Knesset’in yeni raporu, kuşatma altındaki Gazze Şeridi’ne yönelik soykırım savaşının Ekim 2023 başında başlamasından bu yana işgal altındaki topraklardan yurtdışına İsrailli yerleşimcilerin göçünde keskin bir artış olduğunu ortaya koydu.
Knesset Göç Komitesi’nin pazartesi günkü oturumu öncesinde hazırlanan özel rapor, İsrail’in negatif bir göç dengesi içinde olduğunu ve rejimin bu göçü tersine çevirmek için bir planı olmadığını ortaya koydu.
İbranice yayın yapan Maariv gazetesinin haberine göre, raporda yer alan İsrail Merkez İstatistik Bürosu verileri, İsrail işgali altındaki toprakları terk edenlerin sayısında “keskin bir artış” olduğunu, ancak çok az bir kısmının geri döndüğünü ortaya koydu.
Maariv, raporun “İsrail’in göç modellerine dair rahatsız edici bir tablo sunduğunu” ve ayrıca Ekim 2023’ten bu yana ayrılışlarda yeni bir artış kaydedildiğini söyledi.
İsrail’in işgal ettiği toprakları terk eden yasadışı yerleşimcilerin sayısında, Mescid-i Aksa Tufanı Harekatı ve İsrail rejiminin Gazze’ye yönelik soykırımcı savaşının ardından büyük bir artış yaşandığı rakamlarla ortaya çıktı.
2024 yılı Ocak-Ağustos dönemini kapsayan dönemde ise 49 bin İsrailli ülkeyi terk ederken, sadece 12 bin 100 kişi geri döndü.
Raporda, 2023’ten bu yana göç eden İsraillilerin çoğunun genç ve yüksek eğitimli olduğu, bunların orantısız bir şekilde büyük bir kısmının Tel Aviv metropol bölgesinden geldiği belirtildi.
Veriler ayrıca, 7 Ekim 2023’ten önce bile işgal altındaki toprakları terk eden İsraillilerin sayısında artış olduğunu gösteriyor.
Resmi verilere göre, 2020 yılında 34.400 İsrailli göç ederken, 32.500 kişi geri döndü. Aradaki fark her yıl büyüdü: 2021’de 41.400, 2022’de 59.400 ve 2023’te rekor bir sayı olan 82.800 kişi ayrıldı.
İsrail, 2020-2024 yılları arasında toplamda 145.900 kişiyi göç nedeniyle kaybetti.
Bu rakamlar, onyıllardır görülen en büyük sürekli nüfus çıkışını işaret ediyor.
Bu artış, özellikle Başbakan Binyamin Netanyahu’nun mevcut sağcı koalisyonunun iktidara gelmesinden sonraki aylarda yaşandı.
Raporda, artan göç eğiliminin, özellikle İsrail işgali altındaki topraklarda devam eden siyasi ve güvenlik krizlerinin sürmesi halinde, önemli uzun vadeli sosyoekonomik sonuçlar doğurabileceği uyarısında bulunuldu.
