Hizbullah Temsilcisinin Dilinden Seyyid İmam Ali Hamanei’nin Şehit Seyyid Hasan Nasrallah ve Seyyid Haşim Safiyüddin’e Olan Sevgisi

İran’daki Hizbullah Temsilcisi Seyyid Abdullah Safiyüddin, El-Meyadin haber kanalına verdiği röportajda, İslam Devrimi Lideri’nin şehit Seyyid Hasan Nasrallah ve Şehit Seyyid Haşim Safiyüddin’e duyduğu özel sevgiyi anlattı ve Lider’in Nasrallah ile her görüşmesinde derin bir sevinç ve memnuniyet yaşadığını vurguladı.
Şehit Seyyid Hasan Nasrallah ile İran İslam Devrimi Lideri Arasındaki İlişki
Safiyüddin, Lübnan Hizbullahı’nın şehit Genel Sekreteri Seyyid Hasan Nasrallah’ın İran İslam Devrimi Lideri ile olan ilişkisinin türüne dair soruya, “Şehit Seyyid Hasan’ın Lider ile ilişkisi yalnızca bir baba-oğul ilişkisine benzemiyordu; bundan çok daha güçlüydü. Yakın çevresinden biri bir defasında bana şöyle anlatmıştı: Seyyid Hasan, bir ziyaret sırasında Lider ile görüştüğünde çok sıcak bir karşılama ile karşılaşmıştı.
O kişi bana, ‘Keşke Seyyid Hasan her ay İran’a gelebilseydi. Çünkü Lider, onun geleceğini duyduğunda, tüm varlığını kuşatan bir sevinç hissediyoruz. Bu sevinci, toplantı boyunca ve sonrasında Lider’in yüzünde görmek mümkün. Onun burada olduğu her zaman, Lider’in ne kadar mutlu olduğunu hissediyoruz’ demişti.” yanıt verdi.
Safiyüddin, “Lider için Seyyid Hasan’ın varlığı bereket, hayır ve sevinç kaynağıydı. Lider, Seyyid Hasan’ı gerçekten ilahi bir şahsiyet olarak görüyordu. Bu yüzden ona karşı olağanüstü bir ihtimam gösteriyor, hatta İran içindeki hareketlerinde bile özel bir hassasiyet gösteriyordu. Lider, kardeşlere, ‘Seyyid Hasan yalnızca bir veya iki toplantı için ikametgahının dışına çıksın, diğerleri özellikle sorumluluk sahibi kardeşler güvenliğini sağlamak için onu ziyaret etsinler’ diye talimat veriyordu.” devam etti.
Hizbullah temsilcisi, “Seyyid Hasan, Lider’e öncelikle taklit edilmesi gereken bir dini merci olarak, ardından genel yönü belirleyen ve Liderlik eden bir lider olarak davranıyordu. Bu nedenle, bir kelime veya bir düşünceyle dahi Lider’i incitmemeye büyük özen gösterirdi. Genellikle Lider ile görüşmeden önce, görüşmenin takibini yapan yetkiliyle temas kurar, onu endişelendirebilecek meselelerle meşgul etmezdi. Çünkü biliyordu ki Lider’in zaten yeterince büyük sorumlulukları vardı ve ona olağanüstü bir itaat gösterilmesi gerekiyordu.” dedi.
İran’daki bazı sorumlular “Biz, Velayet-i Fakih kavramını ve bu velayete bağlılığı Seyyid Hasan’ın İmam Hamenei’ye olan yaklaşımı sayesinde kavradık. Seyyid Hasan, gerçek liderliğin anlamını çok iyi anlamıştı. Bir örnek vereyim: 2000 yılından sonra Tahran’daki Konferanslar Sarayı’nda İntifada’yı Destekleme Konferansı düzenlendi. Bu, büyük bir etkinlikti ve Lübnan’ın güneyinde Siyonistlerin yenilgisinden hemen sonra gerçekleşmişti.
O dönemde Seyyid Hasan’a duyulan sevgi hem seküler dünyada hem de İslam dünyasında yaygınlaşmıştı. Bu, Siyonist rejimin kuruluşundan bu yana yaşadığı ilk açık, net ve belirgin yenilgiydi. Bu zafer, Lübnan direnişi ve onun simgesi olan Şehit Seyyid Hasan Nasrallah tarafından elde edilmişti. Biz bu başarıdan dolayı sevinçliyken, Seyyid Hasan bu zaferin asıl sahibine büyük bir borcu olduğunu hissediyordu.” söylediler.
Konferans sırasında Lider salondaydı ve ünlü konuşmasını yaptıktan sonra ayrılmak üzere aşağı indi. Seyyid Hasan, tüm dünyanın ve medyanın önünde Lider’in elini öptü. O anda salonda olağanüstü, duygusal ve çok güzel bir atmosfer oluştu. Toplantıdan sonra Seyyid Hasan ile birlikte konaklama yerine dönerken ona, “Çok güzel bir hareketti ama bunu önceden mi planladın, yoksa o anda duygularına mı kapıldın?” diye sordum. Seyyid Hasan, “Hayır, bunu çok düşündüm.
Buradaki herkese anlatmak istedim ki, Güney Lübnan’ı özgürleştiren, direniş fetvasını veren, İsrail düşmanına karşı gerçek zaferin lideri olan kişi ben değilim, Hasan Nasrallah değil; lider ve imam Seyyid Ali Hamenei’dir.” cevap verdi.
Seyyid Hasan, bu tavrıyla en yüksek derecede sadakat ve ihlas sergiledi. Tarih de şahitlik etmektedir ki, o hiçbir şeyi kendisi için istemedi. O aslında bambaşka bir dünyada yaşıyordu; tüm varlığıyla Lideri’nde fani olmuştu. İmam Humeyni’ye karşı da böyleydi; Allah onu korusun, Lider’e karşı da aynı şekildeydi.
Devrim Lideri’nin Şehit Safiyüddin’e Gösterdiği İlgi
Hizbullah temsilcisi, “Yüce Lider’le ilgili olarak, Allah bana birkaç kez şehit aileleriyle veya bazı kişilerle kısa görüşmeler yapma, bazen de namazlarda bulunma fırsatı verdi. Lider beni gördüğünde gülümser, beni kucaklardı. Önce bana Şehit Seyyid Hasan hakkında sorular sorardı: Durumu nasıldır, ailesi nasıldır vs. Daha sonra da Seyyid Haşim hakkında bilgi alırdı.” söyledi.
Lider birkaç kez, “Ben her gün bu iki beyefendi adına sadaka veriyorum. Her gün. Ve neredeyse hiçbir gün yok ki namazlarımda ve dualarımda onları anmayayım.’ Hatta bir defasında, Şehit Seyyid Haşim ile birlikte Lider’in huzuruna çıkmıştık. Lider, onu görünce kucakladı. Saçları ve sakalındaki beyazlar dikkat çekiyordu. Lider ona, ‘Ey Seyyidimiz, zaman sana ne yaptı? Hizbullah sana ne yaptı?’ dedi. Buradaki önemli nokta, Lider’in bu görüşmelerden gerçekten bir sevinç ve huzur duyduğunun açıkça hissedilmesiydi. Hatta birçok kez, biz Şehit Seyyid Hasan’ın huzurundayken, Lider’in Seyyid Haşim’in sağlık ve haliyle ilgili sorular sorduğunu gördük.” buyurdu.
İran’ın Lübnan ve Hizbullah’tan Beklentisi Nedir?
Hizbullah temsilcisi, İran’ın Lübnan ve Hizbullah’tan ne istediği sorusuna, “Lübnan’da, direniş içerisinde Seyyid Hasan ve Hizbullah’ın aldığı her karar, İran’daki kardeşler tarafından kendi çıkarlarına uygun ve faydalı olarak görülüyordu. Hatta genel sekreter seçimi konusunda Hizbullah, Şeyh Naim’in genel sekreter olması yönünde karar aldı ve İran da bu kararı destekleyip teşvik etti. Sonuçta, Seyyid Hasan’ın da dediği gibi, buradaki kardeşler kimsenin vesayeti altında değiller. Biz ortaktık ve Yüce Lider, bölgedeki direnişte rol oynayan herkesle bir ortak gibi muamele ediyordu.” yanıt verdi.
İran’ın Memnuniyetsiz Olduğuna Dair Söylentiler
Hizbullah temsilcisi, El-Meyadin’in “İran’ın Hizbullah’ın Gazze’yi desteklemek için savaşa girmesinden memnun olmadığına dair söylentiler var” sorusuna, “Hayır. Bu sadece yanlış değil, aynı zamanda bir iftiradır. Lider hiçbir askeri karara veya herhangi bir harekete müdahale etmemiştir. Aksine, Seyyid Hasan’ın karar vermesi gerektiğine inanıyordu. Ben şahitlik ederim ki Temmuz Savaşı [33 Gün Savaşı – 2006] başladığında, kendisi Meşhed-i Mukaddes’teydi. Milli Güvenlik Konseyi’ni ve bazı yetkilileri çağırdı ve onlara, ‘Savaş başladı. Siyonistler bu savaşı Lübnan direnişine karşı başlattı.
Şimdi tartışma veya soru sorma zamanı değil. Gidin Seyyid Hasan ve Hizbullah’a sorun; direnişin devamı ve zafer için neye ihtiyaçları varsa, siz de onu temin edin’ dedi. Kendisi hiçbir zaman sürece müdahale etmedi.” cevap verdi.
Liderin Safiyüddin’e Bakışı, Nasrallah’a Olandan Daha Az Değildi
El-Meyadin haber kanalı, Hizbullah’ın Tahran temsilcisi ve şehit Seyyid Haşim Safiyüddin’in kardeşi olan Seyyid Abdullah Safiyüddin ile gerçekleştirdiği röportajın ikinci ve son bölümünde, merhum Seyyid Haşim Safiyüddin’in kişiliği üzerine konuştu.
Seyyid Abdullah, Hizbullah Yürütme Konseyi Başkanı Seyyid Haşim Safiyüddin ve Seyyid Hasan Nasrallah’ın da katıldığı birçok görüşmede İran İslam Devrimi Lideri Ayetullah Seyyid Ali Hamenei’nin huzurunda bulunduğunu belirterek, “Devrim Lideri’nin kalbinde ona karşı özel bir sevgi olduğu açıkça belliydi.
O, tıpkı Seyyid Hasan gibi Farsçayı çok iyi bildiği için ve kardeşleri Lübnan’a yaptıkları ziyaretlerde Seyyid Haşim’in yönetim tarzını gördükleri için, tüm bu unsurlar Lider’in ve İran İslam Cumhuriyeti’ndeki birçok yetkilinin nezdinde ona karşı özel bir sevgi doğurmuştu.” ifadesini kullandı.
Nasrallah ve Safiyüddin İçin İran’dan Lübnan’a Koruma Ekibi Gönderildi
Seyyid Abdullah şöyle devam etti: “İslam devrim lideri, Seyyid Hasan ve Seyyid Haşim için her zaman daha sıkı [koruma] önlemleri alınmasını istiyordu. Bir defasında, sadece bu amaçla bir heyet gönderildi. [Amaç şuydu:] Hangi güvenlik önlemlerinin uygulandığını görmek. Bildiğiniz üzere, biz sahada İran İslam Cumhuriyeti’nden askeri, siyasi, ekonomik ve tarımsal alanlarda tecrübe ve uzmanlık aktarımından yararlanıyoruz. Bizim için bu bilgi ve uzmanlık aktarımı çoğu zaman kapasite aktarımından daha da önemlidir; buna koruma ve güvenlik konuları da dahildir.”
El-Meyadin Genel Müdürü Gassan Bin Ciddu sordu: “O bir heyet gönderdi. Kast ettiğiniz Tahran’dan Lübnan’a mı?”
Abdullah Safiyüddin cevapladı: “Evet, Lübnan’a; Devrim Lideri’nin isteği üzerine.”
Gassan Bin Ciddu: “Öncelikle bu uzmanlığı aktarmak için mi?” Abdullah Safiyüddin: “Hem o uzmanlığı aktarmak hem de bu iki zatın korunması, onların güvenliği ve gerekli güvenlik önlemlerinin sağlanması içindi.”
Şehit Safiyüddin’in Devrim Lideri’nin Görüşlerini Takip Etme Tarzı
El-Meyadin kanalının genel müdürü Gassan Bin Ciddu’nun “Sayın Hamanei’in Seyyid (Haşim)’e bakışı nasıldı?” sorusuna cevap veren Seyyid Abdullah Safiyüddin şöyle açıkladı: “İslam Devrimi Lideri’nin Seyyid Haşim’e bakışı, Seyyid Hasan’a olan bakışından hiç de az değildi. Hatırlıyoruz ki, İslam Devrimi’nin ilk yıllarında Allah’ın takdiriyle eğitim için Kum’a gitmiştik. 1980 yılıydı; Farsçamız henüz iyi değildi ama anlayabiliyorduk. O günlerde İmam her iki günde bir gelirdi. Bildiğiniz üzere, o dönemde büyük olaylar yaşanıyordu.
İmam toplantılar yapardı ve sanırım bu toplantılar akşam saat sekizdeki haberlerden sonra yayımlanırdı. Ardından İmam’ın konuşmasını yayınlarlardı ve biz de onu takip ederdik. Bu durum, Şehit Seyyid Haşim için hayatının son günlerine kadar devam etti; ta ki İmam Hamenei’nin (Allah onu korusun) konuşmaları yayımlanmaya başlayana dek. Artık varsayım şuydu: Lider, ister İmam Humeyni Hüseyniyesi’nde ister başka bir yerde konuşma yapsın, birkaç saat içinde söyledikleri basılır ve Lübnan’daki bazı yetkililer arasında dağıtılırdı ki onlar da haberdar olsunlar.
Seyyid, örneğin, Lider’in bölgesel siyasi meselelerle ilgili tespit ve görüşlerini, İmam Hamenei’nin bazı siyasi değerlendirmelerini ve hatta din, fıkıh ve genel kültürle ilgili fikirlerini yakından takip ederdi. O, dikkatli bir gözlemciydi. Dediğim gibi, Seyyid Haşim Lider’i hem merci hem de lider olarak görürdü; elinde kurtuluş yolunu belirleyen bir pusula tutan bir kılavuz olarak.”
Şehit Safiyüddin’in, Seyyid Hasan’a Muhalefet Etmektense Ölümü Tercih Etmesi
El-Meyadin Genel Müdürü Gassan Bin Ciddu, röportajın devamında Seyyid Haşim’in (rahmetullahi aleyh) Seyyid Hasan’a bakışını sordu. Seyyid Abdullah Safiyüddin şu cevabı verdi: “Öncelikle, Seyyid Haşim, kendi el yazısıyla Seyyid Hasan’ın şehadet haberini yazarken onu ‘salih bir kul’ olarak tanımladı. Seyyid Haşim, Seyyid Hasan’ın bu dünyadaki varlığını, kıyas kabul etmez bir şekilde, peygamberlerin kendi kavimleri arasındaki varlığına benzetirdi; yani kavminin arasında bir peygamber gibiydi.
Seyyid Hasan, Seyyid Haşim’in kurtuluş yolu idi. O, Seyyid Hasan’ı olağanüstü bir varlık, fevkalade bir insan ve istisnai bir lider olarak nitelendirirdi. Seyyid Haşim, Seyyid Hasan’ın mübarek varlığı ve şehitlerin kanının bereketi olmasaydı, bu parlak yolculuğun asla böylesine bir yücelik ve görkeme ulaşamayacağına inanıyordu.”
“Seyyid Hasan, ki Seyyid Haşim bunu fark etmişti ve biz onunla defalarca bu konuda konuştuk, ben de bu konuyu yakından takip ettim, onun olağanüstü bir şahsiyet olduğuna, kesinlikle ilahi bir bağa sahip bulunduğuna inanıyordu.
Bu dünyada yaptığı işler, onu hayatının son anına kadar hidayete ermiş, başarılı ve muzaffer kimselerden kılmıştı. Seyyid Haşim buna tam bir inançla bağlıydı. Defalarca şöyle derdi: ‘Ben, Seyyid Hasan’la herhangi bir görüşte ya da bakış açısında ters düşmektense, ölmeyi tercih ederim; ya da ona itaat etmemektense ölmek isterim.’ Bu, onun için kesinleşmiş bir konuydu. O, Seyyid Hasan’ın söylediği her şeye bağlı kalmak ve onun dediğini uygulamak gerektiğine inanıyordu; hatta kendisinin farklı bir kişisel görüşü olsa bile, bunu dile getirmezdi.”
Şehit Safiyüddin’in Şehadet Haberinin Alınışı
El-Mwyadin, Şehit Seyyid Haşim Safiyüddin’in şehadet haberinin nasıl öğrenildiğini sordu. Bilindiği üzere, o bir hava saldırısında şehit olmuştu ve bir süre saldırının gerçekleştiği bölgede kalmıştı. Kardeşi Seyyid Abdullah şöyle açıkladı: “Saldırı gece gerçekleşti. Seyyid Haşim’i yakından tanıyan ve ona yakın biriyle bir şekilde iletişim kurduk… ‘Seyyid nerede?’ diye sorduk. ‘Falan yerde,’ dedi. Yani tam olarak biliyordu.
Onunla konuşurken içime bir his doğdu; Seyyid Haşim’in şehit olduğuna dair bir his. Ertesi sabah, Cuma namazına gitmek üzere hazırlanıyordum veya yoldaydım ki Lider’in (Ayetullah Hamanei’nin) tarafından, Seyyid Haşim hakkında bilgi alındı: ‘Haber doğru mu değil mi?’ diye sordular. Çünkü Lider bilmek istiyordu; saldırı bölgesinde olup olmadığını öğrenmek istiyordu.
Ben de dedim ki: ‘İmam Hamanei’ye iletin ki, maalesef o oradaydı.’ Lider bu habere çok üzüldü. Seyyid Hasan’ın şehadetinden sonra ben şöyle dedim: Sanki Allah, büyük şehitlerimizi alarak bizi ve halkı hazırlıyor, olgunlaştırıyor.O şehitlerin hepsi şehadete layıktı ve Hacı Kasım’ın dediği gibi, onlar ‘şehitçe yaşadılar.’
El-Meyadin Müdürü sordu: “Ayetullah Hamanei, Şehit Safiyüddin’le ilgili haberleri nasıl takip ediyordu?” Seyyid Abdullah şöyle yanıtladı: “Lider, ona çok yakın olan kardeşlerden biri aracılığıyla dikkatle takip ederdi. Sürekli sorar, ‘Ne oldu?’ diye bilgi almak isterdi. Ben de şöyle diyordum: ‘Asıl meseleyi öğrenmeden bir şey söyleyemeyiz; şehadet haberini ne doğrulayabiliriz ne de reddedebiliriz.’”
İran’ın Hizbullah’ın Yeni Genel Sekreterine Desteği
El-Meyadin, röportajın devamında Hizbullah Genel Sekreterliği’ne Şeyh Naim Kasım’ın seçilmesini gündeme getirdi. Seyyid Abdullah, Kasım’ın partinin kurucu kuşağından biri olduğunu belirterek, yaşı, tecrübesi ve Seyyid Hasan Nasrallah’ın yardımcılığı görevini göz önünde bulundurunca bu seçimin doğal olduğunu ifade etti.
El-Meyadin’in “Gerçekten de Genel Sekreter seçimi Lübnan’da, Hizbullah içinde mi gerçekleşti?” sorusuna Seyyid Abdullah şöyle yanıt verdi: “Evet.Bu seçim tamamen Lübnanın bir kararıydı.İran kaynaklı değil Bunun kanıtları elimde mevcut. Zaten örgütsel bir mekanizma vardır ve bu mekanizma çok da karmaşık değildir, çünkü genel sekreteri, genel kurul ya da başka bir özel şûra değil, konsey üyeleri seçer. Konsey üyelerinin sayısı sınırlıdır ve onlar kendi görüşlerini ifade ederler. Olan budur.”
Seyyid Abdullah, El-Meyadin’in devamındaki sorusu üzerine şu vurguyu yaptı: “Bu seçimin ardından da İran ve Devrim Lideri bu kararı desteklediler. Bu doğrultuda kardeşlerden biri aracılığıyla bana bir mektup gönderildi. Mektupta açık ve net bir şekilde, ‘Biz sizinleyiz, yanınızdayız; tıpkı Seyyid Hasan Nasrallah’ı desteklediğimiz gibi,’ ifadesi yer alıyordu.”
Röportajın sonunda El-Meyadin, Filistin meselesi hakkında soru yöneltti. Seyyid Abdullah şu şekilde cevapladı: “Filistin meselesi konusunda Seyyid Haşim gerçekten çok hassastı ve konuyu yakından takip ediyordu. O, bazı Filistinli liderlerle lojistik sorunların çözümü için görüşmeler yapardı. Bildiğiniz üzere, Seyyid Hasan Filistin meselesini çok yakından takip ederdi. Seyyid Haşim de mevcut sorunları çözme ve bu konuda aktif olma konusunda büyük bir arzu içindeydi.
Yani kastettiğim şudur: Lübnan’daki Filistinli kardeşlerimizin kamplarda, mülteci ya da mülteci olmayan kesimlerde yaşadıkları sorunları öncelikli olarak ele alırdı. Bu tür meseleler onun için yüksek öncelik taşıyordu.”
