AsyaArabistanİranKuzey Amerika

Çin’in Ortadoğu’daki politik gücünü göstermesi ve Amerika’nın yenilgisi 

İran İslam Cumhuriyeti ile Suudi Arabistan arasındaki ihtilafların çözülmesine dair mutabakatın sağlanması ve Çin’in bu arada arabuluculuk yapması, Pekin hükümetinin bölgesel sorunları çözmede büyük kapasitelere sahip olduğunu gösteriyor.

Bu durum Çin’in bölgesel ve küresel gelişmelerde önemli düzeyde rol üstlenebileceğini de ortaya koydu.

Son yıllarda özellikle ekonomik alanda önemli bir bölgesel konum bulma yolunda yüksek bir yükselişe geçen Çin, tüm Fars Körfezi ülkeleriyle çok iyi ilişkilere sahip ve bölgesel anlaşmazlıkların çözümüne yardımcı olma alanına da ilk adımını atarak, aslında çok büyük politik güç gösterisi adımını da atmış oldu. Siyasi nüfuz alanında aynı zamanda dünyadaki nüfuz alanını genişletme alanında kesinlikle dünya tarafından da önemli bir şekilde karşılanacak bir hasat sayılır. Siyasi konularda uzman olan Li Kan bu hususta şöyle bir değerlendirmede bulunmaktadır: “Amerika ile rekabet halindeki Çin, bölgesel ve uluslararası gelişmeleri etkileme konusunda Amerika’nın Çin hakkındaki birçok baskısını ve iddiasını etkisiz hale getirebilecek çok fazla kapasiteye sahip. Son zamanlarda Amerikalı yetkililer tarafından çokça duyulan, Çin’in bölgesel düzeni ve istikrarı bozma girişimi bu alanda Çin’i en çok rahatsız etmiştir. Çin de bir şekilde siyasi etkisini göstermek zorundadır. ”

Siyasi çevreler açısından Çin’in bölgesel anlaşmazlıkların ve ihtilafların çözümüne yardımcı olması, bu ülkenin ülkeler arasındaki gücünü ve nüfuzunu ve iki komşuyu birbirine yaklaştırma konusunda gerekli yeteneğe sahip olduğunu ve önemli bir uluslararası güç ve kalıcı bir politik ve çok yönlü güç haline gelebileceğini göstermektedir. Çin Uluslararası Örgütlerde de Güvenlik Konseyi üyesi Milletler arasında da önemli rol oynayabileceğini şimdiden göstermiştir.

Bu konu birkaç açıdan önemlidir: Birincisi, Amerika’nın yıkıcı eylemlerine ve müdahalelerine karşı Çin’in gücünün bir nevi gösterilmesi ve komşu ülkelerin kendi ulusal çıkarlarını dikkate alarak bölgesel barış ve istikrarı sağlamlaştırma yolunda ilerleyebilmelerini göstermesidir. İkincisi, Batı çevreleri zaten, Çin’in diplomasi alanında Amerika’ya karşı büyük bir başarı elde ettiğini kabul etmiştir, Amerika’nın gayri meşru çıkarlarını güvence altına almak için bölgede sadece gerginlik yaratma politikası izlediği ispatlanmış ve bu konu komşu ülkeler için de artık tam olarak belli olmuştur.

Uluslararası meseleler uzmanı Behram Cahid şöyle diyor: “Doğu ülkeleri, bölgesel gelişmeleri etkilemek için pek çok kapasiteye sahiptir ve bu kapasiteleri tanımlayarak ve bu yeteneklere güvenerek, küresel barış ve güvenliğin istikrara kavuşturulmasına yardımcı olmada önemli ve etkili bir rol oynayabileceğini artık anlamıştır. Yani bölge ülkeleri çıkarları ve hedefleri doğrultusunda rahatlıkla hareket edebilir ve Batılı ülkelerin müdahalesi olmadan sorunlarının üstesinden gelebilirler.”

Her halükarda İran İslam Cumhuriyeti ile Suudi Arabistan’ın ilişkileri normalleştirme ve büyükelçiliklerini yeniden açma anlaşması, Tahran ve Riyad arasındaki ihtilafları sürdürmelerini ve ihtilafların daha da derinleşmesini isteyen Batı ve özellikle ABD için en kötü şoke edici haber olarak görülebilir. Bu nedenle Siyonist rejim İsrail ve ABD dahil olmak üzere bölgenin ve başta da Fars Körfezi’nin barış ve güvenliğinin düşmanları, bu anlaşmaya ve Çin’in bunu yaratma çabalarına son derece kızgındır. Bu arada Çin, BM Güvenlik Konseyi’nin daimi bir üyesi olarak, barışçıl önlemleri destekleyerek dünya barışının kurulmasına ve istikrara kavuşturulmasına yardımcı olabileceğini ve Amerika’nın gerilim yaratma politikalarının çoğunu etkisiz hale getirebileceğini pratikte gösterdi.

Başa dön tuşu
Bugün 15 Ekim 2026 (28) içerik yüklenmiştir.