Trump’ın savaşı İran’ın kararlılığını kırmayı başaramadı.

ABD’nin silah rezervlerinin azalması ve İran’ın Hürmüz Boğazı’ndaki sert tutumu, 40 günlük savaşın Tahran’ın pazarlık gücünü kırmadığını, aksine artırdığını gösteriyor.

Donald Trump’ın İran’ın davranışlarını değiştirmek ve Washington’ın taleplerini dayatmak amacıyla başlattığı kırk günlük savaşın hızlı ve kesin bir zaferle sonuçlanması bekleniyordu. Trump, İran’ın “koşulsuz teslimiyetinden” defalarca bahsetmiş ve askeri baskının Tahran’ı Amerika’nın şartlarını kabul etmekten başka seçeneği kalmayacak bir duruma getirebileceğini hayal etmişti. Ancak savaştan sonraki gelişmeler farklı bir tablo çiziyor; hatta Amerikan medyası bile bu tabloyu kabul ediyor.

CNN, Trump’ın “İran’ın koşulsuz teslimiyeti” konusundaki tutumlarını hatırlatan bir haberinde, Tahran’ın sadece teslim olmadığını, aynı zamanda Hürmüz Boğazı ile ilgili taleplerini daha da sertleştirdiğini yazdı. Amerikan medya kuruluşu, İran’ın Hürmüz konusundaki tutumunu, Tahran’ın Washington karşısında daha büyük bir pazarlık gücüne sahip olduğunu değerlendirdiğinin bir işareti olarak gördü.

CNN ayrıca, Tahran’daki bu hesaplamayı etkileyebilecek faktörlerden biri olarak Amerikan silah stoklarının tükenmesini de gösterdi; bu durum, savaşın uzamasının sadece İran’a maliyet getirmekle kalmadığını, aynı zamanda Amerika’nın da askeri kapasitesinde sınırlamalarla karşılaştığını gösteriyor.

Ulaşılamayan Hedef

Trump’ın ilk hesaplaması basit bir varsayıma dayanıyordu: Amerika’nın askeri üstünlüğü İran’ı kısa sürede geri adım atmaya zorlayabilirdi. Bu görüşe göre, askeri saldırılar sadece yıkıma yol açmakla sınırlı değildi; asıl amaçları İran’ın siyasi davranışını değiştirmekti.

Ancak askeri hasar vermek ile siyasi zafer elde etmek arasında önemli bir fark vardır. Bir ülke hedefleri yok edebilir, ancak karşı tarafı siyasi taleplerini kabul etmeye zorlayamazsa, henüz stratejik zafer elde etmemiştir.

Bugün önemli olan tam olarak hedef ile sonuç arasındaki bu farktır. Trump savaşa teslimiyet diliyle başladı, ancak İran sadece teslim olmakla kalmadı, aynı zamanda bölgenin en kritik meselelerinden biri olan Hürmüz Boğazı konusunda daha sert bir tavır benimsedi.

Bu gelişme, Tahran’ın askeri baskının bir kısmını siyasi ve stratejik bir meseleye dönüştürmeyi başardığını gösteriyor. Başka bir deyişle, İran, ABD için devam eden baskının maliyetini artırmaya ve pazarlık gücünü artırmak için mevcut araçları kullanmaya çalıştı.

Exit mobile version