Aşura Kültürü ve Onu oluşturan temel unsurlar (Kelimeler-Kavramlar)
BİRİNCİ BÖLÜM
AŞURA KÜLTÜRÜ VE ONU OLUŞTURAN TEMEL UNSURLAR (Kelimeler- Kavramlar):
Hiçbir varlığın üstlenmeye cür’et edemediği, çok ağır sorumlulukları muhtevî bulunan İlâhî emanet misyonunu (gerek, cehaletinden; gerekse İlâhî takdir gereği) üstlenmiş bulunan ben-i Âdem‘in tarihini (siyasî, içtimaî, askerî, iktisadî, hukukî, fikrî ve ideolojik.. tüm boyutlarıyla) vücûda getiren ve onun mutlak âmili olan iman-küfür, tevhid-şirk, hak-batıl, hidayet-dalalet mücadelesinin, tarihî iki tecelli unsuru ve taallukatı vardır. Ki biri; mekân, diğeri de zamandır. Öz Muhammedî İslam literatüründe, birini Kerbela, diğerini de Aşura sembolize etmektedir. Bu İlâhî sır ve hikmete mebnidir ki; Eimme-i Ma’sume (as) tarafından, bu İlâhî ve tarihî hakikat; “her yer Kerbela, her gün Aşura!…” diye ifade edilmiş, İslamî mücadelenin mekân ve zaman mefhumu, gayet öz ve veciz bir tarzda dile getirilmiştir…
Ayn’el-yakin ve hakk’el-yakin bir kemalat-ı imaniyyenin hâsılâsı olan ma’rifet, muhabbet ve İlâhî kurbiyyetin intac ettiği ve merbut kıldığı;.. zat, sıfat ve efal boyutlarıyla Tevhid-i Uluhiyyet ve Rububiyyet’e müteveccih Ubudiyet-i mutlakanın ve kâmilenin (kalbî, aklî, ruhî, kavlî, ve fiilî..) tüm enva’ının ve esasının;.. ve tüm boyutlarının ve tecellilerinin kültürünü teşkil edip oluşturduğu Aşura‘nın (bir nokta olarak) dışa yansıyan üç mertebesi ve merhalesi vardır:
a-) Hal… Yani, mevcut durum-vaziyet-ortam ve atmosfer!… Bunu, mekân özelliği taşıyan Kerbela sembolize etmektedir…
b-) Sibak veyahut mebdi!…Yani, ön-önü-öncesi-başlangıcı.. ta’bir caiz ise kısacık mazisi!… Ki; Kerbela öncesi sahib olunan İlâhî ve İslamî oluşum ve potansiyel manevî güç!.. Bu zindeliği, kıyam temsil etmektedir. (Bu kıyamın düşmanla yüzyüze gelinmesinde sarfedilen azim-gayret ve faaliyete ise, (değişik boyutlarıyla) cihad denmektedir…).
c-) Siyâk!…Yani, sonu-sonrası ve neticesi!.. ta’bir caiz ise, sonsuz âti ve müstakbel!…Bunu da, iki hayırlı neticeden biri olan, şehadet mutluluğu, temsil etmektedir…
Bunların da tek ve mutlak bir ille-i gaiyesi vardır. Ki, o da, İlâhî evamiri ve farizayı (İlâhî emaneti) eda ve ifa ederek, İlâhî rızaya ve marziyata nail olmaktır;.. “Ey nefs-i mutmainne! Dön Rabbine; razı etmiş ve razı olunmuş olarak!.. Gir (sâlih) kullarımın arasına, gir cennetime!…” (El-Fecr(89): 27-30); İlâhî çağrısına lebbeyk!.. demektir…
Aşura Kültürü’nün anlaşılmasında çok önemli katkıları olacak olan mezkür kelime ve kavramların şerh ve izâhının (kısmen de olsa) yapılmasını gayet elzem ve zarurî olarak mülâhaza ediyoruz, şöyle ki:
Aşura’nın; onuncu gün anlamında olduğu, ıstılah olarak da Mübarek Muharrem Ayı’nın onuncu günü için (alem olarak) kullanıldığı, hepimizin ma’lumudur. Ve; ciğer-sûz Kerbela vak’asının-fâciasının, gayet elim ve hâzin şekilde neticelendiği gündür…
Zat-ı Uluhiyetin (cc), Esma ve Ef’alinin tecelligâhı olan kâinat kitabında tezâhür eden ihya ve imate, ibka ve iaşe.. alanlarında kendini gösteren tahavvülat, tağayyürat ve teceddüdat;.. İlâhî kaderin ve şuunatın cilvesi olan dehr-zaman nehrinde akıp gitmekte, tezgahında dokunup işlenmekte[1] böylece; Tecelli-i Esma-i İlâhîyye, değişmez-ezelî fonksiyonunu icrâ etmektedir…
Zamanın (dehrin), mahlûkat açısından, (zahiren) firak ve zevalinde mündemiç bulunan, bu eskitip-yeniletici misyonu ve özelliği, tarihin bazı dönemlerinde olağanüstü ve olağan dışı bir görünüm arzetmiş, bu da Kur’an-ı Kerim’de eyyamullah olarak tesmiye edilmiştir…[2]
Müsbet ve menfî, ni’met ve nikmet, saadet ve felaket gibi.. muhtelif boyutları bulunan eyyamullahın bu boyutları, bazen ayrı ayrı, bazen de birlikte aynı olayda tecelli etmektedir…[3]
Kerbela Olayı‘nın ve Aşurası‘nın, bilinen belâ-musibet ve felaket..’ boyutunun ve cephesinin zıddının, yani bir de ni’met-saadet-zafer ve nusret.. yüzünün ve cephesinin de bulunduğu, hatta bunun diğer elim ve hâzin cephesinden daha müessir bir hüviyet ve netice arzettiği, geçen asırlar süresince ve bilhassa günümüzde daha iyi ve daha net bir şekilde anlaşılmış bulunmaktadır…
Bu önemli noktayı da göz önünde bulundurarak, Aşura’nın bütünlüğünü oluşturan ve İlâhî, kültürünün teşhirgâhı ve aracı durumunda bulunan Kerbela, kıyam ve şehadet kavramlarını (konuyla doğrudan ilgilerinden dolayı) kısmen mufassal; iman ve cihad gibi.. kavramları da gayet mücmel bir tarzda ifade ederek, konuya açıklık getirmeye çalışacağız, inşaallah…:
Tıf Çölü’nün adının verildiği Kerbela, lügat yönünden birleşik bir kelime olup, iki ayrı kelimeden oluşmaktadır: kerb ve belâ!…
a-) Kerb: Dert, keder, hüzün, gam-gusse, mihnet-meşakkat, sıkıntı ve musibet gibi, lügavî anlamları taşımaktadır.[4] Hak ile batıl arasındaki tarihî mücadelede kullanıldığı takdirde; ağırlıklı olarak ruhî ve manevî baskıları, sıkıntıları, tahkir-tazyik ve isyanları ifade etmekte, İslam’ın yüce hakikatlarına karşı çıkan inkârcıların bu tavırlarından dolayı, İslam önderlerinin hüzün ve kederlere gark olmalarını simgelemektedir. Örneğin: “Daha önce Nuh da duâ etmiş, biz onun duâsını kabul etmiştik. Böylece, kendisini ve çevresini ‘kerb-i azim’den kurtarmıştık. Onu, ayetlerimizi inkâr eden kavminden korumuştuk. Gerçekten onlar, fena bir kavim idi; bu yüzden de topunu birden gark ettik!…” [Enbiya(21): 76-77]. Burada, Hz. Nuh’un, kâfirlerin inadından ve inkârından bîzâr olmuş, hüzün ve kederi, artık tahammül sınırını aşmış, bundan dolayı da onların aleyhine duâda bulunduğu, tufanın vukuu sonucu, hem onların küfür ve tuğyanlarının baskısından ve sıkıntısından, hem de ğark olmaktan kurtulmuş olduğu ifade edilmektedir. Ki; bu maddî ve manevî, menfî fiil-durum ve atmosfer, kerb-i azim olarak nitelendirmiş, bunun da; tevhid mücadelesi yolunda gerçekleştiğine dikkat çekilmektedir…
b-) Belâ: Her türlü maddî ve manevî illet, maraz, fitne, musibet, felaket, darlık-kıtlık-sıkıntı, zulüm-işkence-ölüm, imtihan-deneme-sınama, şerr.. gibi anlamlara gelmektedir. Bunlar, doğrudan tekvinî dediğimiz semavî-arzî de olabilir; değişik insanların, toplumların ve tağutî güçlerin eliyle ve vasıtasıyla da olabilir…
Konuyla ilgili pek çok ayetten bir-ikisini örnek olarak vermek faydalı olacaktır:
“Hatırlayın ki, sizi Fir’avn ailesinden kurtardık. Çünkü onlar, azabın kötüsünü size reva görüyorlar; yeni doğan erkek çocuklarınızı boğazlıyorlar, kızlarınızı da hayatta bırakıyorlardı. Ve size reva görülenlerde, sizin için, Rabbinizden azim bir belâ (belâun azim) vardı!…” [Bakara (2): 49];
“Andolsun ki, sizi biraz korku, açlık ve mallardan, canlardan ve ürünlerden biraz azalma ile ‘ibtilâ’ (imtihan) eder, deneriz. Sen sabredenleri müjdele!… İşte, o sabredenler, kendilerine bir ‘musibet’ isabet ettiği zaman, ‘biz, Allah içiniz (Allah’a aidiz), biz muhakkak ki O’na döneceğiz!… İşte; Rablerinden ‘salatlar’ ve ‘rahmetler’ hep onların üzerinedir ve onlar hidayeti bulmuş olanlardır!… [Bakara (2): 155-157][5]
Tabiî ki bu ibtilâ ve imtihanlar, değişik sebep ve saiklerden dolayı olabilir. En önemlisi, İslamî mücadelede, karşılaşılan zorluklara, tazyiklere, belâ ve musibetlere karşı sabır-sebat ve azimle mukavemette bulunmak, makam-ı şehâdete ulaşıncaya kadar o yolda sıdk-u sadakatle yürümektir.
Kısaca anlamları belirtilen kerb ve belâ terimlerinin müradifleri olan, fitne, imtihan, hüsran, musibet, hesap gibi kelime ve kavramların anlamları da, nazar-ı itibâra alır ve hepsini küllî planda tek çizgi ve dairede birleştirerek müşterek ve şümullü bir anlam verirsek, Kerbela‘nın mana ve mahiyeti daha iyi anlaşılır. Ayrıca, buna; hal-durum-ortam ve atmosfer de eklenmeli; susuz – ıssız çöl, çorak arazi ile Şecere-i Habise ve Mel’une’nin Kelime-i Habise’si (habis sözlü-niyetli-amelli silahlı çeteleri)’nin kol gezdiği bir sahranın vahşet-engiz manzarası ve anlamı da yüklenmeli ki, Kerbela’nın şümulü daha da vüs’at peyda etsin!…
İşte; bu mütalaa ve mülahazalar müvacehesinde, Kerbela‘ya bakacak olursak; a-) Kerbela’nın ferdî boyutu, b-) İçtimaî boyutu; olduğunu görürüz…
[1] İnsan/Dehr(76): 1-5. 94
[2] İbrahim(14): 5.
[3] “Hani Musa kavmine şöyle demişti: ‘Allah’ın üzerinizdeki ni’metini hatırlayın!; Hani o sizi, ‘Al-i Fir’avn’dan kurtarmıştı, onlar sizi en dayanılmaz işkencelere uğratıyor, kadınlarınızı sağ bırakıp erkek çocuklarınızı boğazlıyorlardı. Bunda, sizin için Rabbinizden büyük bir ‘ibtila’ vardır!” [İbrahim(14): 6]; Ayrıca örnek için bakınız; Ahzab(33): 9- 14; Kasas (28): 4-6; Bakara(2): 49; A’raf (7): 141; Enfal (8): 17; Duhân (44): 33; Saffat (37): 106, 115; Enbiya (21): 76;…
[4] Bakınız; Enbiya(21): 76; Saffat (37): 76, 115; En’am (6): 76;.. El-Müfredat: 645; Lisan’ul-Arab: 1/711-715; El- Mu’cem’ul-Vesît: 787; El-Müncid: 679.
[5] Daha geniş anlamları için bakınız; A’raf(7): 141; Enfal(8): 17; İbrahim(14): 6; Saffat(37): 106; Duhân(44): 33;.. ‘İştikakları’: a-) Belev için bakınız; Al-i İmran(3): 186; Bakara(2): 155; En’am(6): 165; Maide(5): 48, 94; A’raf (7): 163-168; Yûnus(10): 30; Hûd(11): 7; Nahl(16): 92; Kehf(18): 7; Nemi (27): 40; Enbiya(21): 35; Muhammed(47): 4, 31; Mülk(67): 2; Kalem(68): 17 b-) Beliyye için; Enfal(8): 17; Tank(86): 9; c-) İbtila için; Bakara (2): 124; Al-i İmran(3): 152, 154; Nisa (4); 6; Ahzab(33): 11; Fecr(89): 15-16; İnsan/Dehr (76): 2; Muhtelit (katışık) anlamlar için; El-Müfredat: 79-80; El-Müncid: 46-47; Lisan’ul-Arab: 14/83-88; El-Mu’cem’ul-Vesît: 70;…