
İran’ın Hayberşiken balistik füzesinin ABD mevzilerine yönelik saldırıda etkili performans göstermesi, bölgede füze savaşı alanındaki dengenin değiştiğinin en önemli göstergelerinden biri olarak değerlendirilebilir.
İran’ın Hayberşiken balistik füzesinin etkili performansının önemi yalnızca bir veya birkaç füzenin askeri hedefleri vurmasıyla sınırlı değildir. Asıl mesele, İran yapımı bir balistik füzenin savunma katmanlarını aşarak, ABD’nin son yıllarda korunmaları için büyük yatırımlar yaptığı mevzilere zarar verebilme kapasitesidir. Aslında Washington açısından önemli olan nokta, hava ve füze savunması alanındaki teknolojik üstünlüğün, ABD üslerinin ve askerlerinin yoğun ve hassas füze saldırıları karşısında mutlaka dokunulmaz olduğu anlamına gelmemesidir.
Hayberşiken, İran’ın katı yakıtlı balistik füzelerinden biridir. Tasarımında hareket kabiliyeti, hazırlık hızı, hassasiyet ve uçuşun son aşamasında manevra yapabilme kabiliyeti ön plana çıkarılmıştır. Katı yakıt kullanılması, füzenin daha hızlı hazırlanmasına ve düşmanın tepki süresinin kısalmasına imkân sağlarken, mobil fırlatıcı da füze sisteminin fırlatılmadan önce tespit edilmesini ve hedef alınmasını zorlaştırmaktadır.
Bununla birlikte Hayberşiken’in füze savunması açısından daha önemli özelliği, savaş başlığının atmosfere yeniden giriş aşamasında manevra yapabilmesidir. Bu özellik, füzenin kesin güzergâhının öngörülmesini ve dolayısıyla savunma sistemleri tarafından önlenmesini daha karmaşık hâle getirebilir. Bu konu ABD açısından önemlidir; çünkü bu ülkenin Batı Asya’daki askeri gücünün önemli bir bölümü, üsler, lojistik tesisler, komuta merkezleri ve destek sistemlerinden oluşan bir ağa dayanmaktadır. Bu tesislerin birçoğu, İran’ın füze operasyonları düzenleyebileceği bölgelere nispeten yakın konumdadır. Dolayısıyla Pentagon, Patriot, THAAD ve diğer gelişmiş hava ve füze savunma sistemlerinden yararlansa bile balistik füzelerin yüzde 100 oranında önlenebileceğine dair bir garanti bulunmamaktadır.
Son savaşlar da füze savunmasının her zaman doygunluk, sınırlı önleyici füze sayısı ve saldırı füzesi ile önleyici füze arasındaki maliyet farkı gibi sorunlarla karşı karşıya olduğunu göstermiştir.Bu açıdan Hayberşiken’in performansı, ABD’nin askeri hesaplamaları açısından önemli bir mesaj taşıyabilir. Görece düşük maliyetli bir füze, yüksek maliyetli savunma sistemlerini zorlayabiliyorsa, füze sayısının artırılması ve farklı silah türlerinin eş zamanlı kullanılması düşmanın savunma ağı üzerinde çok daha büyük bir baskı oluşturabilir. Bu durum özellikle füze saldırılarının insansız hava araçları, seyir füzeleri ve diğer saldırı araçlarıyla birleştirilmesi hâlinde daha da önem kazanmaktadır. Böyle bir durumda savunma tarafı, sınırlı kaynaklarını çok sayıda hedef arasında bölmek zorunda kalacak ve bu da saldırının bir bölümünün savunma hattını aşma ihtimalini artıracaktır. Hayberşiken’in bir diğer önemi ise psikolojik ve caydırıcılık boyutuyla ilgilidir. İran’ın füze stratejisi yalnızca askeri hedeflere maddi zarar vermeye dayanmamaktadır. Karşı tarafta, bölgede konuşlandırılmış üslerin ve askerlerin füze saldırılarına karşı savunmasız olduğu yönünde bir algı oluşturmak da caydırıcılık denkleminde önemli bir unsurdur. Bu algı güçlendikçe, ABD’nin asker konuşlandırma, yeni üsler oluşturma veya bölgesel bir çatışmaya doğrudan müdahil olma yönündeki kararları daha yüksek maliyet ve risk taşıyacaktır.Öte yandan Hayberşiken’in performansı, Washington’u “üs güvenliği” kavramını yeniden değerlendirmeye zorlayabilir. Geçmişte ABD’nin askeri planlamasının önemli bir bölümü, hava üstünlüğü ve füze savunmasının hassas tesisleri bölgesel tehditlere karşı koruyabileceği varsayımına dayanıyordu. Ancak hassas, mobil ve manevra kabiliyetine sahip füzelerin geliştirilmesi, bu varsayımın artık mutlak biçimde kabul edilemeyeceğini göstermektedir. ABD buna karşılık kuvvetlerini daha geniş bir alana dağıtma, tahkimatları artırma, yeni önleme sistemleri geliştirme ve değerli ekipmanların büyük üslerde yoğunlaşmasını azaltma yoluna gidebilir. Ancak bu tedbirlerin kendisi de önemli maliyetler doğuracaktır.Görünen o ki Hayberşiken’i yalnızca bir füze olarak değil, daha geniş bir caydırıcılık mimarisinin parçası olarak değerlendirmek gerekir. Bu füzenin gerçek önemi; hareket kabiliyeti, hızlı tepki, hassasiyet ve manevra kabiliyeti gibi özelliklerin, geniş çaplı saldırılarda kullanılabilme imkânıyla birleşmesinde yatmaktadır. Bu füzenin ABD mevzilerine yönelik saldırıdaki etkili performansı Washington’a önemli bir stratejik mesaj vermektedir: ABD’nin bölgedeki askeri üstünlüğü artık bu ülkenin askerlerinin ve tesislerinin dokunulmaz olduğu anlamına gelmemektedir. Böyle bir durumda İran’la çatışmayı tırmandırmaya yönelik herhangi bir karar, ABD üslerinin savunmasızlığı ve bunun muhtemel maliyetleri daha dikkatli hesaplanarak alınmalıdır. Bu açıdan Hayberşiken, Batı Asya’daki füze savaşının dönüşümünün ve hassas, manevra kabiliyetine sahip balistik füzelerin caydırıcılık dengelerindeki rolünün artmasının bir sembolü olabilir.
