AmerikaDünyaHaberler

ABD’nin Kuveyt’teki Askerî Varlığının Azaltılmasının Analizi

Wall Street Journal gazetesinin son haberine göre, Pentagon Kuveyt’teki askerî varlığını önemli ölçüde azaltmayı değerlendiriyor.

Kuveyt’teki Amerikan askerî güçleri ve üslerinin azaltılması konusu, İran ile savaş başlamadan önce de gündemdeydi. Ancak İran İslam Cumhuriyeti’nin bu ülkedeki Amerikan üslerine yönelik füze ve İHA saldırılarının ardından süreç daha da hız kazanmış durumda. Bu gelişme, Basra Körfezi’ndeki güvenlik düzeninin geleceği ve ABD’nin bölgedeki askerî stratejisinin niteliği hakkında temel soruları gündeme getiriyor.

Otuz yılı aşkın süredir Kuveyt, ABD ordusunun dünyadaki en önemli lojistik merkezlerinden biri olarak görev yapmaktadır. Arifjan ve Ali El-Salem gibi üslerde konuşlanan binlerce asker ile mühimmat depoları ve ağır zırhlı ekipmanlar, Kuveyt’i ABD ve müttefikleri için güvenli bir üs hâline getirmiş; Kuveyt yönetimine göre ise bu durum, dış tehditlere karşı hayati bir güvence oluşturmuştur.

Bununla birlikte, İran ile yaşanan son savaş bu dengeyi tamamen değiştirmiştir. Bir zamanlar Kuveyt’in güvenliğinin temel unsuru olarak görülen yoğun Amerikan askerî varlığı, bugün ülkeyi İran’ın füze ve İHA saldırılarının başlıca hedeflerinden biri hâline getirmiştir. Tahran, yüzlerce füze ve insansız hava aracıyla Amerikan üslerini defalarca hedef almıştır. Mart ayında altı Amerikan askerinin öldüğü saldırı ile Ali El-Salem Hava Üssü’ndeki askerî teçhizatın imha edilmesi, bu gelişmelerin en dikkat çekici örnekleri arasında yer almaktadır.

Amerikalı yetkililere göre, asker sayısının azaltılmasına yönelik görüşmeler İran ile çatışmalar başlamadan önce başlamıştı. Ancak İran’ın üslere doğrudan saldırıları bu kararı operasyonel bir zorunluluğa dönüştürdü. Pentagon, İran’ın füze ve İHA kapasitesine yakın bölgelerde yoğun ve kalıcı bir askerî varlığı sürdürmenin yalnızca askerî açıdan akılcı olmadığını, aynı zamanda Amerikan personelini kabul edilemez düzeyde can ve maliyet riskleriyle karşı karşıya bıraktığını değerlendirmektedir. Başka bir ifadeyle, bu üslerin korunmasının maliyeti artık stratejik getirilerini aşmaktadır.

Diğer taraftan Kuveyt zor bir ikilemle karşı karşıyadır. Bir yandan İran’ın saldırıları, ABD’nin “koruyucu kalkan” rolünü sorgulanır hâle getirmiş; birçok Kuveytli, Amerikan askerî varlığını güvenlik sağlayan değil, ülkeyi saldırılara açık hâle getiren bir unsur olarak görmeye başlamıştır. Öte yandan Kuveytli yetkililer, ABD’nin kalıcı olarak çekilmesinden ciddi endişe duymakta ve Washington’dan açık güvenlik garantileri talep etmektedir. Bununla birlikte, Amerikan askerî varlığının ve Kuveyt’teki üslerin İran’a yönelik operasyonlarda kullanılmasının, bu küçük ülke için yalnızca güvensizlik ve maddi zarar doğurduğu artık daha belirgin görünmektedir. Bu kaygılar doğrultusunda Kuveyt, kısa süre önce Pakistan ile yeni bir savunma anlaşması imzalamış ve güvenlik ortaklarını çeşitlendirmeye yönelmiştir.

Dikkat çekici bir diğer husus ise, ABD’nin geniş çaplı askerî varlığına rağmen Washington’un güvenlik şemsiyesinin Kuveyt’i İran’ın kritik altyapısına ve petrol ihracatına yönelik saldırılarından koruyamamış olmasıdır. Hürmüz Boğazı’nın kapanması, Kuveyt’in petrol ihracatını aylar boyunca durma noktasına getirmiş ve ülke ekonomisine ağır bir darbe vurmuştur.

Analistlere göre yaşanan gelişmeler, ABD’nin Basra Körfezi’ndeki yoğun ve kalıcı askerî varlık döneminin sona ermeye başladığının işareti olabilir. Bu değişim, basit bir geri çekilmeden ziyade, bölgedeki yeni tehdit gerçeklerine dayalı stratejik bir yeniden yapılanmayı ifade etmektedir. İran ile yaşanan savaş, büyük ve sabit askerî üslerin asimetrik ve geniş çaplı saldırılar karşısında son derece savunmasız olduğunu ortaya koymuştur.

ABD’nin bundan sonraki süreçte “dönüşümlü askerî varlık” stratejisini benimsemesi ve birliklerini daha uzak, daha az risk taşıyan bölgelere konuşlandırması beklenmektedir. Nitekim Amerikan savaş uçaklarının Ürdün ve İsrail ‘e taşınması bu sürecin fiilen başladığını göstermektedir. Bununla birlikte, bu strateji değişikliği, başta Kuveyt olmak üzere ABD’nin bölgedeki müttefikleri açısından ciddi bir alarm niteliği taşımaktadır. Zira bu ülkeler, Washington’un kendilerine yönelik güvenlik taahhütlerinin zayıflamasından endişe duymaktadır.

Başa dön tuşu
Bugün 18 Eylül 2026 (49) içerik yüklenmiştir.