İran

BMT İnsan Hakları Özel Raportörü’nün İran’a Yönelik Seçici ve Siyasi Yaklaşımı

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü, İran’daki insan haklarının durumuyla ilgili BM İran Özel Raportörünün raporuna tepki olarak, insan haklarına yönelik siyasi ve seçici bir yaklaşımın insan haklarına katkısı olamayacağını, sadece insan haklarını yok edeceğini belirtti.

İran’daki insan haklarının durumuna ilişkin Özel Raportör Cavid Rahman garazkar raporunda, İran’a karşı asılsız suçlamalarda bulundu. Cavid Rahman 17 Mart’ta Cenevre’deki BM İnsan Hakları Konseyi’nin 49. oturumunda İran İslam Cumhuriyeti’ni geniş çaplı insan hakları ihlallerini sürdürmekle suçladı. Cavid Rahman geçen ay raporunun metninin bir özetini sundu.

Bu raporda Cavid Rahman, İran iç hukukuna bakılmaksızın uyuşturucu kaçakçılarının infazı da dahil olmak üzere ölüm cezasını sorguluyor. Bu bağlamda, İran’da Kısas yasasını da görmezden gelirken, kısasın hükümetin elinde olmadığını da görmezden gelir. Bir aile üyesinin öldürülmesinden sonra kısas yapmak veya yapmamak kararının bir vatandaşlık hakkı olduğunu hiçe saymakta. Bu iddia ortaya atılsa da Rahman ve bazı ülke temsilcileri , geçtiğimiz hafta 41’i Şii olmak üzere 81 Suudi vatandaşının toplu infazına ilişkin uluslararası bir rapor yayınlamaması dikkat çekicidir. Halbuki Suudi Arabistan’daki bu insanların çoğu ideolojik nedenlerle idam edildi.

Diğer bir nokta ise Cavid Rehman’ın İran’da ki 2019 olaylarına atıfta bulunması ve protestoculara yönelik muameleyi eleştirmesidir. Bu iddia öyle bir durumda ortaya atılmıştı ki bu olaylarda güvenlik suçu geçmişi olmayan tüm kişiler serbest bırakıldı. Aynı zamanda, temelde herhangi bir hükümet yasadışı hareket eden ve normları ihlal eden davranışlara tepki verir. Fransa’nın Corona salgını öncesinde yüzlerce kişinin ölümüne ve yaralanmasına neden olan sözde “sarı yelekliler” protestolarına tepkisi bunlardan biri ancak şu ana kadar Fransız hükümetinin ağır insan hakları ihlallerini eleştiren bir rapor yayınlanmadı.

Cavid Rahman’ın İran’da kadın ve azınlık haklarının ihlal edildiğine ilişkin iddiaları da temelden yanlıştır. İran toplumunda medeni haklar açısından kadınlar her zaman yükselişte olmuş ve İranlı kadınların bu alandaki durumu bölgedeki diğer ülkelerle kıyaslanamaz hale gelmiştir. Bölgedeki bazı ülkeler kadınlara henüz resmi ve yasal olarak oy kullanma hakkı tanımamışken, İran’da kadın ve erkek arasında siyasi bir fark olmamış ve onlar da oy hakkına sahip olmuşlardır. İranlı azınlıklar toplumun çoğunluğu gibi sadece medeni haklardan değil, aynı zamanda yüksek mevkilerde bulunma fırsatından da yararlanırken, Türkiye ve Suudi Arabistan da dahil olmak üzere bölgedeki bazı ülkelerde azınlıkların ya hiç hakkı yok ya da çok az hakkı var ve sistematik olarak azınlık hakları ihlal ediliyor.

Bu durum göz önüne alındığında, Cavid Rahman’ın raporu eleştirildi. İnsan Hakları Konseyi’ndeki Venezuela ve Küba temsilcileri, Cavid Rahman’ın raporunu “Batılı güçlerin hegemonyası” ve “emperyalizmin egemenliği”nin sonucu olarak nitelendirdi. Aslında, Rahman’ın raporu, İran iç hukukunun yanı sıra İslami ilkeleri dikkate almadan insan haklarının Batı versiyonunun bir okumasıdır.

Said Hatipzade de Cavid Rahman’ın raporunu “ikiyüzlü ve riyakarca” ve “tarafgirliğin” bir işareti olarak nitelendirdi ve İran milletinin düşmanlarının elinde siyasi bir araç haline geldiğini ve ülkelere baskı yapma kaldıracı haline geldiğini belirtti.

Cavid Rehman’ın açıklamalarında ve raporlarında önemli olan nokta, ABD’nin İran’a yönelik baskıcı yaptırımlarının sonuçlarından ve bu yaptırımların özellikle tıp ve sağlık alanında yarattığı vahim sonuçlardan bahsetmemiş olmasıdır. Bu da, BM İnsan Hakları Özel Raportörü’nün önemli olan “tarafsızlık” ve “hukukun siyaset üzerindeki üstünlüğü” ilkesini raporlarında dikkate almadığını ve pratikte İran İslam Cumhuriyeti düşmanlarının topraklarında olduğunu göstermektedir.

Başa dön tuşu
Bugün 15 Ekim 2026 (13) içerik yüklenmiştir.