karargah mahiyetinde operasyon odası bina edeceğini söyledi.
Yardım için ne yapabileceğimi sordum. Bana, sahip olduğum taksi ile kendisini ulaştırmamın bana maddi faydası dokunacağını söyledi. İşte bu benim için başlangıçtı.
Memun Hammudi’yi Hurbatulcavz’daki operasyon odasına götürdüm. Oraya vardığımızda, kendisini karşılayan birçok kişi vardı. Bunların arasında Mühendis Muhammet Sabbağ, Cemil Saeb, Cemil’in kardeşi Selam Saeb, Muhammet Havendi ve Muhammet Zuayter var. Zuayter, taşıdığı Thuraya uydu cihazı yoluyla uydu kanallarını arıyor, görgü tanığı olduğunu söylüyordu. Bir de Zahir Sait isimli bir şahıs daha vardı.
Odada birçok taşınabilir bilgisayar, Türk internet cihazları, Thuraya uydu telefonları vardı. Bununla birlikte odada zamanlarının çoğunu internette geçiren şahıslar da mevcuttu. İlk başta 1 saat kadar sohbet ettik. Bana herhangi bir bölgede gerçekleşen olayları örtbas edeceklerini ve gösterileri görüntüleyerek kendilerine iletmek üzere bazı kişileri satın aldıklarını, aynı şeyi Cisreşşuğur’da da yaptıklarını söylediler.
Bir saat kadar orada oturduktan sonra evime döndüm. Ondan sonra Memun Hammudi sürekli olarak beni arıyor, bazı kişisel eşyalarını Lazkiye’den getirmemi istiyordu. Her çağırdığında bana taksi kirasını ödüyordu. Mesela Lazkiye’den Hurbatulcavz’a taksi bedeli 1,200 SL iken, kendisi bana 2,000 veya 2,500 olarak, yani fazlasıyla ödüyordu.
Memun Hammudi bir süre sonra bana kalem şeklinde 3 tane kamera vererek Ebu Corc isimli birine ulaştırmamı istedi. Ebu Corc’a 7 veya 8 kalem ulaştırdım. Daha sonra aynı şahsa iki uydu internet cihazı ulaştırmamı istedi. Önce korktum ama, sonrasında cihazları Ebu Corc’a ulaştırdım.
Polisin beni aradığını öğrendiğimde, taksimi bırakıp Türkiye’ye kaçtım. Beni orada, motosikletli bir şahıs göndererek yasadışı yollardan, kaçakçıların kullandığı bölge ve kavşaklardan geçirerek kaçmamı sağlayan Memun Hammudi karşıladı.
Türkiye’ye geçip, beni Memun Hammudi karşıladıktan sonra, Güveççi isimli bir köyde Erdoğan isimli, aynı zamanda Hurba’da mevcut gazetecileri karşılayan bir şahsın evinde yaklaşık 1 hafta konakladık. Daha sonra Antakya’ya indik.
Güveççi köyünde konakladığımız esnada, Hamza el-Ğudban isimli biri ile ona eşlik eden fotoğrafçı/kameraman Enes geldi. Tanıştık. Bu iki şahıs Suriye topraklarına yasadışı yollardan, kaçakçıların kullandığı yollardan girerek bölgeden görüntüler aldılar.
Antakya’ya ulaştığımız zaman bir aylık kontratla ev kiraladık. Antakya’da onlarla yaklaşık 5 gün kaldım. Onlara burada daha fazla kalamayacağımı ve Lazkiye’ye dönmek istediğimi söyledim. Önce karşı çıktılar ama daha sonra onayladılar. Türkiye’ye geçtiğimiz kaçak yoldan aynı şekilde Lazkiye’ye döndüm.
Lazkiye’ye vardıktan sonra Güney Remil bölgesine gittim. Lazkiye’ye dönmeden önce Hammudi bana 1000 Dolar vermişti. Benden bunun 500 dolarını Beşşar el-Hac Hüseyin adlı şahsın ailesine vermemi istemişti. Parayı onlara teslim ettim, diğer 500 Dolar da bende kaldı. Bu parayla ev kiralayıp sabit telefon hattı bağlattım. Zeki isimli bir şahıstan bir bilgisayar ödünç aldım. Daha sonra bana taşınabilir bilgisayar gönderdiler. Memun Hammudi ile bağlantıya geçerek, ne yapacağımı sordum.
Benden Güney Remil’deki kabadayı gençlerle tanışmamı ve her birinin gösterilerde takipçiler toplamasını, bu yolla küçük gruplar teşkil edilmesini istedi.
Güney Remil’de, Filistin asıllı Ürdün vatandaşı Ebu Ubeyde isimli bir şahsın evinde toplantı düzenledik. Toplantıya yaklaşık 15 kişi katıldı. Bu bir tanışma toplantısı idi. Çalışma planı hazırladık. Bir güvenlik komitesi, seyyar tıbbi müdahale merkezi ve sağlık komitesinin yanı sıra başını benim çekeceğim bir medya komitesi kurduk.
Hammudi benden çekim yapacak birkaç kişi bulmamı ama görüntüleri bir başkasına değil sadece kendisine iletmemi istedi. Skype yoluyla göndermem için bana uydu internet cihazı gönderdi. Ben de kendisinin istediği her şeyi yerine getirdim…
Günlerden birinde Hammudi bana 125 Bin SL göndererek, bu meblağdan 25 Bin SL’yi almamı ve benimle çalışanlardan maddi durumu zayıf olanlara dağıtmamı, kalan 100 Bin lirayı da, toplantıda mali sorumlu olarak tayin etmiş olduğumuz Şeyh İbrahim’e vermemi istedi…
Ebu Hamza adlı şahsa ulaşıp, kendisine, Hammudi’nin bana göndermiş olduğu kameralardan birini vererek, çekim yapmasını istedim. Çekimleri yaptı ve kamerayı bana gönderdi. Ben de görüntüleri Hammudi’ye ilettim.
Görüntüleri uydu kanallarında izlediğimde şaşırıyordum. Çünkü benim gönderdiklerimde gösterici sayısı elliyi bulmazken, kanallarda 3000 kişi gibi görünüyordu. Aslen var olmayan pankartlar da görüntülerde yer alıyordu.
Hammudi’ye bunu nasıl yaptıklarını sorduğumda gülüyordu. Videoyu izlerken, kötü sözleri siliyordum. Ama kanallarda izlediğimde tüm video görüntüsünün değiştiğini görüyor, hayrete düşüyordum.
Bir gün Hammudi bana anahtarlık şeklinde iki kamera gönderdi. Ancak hafıza kartına ihtiyaç duyduklarından kullanamadık. Ayrıca bana iki tane uydu yayın cihazı da gönderdi. Onları Ebu Ömer isimli bir şahsa ulaştırdık. Günlerden bir gün yanıma, Hammudi ve Türkiye’deki adamlarını cihazlar ve kameralarla destekleyen ve bizlere Cezire ve Arabia kanalları ile diğerlerine doğrudan iletişim sağlayan, elinde iPhone ile Fransa’daki Smart Odası’ndan “Mister Bean” lakaplı bir şahıs da geldi. Aynı odadan Amru isimli bir kişi de benimle Cezire arasında iletişimi sağlıyordu.
“Mister Bean” yanıma elinde bir iPhone ile geldi. Bana bir gösteriyi naklen yayınlayacağımızı söyledi. Uydu cihazını nasıl kullanacağımı bilmediğimi ifade edince bana öğreteceğini söyledi. Terk edilmiş bir binanın damına çıktık ve uydu cihazını sabitledik. Ebu Ahmet lakaplı Faik Reşvan isimli şahsı arayarak, kendisine konuyu anlattım. Evime geldi. Kendisinden, yatsı namazından sonra Camiden insanları gösteriye çıkarmasını isteyerek, gösteriyi canlı yayında göstereceğimizi vurguladım.
Onayladı. Saat dokuz buçukta kendisini arayarak, yarım saat sonra hazır olacağımızı söyledim. Dama çıktık. Ebu Ahmet’i tekrar arayarak, üç dakika sonra hazır olacağımızı ancak şu anki gösterinin zayıf olduğunu, insanların dağınık halde kenarlarda olduğunu ve gösterinin büyük görünmesi için insanları bir araya getirmesini talep ettim. O da insanlardan bir araya gelmelerini ve gösterinin canlı yayında yayınlanacağını söyleyince, insanlar bir araya geldi. O anda “Mister Bean” kamerayla oynayarak gösteriyi görüntülemeye başladı. Cihazda gösteri çok kalabalık görünüyordu.
Eve döndükten sonra Cezire’de gösterinin yayın tekrarını gördüm. Gösteri olduğundan on kat daha büyük görünüyordu. Cezire ve Arabia kanallarının hattı yoluyla gösteriyi kaydederken, Hammudi benden görüntüleri uydu kanallarına değil, sadece kendisine göndermemi istedi. Görüntülerin dağıtımını kendisi yapacaktı.
Bir defasında, Skype aracığıyla benimle temas geçen Maha isimli bir kadın, bana France 24’ün telefon numarasını verdi. Kanal yoluyla Beşşar el-İsa isimli şahısla, görgü tanığı olmam konusunda görüştüm. Ama uydu cihazının şarjı bitmişti, paramız da yoktu. Dolayısıyla görüşme o zaman gerçekleşmedi.
Bundan 1 hafta önce, kendisiyle Türkiye’de tanışmış olduğum Barada kanalından Enes isimli şahıs beni arayarak, görgü tanığı olmayı isteyip istemediğimi sordu. Söyleyecek bir şeyim olmadığını söyledim. Bana dilediğim her şeyi konuşabileceğimi söyledikten sonra beni yeniden aradığında saat yedi buçukta canlı yayında görgü tanığı olacağımı ifade etti.
Sunucunun sesini yaklaşık 1 dakika dinletti. Ondan sonra sunucu, “Lazkiye’den Görgü Tanığı olan Ebu Haydar” şeklinde beni takdim ederek, benden durumların nasıl olduğunu anlatmamı istedi. Ben de, Güney Remil bölgesinin kuşatma altında olduğunu, buna rağmen insanların gösterilere çıktığını, Sleyba bölgesinin de (ordu tarafından) aynı şekilde kuşatıldığını söyledim. Sunucu bana ne cevap vereceğimi bilemediğim bir soru sorunca hattı kapattım.
Beni gelişmelerden haberdar eden Ebu Murid adlı bir şahıs vardı. Silahlardan ve silahları Güney Remil’e geçirmekten bahsediyordu. Daha sonra evime İmad Zeki isimli bir şahıs gelerek Ebu Murid’in kendisine bir pompalı tüfek verdiğini ve diğer silahları başka kişilere dağıttığını söyledi.
Remil semtine silah geçiren birçok kişi vardı. Bazı şahıslar da dinamit imal ediyordu. Birçok silahlı gördüm. Oldukça rahatsız edici olaylar yaşanıyordu. Remil semtinde olduğum zaman, silahlıların evlere girerek oradaki insanları, “güvenlik güçleri ile işbirliği yaptıkları gerekçesiyle” kaçırdıklarını, öldürdüklerini ve kestiklerine dair haberler aldım. Hasan Nasrullah ve Cumhurbaşkanı Beşşar el-Esad’ın fotoğrafları olan birçok ev ile ilgili rol yapıp “Remil’deki bu ev İranlıların ve Hizbullah’ın karargahıdır. Bunlar, insanları ve gösterilere çıkan herkesi katlediyor” diyorduk.
Hammudi, cihazları başlangıçta Muhalif Ahmet Rıdvan Hammudi’den temin ediyordu. Daha sonra Smart odasından.. Onlar beş kişi idi.. Kendisinden anladığım kadarıyla, onlardan sorumlu olan ve kendilerine para aktaran Doktor Nur isimli bir kişi vardı.
Amru isimli bir şahıs da, Cezire hattı mevzusundan sorumlu idi. Orada tanıdığı kimseler var… Tamer isimli bir başka şahıs da cihazları gönderiyor, aktifleştiriyordu. Konseylerden sorumlu bir de Yasemin adlı bir kız vardı. Her ilden gençlerle iletişim kuruyor, onlara emirler ve ne yapacakları konusunda talimatlar veriyor, herhangi bir bildiri yayınlayacakları zaman kendilerine yardımcı oluyordu.
