
Bir süredir, Suudiler’e bağlı siyasi çevreler, Suudi Arabistan’a yönelik eleştirilerden kamuoyunun dikkatini uzaklaştırmak amacıyla İran’a yönelik suçlamalarda bulunmakla uğraşıyor.
“İran bölge ülkelerinin iç işlerine karışıyor” veya “İran, Fars Körfezi’ndeki adaları işgal etmiş” gibi bayatlanmış ve tekrardan ibaren olan iddialar, bu suçlamalar ve sansasyonel propagandaların odağında yer almaktadır.
Fars Körfezi İşbirliği Konseyi’nin son toplantısında yine sürpriz olmadı ve bu konsey kalıplaşmış bildirisinin bir bölümünde İran’a ait “Büyük Tonb”, “Küçük Tonb” ve “Bu Musa” adaları üzerinde BAE’nin hakkı olduğu temelsiz iddia tekrarlandı.
Tarih boyunca, Büyük Tonb, Küçük Tonb ve Bu Musa adaları, her daim İran’ın toprak bütünlüğü ve egemenliğinin bir parçası olmuştur.
Bir çok tarihi belgeler, atlaslar ve haritaların, adaların İran’ın tartışılamaz ve ayrılmaz bir parçası olduğunu bariz biçimde kanıtlar ve 1832, 1892 ve 1897 yıllarına ait haritalar dahil farklı belgeler, İran’ın bu adalar üzerindeki egemenliğine vurgu yaparken, Suudi Arabistan’a bağlı çevreler, yine de bu adalar hakkında temelsiz iddialarda bulunmaya devam ediyor.
Bu bağlamdaki iddiaların 30 yıldan fazla bir geçmişi var; bu yıllarda, Fars Körfezi İşbirliği Konseyi, Arap Birliği veya BM Genel Kurulu gibi toplantılar ve oturumlarda İran’a karşı temelsiz iddialar, sansasyonel hal almıştır.
Fars Körfezi tarihinin tahrif edilmesi, tarihi geçmiş ve bayatlanmış bir konu haline gelmesine ve İran’ın toprak bütünlüğü hakkındaki dayanaksız iddiaların tekrarlanması, içerik olarak hiçbir değer ve anlamı olmamasına rağmen, İran’a yönelik bu türden iddiaların yoğun şekilde gündeme getirilmesinden amacın Suudi Arabistan’a yönelik baskıların üzerine gölge düşürmek olduğu bir açıdan söylenebilir.
Hatırlanacağı üzere, İran ile 5+1 grubu arasında nükleer anlaşmasının sağlanması ve bu anlaşmanın yürürlüğe girmesinin ardından Suudi Arabistan’ın liderliğindeki Fars Körfezi kıyısındaki bazı Arap ülkeleri, nükleer konuda İran’a karşı karalama fırsatı ve ortamını kaybettikten sonra, şimdi, başka yollardan İranofobi politikalarını takip etmeye çalışıyorlar.
İzlenimler ve yaşanan gelişmeler, bu sansasyonel propagandanın, şu an klişenmiş kabuğundan çıktığını, Fars Körfezi gibi jeopolitik bir bölge havzasında, bölgesel ve uluslararası ilgi ve rekabetlerin odağında yer aldığını gösteriyor.
Batı Asya’da siyasi ve askeri denklemleri alt üst olmaktayken ve Suudi Arabistan’ın bölgedeki askeri müdahalesinin stratejik yenilgisinden kaynaklanan endişeler, Riyad’ın müttefiklerini, yeni bir tutum takip etmeye sevkederken, söz konusu çevreler, İran için güvenlik sorunları oluşturmak amacıyla iddia türünden girişimlere yönelmiştir.
Bu gerilimlerin kaynağı kuşkusuz, Suudi Arabistan’ın işbirliğiyle bölge dışı güçlerin çıkar ve hedefleridir.
İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Sekreteri “Ali Şemhani”, Salı günü ülkenin güneyinde yer alan Kiş adasında yaptığı bir açıklamada, Fars Körfezi kıyısındaki bazı ülkelerin İran’ın 3 adasıyla ile ilgili temelsiz iddialarına kararlı ve kesin karşılık verilmesini, İran halkının talebi olduğunu vurguladı.
Şemhani, söz konusu 3 adanın İran İslam Cumhuriyeti topraklarının ayrılmaz bir bölümü olduğunu ifade ederek, hangi görüş ve inanç sahibi olursa olsun İran halkının ülke topraklarına uzatılan her türlü tamahkar eli kesmeye hazır olduğunu kaydetti.
Evet, İranlı yetkililer Fars Körfezi’ndeki 3 ada hakkında, belli hedeflerden dolayı gündeme getirilen iddiaları reddederek, bu adaların İslami İran’ın ayrılmaz bir parçası olduğunu vurgularken İran halkı da bu bağlamda hükümetin izlediği politikayı desteklemektedir.
