Genel

ASR-I SAADET SONRASI TARİHİ DEĞİŞİM

ASR-I SAADET SONRASI TARİHİ DEĞİŞİM

İlk vahy ve ilk nebi ile oluşan, her yeni gelen vahy ve nebi ile vusat kazanan ve neşvü nema bularak kemale doğru gelişen, Kuranı Kerim ve Rahmet ellilâlemin olan Hatemül enbiya (sav) ile de zirveye ulaşan, hilafeti Ahmediye ve hakikatı Muhammediye (sav)’nin İlâhî tecellisi olarak kıyamete kadar ilanihaye bu zirveyi tekemmül ettirme özelliğini taşıyan ve İran İslam İnkılâbı’nın ihtişamlı, İlâhî zuhuru ve tûluu ile bunu bilfiil ispatlayan, çağımızda ÖzHalis Muhammedi İslam diye ifadesini bulan ve İlâhî vahyinKuranı Kerim’in, yani İslam’ın bila-istisna bütün ahkâmınımesajını, emir ve nehylerini kesinkes kapsayan Cihanşümul İslam İnkılâbı; en büyük makesinitarihî değişimini, hak ve adalet tecellisini ve İlâhî hükümranlığını, Asrı Saadet ve Sadrı İslam denen mutlu çağda, (nüve olarak) tahakkuk ettirmiş bulunduğu, riyazi bir vakıa ve hakikat olarak izahtan varestedir…

Kalb, akl, ruh, fikr, şuur ve vicdan üzerinde, iman, tevhid, hak, adalet, izzet, hürriyet ve ubudiyet gibi.. İlâhî nur, takva, ahlâk, fazilet ve hidayet mührünü ve nakşını vurarak hayatı insaniyenin manevî âleminde ve cephesinde çok kısa bir süre içinde fevkalade bir tarihî değişimdevrim gerçekleştiren Sadrı EvvelAsrı Saadet İslam’ı; mündemiç bulunduğu sonsuz bir İlâhî güç ve enerji ile siyasî, içtimaî, askerî, iktisadî, hukukî, amelî ve fiilî gibi.. zahirîmaddî, haricîâfâkî ve şuhudî cepheleri de ihata eden hayatı insaniyenin bütününü kuşatmış, başlattığı fetihcihaddavettebliğ hareketleriyle de, bunu sathı arzın büyük bir kısmına yaymış, böylece; saltanatı İslamiye, hilafeti Muhammediye ve hakimiyeti Kuraniye’nin tahtı emrine, arzın bir kısmını bilfiil, diğer kısmını da bilkuvvehükmenmanen almış ve bu misyonunu ve özelliğini kısa bir süre kâmilen, daha sonraları da kısmen sürdürmeyi başarmıştır…

Maddî ve manevî hayatın tüm sahalarında ve cephelerinde gerçekleşen; İlâhî okyanustan kopup gelen ve coşup taşan muhteşem dalgaları, İlâhî güneşten fışkıran-parıldayan ışıkları, bir yandan Çin seddine ve Sibirya sınırlarına bir yandan Hindistan ve Endonezya topraklarına, öte yandan Kuzey ve Güney Afrikalara ve Büyük Sahralara, diğer taraftan Endülüs, Viyana, Kırım ve Kafkasya’ya kadar uzanan-dayanan; ve tüm bu yerlerde, hakkın muhteşem müsbetİlâhîtarihî değişimini gerçekleştiren ve dünyanın sair en ücra yerlerine kadar aksettirdiği İlâhî huzmeler ve sızdırdığı abı hayat damlaları ile, kulub ve ervahı insaniyeyi asil fıtratına yönelterek ihtizaza getiren, Asrı Saadet’in, İlâhî-nuranî Cihanşümul İslam İnkılâbı;.. yüce Resul’ün (sav) irtihalinden sonra görülen, giderek gelişme gösteren bir inhiraf tehlikesi ile karşı karşıya gelmiş, bu tehlike, bir süre sonra batılın, İslam’ın merkezî idaresiharimi ismeti olan hilafet tahtına-makamına meliki adûd olarak, nifakîşeytanî bir pozisyonla musallat olmasını, İslam adına(?) ümmete hükmetmesini ve insanlığa yön vermesini (maalesef) doğurmuştur…

Evet;.. nuru İlâhî ve hakikatı Muhammediye (sav) tohumunu Asrı Saadet toprağına ekmekle birlikte vüsat ve inbisat kazanan İslam İnkılâbı; İlâhî ve tarihî değişim misyonunu, harice (diyar-ı küfre) karşı hızla icra ederken..; dahile yönelik bir aksamaduraklama, zaman zaman gerileme ile karşı karşıya gelmiştir. Ki, bu da; hilafetin ve velayeti amme’nin, eimmei HûdaKuranı Mücessemtahir ve mutahhar oldukları nass-ı kati ile sabit olan Ali Muhammed (sav) ve Ehli Beyti Resulullah (sav)’a teslim edilmemesi gibi bir inhiraf ve yanlışlıktan kaynaklanmıştır…

İblis’in rüçhaniyet iddiasına (A’râf:12; Hicr:33; İsrâ:61; Sâd:76) benzer ırkçıkavmiyetçi bir hamiyeti cahiliye (Feth:26) ile müteharrik bulunan ve müşrik atalarının intikamını Ali Muhammed’den ve Beni Hâşim’den alma ateşiyle yanıp kavrulan, şecerei habiseşecerei mel’une (İbrahim:26; İsrâ:60) diye Kuran’da tavsif olunan süfehâ yı Emeviyye, değişik şeytânînifâkî oyun ve hilelerle hilafet makamını gasb etmeyi başarmış, böylece; “İslam’ın özünden-ruhundan, nurundan ve hidayetinden kopma-sapma dönemi” başlamıştır…

Bu içten çökme, nuru imanahlâk ve takvadan uzaklaşma döneminde, İslam’ın aktar-ı âleme saçtığı ilk inkılâbî nur ve dalgaların uç noktası; dünyanın muhtelif bölgelerinde eşsiz fetih ve zafer müjdelerini hilafet merkezine ulaştırırken, elde edilen sayısız ganimetler, emaretmakamikbâl tutkularıyla birlikte, toplumun önde gelen geniş bir kesiminde hırsmenfaatşehvet kabarmalarına-taşkınlıklarına sebep olmuştur… Rızai İlâhîihlassıdktakvaahlâk ve endişei şehadet ve ahiret gibi.. İlâhî-nuranî ve ulvî duygu-vasıf ve amellerin toplum hayatında zayıflaması, hatta yıkılmasını doğuran bu menfi durum, gasıpzalim yöneticilerin İslamı tahrif ve ümmeti saptırma niyetlerini-hedeflerini büyük ölçüde kolaylaştırmış; toplumun önde gelen önemli bir kısmının, hatta ulema kılıklı nice belamların, ehli heva ve hevesâtın, zalim sultanların sarayları önünde yağcılıkdalkavukluk kuyruğuna girdiklerine, tarih-i hakikat şahid olmuştur…

İblis’in habis ve mel’ûnâne rolünü üstlenerek, biçare-gafil mü’minleri ve insanlığı idlal ve ifsad etmeyi (A’râf:16-17, 202; Hicr:39-40; İsrâ:63-64; Sâd:82-83) şiar edinen; dostluk ve hayırhahlık maskesini giyen (A’râf:20-22; Tâhâ:120); fitnefesad ve idlallerini ıslah edicilik (Bakara:11-14;…) diye nitelendiren;.. ve:

“İnsanlardan öylesi (münafık da) vardır ki, dünya hayatına ilişkin sözleri senin hoşuna gider ve (o) kalbindekine rağmen, Allah’ı şahid getirir; oysa, o azılı bir düşmandır. O, iş başına geçti mi, yeryüzünde fesad çıkarmaya, ekini ve nesli helak etmeye çaba harcar. Allah ise, fesadı sevmez. Ona: ‘Allahtan kork! denildiği zaman, onu büyük gururu günaha sürükleyerek alıp kuşatır. Böylesine, cehennem yeter! O, ne kötü bir yataktır.” (Bakara:204-206)

“Böylece her peygambere, insan ve cin şeytanlarından bir düşman (musallat) kıldık. Onlardan bazısı bazısına, aldatma için, yaldızlı sözler fısıldarlar. Rabbin dileseydi, bunu yapmazlardı. Öyleyse onları, yalan olarak düzmekte olduklarıyla başbaşa bırak. Bir de, ahirete inanmayanların kalbleri ona meyletsin de, onlardan hoşlansınlar ve yüklenmekte oldukları (günahları)nı yüklenedursunlar!” (En’âm:112-113)

“Sen onları gördüğün zaman, cüsseli yapıları senin acayibine gider ve konuştukları zaman da, onları dinlersin. (Oysa) sanki onlar, (sütun gibi) dayandırılmış ahşapkütük gibidirler. (Bundan dolayı da) her sayhayı (çığlığı) kendi aleyhlerine sanırlar. Onlar düşmandırlar, bu yüzden onlardan hazer kıl-sakın. Allah, onları kahretsin-gebertsin! Nasıl da (batıla-küfre) çevriliyorlar.” (Münafikun:4) gibi.. nice ayetlerin masadakı durumunda bulunan bir kısım müfsidmülhid ben-i Ümeyye ve ben-i Abbas hükümdarlarının ilcaatı fasideleri ile hilafet(?) makamı, zulmcinayetvahşetkatifıskû fücur merkezi haline gelmiş; hayatı insaniye ise, imanî, itikadî, ahlâkî, siyasî, içtimaî ve iktisadî buhran-sıkıntı-kaos ve felaket girdabına gark olmuş; bu hazin gidişat, tedricen fûtuhâtı haricîyye ve askeriyyeyi de tevakkufa, giderek sükuta ma’ruz bırakmıştır. Ki; zamanla, haricî küffara karşı mağlubiyetler ve ümmet mabeyninde köklü tefrikalar, siyasî, askerî bölünmeler, hezimetler ve (güya) muhtelif-müstakil beyliklersultanlıklardevletçikler zuhur etmiş, bu da haricî tecavüzatı celbederek, İslam âleminin, her yönüyle zillet ve esaret zincirlerine giriftar olmasını doğurmuştur…

Mezkûr teredditedenni dönemlerinde, tabiatıyla İslam’ın bütüncülmerkezîtevhidi usûl ve esas mektebinde de köklü inhiraf ve sapmalar görülmüş; enbiyada, eimmei masume (as)’de ve salih izleyicileri olan adil fukaha ve ulul emr’de temerküz eden nisbî yasama-(içtihad-ı siyasî ve içtimaî) yürütmeyargımurakabeinfazaskerî ve siyâsî idare; maliyeeğitimirşad.. gibi misyonfonksiyon ve güçler darmadağınık duruma gelmiş; her branşın sayısız-belirsiz mercileriöncüleri ve yöneticileri zuhur etmiş, bu da; ümmet arasında ne idüğü belirsiz fırkaların doğmasına netice vermiştir… Ki bu; aynı zamanda İslam toplumunun ümmeti vahide olma realitesini (derinden derine ve, üstelik İslam adına) zaafa uğramasına, hatta yer yer yıkılmasına sebep olmuştur… Bunlardan, birkaç örnek verecek olursak, konu (somutlaşmakla) daha iyi anlaşılmış olacaktır. Evet:

İslamî siyaset, yani makamı hilafet, asıl sahiplerine verilmemiş, ehliyetsizliyakatsiz eşhasın elinden, giderek zalimfasık, hatta mürtedmülhidmünafık tipli süfehanın yed-i tasallutunda bir zulüm aracı haline gelmiştir… Bu da; hilafet görevi arasında bulunan bütün İslamî unsurkaideusûl ve esasatın yıkılmasına sebep olmuştur… Bu cümleden olarak:

İslamîilmî ve fıkhî mevzular, düzensizkontrolsüz bir mahiyet kazanmış, kendi alanlarında yüzlerce ekol ve fırkalar zuhur etmiş, böylece; hakkın tayin ve tesbiti zorlaşmış, çoğu kez hak ile batıl iltibas edilir duruma gelmiştir…

Aslında rahmet olarak nitelenen ve İslamî füruatın ve muzmer olan hakâikinin, değişik yorumlarla daha iyi-mufassal olarak anlaşılmasını sağlayan içtihad; birbirine zıthasımmuhalif ve düşman kamplaşmalara-mezhepleşmelere vasıta kılınmıştır. Hatta bu, itikadî sahaya dahi taşınabilmiştir. Örneğin:

Kitab ve mütevatirsahih sünnet ile, yani her türlü zandan müstağni olan bir delaili katiyye ile sabitsarih ve zahir olan itikadı İslamiye; tek kişinin (mesela; arî’nin..) veya bir grubun (mesela; Mutezile’nin..) zannîiçtihadî ve felsefîkelamî görüş ve indi kanaatleriyle (maatteessüf) ayniyet arzeder duruma getirilmiş, o şablona ve standarta uymayan (nassa müstenid de olsa) aykırı tüm görüşler dalâlet; ve o görüş sahipleri de, fırkai dâlle diye (gayr-i adilâne olarak) damgalanmıştır… Keza; benzeri hatalar, amelîfikhî konularda da zuhur etmiş, çoğu kez açık nassın bulunduğu hususlarda ve onlara zıt bir şekilde içtihad(?) etme, böylece; fasıkmülhid hükümdarlara ibahe yolunu (eliyazu billah) açma yoluna dahi (maalesef) gidilmiştir…

Tefsir, tedvini hadis ve zabtı tarih.. hususlarda dahi, tam güvenilir-ehil bir ortam doğmamış, mezkûr ilmîİslamî dallarda dahi, meliki adûdların heva ve hevesatına uygun-paralel bir metod ve çizgi izleyen, sözde ulemahuffaz ve müverrih zevatın varlıklarına çokça şahid olunmuştur…

Ruhîkalbîmanevî.. boşlukların doldurulması sadedinde, zuhur etmiş pek çok irfanîirşadîahlâkîtasavvufî ekoller ve mektebler dahi, ayrı ayrı ve kendine buyruk bir pozisyon taşımış; doğrusu ile yanlışı, hayırlısı ile şerlisizararlısı ve hak ile bâtılı avam-ı müslimince temyiz ve tefrik edilemez duruma gelmiş, bu da; hayatı İslamiyede değişik badireler ve sapmalar husule getirmiştir…

Melik-i adûdların hizmetçileri olan saray mollalarıkadıları, zalimlerin lehine fetvahüküm veren bir zulüm aracı diye iştihar bulmuş, gerçek müslümanlar ve mazlumlar dahi, meselelerini, resmî yetkisi ve fiilî infaz gücü bulunmayan adil fukahaya arz etmeyi tercih etmiş, böylece;  -resmen- hilafetçe(?) uygulanan İslam hukuku dahi, adil fonksiyonunu kaybederken, kontrolsüzdüzensiz ve koordinesiz bir seyir çizgisi izleyerek, inhiraf ameliyesinde kendine düşen payı almıştır…

Zer ve zorun egemen olduğu bu düzenlerde, bu iki gücü (beyt’ül malı-maliyeyi ve silahlı kuvvetleri) eline geçiren eşhas ve merkezler, (merkezî müfsid devlete ilâveten) devlet içinde devlet özelliğini taşımış, zulm-ü cinayette merkezî otoriteyi geçecek duruma gelmiş, zamanla müstakil devletler oluşturarak, zahirî-sathî anlamda dahi olsa, müslüman halklar arasındaki İslamî vahdet ve uhuvveti parçalama misyonunu ifa etmişlerdir..: Ve hakeza…

İşte; bütün bu ve daha nice-sınırsız menfilikler ve sapmalar, merkezin, yani makamı hilafetin; gerçek ehil sahiplerinin, yani Ehli Beyti Resulullah’ın (sav) ve onların salih izleyicileri olan adil ulema ve fukahanın nuranîhidayete götürücü ellerinde-idarelerinde bulunmamasından ve beni Ümeyye gibi.. ehliyetsiz cühelafüsekâ ve tevağit tarafından gasb ve işgal edilmiş olmasından kaynaklanmış olduğu, izahdan varestedir…

Bununla birlikte, Kuranı Mücessem ve Veraseti Nübüvvet (as) olan Ali Muhammed (sav) bütün imkan-güç ve gayretleriyle “Öz Muhammedi İslam’ı koruma kollama ve istikbale ulaştırma.. İlâhî görevini ifa etmeye çalışmakta, bu hususta beldelerin-bölgelerin cazibe merkezi durumuna gelmiş bulunmaktadır. Bilhassa eimmei masume’nin ders halkaları, binlerce ilimirfan, hakhakikatadalet ve hürriyet aşıklarıyla dolup taşmakta, o mübarek halkalardan yayılan İlâhî nur huzmelerişuleleri, liyakatli-ehil min kalbleriruhları ve fikirleri cûş-û hûruşa ve ihtizaza getirmekte; tağutî güçlerin sürekli zulüm-işkence-zindan ve cinayetleri, bu İlâhî azim-cehd ve gayreti gittikçe arttırmakta; selim ve temiz fıtrat sahibi gönüller, o İlâhî-Nebevi nura doğru koşup pervaz etmektedir…

Hayat-ı insaniyenin manevî âleminde, böylece muhafaza edilebilen Öz Muhammedi İslam;.. inkılâbî misyonunu Ehli Beyti Resulullah’ın (sav) yakın çevresinde, manen mükemmel bir surette; maddenzahiren ise, nisbîkısmî bir tarzda, ifa etmiş; uzak çevreleri dahi, bu İlâhî-inkılâbî nurdan müstefit kılmıştır…

Siyasîidarîhukukîiktisadî vb. sahalarda İnkılâbı İslamî’nin değiştirici etkisinden korunma tedbirleri zımnında, tağuti güçler; muhalifleri olan Müslümanların, bir kesiminin önde gelen şahsiyetlerini, mesela ulemasını resmi görevlere ve memuriyetlere tayin etmek suretiyle muvafık duruma getirmek yoluna başvurmuş; diğer bir kısım önemli ve aktif muhaliflerini ise; Mehdîi Muntazar (as) kutsal inancını; “fısk-u fücurun ve zulmün ne kadar çoğalmasıyla, o kadar erken zuhurunun olacağı; O’nun (as) zuhurundan önce ise, kıyamcihaddevlet ve hükümeti İslamî kurmaya gayret etmenin caiz olamayacağı…” tarzında, uyuşturucu ve kıyamı önleyici bir inanca-mecraya (her nasılsa) çevirmek suretiyle zararsız bir pozisyona sokmayı başarmış, böylece; habis iktidarları boyunca ciddigüçlü ve köklü bir halk kıyamı ile (maalesef) karşılaşmamıştır…

Hülasa-i kelam: fısku fücur ve zulüm, nifakilhad ve riddet ile mahlut olan, bununla beraber halifei müsliminemirel müminin gibi.. İslamî-kutsal isim ve unvanları da, özellikle alıp kullanmaya özen gösteren mezkûr tağutî güçler, bahis konusu ettiğimiz bir batıl ve dalalet timsali olarak, iktidarlarını uzun asırlar (muhtelif zikzak ve değişik ad ve tezahürlerle) sürdürmüşler; ilk tohumu, Haçlı Seferleri ve Moğol saldırıları ile atılmış olan “İslam Âlemi’nin, batı-doğu emperyalizminin sömürgesi haline gelmesini..” bilfiil sağlamışlardır… Ki; bu da, yeni bir tarihî değişim döneminin ( küffarın süperleşmesinin, İslam Âlemi’nin de cüceleşmesinin, hatta, her yönden köleleşmesinin) başlangıcı olmuştur…

Bunu da, çok kısa olarak, ayrı bir başlıkla ele almanın, konuyla ilişkisi ve tenasübü nokta-i nazarında faydalı olacağı açıktır…

 

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Göz Atın
Kapalı
Başa dön tuşu