
AB Dışişleri Bakanları Pazartesi günü Lüksemburg zirvesinin sonunda yayımladıkları ortak bildiride, Bercam nükleer anlaşmasının uygulanması doğrultusunda işbirliğinin sürdürülmesine vurgu yaptı.
Aslında AB’nin Bercam nükleer anlaşmasına yönelik tutumunu sadece uluslararası normların çerçevesinde bir anlaşmaya verilen destek şeklinde değerlendirmemek gerekir. Zira bu bildiri AB’nin içinde yer aldığı 5+1 grubunun bir üyesi olarak imzaladığı muteber bir belgeyi savunma anlamına gelmektedir. Nitekim AB bildirisinin birinci maddesi de aynı noktaya işaret ederek şöyle diyor: Bercam nükleer anlaşması Avrupa’nın 12 yıl süren diplomatik işbirliğinin doruk noktasıdır ve BM güvenlik konseyi tarafından da 2231 sayılı kararname ile onaylanmıştır.
Gerçekte AB, Amerika Başkanı Donald Trump’ın uluslararası Bercam nükleer anlaşmasını onaylamamasını, Amerika’nın iç meselesi ile ilgili konu olarak telakki ediyor. Bu tutum AB’nin Bercam nükleer anlaşmasından elde edeceği menfaatleri Amerika içinde bir avuç ruh hastası zümrenin meseleleri ve eğilimlerine feda etmek istemediğini gösteriyor. Bu yüzden AB bu bildiride açıkça Amerika’ya Bercam nükleer anlaşmasındaki yükümlülüklerine uymasını tavsiye ediyor.
Bu konuda Leblag dış siyaset (Lobelog Foreign Policy) adlı site şöyle yazıyor: AB Bercam nükleer anlaşmasının sıkı savunucularındandır ve ABD’nin isteklerine karşı teslim olma niyetinde de değildir.
Carnegey düşünce kurumunun Avrupa bürosunun internet sitesi de benzer bir analizinde İran’ı Avrupa için iyi bir fırsat niteleyerek şöyle diyor: Avrupa bu fırsatı kaybetmek istemiyor.
Ancak buna karşın AB daha önce de tahmin edildiği gibi Amerika’nın İran hakkında ileri sürdüğü iddiaları pek gözardı etmek de istemiyor. Nitekim son bildiride de açıkça birliğin İran’ın balistik füze gücü ve bölgede gerginliğin artması şeklinde tabir ettiği durumdan kaygı duyduğu ifade ediliyor. Fakat AB bu konunun Bercam nükleer anlaşmasının dışında ve başka bir çerçevede ele alınması gerektiğini belirtiyor. Bu durum AB’nin Amerika’nın İran’a yönelik karalama kampanyasında kendisi için hiç bir çıkar görmediğini ve bu konuda tutumunu net olarak beyan etmek ve Bercam nükleer anlaşmasını savunmak istediğini gösteriyor. Kuşkusuz Amerika AB’nin bu tutumunu kabul etmeyecektir. Bu durumda AB’nin içinde bulunduğu şartların hassas ve zor olduğu anlaşılıyor.
Gerçekte AB iki yoldan birini seçmesi gerekiyor. Birinci yol bağımsızlık ilkesine dayanarak karar almaktır ki bu da AB’nın uluslararası arenada kabul edilebilir bir davranış sergileme olgunluğuna kavuştuğunu ve küresel teamüllerde özel itibar ve konum kazandığını gösterecektir. Ancak ikinci yol, ABD’nin baskıları karşısında teslim olmaktır ki kuşkusuz bu teslimiyet sadece Bercam nükleer anlaşması ile sınırlı kalmayacak ve AB için bedeli çok ağır olacaktır.
Her halükarda AB’nin yayımladığı bildiri bir kez daha Avrupa’nın ilk seçeneği birinci yol olduğunu ve Bercam nükleer anlaşması da bu hakkın bir parçası sayıldığını ortaya koydu. Ancak buna karşın AB Dış Politika Yüksek Temsilcisi Federica Mogherini’nin istişarelerinin sonuçlarını beklemek gerekir. Çünkü Mogherini Bercam nükleer anlaşması hakkında ABD yönetimi ve kongresi ile görüşmelerde bulunmak üzere Washington’a gidiyor. Mogherini Pazartesi günü Lüksemburg’da düzenlenen AB Dışişleri Bakanları zirvesinde Kasım ayının başında Bercam nükleer anlaşmasını görüşmek üzere Amerika’ya gideceğini doğruladı.
