Arabistan İyi Bir Müttefik Değil Ama Onu Bırakamayız

Amerika Dış İlişkiler Konseyi bir analiz yazısında, Riyad’ın siyasi olarak Washington için iyi bir ortak olmadığını ama Amerika’nın bu ülkenin makroekonomik yararlarından vazgeçemeyeceğini yazdı.
Steve Cook tarafından kaleme alınan bu yazıda şu ifadeler yer aldı: ‘Ocak ayının sonlarında Suudi Arabistan Kralı Salman Bin Abdülaziz, oğlu ve bu ülkenin veliaht yardımcısı ve Savunma Bakanı Muhammed Bin Salman, Kral Faysal Hava Kuvvetleri Akademisinin açılışının 50. yılını kutladılar. Bu kutlamada hava kuvvetlerine eklenen birçok F-15 S.A da sergilendi. Bu savaş uçakları Boeing şirketi tarafından F-15’lerde bazı değişiklikler yapılarak güncellendi ve bu şirketle 2011 yılında imzalanan anlaşma sonucu Arabistan’a verildi. Yapılan bu anlaşma 4/29 milyar değerindeydi.
Bu anlaşma, Arabistan için çok büyük bir satın alımdı ama Suudi yetkililer bununla yetinmedi ve 2014 yılında Amerika’ya 30 milyar dolar değerinde yeni bir silah siparişi verdi. Bu kadar yüksek miktardaki silah siparişi, Arabistan’ın 2015 yılında Yemen’e askeri müdahalesinin ardından birçok soruyu da beraberinde getirdi. Al-i Suud İngiltere’ye de 22 milyar dolar siparişte bulunmuştu. Bu astronomik fiyatlarla Arabistan, dünya silah ithalatında Hindistan’dan sonra ikinci sırada yer aldı.
Geçtiğimiz günlerde Amerika’nın bir kolu olan Intelligence Squared grubu Arabistan ile ilişkiler konusunda bir tartışma programı düzenledi. Bu tartışma programında, Arabistan ile ilişkilerin faydalı süresinin sona erdiğine değinildi. Bu toplantının sonunda katılımcıların yüzde 56’sı Arabistan’ın Amerika’nın stratejik bir ortağı olarak kalması sonucuna vardılar. Eğer Arabistan’ın Amerika’dan askeri satın alımlarına bakacak olursak, bu ülkenin hiç şüphesiz Amerika askeri sanayinde istihdam yaratan stratejik bir ortak olduğunu anlarız. Bu konuda gündeme gelebilecek en iyi soru şu, “acaba Arabistan iyi bir ortak ve müttefik mi?”
Yıllar önce Arabistan askeri doktrinini yeniden gözden geçirmeye başladı. Bu yeniden gözden geçirme, Riyad yetkililerinin Amerika güvenlik anlaşmalarının Arabistan karşısında zayıfladığı yönünde duydukları endişenin ardından gerçekleşti. Onlar, Bush döneminden itibaren başlayan İran’a yakınlaşma çabalarıyla birlikte, Amerika’nın bölgede Arabistan yerine İran’ı müttefiki olarak karar kılmaya çalışmasından korkuyorlardı. Aynı zamanda Barack Obama’nın 2011 yılındaki Mısır devriminde Hüsnü Mübarek’i desteklememesi, Suriye’ye doğrudan askeri müdahalede bulunması ve Arabistan için asıl tehlikenin içeriden kaynaklandığını açıklaması, Arabistan’ın artık Washington’un güvenilir olmadığını düşünmesine ve İran’a doğru yönelmesine neden oldu.
İran ile yapılan Nükleer Anlaşma da Suudiler ve Körfez ülkelerindeki müttefikleri için bu düşünceyi doğruluyordu. Bu dönemde Suudi liderler, “madem Amerika İran’ın bölgedeki nüfuzunu durdurmak istemiyor o zaman işe koyulmalıyız” şeklinde bir sonucuna ulaştılar.
Bu durum, Suudi liderlerin bakışında önemli değişiklikler meydana getirdi. Onlar yıllarca Arabistan’ın güvenliğini sağlama konusunda Franklin Delano Roosevelt’in Cumhurbaşkanlığı döneminde Amerika tarafından kendilerine verilen sözlere güvenebileceklerini düşündüler. Tabi bu sözler soğuk savaş döneminde petrol alanında ve batı sermayedarlarının doğu karşısında menfaatlerini sağlama esasınca verilmişti. Suudilerin doktrinindeki değişiklikler, bölgedeki güçlerini kuvvetlendirmek ve Washington’a olan bağımlılıklarını azaltmak için gerçekleşti. Başlarda bu değişiklikler çok iyi bir şekilde uygulandı.
