HaberlerDünyaİşgalci İsrail RejimiLübnanOrtadoğu

Lübnanlı Uzman: İsrail, Ali et-Tahir’i İşgal İçin Zehirli Gaz Kullandı

Maraya Medya Ağı Direktörü ve tanınmış Lübnanlı analist Fadi Budia, Tesnim Haber Ajansı’na verdiği özel röportajda, Siyonist rejimin Nebatiye bölgesindeki stratejik “Ali et-Tahir” Tepesi’ni işgal ettiği iddiasına yönelik medya kampanyasının boyutlarını değerlendirdi. Budia, bu kampanyayı ABD ve İsrail’in Lübnan İslami Direniş güçlerine ve direniş eksenine karşı yürüttüğü medya savaşının bir parçası olarak nitelendirdi ve şunları ekledi: İsrail’in Ali et-Tahir Tepesi’ni işgal ettiğine dair propagandası, ABD’nin Hürmüz Boğazı’nın işgaline dair propagandasına benziyor.

Lübnanlı uzman, stratejik Ali et-Tahir Tepesi’nin Hizbullah’ın Siyonist rejim ordusuna karşı mevcut savaşındaki önemi ve İbranice medyanın bu yüksekliklerin işgaline ilişkin iddialara gösterdiği hassasiyetle ilgili bir soruya cevaben şunları söyledi: Öncelikle şunu belirtmeliyim ki Ali et-Tahir, direniş için son derece yüksek stratejik konuma ve öneme sahip bir tepedir; aynı şekilde onun işgali de Siyonist rejim için büyük önem taşımaktadır. Çünkü Ali et-Tahir, aslında İsrail’in bu bölgelerdeki işgalini kalıcı hale getirmeye çalıştığı yükseklikler zincirinin tamamlayıcı halkasıdır. Bu hat Ali et-Tahir Tepesi’nden başlar, Şekif Kalesi’ne ulaşır ve Cebel eş-Şeyh’e kadar devam eder. Bu konum, İsrail’e tüm bu bölgede ateş örtüsü sağlamanın yanı sıra tüm bölgeyi tam olarak izleme ve gözetleme imkânı sunmaktadır. Dolayısıyla İsrail, bu bölgeyi işgal ederek güney bölgelerini tamamen gözetim altında tutabilir ve birçok bölgeyi ateş menzili içine alabilir.

Budia sözlerini şöyle sürdürdü: İsrail, 2000 yılına kadar Güney Lübnan’ı işgal ettiği dönemde Ali et-Tahir Tepesi’ni 30 yıl boyunca elinde tuttu; ancak sonunda direniş bu tepeyi de diğer güney bölgeleri gibi özgürleştirmeyi başardı. Dolayısıyla bu olayın büyütülmesi ve güneyde sanki “savaşların anası” yaşanıyormuş gibi gösterilmesi, her şeyden çok işgal altındaki topraklardaki seçim rekabetine dayanmaktadır; böylece bunu Hizbullah’ın bu savaşta yenildiği izlenimi verecek şekilde büyük bir başarı gibi sunmak istiyorlar.

Budia, Siyonistlerin Ali et-Tahir Tepesi hakkındaki bu medya abartısının bir diğer nedenini ise şöyle açıkladı: Hizbullah’ın yok edileceği ve çökeceği senaryosunun tekrar tekrar gündeme getirilmesi, İsrail’le müzakere yolunu seçen Lübnanlı yetkililere ve akımlara, uzlaşma ve normalleşme yolunu ilerletmek için gerekçe ve malzeme sağlıyor. Şöyle bir mantık yürütüyorlar: Direniş Ali et-Tahir’i kaybetti; dolayısıyla uzlaşma yanlısı akım Hizbullah’a “Artık elinizde ne kaldı? Gördünüz mü, müzakere kararı savaş kararından daha mı iyi değilmiş? Artık elinizde hiçbir şey yok” diyecek. Bu da halk arasında hayal kırıklığı ve umutsuzluk yaratıyor; böylece İsrail Lübnanlılar arasına kolayca sızabiliyor.

Lübnanlı uzman şöyle devam etti: Ali et-Tahir Tepesi’nin son derece önemli bir stratejik nokta olduğunu inkâr etmiyorum; ancak direnişin tek bir nokta ve coğrafi bir mevzi için savaştığını kim söyledi? İsrail şu anda Lübnan’ın herhangi bir noktasını bombalayabilir. Aslında İsrail, Ali et-Tahir’e karşı operasyonel güce sahip ve bu tepeyi bombalayabilir. Bazı tünelleri buldular ve zehirli maddeler nedeniyle direniş güçleri bu tünellerden çıkmak zorunda kaldı. Ancak direniş güçlerinin çıkması ya da geri çekilmesi yenilgi anlamına gelmez; çünkü sahada ve savaşta herkes bilir ki direniş güçleri askeri taktiklerinde ilerleyebilir, taktiksel olarak geri çekilebilir ve sonra yeniden ilerleyebilir. Dolayısıyla geri çekilmeleri yenilgi anlamına gelmediği gibi ilerlemeleri de zafer anlamına gelmez.

Budia, Siyonist ordunun Ali et-Tahir Tepesi’ni tamamen işgal ettiği iddiasının inandırıcı olmadığını belirtirken şunları söyledi: Siyonistlerin bu olayı abartması, her şeyden çok onu bir başarı ve savaşı bitirme gerekçesi olarak büyütme amacı taşıyor; ancak bu önerme de doğru değil. Çünkü bana göre İsrail, Ali et-Tahir Tepesi’ni işgal edebilirse bile bu, sonuçta direnişin tüm güney bölgesindeki stratejisini değiştirecek; onu modern bir tarzla 1982 direniş modeline geri döndürecek ve direnişin güney bölgesindeki faaliyeti çok daha genişleyecektir. Ama bu programı kaydettiğimiz şu ana kadar, İsrail’in Ali et-Tahir Tepesi’ni işgal ettiğine dair propagandası, ABD’nin Hürmüz Boğazı’nı işgal ettiğine dair propagandasına benziyor.

Lübnanlı analist, özel röportajın devamında Lübnan’daki ve bölgedeki direniş karşıtı medyanın, Ali et-Tahir Tepesi’nin düştüğü iddiasının arkasındaki amaçları sorguladı. Bu bağlamda şunları ekledi: Esas önemli soru şu: Ali et-Tahir Tepesi’nin Hiyam’dan ne farkı var? Ali et-Tahir Tepesi’nin Kefr Tebnit’ten ne farkı var? Ali et-Tahir Tepesi’nin Nebatiye’den, Şekif Kalesi’nden ya da başka herhangi bir yerden ne farkı var? Şekif Kalesi ile Ali et-Tahir Tepesi arasındaki mesafe yalnızca dört kilometredir; üstelik Şekif Kalesi, Ali et-Tahir’den daha yüksektir. Öyleyse önemli soru şu: Bu bölgeye dair algı oluşturma ve konuyu büyütme, direniş karşıtı medya tarafından hangi amaçla yapılıyor?

Budia, direniş karşıtı Arap medyasının art niyetli açıklamalarından ve tutumlarından bazı örnekleri anlatırken şunları söyledi: Bir kişi sosyal medyaya çıkıyor ve Hizbullah’ın, direnişin Karz el-Hasan mali kuruluşuna bağışlanan altınları Ali et-Tahir Tepesi’nin altına sakladığını söylüyor… Bir başkası, Ali et-Tahir’in içinde devasa askeri tesisler olduğunu söylüyor. Eğer gerçekten Siyonistlerin iddia ettiği gibi orada tesisler varsa ve İsrail bu tepeyi işgal etmek istiyorsa, en basit yol Hizbullah’ın İsrail güçleri tepeye girerken tepedeki tüm teçhizatı ve tünelleri patlatarak imha etmesidir. Ancak ben, yaşananların İsrail tarafından büyük bir abartı ve mübalağayla sunulduğuna inanıyorum.

Budia, Siyonistlerin Ali et-Tahir Tepesi hadisesindeki psikolojik savaşının örneklerinden birini, yani direniş savaşçılarının haftalardır kuşatma altında bu tünellerin içinde can çekiştiği yönündeki önermeyi değerlendirirken şunları kaydetti: Bu algı oluşturma, dünyadaki izleyicilere Hizbullah’a ağır bir yenilgi atfetme amacını taşıyor… Hizbullah’ı bu kadar zayıflatan bir başarıya imza attıklarını göstermek istiyorlar. Bu, Siyonistlerin propaganda stratejisinin bir parçasıdır. Doğal olarak medya, televizyon kanalları, sosyal medya ve diğerleri de bu hedefin gerçekleştirilmesinde İsrail’e yardımcı oluyor.

Budia, bölgedeki Arapça medyada direnişe karşı yürütülen ağır algı operasyonlarından başka örnekler verirken şunları ifade etti: Açık konuşalım. Nereden bulunduğunu bilmediğim bir kadın sunucu mikrofonun başına geçiyor ve büyük bir soğukkanlılıkla Şeyh Naim Kasım’a, Şehit Seyyid Hasan Nasrallah’a ve velayet-i fakihe hakaret ediyor. Bu, medya açısından neyin zeminini hazırlıyor? Artık hiçbir şahsiyet için bir saygınlık ve dokunulmazlık kalmadığı algısını oluşturuyor. Sonuç olarak diğer medya yüzleri de aynı şekilde hakaret etmeye başlıyor. Peki bu hakaret ve norm yıkıcı eylemlerin asıl amacı nedir? Hizbullah’ın artık bu seslere karşı koyamayacak durumda olduğu ve Lübnan içinde dahi kabul görmediği algısını yaratmak. İşte bu yüzden bu medyanın sahipleri gidip Şii toplumuna mensup birkaç kişiyi buluyor, ellerine biraz para veriyor ve “Sadece gel, Hizbullah’a hakaret et” diyorlar. Bazı Arap kanallarında bu tür programlar önceden hazırlanıp kurgulanmış durumda; bu arada yalnızca durumu malum bir kişi stüdyoya davet ediliyor ve kendini İran’ın Rehberi Seyyid Mücteba Hamaney’in (ömrü uzun olsun) dostu olarak tanıtıp konuşmaya başlıyor… Sanki bu kişi İran’ın tüm meselelerinin ve sırlarının bütün ayrıntılarından tamamen haberdarmış gibi. Bu sözleri dramatik bir edayla yayımlıyorlar ki halkın maneviyatını ve direniş destekçilerinin tabanını zayıflatsınlar.

Budia, bu medya söyleminin yayılmasıyla nasıl mücadele edileceğini anlatırken ise şunları söyledi: Benim inancıma göre bu tür kişilerin mahkemeye ya da dava açmaya ihtiyacı yok; mesele şu ki halkın kendisi bu tür insanlardan hesap sormalı. Her birimiz bu medya kuruluşlarının ve bu yüzlerin haberlerini artık yeniden paylaşmadığımızda, videolarını engellediğimizde, artık kimse onları izlemez; etkileri yok olur ve giderek sahneden silinirler. Bugün sözüm direnişin destekçilerine ve taraftarlarınadır: Biri bizi eleştirirken sen onun klibini alıp WhatsApp gibi sosyal medya platformlarında yayıyorsan, aslında onun istediği şeyin yayılmasına yardım ediyorsun… O ne istiyor? Klibini alıp kendimizin yaymasını istiyor. Biz bu kişilerin yapımlarını kendi gruplarımızda veya sayfalarımızda yeniden paylaşmamaya karar verip irade gösterdiğimizde, hatta bu tür kişilerin sosyal medya sayfalarına girip onları engellediğimizde ve şikâyet ettiğimizde, onu en iyi şekilde cezalandırmış oluruz. Sanal ortamda herkes bu tür art niyetli kişilere bu şekilde davranırsa, o sunucu ya da medya yüzü işini kaybedecektir; çünkü artık kimse onun programlarını izlemeyecek ve onun ile medyasının etki gücü giderek zayıflayıp sahneden çekilecektir.

Başa dön tuşu
Bugün 05 Ekim 2026 (10) içerik yüklenmiştir.