İsrail inşaallah çok yakın gelecekte yokoluşa sürüklenecektir

‘İmam Ali Hamaney Açısından Yenilik ve İçtihad’ Konferansı, Lübnan’ın başkenti Beyrut’ta çalışmalarına başladı. Çeşitli ülkelerden çok sayıda düşünürün katıldığı bu konferansın birinci günündeki ilk konuşmacı Hizbullah lideri Seyyid Hasan Nasrullah idi.
Nasrullah’ın konuşmasının metni şöyle:
Bu konferans, İmam Hameney’in düşünce dünyası ve şahsiyetinin çeşitli boyutları hakkında İran dışında düzenlenen ilk düşünsel ve bilimsel konferans olması nedeniyle önemli bir adımdır. Ben öncelikle konferansı organize eden yetkililer ve bu konferansa katılan delegelere teşekkürlerimi bildirmek istiyorum.
İlk Tanışma
İmam Hameney ile direkt olarak şahsi tanışıklığım 1986 yılına uzanmaktadır. O dönemde kendisinin bir çok düşünce açısı, analiz metodu, fikri temelleri, olaylara bakışı, rehberlik yöntemi, devlet yönetimi ve karar mekanizmalarındaki rolü ve üslubu ile ahlaki özellikleriyle tanışma imkanım oldu.
Bu şahsiyetin çeşitli boyutları hakkındaki tanışıklığım ve edindiğim bilgilere dayanarak şunu söyleyebilirim ki, biz rehberlik, takva, fıkıh ve içtihad alanlarında büyük bir rehberle karşı karşıyayız. Değişmez fikri temellere dayalı, çok yönlü, derin ve sağlam görüş açılarına sahip bir rehber. Problemleri ve ihtiyaçları bilen, mevcut imkanlardan haberdar olan ve temel ilkelere uyumlu olarak uygun çözüm yolları sunan bu insan, tüm olaylar, gelişmeler ve meseleler hakkında aydın ve derin bir bakış açısıyla hareket etmekte ve çeşitli halk kesimleriyle görüşmelerinde konusunun ayrıntılarına vakıf olarak bir uzman gibi davranmaktadır.
Ümmet içerisinde bir çok insanın kendisi hakkında çok şey bilmediği ve az sayıda insanın kendisini tanıdığı büyük ve istisnai bir şahsiyetle karşı karşıyayız. Biz, bu rehberin ümmet arasında ve hatta İran içerisinde bile ne kadar mazlum olduğunu bilmekteyiz. Hatta kendisinin en aydın ve somut özelliği olan rehberlik ve siyaset boyutunda bile bu şahsiyet mazlumdur. Düşmanın ablukaya aldığı ve dostların da gerektiği kadarıyla hakkını eda edemediği bir şahsiyetle karşı karşıyasınız.
Böylesine mütefekkir bir rehber ve fakihin varlığının bereketlerinden hem şimdi ve hem de gelecekte, hem dünya ve hem de ahirette yararlanılabilmesi için bu büyük İmam’ı ümmete tanıtmak sorumluluğunu taşımaktayız. Şu anda içerisinde bulunduğumuz şartlara bakıldığında ümmetin geçen tüm asırlar boyunca böylesine önemli problemlerle yüz yüze gelmediği görüleceğinden, bu konferansın ne denli önemli ve hassas olduğu anlaşılacaktır.
Madrid Konferansı
1991 yılındaki Madrid Konferansı döneminde uluslararası denklemler büyük ölçüde değişmiş ve bölge ve dünyada önemli değişiklikler yaşanmıştı. Amerika hükümeti o dönemde uzlaşma sürecini bir sonuca ulaştıracağı yönünde kararlı olduğunu açıkladı. Bir çokları o şartlarda, uzlaşmanın eşiğine gelip dayanıldığını ve Amerika’lıların, bu uzlaşma eylemini dayatacağını sanmaktaydılar. O sıralarda İmam Hameney, bu ortak görüşten başka türlü düşünmekte ve bu konferansın sonuç vermeyeceğini, bu uzlaşmanın bir yere varamayacağını, Amerika’nın uzlaşmacılığı dayatamayacağını söylemekteydi. Bugün aradan geçen yirmi yıldan sonra, bu müzakerelere katılan taraflardan ve Madrid Konferansı’nda yer alan şahsiyetlerden, uzlaşma müzakereleri sürecinin yirmi yıldır yılgınlık, ümitsizlik ve sapmalardan başka bir işe yaramadığını işitmekteyiz.
İzak Rabin’in Vaadi
1996 yılında İsrail ve Suriye arasındaki müzakerelerde sağlanan büyük gelişme ‘Rabin’in Vaadi’ şeklinde anılmıştı. Yani, İzak Rabin’in, İsrail’in 4 Haziran 1967 sınırlarına geri çekilmeyi kabullenmesi ya da Golan tepelerinden geri çekiliş… Bu şartlar altında bölgedeki genel kanı, uzlaşmanın kaçınılmaz olduğu şeklindeydi. Artık gelişmeler bir sonuca varmış ve yalnızca kimi ayrıntılar geriye kalmıştı ki bazıları bize ‘kendinizi boşuna yormayın’ demekteydiler.
Direnişin yükselmekte olduğu bir dönemde bizi direnişi durdurmaya çağırmakta ve konunun artık kapanmış olduğunu ve artık yeni kurbanlar vermemize ihtiyaç olmadığını dile getirmekteydiler.
Ancak, bu şartlar altında İmam Hameney bize şunu söyledi: ‘Bu meselenin bir sonuca varacağını ve İsrail ile Suriye ve dolayısıyla da Lübnan arasında bir uzlaşmanın sağlanacağını sanmıyorum. Ben size direniş ve cihadı sürdürmenizi ve hatta cihad ve direniş sürecini şiddetlendirmenizi ve böylece zafere ermenizi teklif ediyorum. Bu yüzden bu tür farziyeler, ihtimaller ve iddialara kulak vermeyin.’ Lübnan’a döndüğümüzde gördük ki Rabin konuşma yaparken bir siyonist tarafından kurşunlanarak öldürüldü ve Şimon Perez onun yerine geçti.
O dönemde Hamas ve özellikle de Filistin İslami Cihad hareketi çok büyük darbeler yedi. Öyle ki bazıları Filistin direnişinin artık yeni eylemler düzenleme gücünü yitirdiğini sandılar. Ancak, Kudüs ve Tel Aviv’deki şehadet operasyonları siyonist rejimi sarstı. Daha sonra Güney Lübnan’da kaos başladı ve Şerm’uş Şeyh toplantısı düzenlenerek dünyanın bir çok ülkesine mensup liderler İsrail’i savunmak ve sözde terörizmi kınamak amacıyla burada bir araya geldiler. Toplantıda açıkça Hamas, İslami Cihad ve Hizbullah’ın adını zikrederek, bu sözüm ona terörist hareketleri kuşatabilmek için çeşitli kararlar aldılar. Daha sonra da Nisan 1996’da Gazap Üzümleri savaşı başladı ve ardından Netanyahu güç kazandı ve uzlaşma süreci ilk çıkmazına saplanmış oldu.
İsrail’in Geri Çekilişi
İmam Hameney, direnişin zafer ilkesinden söz ediyor ve hep bu zafere inandığını ve bu inancın ideolojik bir köke sahip olduğunu söylüyordu. 1996 yılından sonra diyordu ki, ‘İsrail bataklığa saplanmış olup, ne ilerleyebilir ve ne de Lübnan’ı yeniden işgal edebilir; ne geri çekilebilir ve ne de bulunduğu mekanda kalabilir. Bu yüzden ne olacağını görmek için beklemek zorundayız. Ancak, mesele direnişin seyrine bağlıdır.’
1999 yılının sonunda İsrail’de başbakanlık seçimindeki rekabet Netanyahu ile Barak arasında idi. Barak, Temmuz ayında Lübnan’dan geri çekileceğini açıkladı ve Suriye ile Lübnan’daki hava, ‘bu tarih gelip çatacak ama Barak geri çekilmeyecek’ şeklindeydi. Barak, Lübnan hükümeti ya da Hafız Esed’den, Lübnan’dan geri çekilme vaadi karşılığında kimi güvenlik garantileri ve tavizleri koparmaya çalıştı ancak başarılı olamadı. Sonuçta şöyle bir hava oluştu ki ‘o geri çekilmeyecek, ama belirlenen tarihe ulaşıldığında söz konusu garantileri elde edebilmek için çaba harcadığını ve fakat buna ulaşamayınca da geri çekilemediklerini söyleyecektir.’
Bizler de direniş cephesi içerisinde aynen böyle düşünmüştük. Bu şartlar altında İmam Hameney ile mülakatımız oldu ve görüş açılarımızı ortaya koyduk ve onun daha farklı düşündüğünü gördük. İmam Hameney, ‘sizler Lübnan’da zafere çok yakınsınız, hatta sandığınızdan daha da yakın’ dedi. Bu sözler, mevcut bilgiler ve analizlerin tam tersi istikametteydi. Mevcut istihbarata göre hatta İsrail’in geri çekilmeye hazırlandığına dair herhangi bir emare mevcut değildi. Ancak o, ‘kendinizi bu yeni ilerlemeye hazırlayın ve onların geri çekilmesinden sonra ne gibi bir duruş sergileyeceğinizi belirleyin’ diyordu. Bu yüzden biz, İsrail’in geri çekilişi karşısında şaşırıp kalmadık ve bu gelişmeye tamamen hazırlıklı idik.
İmam Ali Hamaney şuna inanmaktadır ki, gerek uzlaşma sürecinde ve gerekse Filistin direnişi ve kıyamı sürecinde hangi gelişmeler yaşanırsa yaşansın, bugün Filistin milletinin kendi topraklarına dönebileceğine her zamankinden daha fazla inanan yeni kuşakları karşısında bulunduğumuz hakikati unutulmamalıdır.
33 Gün Savaşı
Bir Dünya Savaşı sayılan 33 Gün Savaşı için uluslararası düzeyde kararlar alınmış ve kimi arap şefleri de onu desteklemişlerdi. İsrail, bunu icra etti ve savaşın adı da ‘Lübnan’daki direnişin yokedilmesi’ olarak konuldu. İsrail’in o savaşta başvurduğu şiddet ve kalleşliği hepiniz gördünüz. O şartlar altında zaferden söz etmek ya da hatta kurtuluş ve savaştan sağ salim çıkabilmekten söz etmek deli saçması olarak görülüyordu. Zira, direniş hareketinin imkanları ortadaydı ve Lübnan küçük bir ülke olarak tüm dünyanın kendisi aleyhinde entrikalara soyunduğu ve böylesine vahşi bir savaşın dayatıldığı şartlar içerisinde boğulmaktaydı.
Durum böyleyken, Beyrut’un güney banliyölerinden birinde İmam Hameney’den şifahi bir mesaj ulaştı. Çevredeki binalar bombardımanlar altında çökmekteydi. Bu mesajın metni uzundu ve ben şimdi bu mesajın bazı bölümlerine değineceğim. İmam Hameney bu mesajında diyordu ki: ‘Kardeşlerim, bu savaş Hendek (Ahzab) savaşını andırmaktadır. Kureyş, Medine yahudileri, tüm aşiretler ve kabileler bir araya gelerek Resulullah Sallallahu aleyhi ve alihi ve sellem’i tüm güçleriyle muhasaraya aldılar ve İslam ile bu mü’min grubun kökünü kazımaya karar verdiler. İşte bu savaş da tıpkı o savaş gibidir ve nice canlar yanacaktır. Ancak Allah’a tevekkül ediniz. Size şunu demeliyim ki, sizler kesinlikle zafere ereceksiniz. Daha da fazlasını söylemek istiyorum: Bu savaşı zaferle bitirdiğinizde hiç bir gücün karşınızda dikilemeyeceği büyük bir kudrete dönüşeceksiniz.’
Gerçekten de böylesine şartlar arasında ve özellikle de savaşın daha ilk günlerinde kim böyle bir tahminde veya tahlilde bulunabilirdi ki ?
İmam Ali Hamaney’in 11 Eylül Sonrasındaki Gelişmelere Bakışı
11 Eylül olaylarından sonra hemen herkesin nasıl titremeye başladığını gördük. Kimileri sandılar ki bölgemiz Amerikan çağına ve Amerika’nın direkt sultası ve egemenliği altına girdi ve bu egemenlik bölgede yüz ya da iki yüz yıl kadar sürecekti. Bazıları Amerika’nın bu yeni savaşını haçlı seferlerine benzettiler. Ben İran’a gitmiş ve İmam Hameney ile görüşmüştüm. Ona bu bağlamdaki görüşlerini sordum. İmam Hameney, bölgede yayılan tüm analizlerin tam tersini düşünmekteydi. Hatırlayalım ki o şartlarda bölgedeki devletler ve siyasal grupların çoğu Amerika’nın bölgedeki egemenliği farziyesi sayesinde kendi konumu ve kaderini incelemekle meşguldü. Hatta İran’daki bazı yetkililer bile gelerek yeni gerçeklerin ne olduğunu ve Amerika’yla uzlaşılması gerektiğini söylemekteydiler. Ancak İmam Hameney, stratejik görüşleri doğrultusunda bana ‘kaygılanmayın’ dedi. ‘Amerika artık zirveye çıktı ve bundan sonra onun düşüşüne tanık olacağız. Şu anda Amerika’nın Afganistan ve Irak’a gelmesiyle, Amerika’nın düşüşü başlamıştır. Onlar, uçuruma doğru sürüklenmekteler ve bu, Amerika ve bölgedeki hedeflerinin sonunun başlangıcıdır. Sizler bunu dikkate alarak hareket etmelisiniz.’ Ve şunu vurguladı ki, ‘Amerika bölgedeki mevcut rejimlere, ordulara ve deniz filolarına rağmen bölgedeki çıkarlarını koruyamıyor ve bölgeye tüm filolarını sevkediyorsa, bu onun zaafını ortaya koymakta ve bölgedeki yöneticilerin kendi halkları hakkında ne denli cahil kaldıklarını göstermektedir. Bu halklar cihad ve direniş kültürüne bağlıdır. Bu yüzden, yeni gelişmelerden kaygı duymak bir yana, ümitlenmelisiniz bile…’
On yıl kadar önce ümmetin, tarihindeki en çetin savaşıyla karşı karşıya kaldığını söyleyebiliriz. Amerika ve yandaşları tüm imkanları ve güçlerini kullanarak, bölgeyi sultaları altına almaya ve direnç gösteren sistemleri yıkmaya çalıştılar. İmam Hameney işte bu en çetin savaşın onca hikmet, cesaret ve nice düşüncelere sahip olması gereken rehberi durumundaydı. Bu savaşın bir çok boyutları şu ana kadar ifşa edilmiş değildir.
İsrail’in Yokoluşu Yakındır
İmam Hameney, İsrail’in yıkılışa doğru sürüklendiğine, bu rejimin yıkılışının uzak olmadığına ve tam tersine yakın olduğuna inanmaktadır. Ona göre, bu uzlaşma süreci hiç bir yere varmayacaktır. İmam Hameney şuna inanmaktadır ki, gerek uzlaşma sürecinde ve gerekse Filistin direnişi ve kıyamı sürecinde hangi gelişmeler yaşanırsa yaşansın, bugün Filistin milletinin kendi topraklarına dönebileceğine her zamankinden daha fazla inanan yeni kuşakları karşısında bulunduğumuz hakikati unutulmamalıdır.
Bizler, İmam Hamaney’in İsrail hakkındaki değerlendirmelerini Amerika’nın gerileyişinden, direnişin yükselmesinden ve Temmuz savaşı ile Gazze savaşındaki tecrübelerden yararlanarak algılayabilir ve şu sonuca varabiliriz ki İsrail inşaallah çok yakın gelecekte yokoluşa sürüklenecektir. İşte bu doğru yaklaşım ve gerçeklere dayalı sağlıklı anlayış, bu cesur rehbere aittir.
Sözün sonunda Suriye’nin işgal altındaki Golan tepelerinde Filistin’li gençlerin eylemlerine değinmek istiyorum. Bu hareket ve bu gençlerin düşmanla boy ölçüşme coşkusu, ümmet arasında böyle bir kararın şekillendiği yönünde açık ve net bir mesaj taşımaktadır. Bu gençler arap ülkelerindeki devrimleri sahiplenmek hevesindeki Amerikan devletinin gerçek çehresini bir kez daha ifşa ettiler. Bu gençlerin pak kanları Amerika’nın, insan hakları ve özgürlük hakkındaki iddialarının arkasındaki hakikati yansıtmakta ve önce İmam Humeyni ve daha sonra da İmam Hameney’in temelini atıp sağlamlaştırdığı siyasi ve tarihi bilinci ispatlamaktadır.
