
Bir heyet başkanlığında bir kaç Afrika ülkesi ziyaretinde bulunan İran İslam Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif, İranofobia projesinin arkasında İsrail ve Suudi Arabistan’ın yer aldığını bildirdi.
İran Dışişleri Bakanı Cevad Zarif, geçtiğimiz Pazar günü Afrika turunun ilk durağı Nijerya’ya gitti.
Zarif Nijerya ziyaretinde bu ülke cumhurbaşkanı, meclis başkanı, dışişleri bakanının yanı sıra diğer bazı yetkilileri ile görüştü. Bu görüşmelerde ikili ilişkilerin geliştirilmesi, terörizme ve radikalizme karşı ortak mücadele verilmesi zarureti gibi konuları görüştü.
Zarifin Afrika ziyaretinin ikinci durağı ise Gana idi. Bu ülke yetkilileri ile de ikili ilişkiler ve bölgesel ve uluslararası meseleler hakkında görüşmelerde bulundu. İran dışişleri bakanı Gana ziyaretinin ardından bugün sabah Gine’ye gitti.
Gana’ya düzenlediği ziyaret çerçevesinde bu ülkede yaşayan İran vatandaşları ile bir araya gelen Zarif, iki ülke arasındaki ilişkilerin geliştirilmesi zaruretini açıklamanın yanı sıra diğer bir takım bölgesel gerçekleri de dile getirdi.
Gana mukimli İranlılara hitaben konuşan Zarif, İranofobia çalışmalarının artık akamete uğradığını ama bu projenin halen çok büyük harcamalarla işgal rejimi İsrail ve Suudi rejimi tarafından sürdürülmekte olduğunu söyledi.
Zarif bu konuşmasında dünyanın artık 37 yıllık bir aradan sonra Vahhabiliğin dünya için gerçek tehdit ve tehlike olduğu sonucuna vardığını belirtti
Konuşmasının bir bölümünde Suudi Arabistan’ın Yemen’de çoluk çocuk, kadın, genç veya yaşlı demeden sivilleri katlettiğini hatırlatan Zarif, “Suudi Arabistan gibi cani bir rejim kendi cinayetlerini örtbas etmek amacıyla İranofobi projesinin hızlandırılmasına finansal destekler veriyor” diye söyledi.
Vahabilik inancının çok tehlikeli olduğunu dile getiren Cevad Zarif, “İki paralel rejim niteliğinde olan Suudi Arabistan ve Siyonist rejiminin ortaklaşa kurdukları planlar kuşkusuz başarısız çıkacaktır” diye konuştu.
Aslında kabilecilik zihniyetiyle hareket eden Suudiler bölgede İran karşısında durmak suretiyle kendilerine üstün bir konum elde etmeye çalışıyorlar. Bunun için de Suudi rejiminin dünyada en fazla askeri harcama yapan dünya ülkeleri içerisinde 4. sırada yer alması pek de yadırganacak bir mesele değil. Ancak Suudiler geçen son üç yıl içinde bu konuda ciddi sorunlarla karşı karşıya bulunmaktalar. Gerek Arabistan içinde ve gerekse bölgesel düzeyde Suudilerle ilgili bir takım gerçeklerin su yüzüne çıkması ve uluslararası alandaki skandalları, artık Suudi hayatın son dönemine yaklaşmakta olduğu gerçeğini göstermektedir.
Suudi Arabistan rejiminin Yemen savaşına çok büyük yatırım yapmasına ve Suriye ve Irak’a karşı savaşta IŞİD ve öteki terör örgütlerinin her açıdan himaye etmesine rağmen bugün bu rejim bölgesel olaylarda asıl kaybeden taraf konumuna gelmiş bulunuyor. Suudi krallığı, İran ile 5+1 ülkeleri arasında imzalanan nükleer anlaşma ve KOEP sonrası Amerika’nın Arabistan ve bölgesel siyasetlerinin değişmesinden derin tedirgindirler. İran ile Amerikanın bölgesel ve uluslararası siyasetleri arasında derin uçurum ve mesafenin bulunmasına rağmen Suudiler yine İran’ın kendi nükleer sorununu çözümlemesi ve uluslararası baskıyı kendi üzerinde atmasından rahatsızlıklarını aleni bir şekilde dile getirmiş ve bu durumu gizlememekteler.
Şimdiye kadar her platform’da Filistin davasından dem vuran Suudi rejiminin işgal rejimi İsrail’e karşı kesinlikle her hangi ciddi bir tutum ve uygulama içinde olmaması ve buna karşılık İran’a karşı düşmanlığı böylesine alenileştirerek ön plana çıkarması ister istemez tüm dünya kamu oyunun dikkatinden kaçmamıştır. Nitekim bugün İran düşmanlığı ve İranofobiayı yayma Suudi rejiminin en önemli dış politikası durumuna gelmiş ve bu durumda İsrail ile birlikte hareket ettiklerini de gizlemeye hacet görmemekteler. Siyonistler ve Suudilerin İran halkının ve devletinin gelişmesi ve kalkınması karşısındaki kaygısı Riyad ve Telavivi aynı platformda bir araya getirmiş ve bu iki rejimin farklı özelliklere sahip olmalarına rağmen aynı hedef doğrultusunda hareket ettiklerini görmekteyiz.
Suudilerin, Bahreyn’de despot Alı Halife yönetimince bu ülke halkının sindirilmesine askeri destek vermesi, Yemen halkını katliam etmek için oluşturduğu sözde koalisyonla birlikte bu ülkeye karşı acımasız bir savaş başlatması artık dünyanın da tepkisine yol açmakta. Öyleki bir çocuk katili olduğu ve işgal rejimi İsrail ile aynı özelliği paylaştığı artık BM gibi uluslararası kurumlarca da doğrulanmış olmasına rağmen bu rejim halen utanmadan, arsızca kendini insan hakları yanlısı, insanların hak ve hürriyetleri taraftarı göstermekten kaçınmıyor. Kendi sorunları dikkatlerden uzak tutmak için de siyonist rejimle birlikte ortak bir proje kapsamında hareket ederek İran İslam Cumhuriyetini sürekli karalamaya çalışmakta ve İran’ın bölge ve dünya için bir tehdit unsuru olduğu safsatasını aşılamaya çalışıyorlar. Ancak bu rejimin patronları da bu projenin artık etkisini yitirdiğini itiraf etmelerine rağmen bu iki halk düşmanı rejimin İran düşmanlığını yayma konusundaki ısrarları bizzat kendi geleceklerine karşı olan kaygı ve korkularından kaynaklanmaktadır.
Nitekim İran dışişleri bakanının da Suudi rejimi ve işgalci siyonist İsrail rejiminin aynı istikamette hareket ettikleri konusundaki son açıklaması artık bu rejimin tüm kirli çamaşırlarının ortaya döküldüğünü ve kendi hamilerinin bile artık onları eskisi gibi desteklemeye cesaret edemediklerini gösteriyor.
