Suriye Cumhurbaşkanı Beşşar el-Esad bugün öğlen saatlerinde Şam Üniversitesi Konferans Salonunda Suriye’de mevcut durumları ele alan bir konuşma yaptı.
Konuşmasında el-Esad:
Sizleri ve bu güzelim yurdu koruyan herkesi selamlıyorum… Halka, orduya, güvenlik güçlerine, fitneyi mekruh deliklerinde gömmek için gece gündüz çalışanlara selam olsun… Değerli birini kaybeden her anneye, babasını kaybeden her çocuğa… bir parçasını kaybeden her aileye selam olsun… çiçek ve meyve mevsimlerinin komplo ve katletme mevsimleriyle değiştirildiği bahar ve yazlarda pak kanlarının papatyalar açan şehit ruhlarını saygıyla selamlıyorum… Fakat komplo mevsimleri bile Suriye’de çiçek açıyor… Öyle ki bu çiçekler onur ve direnç çiçekleridir…
Bugün buradan, vatanın her yerindeki her vatandaşa sesleniyorum… aramızdaki ilişkiyi ayrıcalıklı kılan etkileşim ve doğallığı pekiştirme arzusuyla sizlerle buluşmamın direk olmasını istedim… Suriyeli her vatandaşla bir araya gelmeği çok isterdim, fakat her hangi bir münasebetle sizlerden bir bölümle bir araya gelmem, hepinizle bir araya gelme hissi veriyor… Sizin aracılığınızla uluslarının birliğini ifade eden, bu vatanın selameti için çalışan, güçlü ve dirençli kalması için fedakarlıkta bulunan her vatandaşa, her kardeşe, her gence ve her anne babaya selam ve sevgilerimi iletmek istiyorum…
Bir araya geldiğim bir çok kimsenin vatandaşlara seslenmem için ısrar etmelerine rağmen sizlere seslenmekte geç kalmam iddia minberi istemediğimdendir… yapacaklarımızdan değil de yaptıklarımızdan yada yapma yolunda olduklarımızdan söz etmek istediğimdendir… aynı zamanda konuşmamın cevherini, geçen haftalar içinde bir araya geldiğim kimselerden duyduklarımdan oluşmasını temenni ettiğimdendir… konuşacaklarımın cevherinde benim ve halk arasındaki ilişkinin temelinde olmasını istedim… öyle ki bu ilişki söz değil pratik, şekil değil içerik üzerine yapılandı.. Son süreç içinde bir araya geldiğim heyetlerde hissettiğim büyük ve önemli güveni bu ilişki teşkil etti. Bir araya geldiğim heyetler Suriye’nin büyük halkına oranla az sayıda gruplar olmasına rağmen ulusal bilinç, zeka ve onur fışkıran bu halkın muazzamlığını açık bir şekilde somutlaştırdı..
Konuşmakta bugüne kadar geç kalmam, ülkede bir sürü söylentiye yol açtı.. bu söylentileri ben de duydum sizler de duydunuz.. söylentiler önemli değil… benim için önemli olan gerekli olan zamandı.. olaylar her gün yeni bilgiler getiriyordu.. vatandaşlardan oluşan çok sayıda heyetlerle bulunduğum her görüşme de yine beraberinde yeni bilgiler getiriyordu…
Söylentiler konusunda.. bu söylentilerin doğru olmadığından emin olmak yada şahsen benim durumumdan emin olmak için gelen bir çok heyete; “gerek kasıtlı yada kasıtsız olsun Cumhurbaşkanı, ailesi ve çalışmaları hakkında duyduğunuz tüm söylentilerin gerçekle ilgisi yoktur” diyordum..
Bugün, ülkemiz tarihinde bir ayırım sürecindeyiz… her Suriyelinin yüreğini acıtan masum kanların aktığı ve bozuklukların bulunduğu bir geçmiş ile; özgürlük, ortaklık, birlik ve beraberlik içinde sağlam bir taban üzerinde uzun zaman yaşadığımız en güzel sevgi huzur ve samimiyet portrelerinin yeniden sağlanmasında umut dolu bir geleceği bir birinden ayırmada kendi irademizi ve ısrarımızı kullanacağımız bir ayırım süreci içindeyiz..
Güvenlik ve istikrarımızdan büyük bedeller ödediğimiz zor günler yaşadık.. alışılagelmişin dışında bir kara bulut ülkemizin üzerinde dolaştı.. kamu ve özel mülkleri tahrip etme, kaos eylemleri, vatandaşları güvenlik güçlerini polisleri silahlı kuvvetleri katletme, korkutma gibi eylemlere tanık olduk.. sivillerden güvenlik gülerinden ve silahlı kuvvetlerden çok sayıda şehit ve yaralı düştü.. tüm bunlar aileleri ve akrabaları için büyük bir kayıptı, vatan içinde çok büyük bir kayıptı.. şahsen benim için de oldukça ağır bir kayıptı.. yüce Allahtan tüm şehitlere rahmet diliyorum.. ailelerine ve akrabalarına yürekten taziyelerimi sunuyorum…
Şehitlerdeki kaybımız ve acımız bizi üzdüğü ve acıttığı miktarda, bu derin ve önemi deneğimi tüm olumlulukları ve olumsuzluklarıyla teemmül etmemizi gerektiriyor.. yaşadığımız maddi ve manevi kayıpla birlikte elde ettiğimiz kazanımları ve deneyimleri ele almamız gerekiyor.. bu süreç içinde zayıflığı ve gücüyle ulusal kaynağımızın gerçeğini keşfettik…
Zamanı geri getirmenin imkansızlığı içinde tek seçeneğimiz, geleceğe bakmaktır.., geleceği olayların yapılandırması yerine bizim yapılandırma kararını verdiğimiz ve bu karara bağlı olduğumuz zaman bu seçeneğe sahip oluruz.. olayların bizi kontrolü alması yerine bizim kontrolü sağlamamız, bizi yönlendirmesi yerine bizim olayları yönlendirmemizle bu seçeneğe sahip oluruz… Bu da demektir ki…
aksaklık ve bozukluk noktalarına işaret eden, ibret veren derin analizler üzerine dayalı zengin bir deneyim üzerine yapılandırmalarda ve kalkınmalarda bulunmamız gerekiyor… kayıpları kazançlara dönüştürmek gerekiyor.. pak kanlarının boşuna akmış olmaması ve şehitlerimizin ruhlarının şad olması için bu gereklidir.. öyle ki şehitlerimiz; vatanın daha güçlü ve daha dirençli olması için kanlarını ve canlarını feda ettiler..
Tüm bunların içinde bizler ileriye bakıyoruz.. geleceğe dönük vizyon, geçmişe derin bir analiz ve günümüze dakik bir idrak gerektiriyor… günümüzde olması gereken doğal soru da ne olduğudur.. neden oluyor.. bir komplo mu.. arkasında kimler var.. yoksa bizde olan bir aksaklık mı.. nedir bu aksaklık.. bu koşullar içinde bu ve bunlara benzer bir çok sorunun olması doğaldır..
Bağımsızlıktan önce yada sonra Suriye’nin değişik komplolara maruz kalmadığı ir süreç olduğunu sanmıyorum.. bunun da bir çok nedeni var.. bu nedenlerin arasında Suriye’nin önemli politik konumu, siyasi tutumları, ilkelerine ve çıkarlarına tutunmuş olması gibi nedenler yer alıyor..
Komplolar bakteriler gibidir, her an ve her yerde çoğalırlar.. bu bakterileri yok etmek imkansızdır.. fakat vücudumuzun onlara karşı koymasını sağlamak için direncimizi ve bağışıklığımızı pekiştiririz..
Tanık olduğumuz politik ve medyatik tutumlar, komplonun bulunduğunu kanıtlamak için pek fazla analize gerek duymuyor.. bu komplolara karşı koymak, komplolardan söz etmekle zaman kaybetmek yada korkmakla olamaz.. tam aksine komplonun sızabileceği içerdeki zayıf noktaları araştırmak ve restore etmekle karşı koyulmalı.. o zaman, dışarıda hazırlanan ve daha sonra içerde uygulanan bir plan mı, yoksa başkalarını müdahale etmeye teşvik eden bir aksaklığın ortaya çıktığından söz etmenin önemi değişecektir.. Çünkü çözüm, sorunlarımızı kendi ellerimizle çözmemiz ve ulusal direncimizi zayıflatan birikimleri aşmamızdan ibarettir.
Bakteriler deri üzerinde bağırsaklarda ve her yerde mevcuttur.. buna rağmen tarih boyunca gelişen bilime rağmen bilim adamları bu bakterileri yok etmeye çalışmadılar.. bu bakterilere karşı vücudumuzun direncini ve bağışıklığı nasıl geliştireceklerini düşündüler.. bizim de düşünmemiz gereken budur.. komplo için bu daha önemlidir.. öyle ki tüm verilerin tam olarak tüm ayrıntılarıyla yakın bir süreç içinde ortaya çıkacağını sanmıyorum.. belki de bu yıllar alacak..
Fakat kimileri diye bilir ki komplo yoktur.. fakat bu kriz açısından değil de Suriye’nin koşulları, tarihi yada tarih akışı açısından gerçekçi değildir.. komplo yoksa Suriye’ye karşı hırçın dış baskılar nedir.. Suriye’nin içişlerine yapılan müdahaleler nedir.. tüm bunlar daha önceden bilinen bir bedele ulaşmak içindir..
tutunduğumuz tüm ilkelerden, haklardan, politikalardan, çıkarlardan ve her şeyden vazgeçmemizi istiyorlar.. bu siyasi tutumlara ilişkin ne diyeceğiz.. medya da yapılan baskılar.. Suriye’de bozguncuların arasında yayılmaya başlayan gelişmiş telefonlara ne demeliyiz.. hepimizin gördüğü çarpıtma gerçekleri saptırma ve dezenformasyona ne demeliyiz.. tüm bunlara hayır çalışmaları dememiz kesinlikle mümkün değildir.. tüm bunlar kesinlikle bir komplodan ibarettir.. fakat komplodan söz etmekle zamanımızı kaybetmemeliyiz.. bu sözleri de Başbakanlıkta da Halk Meclisinde de yaptığım konuşmada söyledim.. her zaman da belirtiyorum.. içerdeki durumlara odaklanmamız gerekiyor.. bu konuşmamda da iç durumlardan başka bir şeyden söz etmeyeceğim.. ne olumlu ne olumsuz hiç bir dış duruma önem vermeyeceğim..
Suriye’de olanların üç bileşeni vardır.. ilk bileşen, devletten karşımasını istediği ihtiyaç yada talep sahibi olanlar.. daha önce de haklı taleplerden söz ettim.. öyle ki bu devletin vatandaşa olan bir vacibidir.. sahip olduğu olanakları kapsamında vatandaşların ihtiyaçlarını yerine getirmek için devletin bıkmadan usanmadan çalışması gerekiyor.. Sorumluluk mevkiinde hepimizin kamu çatısı altında vatandaşların ihtiyaç ve taleplerini dinlememiz, onlara yardımcı olmamız ve diyalog kurmamız gerekiyor.. devletin kanunları uygulama ve sitemi dayatmaya çalışması halkın taleplerini göz ardı etmesini kesinlikle aklamaz.. aynı zamanda kimilerinin gereksinimleri kaosu yayma, kanunları ihlal etme yada kamu mallarına zarar vermelerini de akamaz..
Bu bileşenden bir çok vatandaşla bir araya geldim.. bu bileşeni ihtiyaç sahipleri olarak nitelendirmekle sırf göstericileri değil de ihtiyacı bulunan herkesi kastediyorum.. bunların bir kısmı gösterilere çıktı, büyük bir kısmı da gösterilere çıkmadı.. fakat yine de ihtiyaçları bulunuyor.. onları da ele almamız gerekiyor.. bir çok heyetle bir araya geldim.. bir kısmı göstericilerden bir kısmı da gösteriye çıkmayanlardan ibaretti. Tüm kesimlerden bölgelerden ve toplumlardan vatandaşlardı.. diyebilirim ki ilk başta bunları bozgunculardan ayırt etmek gerekiyor..
Bozguncuların sayıları küçüktür.. küçük bir grup olan bu bozguncular, başkalarını ve Suriye halkının güzel çoğunluğunu fırsat kullanıp bir dizi amaçlarını gerçekleştirmeye çalıştılar. İlk ve ikinci grubu birbirinden ayırmak çok önemlidir.. bu bileşen, ulusal bir bileşendir.. dinlediğim ve öne koyulan tüm talepler, ulusallık çatısı altındaydı.. bu bileşende dış ajandalar yada bağlantılar mevcut değildir.. aynı zamanda herhangi bir başlık altında her türlü yabancı müdahaleye karşılar.. bozgunculardan farklı olan bu bileşen, ortaklık ve adalet istiyorlar.. öne koyulan bir çok nokta var.. örneğin, yaklaşık olarak 30 yıldan beri meydana gelen bir birikim var.. ta Irak başkanı Saddam Hüseyin’in Müslüman Kardeşlerle olan sürecinden beri meydana gelen bir birikim.. hala bazı yeni nesiller 80’li yıllardaki o kara sürecin bedelini yaşıyor.. muhtelif konularda güvenlik onayı verilmemesi ve kullanılmaması pratik olarak başkasının günahını başkasına yüklemek anlamına geldi.. bu da doğru değildir.. bu gibi sorunların çözümüne başladık.. öyle ki bu noktaları görüştüğüm birden fazla heyetten duydum.. belirleyecek olursam İdlib ve Hama’dan gelen heyetlerdi.. bu sorunu çözmeye başladık ve tam olarak çözeceğiz… 30 yıldan fazla bir süredir kara bir süreç içinde yaşamaya devam etmemiz caiz değildir.. bu konular adalet ve zulümle ilgilidir, her vatandaş da bunu hissediyor..
Pasaportlarla ilgili olan başka davalar da mevcuttur.. kanun kaçakları dahil olmak üzere iki yıl önce dışarıdaki büyükelçilerimize tüm vatandaşlara pasaport verilmesi yönünde talimat vermemize rağmen, doğru olsa da olmasa da arandıklarını düşünen bir çok vatandaş korktu ve pasaportunu almak için elçiliklere müracaat etmedi.. hatta çıkan son genel aftan bile bu vatandaşlar elçiliklerden pasaportlarını almadılar.. hala insanları devlet kurumlarına yaklaşmaktan men eden bir korku var.. bu korku da bazen hala zulmün bulunduğunu hissetmelerine neden oluyor..
Genel af konusuna değindiğimize göre.. yaptığım son görüşmelerde, bu genel affın bir çok insan için razı edici olmadığını hissettim.. gerçek şu ki bu genel af, 23 yıldan beri çıkan en kapsamlı aftı.. yanılmıyorsam benzer bir af 1988 yılında çıkmıştı.. buna rağmen affın daha geniş olması yönünde rağbet bulunuyor.. normalde ise af, isimlerle değil suç kriterleriyle çıkar.. genel aflarda denilir ki örnek olarak uyuşturucu, terör, silahlı isyan, ahlak davaları ve benzeri suçlar af haricinde tutulmuştur.. buna ve içinde bulunduğumuz koşullara rağmen, bir araya geldiğim ve gelmediğim bir çok insandan duyduklarıma istinaden Adalet Bakanlığından genel affın daha kapsamlı olması için araştırmalarda bulunmasını talep edeceğim.. bunun için bir yandan devlet çıkarı ve güvenliğine zarar vermeden diğer yandan da vatandaşların özel haklarını etkilemeyecek şekilde belki de bir başka kararname çıkabilir.. örneğin kan davalarında hak sahibi vatandaşların haklarını yemek mümkün değildir..
Olayların ikinci bileşeni ise kanunları ihlal edenler ve muhtelif davalardan aranan kimselerden oluşuyor.. bu gruplar, adalet adına onları kovalaması nedeniyle devlet kurumlarını gayrı meşru çıkarlarında düşman ve engel olarak görmekteler.. bunlara göre özgür kalmaları ve kanun dışı eylemlerine devam etmeleri açısından kaos, kullanılması vazgeçilmez bir fırsattır.. doğal olarak kanunları herkese uygulamak gerekse de, bu bizi sosyal boyutlara sahip çözümler aramaktan geri bırakmamalıdır.. bu çözümlerin söz konusu grupları; yanlış yoldan uzaklaştırması, toplumları ile kaynaşan olumlu vatandaşlar olmalarını sağlamaları gerekiyor..
Bunların sayılarının ne kadar olduğuna dair bir soru olabilir.. sayıları şahsen benim için sürpriz oldu.. daha önce sayılarının bir kaç bin olabileceğini tahmin ediyordum.. olayların başında bunların sayıları 64 bin 400 küsürdü.. bir kaç aydan ömür boyu hapse kadar hüküm giyen bu kanun kaçaklarının sayısını düşünün.. hepsi adaletten kaçmışlar.. bunların 24 bini, üç yıldan daha fazla hüküm giymişler.. tabi ki bu rakam son bir kaç gün içinde 63 binin altına düştü.. çünkü bir kısmı, ilgili kurumlara teslim oldu.. 64 binin üstünde yada altında olsun, bu sayı askeri anlamda beş tümene eşittir.. yani bir başka anlamla tam bir ordu.. bunların sadece bir kaç bini, silah taşımak ve sabotaj eylemlerinde bulunmak isteseler, devlete verebilecekleri zararı hayal edebilir misiniz…
Suriye’nin tanık olduğu olaylarda üçüncü bileşen ise, küçük hacmine rağmen en tehlikeli olanıdır.. öyle ki bu grup, fanatik düşüncelere sahip tekfirci kişilerden oluşuyor.. asırlar önce Suriye’ye sızmaya çalışan bu düşünce akımını denedik ve gördük.. öyle ki halkımızın bilinci ve idrakiyle bu akımdan kurtulmayı başardık..
Öyle ki günümüzde bu düşünce akımını geçmişten farklı olarak görmüyoruz.. hiç değişmeyen aynı düşünce akımı .. değişen yüzler, yöntemler ve malzemelerdir.. bu düşünce akımı karanlık köşelerde gizlendiği gibi, her fırsat bulduğunda yeniden ortaya çıkar.. yüzüne takacağı bir maske bulduğunda bu akım, din adına insanları öldürüyor.. din adına insanları öldürüyor, reform adına bozgunculuk ve özgürlük adına kaosu yaymaya çalışıyor..
Dünyanın tüm toplumları içinde değişik çağlara ait grupların bulunması üzücüdür.. bu gruplar, yaşamadığımız ve ona bağlı olmadığımız bir sürece aitler.. doğrusu şu ki bu bileşen, reform sürecinde en büyük temel engeli teşkil ediyor.. çünkü gelişme ve reform insanın kendisinde başlar.. gelişme bilgisayarlarda başlamaz.. makinede, aletlerde, yasamalarda ve hiç bir şeyde başlamaz.. tam aksine insanın kendisinde başlar.. dolayısıyla, gerçekten kalkınmayı istiyorsak bu fanatik düşünceyi çembere almamız gerekiyor..
Tabi ki başka bileşenler de vardır.. ben dış bileşenlerden ve krizdeki rolünden söz etmedim.. hepimizin bildiği bileşenlerden de söz etmedim.. fotoğraf ve görüntü almak için, medya kanalları ile çalışmaları için paralar alan kişiler bulunuyor.. kimileri de sadece görüntü almak için bir kaç dakikalık düzenlenen gösterilere katılmak için para alıyor.. bu etkenler bizleri pek fazla ilgilendirmiyor.. Dolayısıyla gidişat ve olayları takip ettiğimizde görülüyor ki ilan edilen yada uygulanan reform adımların karşısında tırmandırma ve kaos mevcuttu.
Bu bileşen yada fanatik gruplar, tüm gereksinimleri veya bahanelerini kaybedince, planlarını uygulamak için tek seçenek olarak silaha başvurdular.. bazı zamanlarda silahlıların altına saklandıkları bir örtü olarak barışçıl gösteriler kullanıldı.. bazı anlarda kimi askeri noktalara yada suikast eylemleriyle sivillere, askerlere ve polislere saldırdılar.. silah gücüyle okullar, işyerleri yollar kapatıldı.. kamu binaları kasıtlı olarak kundaklama sabotaj, ve yağmalama eylemlerine maruz kaldı.. aralarındaki anayolların kesilmesiyle iller ve kentler birbirilerinden ayrıldı.. tüm bunlarla vatandaşların normal günlük yaşamları, güvenlikleri, ekonomileri ve iletişimleri tehdit edildi. Öğrencilerin öğrenimleri engellendi..
Vatanın dışarıdaki portresini bozdular ve dış müdahaleler önünde kapıları açtılar, hatta buna davet ettiler.. ulusal hakların tamamen iade alınmasına tutunan ulusal politik tutumu baltalamaya çalıştılar..
Bize ait olmayan, bizim de ona ait olmadığımız, içinde çirkin bir düşünceden başka bir şey görmediğimiz İğrenç bir mezhebi hitap kullandılar.. dinimizin tarihimizin ve geleneklerimizin bu hitaba bağlı olması yada ona yakınlaşması haşa kesinlikle mümkün olamaz.. ulusal, milli ve ahlaki tabiliğimizin bununla kirletilmesi haşa kesinlikle mümkün olamaz..
Tabi ki, tüm bu durumlar içinde ben, Suriye halkının oldukça küçük bir kısmını teşkil eden, oldukça az bir gruptan söz ediyorum.. Dolayısıyla dava endişe verici değildir.. Fakat bir kez daha söylüyorum ki, bunun için çözüm üretilmesi kaçınılmaz..
Haklı talep sahipleri birinci bileşeni kullanmaya çalıştıkları ilk süreçte başarısız olmaları ardından; silahlı çatışmalara ve eylemlere geçtiler.. bu süreçte de başarısız olduklarında, Cisreşşuğur’da gördüğümüz gibi yeni bir yönteme geçtiler.. ve hepimizin medyada görüntülerini gördüğümüz oldukça çirkin bir katliamda bulundular.. güvenlik mensuplarını katlettiler ve kent ahalisinin yararlandığı posta binasını yıktılar.. ortada büyük bir kin ve nefret var.. önemli olan şu ki.. daha önce mevcut olmayan oldukça gelişmiş silahları ve iletişim cihazları vardı..
Ardından, Muarratulnuman bölgesinde başka bir eyleme geçtiler.. Bölgede stratejik bir yakıt deposunu kontrollerine lamaya çalışarak işgal ettiler.. bunun üzerine deponun geri alınması için silahlı kuvvetler müdahale etmek zorunda kaldı.. operasyonlarda, helikopterlere bile karşı koyacak modern silahların monte edildiği dört çeker arabalarının bulunduğunu gördük.. ayrıca oldukça modern ve gelişmiş iletişim cihazları bulunduğunu gördük..
Cisreşşuğur’da olduğu gibi Muarratulnuman’da da güvenlik müfrezesine karşı bir başka katliam gerçekleştirmeye çalıştılar.. müfrezeyi koruyan kent ahalisinin müdahaleleri olmasaydı başarılı olabilirlerdi. Öyle ki müfrezeyi korumaya çalışan bu insanların bir kısmı linç edilerek yada evlerine saldırılarak bedel ödetildiler. Böyle ulusal bir tutumu sergileyen insanları selamlıyor ve en kısa zamanda onlarla bir araya gelmeyi temenni ediyorum..
Buna benzer vatansever eylemlerde bulunmak isteyen çok sayıda vatandaş var.. ülkenin değişik bölgelerinde fitneyi önlemeye çalıştılar.. çoğu başarılı olduysa da bir kısmı şu ana kadar başarılı olamadı.. Suriye halkının genelinde bu ulusal duygular ve vatanseverlik olmasaydı durumlar çok daha kötü olurdu..
bozgunculara ve silahlılara cevap, tahminleri aşan saldırı hamlesi gölgesinde herkesi şaşırtan ulusal bir bilinç sergileyen halk tarafından geldi. Bu süreç içinde gerçeği vahimden yada sahteden ayırmak kolay olmadı.. fakat tarihin deneyimleri sonucunda halkımızın sahip olduğu ulusal duygular ve tarihi olaylar ölçülemeyecek kadar güçlüydü.. bu deneyimde öneli yanlardan biri de şüphesiz, kalkınma sürecine garantör teşkil edecek ulusal bilinç ve vatanseverliğin hacmine olan idraktir.. öyle ki yürümekte olan kalkınma süreci bilinç, ahlak ve kurumlar olmak üzere üç temele dayanıyor.. bu temellerin herhangi biri yok olursa, kalkınma sürecinin sapmasına ve başarısız olmasına yol açacaktır.. bu da toplumumuz ve geleceğimiz açısından büyük bir tehlike anlamına geliyor..
Günümüzde kimi gruplar tarafından yapılanların reform yada kalkınmayla ilgisi yoktur.. olanlar bozgunculuktan ibarettir.. bozgunculuğun hacmi arttığı miktarda kalkınma hedeflerimizden ve ideallerimizden uzaklaşacağız.. ben burada sadece maddi hasarları yada bozgunculuğu kastetmiyorum, bunu onarmak kolaydır.. ilk derecede kastettiğim karakter, ahlak ve davranışlardaki manevi bozgunculuk… bazı kimselerin pekiştirmeye çalıştığı bu manevi bozgunculuğu düzeltmek zordur.. bu bozgunculukla birlikte kurumlara ve bu kurumların sembolündeki ulusallığa saygısızlık artacak.. böylece vatanı koruyan ve güçlendiren ulusal duygular körüklenecektir.. düşmanlarımızın istedikleri de budur zaten..
Günümüzde bu olayları ve yada kaosu gören ve bir şeyler örenen, yitiren bir neslimiz oldu. kurumlara kanunlara saygısı olmayan, devletten nefret eden bir nesil.. bunun verilerini şimdi görmesek de ilerde sorunlar yaratabilir..
Burada bir soruyu sormak istiyorum.. yaratılan kaos iş arayanlara iş fırsatı mı sağladı.. genel durumları iyileştirdi mi.. varlığıyla gurur duyduğumuz ve nimetini yaşadığımız güvenliği istikrarı pekiştirdi mi.. istikrar olmadan kalkınma olamaz.. bozgunculukla kaosla reform olamaz.. kanunlar ve yasamalar tek başına herhangi bir ilerleme sağlayamaz.. bunun için uygun bir ortamın sağlanması şarttır..
Dolayısıyla bozulanları onarmak, bozguncuları düzeltmek yada azletmemiz gerekiyor.. böylece kalkınmaya devam edebiliriz.. tüm öncekiler ilke ve teşhisle ilgiliydi..
Pratikte ise gerçek durumlardan başlamamız gerekiyor.. gerçek durumlar ise halktır.. dolayısıyla, değişik bölgelerden ve muhtelif kesimlerden halk heyetleriyle uzun bir görüşme zinciriyle başladım.. gerçek durumları idrak etme, öneri ve düşünceleri dinlemek istedim.. değişik bakış açılarla gerçekler hakkında düşünceleri dinlemek istedim.. böylece vatandaşların öncelikleriyle uygun olarak devletin önceliklerini sıralamaya çalıştım..
Bilgileri eleyecek yada filtreden geçirecek her hangi bir kanal olmadan tüm ayrıntıları direk vatandaşlardan almak istedim.. kanallar belki de bilgileri tam olarak ulaştıracaktı, ama duyguları ve halkla ilişkileri taşıması mümkün değildi.. öyle ki insanlarla ilişkiler sadece bilgi ve gerçeklerden ibaret olmadığı gibi duygulardan ibarettir.. bunun için ilk başta halk heyetleriyle görüşmek istedim..
Gelecekte söyleyeceklerimin tümünü bu görüşmeler ve buluşmalar üzerine yapılandırmak istedim.. patrik olarak da bu konuşmamın cevheri ve içeriyi söz konusu halk heyetleriyle yapılan sohbetlere dayalıdır.. yerde olmak istedim ve her türlü kesimlerden insanlarla bir araya geldim.. gösteriye çıkan ve çıkmayan her türlü kesimlerle görüştüm.. doğrusunu söylemek gerekirse, yetkili olduğum hayatım boyunca yaptığım en önemli şeyin bu görüşmeler olduğunu düşünüyorum.. diyebilirim ki bu görüşmelerden sağladığım fayda çok büyüktü.. mevcut koşullar ve sorunlara rağmen halkın duygularını ve taleplerini ifade eden halk heyetlerinde gördüğüm sevgiyi hiç bir süreç içinde hiç bir yerde görmedim.. kesinlikle bu sevgiyi ve karşılıklı olarak göstermek ve pratiğe dökmeği her şeyden daha çok istiyorum.. tanıdığım ve tanımadığım her vatandaşa sevgimi pratikte göstermek istiyorum.. bu da yardımlarınızı gerektiriyor..
Halk heyetleriyle görüşmelerimizde istisnasız öne koyulan tüm konuları ele aldık.. bu konuların bir kısmı il yada kent düzeyinde yerel olduğu gibi bir kısmı da devlet düzeyindeydi.. benim açımdan daha geniş kesimleri ilgilendiren konular daha öncelikliydi..
Görüşmelerde vatandaşlar, gerek bir kısım politikalarda gerekse bir ksıım uygulamalarda devletin onlardan uzaklaşması nedeniyle sevgi karışımı öfkelerini ve bağlılık karışımı sitemlerini ifade ettiler.. bir çok yönle bağlantılı acılar hissettim. Bunların bir kısmı yaşam ve hizmet yönleriyle ilgiliydi. Bir kısmı vatandaşın haysiyetine dokunma yada görüşünü dikkate almama ve yapılanmada ortak edilmemesiyle ilgiliydi.. fakat aynı zamanda uzun zaman boyunca dürüstlüğü tutumları ve davranışlarıyla direnişçi ve ulusal politikamızda bana güç veren halkın sevgisini gördüm.. bunların yanında sosyal adaleti yok eden ve toplum üzerinde oldukça büyük tehlikeleri olan yolsuzluğun kökünden kazınması isteğini de gördüm..
Bunlardan daha tehlikeli olanı, yolsuzluğun kıskançlık nefretiyle kimi vatandaşlar arasında neden olduğu adil olmayan ayırımdır.. bu da tek başına en güçlü vatanların bile dirençlerini kırmaya yeterlidir..
Yolsuzluk, ahlaki değerlerin düşmesi ve torpilin yayılması ve kurumların gıyabından kaynaklanan bir sonuçtur.. kurumların gıyabında da ulusal durumların koruyucusu ve garantörü de kaybolur, yerini dar bağlılıklar alır.. dolayısıyla sorumluluk taşıyan yetkililer ve yasamalarla derhal durumların pekiştirilmesi ve güçlendirilmesi gerekiyor.. sorumluluk taşımayan her hangi bir yetkiliye karşı müsamaha gösterilmeyecek.. fakat bu konuda başarı sağlamak için, vatandaşların denetim, ortaklık ve hatalara işaret etmeye katılacakları bir kanal açılması gerekiyor..
Devletin yüksek düzeylerinde yolsuzluğu sınırlama güzüne sahip olduğunu bir araya geldiğim bir çok heyete söyledim.. fakat düşük düzeylerde yolsuzlukla mücadele için kanalların açılması mutlak bir gereklilik.. bu da yolsuzlukla mücadele komitesinin son olarak hazırladığı araştırmada bulunan yolsuzlukla mücadele kurumunun görevlerindendir..
Yolsuzlukla mücadeleden söz edildiğinde güzel sözler söyleniyor.. fakat asıl önemli olan bunları uygulamaktır.. yolsuzlukla mücadelenin gerekli olduğunu ifade etmek kolaydır, asıl önemli olan uygulamaya geçmek.. daha önce söylediğim gibi halk komiteleriyle görüşmelerimden amaç gerçek durumları yakından görmekti.. bu görüşmelerde adeta ulusal bir diyalogun içinde buldum kendimi.. öyle ki ulusal diyalog belirli bir elit grupla yada muhalefetle, devlet yanlılarıyla sınırlı değildir.. politikayla da sınırlı değildir.. tam aksine istisnasız ulusal tüm konularda olduğu gibi, istisnasız halkın tüm kesimleriyle ve gruplarıyla olmalıdır..
Otoritenin belirli bir hacimde ve muhalefetin de belirli bir hacimde olduklarını farz edelim.. dünyanın tüm ülkelerinde ve toplumlarında da halkın geneli ne bu tarafa ne de diğer tarafa bağlı değildir.. Suriye’nin geleceğinden ulusal diyalogdan ya da reformlardan halkın bu büyük kısmını dikkate almadan söz etmek mümkün değildir.. son olarak başladığımız ulusal diyalog düşüncesi de burada ortaya çıktı..
Ulusal diyalogun bir parçası olmamla birlikte bu diyalogu tamamladığımı iddia etmem mümkün değildir.. sonuçta ben toplumun bir ferdiyim.. bir araya geldiğim ve görüştüğüm heyetler ise yüzlerce yada binlerce kişiden ibaret.. vatan ise on milyonlarca kişiyi kapsıyor..
Buradan hareketle en geniş toplumsal kesimlerin katılabilecekleri kapsamlı ulusal diyalog başlatma düşüncesi ortaya çıktı.. bu kesimlerin arasında düşünce, politika, sosyal ve her türlü gruplar olmalı.. bu amaçla ulusal diyalog komisyonu teşkil edildi.. bu komisyonun görevleri arasında vatanın tüm evlatlarını ilgilendiren ulusal konularda kapsamlı ve geniş bir diyalog mekanizması ve temellerini belirleme görevi yer alıyor.. bu bağlamda mevcut süreç içinde çıkarılan kanunlar ve kararları değerlendirmeye izin vereceği gibi diğer yandan da uzun süreliğine tam anlamıyla kapsamlı olarak Suriye’nin geleceğini yapılandırmaya katkı sağlayacak.. bu konuda bir çok vizyon ve düşünce ortaya çıktı.. komisyonun görevleri arasında muhtelif etkinlikler ve kesimlerle koordinasyonda bulunmak ve belirli bir program dahilinde reform sürecimizi sağlamaya katkı sağlamaktır..
Bakanlar Konseyinde söylediğim gibi her adım ve her şeyin bir zaman cetveli olması gerekiyor.. sanıyorum ki hepinizin talebi tüm konuları konuşmaktır.. diyebiliriz ki mevcut sürecin başlığı ulusal diyalogdur..
Daha önce de söylediğim gibi ulusal diyalog halk heyetleriyle görüşmelerimden ortaya çıktı.. ilk başta iller düzeyinde bir diyalog düşündük.. fakat görüşmelerimde aynı konuların her ilden farklı köşelerden görüldüğünü sezinledim.. bunun nedeni de Suriye’de bulunan çok çeşitli toplumdur.. bir çok konuda görüşler kesişse de farklı görüş açıları mevcuttur.. dolayısıyla ilk önce iller düzeyinde bir diyalogun yapılması ve ardından merkezi diyaloga geçilmesi düşüncesine kapıldık.. böylece ilk önce konular iller düzeyinde ele alınacak ardından da merkeze taşınacaktı. fakat mevcut durumlar içinde ve komisyonun kurulmasıyla diyalogu merkezde başlatma kararı alındı..
Diyalogu n komisyonun görevi dahilinde olmasından soru işaretleri vardı.. diyalog başlatmayı istiyorsak bu diyaloga kimler katılacak.. kriterler nelerdir. Diyalogun her bir ekseninde ne tartışılacak ve kimler katılacak.. ve daha bir çok soru… televizyonda ve basında bir çok kez izah edilmesine rağmen bu konuda şu ana kadar yanlış anlaşılmalar mevcuttur.. komisyonun görevleri tam olarak bilinmiyor, öyle ki bu komisyon diyaloga katılmayacağı gibi sadece denetleme misyonunda bulunacaktır.. sadece mekanizma ve zaman cetveli hazırlayacak.. diyalogun bitmesi ardından da üstüne anlaşılan konularda rapor hazırlayacak.. devlet ise alınması gereken kararlar yada hazırlanması gereken kanunlar varsa gereken icraatları alacak.. her şeye rağmen komisyon, diyalog kriterlerini belirleme konusunu kendisiyle sınırlamak istemedi ve toplu bir oturumda otak etme kararı aldı.. bu bağlamda da bir kaç gün içinde değişik kesimlerden ve gruplardan yüzden fazla şahsiyeti toplantıya davet edecek ve görüş alışverişinde bulunacak.. diyalog mekanizmaları ve kriterlerinde karar alındıktan sonra da çalışmalar başlayacak..
Bu diyalog, oldukça önemli bir süreç olmasıyla birlikte dolayısıyla gereken fırsatı vermeliyiz.. öyle ki Suriye geleceğinin başarılı olmasını istiyorsak Suriye sahasında mevcut muhtelif kesimlerin bulunacağı bu diyaloga dayanacak..
Halkın haklı taleplerine gelince.. bu talepler ulusal diyaloga geçilmeden önce uygulanmaya başlandı..