
İran genelkurmay başkanı tümgeneral Muhammed Bakıri, İran’ın, Hürmüz boğazı ve Fars Körfezi’nin güvenliğinin korunmasında en büyük hami olduğunu belirterek, “bu bölgenin güvenliğini, ülkenin iç güvenliği gibi gördüğünü” söyledi.
Tümgeneral Bakıri, dün muhabirlere yaptığı açıklamada, Hürmüz boğazında sorun çıkarmaya çalışanlar olmadığı sürece, İran’ın da buranın güvenliğini koruyacağını belirterek, ‘İran’ın petrolü buradan ihraç edildiği sürece, diğerlerinin petrolü de güven içinde buradan ihraç edilir” dedi.
Tümgeneral Bakıri, düşmanların BAE’ne bağlı Fuceyre limanı ve Umman denizindeki komplolarına temasla, ‘Amerika, siyonist İsrail rejimi ile bölgedeki bazı mürteci rejimler, sözkonusu kuşkulu gelişmeleri İran’la irtibatlandırmaya çalışıyorlar’ dedi.
İran genelkurmay başkanı, İran’ın Hürmüz boğazı ve Fars Körfezi’nin kontrolünü tam olarak elinde tuttuğu ve güvenliğini sağladığını belirterek; ”İran, Hürmüz boğazını kapatma gücüne de sahiptir” dedi.
Bilindiği gibi geçen perşembe günü Umman denizinde iki tankerde çıkan yangın olayının hemen ardından ABD dışişleri bakanı Mike Pompeo, hiç bir delil olmaksızın İran’ı iki tankerde yaşanan olaydan dolayı suçlamıştı. İran ise bu suçlamaları reddetmişti.
Dışişlerinden Sorumlu Suudi Arabistan Devlet Bakanı Adil Cubeyir de, ABD ile aynı telden çalarak hemen İran İslam Cumhuriyeti aleyhinde aynı iddiayı tekrarladı.
Ancak bu durum, Fars Körfezi bölgesinde yaşanan ilk olay sayılmıyor. Yabancıların bölgedeki müdahalelerinden kaynaklanan krizlerin kökünü küresel güçlerin sultacı politikalarında aramak gerekiyor. Fars Körfezi’nin geçmişi ve bugünkü hali, bölge dışı güçlerin bölgede barış ve güvenliği korumak ve güçlendirmek yerine her daim kendi çıkar ve menfaatleri peşinde olduğunu gösteriyor.
Suudi yetkili Cubeyir, ancak İran İslam Cumhuriyeti aleyhinde temelsiz iddialarda bulunarak, bölge tarihinden bir şey bilmediğini göstermeye çalışıyor.
ABD yıllar önce Truman doktrinin 4. ilkesini hayata geçirmek suretiyle aslında bölgede iki genel politika takip ediyordu.
Birincisi: Komünizmin yayılması ve etkinliğini önlemek
İkincisi: Bölge ülkelerinin stratejik konumu ve petrol kaynaklarını ABD’nin siyasi çıkarları doğrultusunda kullanmak.
Truman doktrinin 4. maddesinde, Amerikalıların propaganda olarak geri kalmış ülkelere yardıma vurgu yapılmış olsa da, pratikte geri kalmış milletlerin servet ve kaynaklarını yağmalamak için bir popülist örtüden başka bir şey olmadı. Bugün de Trump aynı düşünceyle, Arap ülkelerini “sağmal inekler”e benzeterek, onları sağmak gerektiğini belirtiyor.
Buna rağmen Suudi Arabistan, ABD’nin bölgesel politikasının bir parçası olduğuna vurgu yaparak, bölgede yeni bir denklem kurmaya çalışıyor. Bu denklemin bir tarafı İran’ı istikrarsızlaştırmak olsa da diğer tarafı ise, hem Suudi Arabistan ve hem ABD için meçhuldür; çünkü Tahran, Washington veya Riyad’ın kararlarına tabi değil.
Bazı bölge ülkeleri, kendi varlığının sürmesini bölgede yabancıların varlığı ve krizlerde görüyor, ancak bu görüş geçici bir kuruntudan ibarettir.
Riyad, Amerikan-Siyonist projesi olan İranofobiyi gözleri kapalı takip ediyor. Ancak aslında Suudi Arabistan, ABD ile İsrail’in stratejisinin tuzağına düşmüştür. Bu stratejik hata, BAE için de geçerlidir, ancak sonunda hepsi yenilecekler.
Ünlü yazarlardan ve analistlerden Jim W. Din bu bağlamda şöyle diyor: Fars Körfezi ülkeleri, ABD’nin Batı Asya’daki temsilcilerine ve ABD’nin gölgede gücünü arttırmak için darbeleri önleyici üsler haline gelmiştir.
Son söz olarak, Genelkurmay Başkanı Tümgeneral Muhammed Bakıri’nin ifade ettiği gibi, İran Fars Körfezi ve Hürmüz Boğazı’nda güvenliği koruyup, destekliyor ve bu bölgede güvenliği kendi iç güvenliği gibi görüyor.
Komutan Bakıri, Hürmüz Boğazı’nda birisi sorun çıkarmadığı sürece İran’ın buranın güvenliğini koruyacağını, İran petrolü ihraç edildiği sürece de başkalarının petrolünün güvenlik içinde ihraç edileceğini vurguladı./
