Ehl-i Beytİslam

İmam Hadi(as)’nin dünyaya gelişi

İmam Hadi (a.s.) Hicri 212 yılının Zilhicce ayının ortasında dünyaya gelmiştir. İmam Hadi(a.s.), alim, fakih, emin, ve tayyip gibi lakaplarla meşhurdur.

Hz. Ali b. Muhammed (a.s.) Ehl-i Beyt’in onuncu İmamı ve lakabı da Hâdi’dir. İmam Hâdi (a.s.) hicri 212[1] yılının Zilhicce ayının ortasında dünyaya gelmiştir. Başka bir rivayete göre ise hicri 214 yılında[2] gözlerini dünyaya açmıştır. İmam Hâdi (a.s.) ve değerli oğlu İmam Hasan b. Ali (a.s.) “Askeriyeyn” diye meşhur olmuşlardır.[3] Çünkü Beni Abbas halifeleri 233 yılından, bereketli ömürlerinin sonuna kadar onları “Samirra” (Asker)da göz altında tutmuşlardır.

İmam Hâdi’nin (a.s.) mübarek künyesi ise Eb’ul Hasan’dır. İmam Kâzım (a.s.) ve İmam Rıza’nın (a.s.) da lakapları Eb’ul Hasan olduğundan herhangi bir yanlışlık olmasın diye İmam Kâzım’a (a.s.) Eb’ul Hasan-ı Evvel, İmam Rıza’ya (a.s.) Eb’ul Hasan-ı Sani ve İmam Hâdi’ye (a.s.) de Eb’ul Hasan-ı Salis veya Eb’ul Hasan-ı Mazi denilmiştir.

İmam Hâdi’nin (a.s.) annesi Samane adında bir Ümmü Veled (cariye) ve Mağrib ahalisinden idi. İbn-i Sabbağ-ı Maliki’nin rivayetine göre İmam Hâdi’nin (a.s.) yüzüğüne “Allahü Rabbi ve hüve ismeti min halkihi” cümlesi yazılıydı.[4]

İmam Hâdi (a.s.) 254 yılının Recep ayında, yani yirmi yıl dokuz ay Samirra’da yaşadıktan sonra dünyadan göçmüştür.[5] O dönemde, on üçüncü Abbasi halifesi Mu’tazz hilafet tahtındaydı. Şehr Aşub O Hazretin tabii eceliyle dünyadan gitmediğini nakletmiş ve bu hususta –Abbasi halifesi Mutamid’in O’nu zehirlettiğine dair- İbn-i Babeveyh’den bir rivayet nakletmiştir.[6] Mutamid’in 255 yılında, yani O Hazretin şehadetinden takriben bir yıl sonra halife olduğu ortadadır. Her halükarda O Hazretin zehirletildiği ve şehid edildiği tarihte mevcuttur. Ancak çoğu tarihçiler bu konuya ya asla değinmemiş ya da değinmişse de onu diğer görüşler karşısında bir görüş olarak telakki etmişlerdir. Mes’udi ve Sıbt İbni Cevzi, O Hazretin zehirletilmesini ve şehid edilmesini bir rivayet olarak belirtmişlerdir.[7] Fakat zamanın zalim ve diktatörlerinin, Ebu Talib evlatlarına, özellikle de onların büyüklüklerine ve Ehl-i Beyt İmamlarına karşı güttükleri kin ve düşmanlık nazara alındığında ve de İmam Hâdi’nin (a.s.) uzun bir süre zorla Samirra’da tutulduktan sonra kırk dört yaşında vefat ettiğine ve vefat etmesine sebep olan herhangi bir cismi hastalığın tarihte mevcut olmadığına dikkat ettiğimizde –İmam’ın zehirletilmesi ve şehid edilmesi hususundaki- rivayetin sahih olma olasılığı büyük bir ölçüde güçlenmektedir.

İMAM HÂDİ’NİN (a.s.) İMAMETİ

İmam Cevad (a.s.) 220 yılında şehid olduktan sonra, henüz altı yaşında olan İmam Hâdi (a.s.) imamete erişti. Şeyh Müfid ve Navbahti’nin yazdığına göre, İmam Cevad’ın (a.s.) birkaç kişi hariç, diğerlerinin tümü İmam Hâdi’nin (a.s.) imametini kabul ettiler. İmam Hâdi’nin (a.s.) imametini kabul etmeyen az bir grup ise sadece kısa bir süre için Musa b. Muhammed’in[8] (ölümü, 296) imametine inandılar ama bir süre geçtikten sonra onun imametinden yüz çevirip İmam Hâdi’nin (a.s.) imametini kabul ettiler.[9] Sa’d b. Abdullah, onların İmam Hâdi’ye (a.s.) dönmelerine sebep olarak, Musa’nın kendisinin onlardan bizar olmasını ve onları kendi etrafından kovmasını göstermiştir.[10]

Taberi ve İbn-i Şehr Aşub açısından, İmam Hâdi’nin (a.s.) imameti hususunda icma etmelerinin kendisi O Hazretin imametini teyit eden, doğrulayan ve şüphe götürmeyen sağlam bir delildir.[11] Bununla birlikte merhum Kuleyni ve diğer alimler O Hazretin imametiyle ilgili nassları sıralamışlardır. Bazı rivayetlerden anlaşılıyor ki İmam Cevad (a.s.) Mutasım tarafından Bağdat’a çağrıldığında –bunun bir tehdit olduğunu ve tehlikeli olacağını sezince- İmam Hâdi’yi (a.s.) kendi yerine İmam tayin etti[12] ve hatta kendinden sonra, bu hususta herhangi bir şüphe bırakmamak için O Hazretin imameti hakkında yazılı bir belge da bıraktı.[13] ———————————————————————–
[1] Usul-u Kafi, c: 1, s: 497. İrşad (Şeyh Müfid), s: 327. Tahzib, c: 6, s: 92. el-Kamil (İbn-i Esir), c: 7, s: 189.
[2] Tarihi Bağdat, c: 12, s: 57. Müsned’ül İmam’il Hadi, s: 13-14.
[3] Yafii “Mir’at-ül Cinan, c: 1, s: 160″da bu söze değinerek Samira’nın Asker diye meşhur olmasının sebebini, Mutasım’ın ordusuyla birlikte oraya intikal etmesi olarak bilmiştir. Tezkiret’ül Havas, s: 359. Maan’il Ahbar, s: 65.
[4] Fusul’u Mühimme, s: 227.
[5] Tarih-i Bağdat, c: 12, s: 56.
[6] Menakib, c: 2, s: 442. Müsned’ül İman’il Hâdi, s: 56. Menakib’den naklen.
[7] Muruc’uz Zaheb, c: 4, s: 86. Tezkiret’ül Havas, s: 362. Fusul’ul Muhimme, s: 283.
[8] Mirza Hüseyin Nuri, Musa hakkında yazmış olduğu bir risalede onu şiddetle savunmuştur.
[9] Fırak-uş Şia, s: 91-92. Fusul’ul Muhtare, s: 257.
[10] El-Makalat vel-Fırak, s: 99.
[11] A’lam-ül Vera, s: 333. Menakib, c: 2, s: 443. Müsned’ül İmam’il Hadi, s: 20.
[12] Usul-u Kafi, c: 1, s: 325. Bihar’ül Envar, c: 50, s: 118-123. Müsned’ül İmam’il Hâdi, s: 18-22.
[13] Usul-u Kafi, c: 1, s: 325. Bihar’ul Envar, c: 50, s: 118-123. Müsned’ül İmam’il Hâdi, s: 18-22

Başa dön tuşu
Kapalı
Bugün 12 Kasım 2019 (35) içerik yüklenmiştir.