HaberlerDünyaİranOrtadoğu

ABD ve Siyonist Yetkililerin İran’a Yönelik Tehditleri ve Bölgesel Güvenlik Denklemi

Tahran, bölge ülkelerini ABD veya Siyonist rejimin İran’a yönelik askerî operasyonlarına katılmanın sonuçları olacağı konusunda uyararak Batı Asya’da güvenliğin bölünmez bir bütün olduğunu vurguladı.

Amerikalı ve Siyonist yetkililerin İran’a yönelik tehditleri yeniden yoğunlaştı. Ağır bombaların kullanılmasından İran’ı tamamen ortadan kaldırma söylemlerine kadar uzanan açıklamalar, savaş yanlısı çevrelerin İran İslam Cumhuriyeti’ne kendi iradelerini dayatma arayışını sürdürdüğünü gösteriyor. Ancak geçmişte yaşananlar, özellikle de son dönemdeki askerî çatışmalar, tehdit ve askerî baskının Washington ve Tel Aviv’in siyasi hedeflerine ulaşmasını garanti etmediğini ortaya koydu.

Bu çerçevede mesele yalnızca İran’ın ABD ve Siyonist rejimle karşı karşıya gelmesinden ibaret değil. Bölge ülkelerinin de önümüzdeki gelişmelerde nasıl bir konum alacaklarına karar vermeleri gerekiyor. Bölgesel güvenlik, bazı yönetimlerin varsaydığının aksine, birbirinden bağımsız parçalara ayrılamaz. Bir ülkenin kendi topraklarını, hava sahasını ve diğer imkânlarını komşusuna yönelik askerî operasyonlara açıp aynı zamanda bu operasyonların sonuçlarından etkilenmeyeceğini düşünmesi gerçekçi değildir.

Tahran’ın bölge ülkelerine mesajı açık: İran’a karşı yürütülecek bir askerî maceraya eşlik etmek, bu ülkelere güvenlik garantisi sağlamayacak; aksine güvensizliğin ve istikrarsızlığın daha geniş bir alana yayılmasına yol açacaktır.

Yeni Tehditler ve Eski Hesapların Tekrarı

ABD’li ve Siyonist yetkililer, her iki tarafta da iç siyasi sorunların ve seçim gündeminin öne çıktığı bir dönemde İran’a yönelik baskının artırılmasından söz ediyor. Benjamin Netanyahu siyasi konumunu korumaya yönelik iç baskılarla karşı karşıyayken Donald Trump da yönetiminin politikalarının Amerikan siyasetindeki sonuçlarını yönetmek zorunda. Askerî tehditlerin tamamını seçim hesaplarıyla açıklamak mümkün olmasa da çatışma ortamının siyasi amaçlarla kullanılması ve güç gösterisi yapılması, iki tarafın tutumunu analiz ederken dikkate alınması gereken unsurlar arasında yer alıyor.

Temel mesele şu ki yeni tehditler, bölgedeki stratejik gerçekleri değiştirmiyor. İran, önemli savunma kapasitesine, stratejik coğrafi konuma ve insan kaynağına sahip bir ülke. İran’a yönelik herhangi bir askerî girişimin sonuçları, saldırıyı gerçekleştiren tarafların ilk hesaplarının ötesine geçebilir. Son çatışmaların deneyimi de bir ülkeye zarar verme kapasitesiyle o ülkeye siyasi iradeyi kabul ettirme imkânının aynı şey olmadığını gösterdi.

Bununla birlikte, gerilimin tırmanmasının en önemli boyutlarından biri de bazı bölge ülkelerinin oynadığı rol. İran’ın daha önceki açıklamalarına göre bu ülkeler, son çatışmalar sırasında topraklarını veya askerî tesislerini ABD’nin kullanımına açtı. Bu yaklaşımın İran’a yönelik saldırıları kolaylaştırması, söz konusu ülkeleri gelişmeleri dışarıdan izleyen taraflar olmaktan çıkararak çatışmanın güvenlik denklemine dâhil edebilir.

Bölgesel Güvenlik, Birbirine Bağlı Bir Gerçeklik

İran Dışişleri Bakanı Seyed Abbas Erakçi, İslam İşbirliği Teşkilatı Dışişleri Bakanları Konseyi’nin Bağdat’taki toplantısında bölge ülkelerinin güvenliklerinin birbirine bağlı olduğuna dikkat çekerek şu ifadeyi kullandı:

“Ya güvenliği birlikte inşa edeceğiz ya da güvensizliğin sonuçlarına birlikte katlanacağız.”

Bu ifade yalnızca diplomatik bir uyarı değil; aynı zamanda Fars Körfezi ve Batı Asya’nın siyasi coğrafyasındaki temel bir gerçeği ortaya koyuyor. Bölge ülkeleri coğrafya, ekonomi, ticaret, enerji ve iletişim altyapısı bakımından birbirine bağımlı. Geniş çaplı bir çatışma; deniz ulaşımını, enerji piyasalarını, yatırımları, taşımacılığı ve ekonomik istikrarı doğrudan etkileyebilir. Dolayısıyla hiçbir yönetim, komşusuna yönelik askerî operasyonlara zemin hazırladıktan sonra krizin sonuçlarının yalnızca hedef alınan ülkeyle sınırlı kalacağını varsayamaz.

Bu gerçek, özellikle ABD askerî üslerine ev sahipliği yapan ülkeler açısından önem taşıyor. Yabancı askerî güçleri barındırmak, tek başına o güçlerin gerçekleştirdiği her operasyona katılmak anlamına gelmez. Ancak bir ülkenin toprakları, hava sahası veya altyapısı İran’a yönelik saldırılarda kullanılırsa o ülke, aldığı kararın siyasi ve güvenlik boyutundaki sorumluluğunu da üstlenmek durumunda kalır.

Bölge yönetimlerinin, olağan savunma iş birliği ile geniş çaplı bir çatışmayı tetikleyebilecek askerî eylemlere katılmak arasında ayrım yapması gerekiyor.

Savaş Yanlısı Politikalara Destek Konusunda Uyarı

Bu yaklaşım, İranlı yetkililerin daha önceki açıklamalarında da dile getirildi. Açıklamanın yapıldığı dönemde Düzenin Maslahatını Teşhis Konseyi üyesi olan Muhsin Rızai, bölgedeki Arap ve Müslüman ülkeleri Siyonist rejimin hedefleri konusunda uyararak bölgesel ayrışma ve çatışmayı büyütmeye yönelik projelere eşlik etmenin ağır sonuçlar doğurabileceğini söylemişti.

Bu uyarının temelinde, bölgesel güvenliğin zayıflamasının hiçbir ülkenin uzun vadeli çıkarına hizmet etmeyeceği düşüncesi bulunuyor. Siyasi rekabetler veya kısa vadeli hesaplar bölge yönetimlerini birbirlerine karşı yürütülen askerî girişimlerle iş birliğine yöneltirse güvenlik alanında dışa bağımlılık artabilir, istikrarsızlık yayılabilir ve kritik altyapılar daha savunmasız hâle gelebilir. Böyle bir durumda bugün alınan kararların maliyeti, yönetimlerin başlangıçta öngördüğünden çok daha ağır olabilir.

İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf da askerî saldırılara destek verdiğini belirttiği şirketlere finansal ve altyapısal destek sağlanmasının önlenmesi gerektiğine dikkat çekmiş, veri ve yapay zekâ alanındaki iş birlikleri konusunda uyarılarda bulunmuştu. Bu açıklamalar, Tahran’ın askerî operasyonlara verilen desteği yalnızca askerî üsler ve savaş ekipmanlarıyla sınırlı görmediğini ortaya koyuyor. Ekonomik, teknolojik ve altyapısal imkânlar da İran’ın güvenlik değerlendirmesinde önemli bir yer tutuyor.

Bölge ülkelerine verilen mesaj açık: Hükümetler, İran’a yönelik askerî operasyonlara herhangi bir imkân sağlamadan önce bunun doğrudan ve dolaylı sonuçlarını dikkatle değerlendirmeli. Başlangıçta sınırlı veya dolaylı gibi görünen bir savaşa destek vermek bile ülkelerin sorumluluğunu ve güvenlik risklerini artırabilir.

İran Baskılara Boyun Eğmeyecek

İran İslam Cumhuriyeti açısından mesele, geçici bir anlaşmazlıktan veya sınırlı bir bölgesel rekabetten ibaret değil. ABD’li ve Siyonist yetkililerin, Tahran’ın ülkenin varlığını ve bağımsızlığını tehdit ettiğini düşündüğü hedeflerden söz etmesi, ulusal güvenliğin İran’ın hesaplamalarında merkezi bir konuma yerleşmesine yol açıyor. Bu koşullarda İran’ın tehditler ve askerî baskı karşısında geri adım atmasını beklemek, ülkenin siyasi iradesine ilişkin gerçekçi bir değerlendirme olmayacaktır.

İran İslam Devrimi Lideri de Hizbullah güçlerine yönelik son mesajlarından birinde cihat ve direnişin sürdürülmesi gerektiğini vurgulayarak şu ifadeleri kullanmıştı:

“Önümüzde cihat ve direnişten başka bir yol kalmamıştır. Bu yolda kararlılıkla ilerlemek, hak yolundaki mücahitlere vaat edilen ilahi yardımı getirecektir.”

Bu çerçevede İran’ın bölge ülkelerine yönelik uyarısı, güvenlik alanındaki kırmızı çizgilerini belirleme çabasının bir parçası olarak değerlendirilmeli. Tahran, komşu ülkelerin kendi topraklarının, tesislerinin ve altyapılarının İran’a saldırmak için kullanılmasına izin vermemesini bekliyor. Bu uyarı, çatışmayı genişletme çağrısı değil; savaşın yayılmasını önlemek için bölgedeki tüm yönetimlerin sorumlu kararlar alması gerektiğine yönelik bir vurgu niteliği taşıyor.

Bölge ülkeleri bugün önemli bir tercihle karşı karşıya. Askerî maceralara destek vermekten kaçınarak gerilimi azaltmaya ve ortak güvenlik mekanizmaları oluşturmaya katkıda bulunabilirler. Ya da düşmanca eylemlere zemin hazırlayarak geniş çaplı bir krizin öngörülebilir sonuçlarıyla karşı karşıya kalabilirler.

Kalıcı güvenlik, komşu ülkelerin topraklarının ve imkânlarının araçsallaştırılmasıyla sağlanamaz. İran’ın mesajı açık: Bölgesel güvenlik herkes için sağlanmalıdır. Çünkü Batı Asya’nın birbirine bağlı coğrafyasında hiç kimse komşusunun evinde güvensizlik ateşini yakıp alevlerin bir gün kendi evine ulaşmayacağından emin olamaz.

Başa dön tuşu
Bugün 21 Ekim 2026 (21) içerik yüklenmiştir.